E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

FATİH YILMAZ

KAPAK;

MİLLİYETÇİLİK AKIMLARININ

OSMANLININ PARÇALAMASINDAKİ ROLÜ 

Osmanlıların beylik döneminden itibaren sürekli gözlediği Batıda, yani Avrupa kıtasında neler oluyordu? XIV. Yüzyılda Orta çağ zihniyetine ait geleneksel değerlere karşı yeni bir sosyo-kültürel dalganın ortaya çıkmaya başladığı Avrupa, dünya tarihi için çok önemli gelişmelerin yaşandığı bir kıta olma yolundadır.

Bir tarafta Rönesans, Reform ve öteki oluşumlarla modern dünyaya ulaşan Batı medeniyeti toprakları, diğer tarafta eskiye ait Bizans bölgelerini fethederek İslamî bir devlet ve dini bir hayat tarzının geçerli olduğu topraklar.

Osmanlı coğrafyası bu kutuplaşmanın çok bariz ve sürekli yaşandığı bölgedir. Osmanlılar kendilerini İslam dinin temsilcisi olarak gördükleri için, ele geçirilen topraklarda kendi medeniyetlerini hayata geçiriyorlardı. Fütuhatla birlikte kurulan müesseseler ve tanzim edilen toplumsal hayat sayesinde İslam dini kendi tabii seyri içerisinde bir sosyo-kültürel gelişmeyle yaygınlaşıyordu. Batılı da bunu hiç istemiyor ve hazmedemiyordu.

XV. yüzyılda Avrupalılar kıtalarında Hıristiyanlıktan başka bir dine tahammüllerinin olmadığını ya da başka bir deyişle kendi değerlerine güvensizliklerini, kıtanın öteki ucunda, İspanya’da katliamlarla ve İslam medeniyetine ait ne varsa tahrip ederek gösteriyorlardı. Aynı zaman dilimindeyse Osmanlılar, Balkanlardan Avrupa içlerine kadar girerek İslam medeniyetinin unsurlarını buralara taşıyorlardı. Kendi dışındakilere karşı Batı medeniyetinin cevabı olarak algılayabileceğimiz katliamlar Avrupa tarihinin bugüne kadar uzanan tarihinde ne kadar yer tutarsa, Osmanlı tarihinde de kendine güvenmekten ileri gelen hoşgörü o kadar yer tutar.

Hilal sembolüyle İslam coğrafyası arasındaki metaforik ilişki Osmanlı ve bugünkü Türk toplumu için ayrı bir anlama sahiptir. Osmanlı coğrafyasının temel özelliği Batı ile sınır olmasıysa, Osmanlı kimliğinin karakteristik özelliğinin de Batı medeniyetiyle yaşanan “karşılama ve meydan okuma” jeopolitiği olduğu söylenebilir.

Batı medeniyeti zulüm ve gözyaşı üzerine kurulmuştur. Avrupa’nın geçmişine şöyle bir göz attığımızda şiddet, vahşet, kan ve gözyaşını görürüz. Kendi içinde iç savaşlar, ırk ve mezhep kavgaları yüzyıllarca devam etmiştir. Bunun geçmiş yüzyıllarda sayısız örnekleri olduğu gibi yakın tarihimizde, Sırpların müslüman Boşnaklara yaptığı zulüm hiçbir zaman unutulacak gibi değildir.

Fransız ihtilalinin en önemli sonucu, milliyetçilik ilkesidir. Düşman ordularının Fransa’ya saldırması Fransızları birleştirdi. Onların milliyetçilik ve vatanseverlik duygularını güçlendirdi. Fransızlar milliyetçiliği yani her milletin kendi kendini yönetmesi ve bağımsız olması ilkesini bütün Avrupa’ya yaydılar. Bu durum en çok imparatorlukları etkiledi. Çünkü yönetimleri altında bulunan çeşitli milletler, milliyetçilik ilkesine göre ayrı ayrı devletler kuracaklardı.

Çok uluslu bir devlet olan Osmanlı Devleti de elbette bu akımlardan etkilendi. Çünkü Osmanlı Devleti’ne bağlı Yunanlılar da Fransız ihtilalinin etkisi altında kalmışlardı. Daha doğrusu bırakılmışlardı. Rusya ve Avrupa devletlerinin kışkırtmaları ile birlikte Etnik-i Eterya cemiyetinin çalışmaları sonucu Yunanlılar Osmanlı Devletine karşı harekete geçtiler. Etnik-i Eterya cemiyetinin amacı Bizans imparatorluğunu yeniden kurmaktı. Tepedelenli Ali Paşa’nın Osmanlı yönetimine isyan etmesini fırsat bilen Yunanlılar ayaklandılar. Eflak’da başlayan bu ayaklanma kısa sürede bastırıldı.

İkinci isyan Mora’da çıktı. Kavalalı Mehmet Ali Paşa oğlu İbrahim Paşa komutasındaki kuvvetli bir ordu ve donanmayı Mora’ya gönderdi ve isyanın bastırılması Avrupa’da büyük üzüntüye sebep oldu.

Ancak bunların arkası geldi ve Avrupa devletlerinin Yunanlılara yoğun desteği  ve Osmanlıya aşırı baskıları ile Yunanistan Osmanlıdan bağımsızlığını ilan eden ilk ülke oldu.

1878’de uluslararası gündem; hasta adam denilen Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması ve yıkılan İmparatorluk içerisinde Avrupalı devletlere bağlı irili ufaklı devletlerin kurulması üzerine kurulmuştu. Zira 1821 Mora isyanı ile başlayan ve Yunanistan’ın uluslararası bir çözüm sonrasında Avrupalılar tarafından devlet haline getirilerek Osmanlı İmparatorluğundan koparılması ile denenen yöntem artık imparatorluk içerisindeki bütün azınlıklara uygulanacak ve imparatorluk bu şekilde dağıtılarak şark meselesi çözümlenecekti.

Bu yöntem; Yunanistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1830 yılından itibaren, derhal uygulanmaya başladı. Yöntem çok basitti. Önce bir azınlık grubun hakları bahane edilerek uluslararası vesayet altına alınıyor, bu azınlıklara reform yapması dikte ettiriliyor; bilahare azınlık grubun bağımsızlık istekleri doğrultusunda isyanlar çıkarılması sağlanıyor, Osmanlı bu isyanları bastırmak için kuvvet kullanmaya başlayınca derhal Avrupalı devletler müdahale ediyorlar, isyancılar önce özerklik daha sonra da bağımsızlıkla mükâfatlandırılıyor ve bu şekilde Avrupalı devletler Osmanlı devleti ile direkt olarak savaşmadan, imparatorluğun küçülmesini sağlıyorlardı. Bunun yanında İmparatorluğun uzak olduğu eyaletlere müdahale şansı olmadığından buraları da kolayca işgal ediyor ve imparatorluğu adım adım parçalıyorlardı.

Bu çerçevede elden çıkan devletler şunlardı; Yunanistan, Sırbistan, Karadağ, Bulgaristan, Romanya, Arnavutluk, Tunus, Fas, Cezayir, Libya, Mısır ve Kıbrıs. Avrupa’nın bu politikası On dokuzuncu yüzyıl boyunca Osmanlının Avrupa ve Afrika’daki topraklarında başarılı olmuştur.

Aynı metodu şimdi de Türkiye’de ve uygun buldukları İslam coğrafyalarında deniyorlar. Maalesef gafil müslümanlar sebebiyle de çok kere başarılı oluyorlar. Asabiyetin kesin olarak yasaklandığı bir dinin mesupları nasıl oluyor da bu tuzağa düşüyor ibret vericidir.

Tarihi birbiri ile kavga halinde geçmiş Avrupalılar birlik oluştururken, 53 eyaletten ve pek çok ırktan oluşan Amerika birliğini teminde problem çekmezken İslam dünyasına ayrışmayı telkin ediyorlar, aynı dinden, aynı dilden hatta aynı ırktan insanların sadece mezhep farkı sebebiyle ayrı devletçikler kurması gerektiği zokasını yutturuyorlar. Bu zokayı da aklı başında zannettiğimiz pek çok müslüman yutuyor.

Ne kadar yazık.

Kaynak:

1- A’dan Z’ye Kültür Ansiklopedisi, c:1

2- A’dan Z’ye Kültür Ansiklopedisi, c:2

3- Osmanlı Ansiklopedisi, c:2, s: 132

4- İnfal Ermeni Dosyası, 29 Eylül 2000

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.