E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ALİ ÖZKANLI

KAPAK;

Çağların Sinsi Hastalığı: IRKÇILIK 

Irkçılık toplumları tehdit eden büyük bir hastalıktır. Çağlar boyu insanlar bu baş belasından bir türlü yakalarını kurtaramamıştır. Bundan kurtuluşun tek çaresi İslam kardeşliğindedir. İnsanları bir arada tutan, birbirine karşı en güzel sevgi ve saygıyı sağlayan, birbirine yaklaştırıp kaynaştıran, adeta bir tutkal görevi yapan İslam kardeşliği varken, sevgisizliğe, kavgaya sebep olacak olan ırkçılık fırsat bulundukça hortlatılmak istenmektedir? Bunun sebebine baktığımızda; bundan çıkarı olan veya çıkar uman iç ve dış güçlerdir. Ve bunların bir takım maşalar kullandığını da biliyoruz.

 Irkçılık, tarih boyunca insanların huzurunu, birlik ve beraberliğini bozan, parçalanma ve bölünmelere sebep olan baş belası olagelmiştir. Irkçılık, insanlık tarihi içinde uzun bir geçmişe sahiptir. Bu tarih milattan önceki çağlara kadar uzanmaktadır. Eski Yunan, Roma ve Mısır toplumlarında egemen uluslar, kendilerinin doğal üstünlüklerine inanırlardı. Kendilerinden olmayan ulusları ikinci sınıf insan, dolayısıyla köle ve hizmetçi olarak yaratılmış topluluklar olarak değerlendirirlerdi. İsrail oğullarında olduğu gibi kimi toplumlarda ırkçılık dînî bir özellik kazanmıştır. Yahudiler kendilerinin seçilmiş olduklarına inandıklarından, son peygamber kendi ırklarından olmadığı için peygamberimizi kabul etmemişlerdi.

 Irkçılığın tanımlarına bir göz atacak olursak;

* Irk esasını kabul eden, ırk davası güden, mensup olduğu ırkı diğer ırklardan üstün gören, topluluğu teşkil eden esasın ırk olduğunu benimseyen görüş.(1)

* Kendi akraba, vatan din ve milliyetini aşırı derecede kayırma gayreti, şovenlik.(2)

* Sosyal grupların kalıtımla geçen bedenî özellikler ve bu farklılıkların onlar arasındaki statü ve ilişkinin belirleyicisi olması gerektiğini iddia eden akım.(3)

* Belli bir ırkın doğal üstünlüğünü savunan teori ve görüş.(4)

* Bir ırkı diğer ırklardan üstün görerek, bu üstün ırkın mensuplarının diğer ırktan olanlara göre daha fazla haklara sahip olması gerektiğini savunan görüşe ırkçılık denmektedir.(5)

Irkçı ideolojiye göre; insanları birbirine bağlayan duygular millet olmak, aynı kültürü paylaşmak, aynı dili konuşmak, aynı dine sahip olmak değil; ırk ve kan birliğine sahip olmaktır. Bu ideolojiye göre insanları birbirinden ayıran tek fark ırktır. Kendi ırkından olanlar kusurlu da olsa onurlu, kendi ırkından olmayanlar onurlu da olsa hakir görülmektedir.

Irkçılık hiçbir yönden savunulamayacak kadar insan şeref ve haysiyetine kasteden, parçalayıcı, bölücü ve çağdışı bir görüştür. Irkçılık kültürel, etnik, dile bağlı, psikolojik nitelikler taşıyan bir kavram değildir. Irkçılar kendilerine biyolojik, genetik ve antropolojik bir temel ararken arî ırk, genetik kalite, saf kan gibi teorilerle biyoloji, genetik ve antropoloji ile ters düşmüşlerdir. Bu anlamda ırkçılık aldatmacadan ve safsatadan başka bir şey değildir.

Genetik bilimine göre insanların ırkları, renkleri ve psikolojik yapıları, üreme hücrelerinde bulunan kromozom yapıları üzerindeki değerlere bağlı olarak değişmekte ve farklılık göstermektedir. Genotipin oluşmasında insanın hiçbir etkisi olmamaktadır. Değişik ırklara ve renklere ayrılmalarına rağmen bütün insanlar farklı genetik yapıya sahiptirler fakat aynı gelişim devrelerinden geçerek olgunlaşırlar.

İslam dini insanların farklı ırklardan geldiğini kabul eder. Fakat bunun insanlar arasındaki ilişkilerde belirleyici rol oynamasını kabul etmez. Çeşitli ırkların varlığı Allah’ın kudret ve ilminin bir işareti olarak yorumlanır. Bu yorum, ırklar arasında kurulması öngörülen barışçı ve eşitlikçi düzenin inanca dayalı ahlâki temelini oluşturur. İslam, ırk ayırımı gözetmeksizin yeryüzünde halife olarak yaratıldığını bildirdiği her insanı dünya ve ahiret mutluluğuna çağırır. Dil ve renk ayrılığı ile sosyal farklılaşma bir problem değil, ilahi rahmetin eseri olan bir nimet ve O’nun ilim ve gücünün bir işaretidir.

Yüce Rabbimiz Hucurat Suresi 13. ayetinde şöyle buyuruyor:

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki, Allah katında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.”

Diğer bir ayet-i kerimede,

“Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin çeşitli olması da onun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır”(Rum 22) buyrularak insanların farklı yaratılışına işaret edilmiştir.

Kâinattaki bu farklılık Rabbimizin yüce hikmetlerindendir. Yeryüzünde tek bir renk olsun, tek bir şekil olsun, her şey tek tip olsun diye düşünebilir miyiz? Bütün insanlar aynı özellikleri taşısın, aynı beceride olsun, aynı şeylerden zevk alsın diyebilir miyiz? Farklılıklar bir çeşit zenginlik ve ilâhî bir armağandır. (6)

Sahabe döneminde Ebû Zer el-Gıfarî hazretleri, bir kızgınlık anında Bilâl-i Habeşî hazretlerine siyah kadının oğlu diye hakaret ediyor. Daha sonra hatasını anlayarak Hz. Bilal’in kapısının önüne yatarak başını yerlere koyuyor. Hz. Bilâl yüzüme basmadan buradan kalkmayacağım diyor. Hz. Bilâl yerden Hz. Ebû Zer’i kaldırarak bu yüz basılmaya değil, öpülmeye layıktır diyerek onu affediyor.

Hac vazifesini yaparken zenci birini görünce yüzünü ekşiten adama, dilini bilen birinin aracılığı ile zencinin; “Bana yüzünü ekşiterek bakana sor bakalım, boyayı mı, yoksa boyayanı mı beğenmemiş?” diyor. Bu soru suratımıza bir tokat gibi patladı değil mi? Ne diyor Hak dostu Yunus Emre:

“Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü.”

Her insan aslında bir çiçek değil midir? Güneşin her çiçeğin başını okşadığı, her yüze güldüğü gibi bizler de her insanın başını okşamalı, yüzüne gülmeliyiz değil mi? Eğer böyle yaparsak o zaman insanlar, güne bakan çiçekler gibi yüzünü aydınlığa dönecektir.

Hangi çocuk narin, pembe yapraklı, ince nakışlı bir orkideden daha az hassas ve daha kıymetsizdir? Bir çocuğun doğuştan değersiz olduğunu kim söyleyebilir?

Tek çiçeği kendi bahçesinde, herkesi kendi renginde düşünmek ne kadar doğrudur? Kim böyle bir hakkı, hangi gerekçe ile kendinde görebilir? Kime dünyaya gelirken kendisinin torpilli olduğu, başkalarına merhamet edilmediği söylenmiştir? Yüzünde parıltılar saçan bir işaret, yüzünde ilahi kudretten bir nakış taşımayan hangi çiçek vardır ki?

Yaratılana tahammül edememek, kibirlenerek çiçeğe hor ve hakir bir bakış, Yaratanın yaptığını çirkin görüp, tenkit etmek kimin haddinedir?

Onlar yaratılırken, dünyaya gözlerini açarken size mi sorulacak, sizden mi izin alınacaktı?

Sizin gibi olmayan, sizin gibi düşünmeyen, size benzemeyen çiçeklerin nefesleri mi kesilmeli? Suları mı kurutulmalı? Vücutları mı yok edilmeli? Ne dersiniz? Aynı anadan doğmaya önem verenler, aynı sanatkârın eseri olmaya niçin önem veremezler acaba? O daha değerli, daha kıymetli değil midir?

Toplumda esas olan İslam kardeşliğidir. Bu kardeşliğini zedeleyecek, müslümanlar arasında soğukluk ve düşmanlığa sebep olacak, İslâm’a uymayan söz ve davranışlardan şiddetle kaçınmak gerekir. Farklılıkları ön plana çıkarmadan, farklılığı bir zenginlik olarak görüp, hoşgörü ile davranmalıdır. İslam kardeşliğini bozacak davranışlarda bulunan fanatik kişilere, taassup sahiplerine itibar edilmemelidir. Din kardeşliği soy kardeşliğinden önce gelmektedir. Bunun için Yüce Rabbimiz gerçek kardeşliği İslam kardeşliği olarak belirtmiştir. İslam’a düşman olan anne-baba bir kardeşimiz de olsa, onu asla din kardeşimize tercih edemeyiz. Tabiatımız onu istese bile dinimiz bu duygumuzun önüne geçerek gereği olanı tercih etmeliyiz. Din kardeşliği şemsiyesi bütün müslümanları içine almaktadır.

Irkçılık, bilgisizlik, eğitimsizlik, ölçüsüzlük, amaç ile aracı birbirine karıştırmak, uzak görüşlü olmamaktan kaynaklanmaktadır. Müslümanlar birbirinin kıymetini bilip, birbirlerinin hakkına riayet etmelidir. Fitnecilere, vatan ve millet düşmanlarına asla fırsat verilmemelidir. Müslümanlar birbirlerinin velisi, dostu ve kardeşidir. Bu kardeşliği bozacak her türlü söz ve davranışlardan uzak durmalı, farklılıklarımızı düşmanlık ve kavga sebebi yapmamalıyız.

Yüce Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim Hucurât Suresi 10. ayetinde;

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” buyurmaktadır.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem de bir hadis-i şeriflerinde:

“Sizden biriniz kendisi için sevdiği bir şeyi müslüman kardeşi için de sevmedikçe tam iman etmiş olmaz” buyurmuştur.

İslamiyet üstünlük iddialarının temelsiz olduğunu ortaya koymuş, tüm insanların Hz. Âdem aleyhisselam ile Hz. Havva’dan yaratıldığını söylemiştir. İnsanların ırklara, kabilelere ayrılması da onların tanışmaları ve yardımlaşmaları amacına bağlanmıştır. İnsanların üstünlükleri inanç ve yaşama biçimlerine bağlıdır. Kim Allah’ın emirlerine uyar, yasaklarından kaçınırsa o insan daha üstündür. Aynı inanç çerçevesinde birleşen insanlar kan bağları olmasa da kardeştirler. Buna karşılık aynı inancın paylaşılmaması durumunda baba ile oğul arasında bile bir yakınlıktan söz edilemez. İman etmediği için babasının çağrısına uymayan Hz. Nuh aleyhisselamın oğlunun ailesinden sayılmadığı Hûd suresinin 46. ayetinde belirtilmektedir.

Aynı inancı paylaşan müminler küfrü tercih etmeleri durumunda ne babalarını, ne de kardeşlerini velî edinebilirler. Tevbe Sûresinin 23. ayeti buna işaret etmektedir. Mücadele Sûresi 22. âyeti kerimede:

“Allah’a ve âhiret gününe inanan bir toplumun  -babaları, oğulları, kardeşleri yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin…”  diye buyurulmuştur.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor:

“Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem’de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar babaları ve dedeleri ile övünmekten vazgeçsinler. Çünkü onlar Allah nazarında küçük bir karıncadan daha değersizdirler.” (Tirmizî)

“Allah kıyamet günü sizin soyunuzdan sopunuzdan sormayacaktır. Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız kötülüklerden en çok sakınanınızdır.” (Müslim, Birr 33)

“Allah sizin mallarınıza ve şekillerinize bakmaz, fakat o sizin kalplerinize ve amellerinize (eylemlerinize) bakar.” (İbn-i Mâce, Zühd 9)

İslamiyet getirdiği evrensel kardeşlik ilkesiyle cahiliye döneminde şiddetle hüküm süren ırkçılık âdetini yok etti. Romalı Süheyb, Habeşli Bilal, İranlı Selman ile Arap Ebubekir’i bir gördü, onları İslam kardeşliğinde birleştirip kaynaştırdı.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

“…Kim kör bir sancak altında savaşır, asabiyet dolayısıyla öfkelenir, asabiyete çağırır veya yardım eder de bu halde iken öldürülürse, ölümü cahiliye ölümü olur.” (Müslim, İmare 53) buyurmaktadır.

Irkçılık (asabiyet, kavmiyetçilik, şovenistlik) kör taassuptur. Haklı haksız olduğuna bakmaksızın kişinin kendi kavmine arka çıkması ve haksız olmasına rağmen körü körüne onu desteklemesidir. Kişinin kendi kavmini sevmesi asabiyet değildir.

İnsanların farklılıklarının karşılıklı tanışmaya ve oradan hareketle Allah’ı tanımaya vesile olması amaçlanmıştır. Kişisel ve sosyal farklılaşmanın getirdiği özellikler birer üstünlük kaynağı olarak görülemez. Üstünlük iradî olmayan tabii özelliklerde değil, iradî olan dini ve ahlâkî duyarlılıkla, bunun ürünü olan güzel işlerde aranmalıdır. Allah haksız yere üstünlük taslayanların cezalandırılacağını haber verir. (Kasas Suresi ayet: 83–84)

Kehf Suresi 30. ayetinde insanların ancak kendi yaptıklarının karşılığını elde edebilecekleri, Allah’ın insanların ırk ve benzeri özelliklerine göre değil, inanç ve davranışlarına bakacağı, mükâfatlandıracağı veya cezalandıracağı belirtilmektedir.

İnsanların kendi yaptıklarına dayanmayan bir özellikten dolayı onlara karşı olumsuz bir tutum içine girmenin bir iftira ve apaçık günah olduğu Ahzab suresinin 58. ayetinde belirtilmektedir.

Yine Rabbimiz Kehf suresinin 28. ayetinde, sosyal statüde sınıf ayrılığı sistemini reddetmiş ve eşitliği temel prensip olarak kabul etmiştir. İslam, insana her türlü düşünceye dayalı seçimler yapma imkânı getirmiş, insanların atalarının ve ırkının körü körüne takipçisi olmasının önüne geçilmesini istemiştir. İnsanlar arasında ırk, renk, cinsiyet ve coğrafya farklılığı gibi fiziksel sebeplere bağlı bir değer ölçüsünden söz edilemez. Sadece takvaya bağlı olarak ruhlar arasında derece farkı olabilir. Ancak bu türlü fazilet de sosyo-ekonomik ilişkilerde bir üstünlük hakkı tanımaz. Takvanın mükâfatı ahirette alınacaktır.

Ülkemizin Karadeniz, Güneydoğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerinde görev yapmış, değişik bölgelerdeki sosyo-ekonomik ve kültür faklılığındaki insanlarla birlikte yaşamış biri olarak gözlemlerime dayanarak şunları söyleyebilirim: Her ne şekilde farklılık olursa olsun, farklılıkları bir zenginliğimiz olarak gördüm. Uzun süre birlikte yaşadığım insanlarla etle tırnak gibi birbirimize yakın olduk. Birbirimizi sevip saydık. Bizleri bir arada tutan şeyin İslam kardeşliği olduğu bilinciyle yaşadık. İlişkilerimiz en iyi şekilde sürdü. Endişeyle başladığım yerlerden ağlayarak ayrıldım. İslam şemsiyesi altında yaşayan insanların aralarındaki farklılıkları hiçbir zaman sorun yapmadıklarına şahit oldum. Farklılıkları sorun yapanlar iç ve dış düşmanlarımızdır. Gördüm ki ırkçılık, bu ülkenin kalkınmasını, gelişmesini, huzur ve refah içinde yaşamasını istemeyenlerin şemsiyesidir ve zırhıdır. Hani bir söz vardır: “Bizim dana eve gelecek ama köyün çocukları rahat bırakmıyor” derler. Bu ülkedeki, Türkü, Kürdü, Çerkezi, Sünnisi ve Alevisiyle insanımız bir arada yaşamakta, farklı dil, gelenek ve görenekleri sorun etmemektedir.

Değişik etnik kökenden gelen insanlarla birlikte yaşadım, evimi ve aşımı paylaştım. Karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü çerçevesinde iyi ve güzel günlerimiz oldu. İslam kardeşliği içinde hiçbir sorun yaşamadık. Çünkü İslam kardeşliği, bir tutkal gibi insanları kaynaştıran ve yapıştıran güçlü bir kimyaya sahiptir.

İnsanlar arasındaki soy ve cinsiyet farklılıklarını alay konusu yapmak ve insanları aşağılamak, yaratılıştaki hikmeti görememektir. Kuran-ı Kerim, müslümanlar arasındaki her türlü bölücü ve aşağılayıcı tavrı fâsıklık olarak nitelemekte ve ırkçılığı yasaklamaktadır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem insanlık âlemine hiçbir ırk ayırımı yapılmadan gönderilen tek mürşittir. Veda Hutbesi ırk üstünlüğü iddialarını temelden yıkmıştır.

Irkçılığın en önemli belirtisi kızgınlık, nefret ve haksızlıkta yardımlaşmadır. Irkçılık bir kişinin kendi ırkının haksız davranışına arka çıkmasıdır. Bu milleti zayıflatıp dış saldırılara açık hale getirir, birliği bütünlüğü ve kardeşliği bozar, bölünmeye ve parçalanmaya sebep olur. Irk insanlara bir üstünlük getirmez. İnsanların ırkı ne olursa olsun, hukuk karşısında herkes eşittir. Hukukun temeli, haklar ve sorumluluklar belirlenirken ırka lehte ve aleyhte hiçbir rol tanımaz. İlke olarak, yönetici Habeşli bir köle bile olsa ona itaat etmek gerekir. (Müsned IV, 126)

İnsanların, soylarına son derece düşkün olup bunu bir övünç kaynağı görerek diğer insanları kendilerinden küçük görmesi, aşağılaması tam bir cehalet örneğidir. Başarı, üstünlük ve iktidarın ırk ve renk faktörüne dayanmayacağı tarihî seyir içerisinde görülmüştür. İnsanların farklı ırklar halinde yaratılması hakkında değişik görüşler olmuş; kimi soy faktörünü, kimi farklı coğrafyaya bağlı iklim faktörünü öne sürmüşlerdir. Her ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın sonuçta, inancımıza göre, yaratılan bütün insanların kökü birdir. Bu kök Hz. Âdem aleyhisselama dayanmaktadır. Irkçılığı savunanlara, kendi ırkını üstün görenlere “Senin atan Hz. Âdem de, diğerlerinin atası farklı biri mi?” diye sormak gerekir.

Yaşadığımız şu çağda ırkçı saldırılara çok sık rastlamaktayız. Çinlilerin Doğu Türkistan’daki Türklere, Hinduların Müslümanlara, Sırpların Arnavut ve Boşnaklara, Yahudilerin Filistinlilere, bazı batı ülkelerinin yabancılara karşı uyguladığı ırkçı politikalar, zulüm, işkence ve saldırılar bütün dünyanın gözü önünde yapılmaktadır. Gençlerini iyi eğitemeyen Almanya bugün yabancı düşmanlığı ile körüklenen asi gençlerle, ırkçı dazlaklarla mücadele etmektedir.

Tarih boyunca üstün sayılan ırkların diğer ırklar üzerinde egemenlik kurma ve sömürme girişimlerinde ırkçılık meşru bir gerekçe olarak kullanıldı. Yahudilerin ve Almanların kendi ırklarını üstün ırk sayması gibi. Bunun neticesinde insanlar bayağı, değersiz görülerek onlara her türlü kötülük yapılabileceği düşüncesi sayesinde tarihte büyük katliam ve görülmemiş işkenceler yaşanmış, insanlar gaz odalarında katledilmişlerdir. Siyonistler tarih boyunca olduğu gibi bugün de yahudi olmayanlara köle muamelesi yapmaktadırlar

Yine Batı Avrupa ülkelerinde yaşayan müslümanların giderek artan bir şekilde, yeniden güçlenen ırkçı saldırılara maruz kaldıklarını görmekteyiz. Almanya’da dazlakların Türklere yaptıklarını, evlerin yakıldığını, yakın tarihimizde yaşadık ve gördük. Hollanda’da müslümanlara yapılan haksızlıkları televizyon ve gazetelerden takip ediyoruz. Fransızların Cezayirlilere, Amerika’nın Irak’a ve diğer ülkelere yaptıklarına şahit olmaktayız. Avrupa’nın göbeğinde Bosna’da bir İslâm devletine tahammül edilememiştir. Yapılan büyük katliamlar karşısında soykırım yapan insanlara bir şey yapılmamıştır.  Sözde insan haklarına sahip olan batının katliamlar karşısında çifte standart uyguladığını ve olaylara seyirci kaldığını hepimiz biliyoruz.

Afrika’dan zorla alıp götürdükleri zencileri köle olarak kullanan Amerikalılar zencilere karşı taşıdıkları kinden hâlâ kurtulamadılar. Yakaladıkları bir beyazla bir zenciye aynı muamele etmediklerini televizyonlardan izliyoruz. Güney Afrika ve Amerika’da bir zamanlar umuma açık olması gereken yerlerin kapılarında “Köpekler ve zenciler giremez!” levhalarının asıldığı unutulmadı. 

Bunca modern eğitim ve öğretime, küreselleşmeye ve hümanizmaya rağmen ırkçılık gündemden düşmüyor. Bir kısım devletler kendi ırkından olmayanları ikinci sınıf insan olarak algılıyor. Dünyanın en modern ülkesi olarak tanınan Amerika’da beyazlarla siyahlar ruhen ve zihnen kendilerini eşit hissedemiyorlarsa, dünyanın birçok yerinde insanların hayatı hiçe sayılıp, inançları ve ırklarından dolayı öldürülüyor, işkence görüyor, hapishanelerde namusları kirletiliyorsa, bütün dünyaya seslenerek; “Hani nerede meşhur o insan haklarınız” diyorum.

Bu yanlışları kökten silecek İslam kardeşliğidir. “Bu bir ütopya mı? Gerçekten yaşanmış mı?” diyenler İslam Tarihini incelediklerinde bunun en güzel örneklerini göreceklerdir. Bedevî bir toplumu, şerefli, izzetli, merhametli ve adaletli bir duruma getirenin İslam ahlakı olduğunu ve bunun tarih süreci içerisinde yaşandığını görmekteyiz. Medine Dönemi bunun en güzel örneğidir. Ensar ile Muhacirin birbirini sevgiyle kucaklamasına ve yardımlaşmasına tarih şahitlik etmektedir. Bu başka kültürlerin tarihinde görülmemiş büyük bir örnektir.

Asr-ı Saadet (Mutluluk Çağı) döneminde köle çocukları, zenciler ve fakir insanlar, dönemin soylu ailelerinden olan Kureyş’in başına geçerek onları yönetmiş ve savaşlarda komutanlık yapmışlardır. Bugün İnsan Hakları Beyannamesinin en önemli maddelerini oluşturan kısımları, asırlar önce Peygamberimizin Veda Hutbesi’nde yerini almıştı. Peygamberimiz, “Arap’ın Arap olmayana hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir” buyurmuştur.

Topraklarımızı bölmeye, parçalamaya çalışan hainlerin; Allah’ı, Peygamberi, Kitabı, Kıblesi bir olan insanları birbirine düşürmek için yapılan sinsice oyunlarını, bunlara âlet olan iç ve dış mihrakları görüyoruz. Bu zavallı kişiler, etle tırnak olmuş insanlarımızı asla bölemeyecektir. İslam kardeşliği etrafında birleşen müslümanlar bu oyunlara alet olmayacaktır. Bu vatanın kurtulmasında hangi ırktan olursa olsun, bütün insanlar kanını, canını vererek mücadele etmişlerdir.

İslam dini toplumlar arasındaki birlik ve dayanışmayı yok etmesinden, zulüm ve sömürüye neden olduğundan ırkçılığı yasaklamış hatta lanetlemiştir. Bakınız merhum Mehmet Akif Ersoy Safahat’ının Hakkın Sesleri bölümünde bu konuyla ilgili şöyle haykırıyor:

………

Hani, milliyetin İslâm idi… Kavmiyet ne!

Sarılıp sımsıkı dursaydın ya milliyetine.

“Arnavut” ne demek? Var mı şeraitte yeri?

Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri,

Arap’ın Türk’e; Laz’ın, Çerkez’e yahut Kürd’e;

Acem’in Çinli’ye rüçhânı mı varmış? Nerde!

Müslümanlıkta anasır mı olurmuş? Ne gezer!

Fikri kavmiyeti tel’in ediyor Peygamber.

En büyük düşmanıdır Ruh-u Nebi tefrikanın;

Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!

Şu senin akıbetin bin bu kadar yıl evvel,

Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel?

………

Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!

Dinle Peygamberin ilâhî sözünü.

……… 

Medeniyet size çoktan beridir diş biliyor;

Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor. (7)

 

İslam dini bütün Müslümanları kardeş ilan etmiş, bunu da soy kardeşliğinden üstün tutmuştur. Bunu en iyi simgeleyen hac ibadetidir. Dünyanın dört bir yanından gelen insanlar yan yana, omuz omuza ibadet etmektedir. Dünyada bir başka örneği görülmeyen ve büyük ibretlerle dolu bu manzara, eşitliğin en güzel ifadesi, insan birliğinin belki de en yüksek sembolüdür. Ayrı ırkta, ayrı renkte, ayrı dilleri konuşan, fakat aynı inanca sahip bu insanları bir araya getiren ve kardeşliği hiçbir fark gözetmeksizin ümmet anlayışı içinde kalplere nakşeden din İslam dini olmuştur.

İnsanların ve milletlerin birbirlerine üstünlüğü biyolojik yapılarına göre değil, aynı inancın paylaşımı ve o inancın emirlerine daha çok sarılmalarına göredir. Milletlerin ecdatlarının yaptığı iyi ve güzel işleri anması, tarih boyunca inancı ve vatanı için yaptığı kahramanlıkları, fedakârlıkları insanlığa örnek olacak işleri takdir edip övmesinin bir sakıncası yoktur.

Peygamberimize sallallahu aleyhi ve sellem:

- Ya Rasulallah! Kişinin kavmini sevmesi kavmiyetçilik sayılır mı? diye soran sahabeye Peygamberimiz:

- Hayır, kişinin kavmine zulümde yardımcı olması kavmiyetçiliktir” buyurmuşlardır. (Ebu Davud, Edeb,112 - Ahmed bin Hanbel IV, 107, 160 - İbn-i Mace, Fiten,7)

İnsanın sadece kavmini sevmekle kalmayıp, benim soyum her zaman haklıdır ve ne olursa olsun ben soyumdan yanayım anlayışı ırkçılıktır. Bu aynı zamanda bölücülük olup dinimizce de yasaklanmıştır. (8)

Yararlanılan Kaynaklar:

1. Büyük Türkçe Sözlük, D. Mehmet DOĞAN, İz Yayınları, sayfa: 510

2. Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Ferit DEVELLİOĞLU, sayfa:52

3. İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, 19 cilt, sayfa:124

4. Şamil İslam Ansiklopedisi, Şamil Yayınları, 3. cilt, sayfa: 351

5. Yeni Rehber Ansiklopedisi, İhlas yayınları, 9. cilt, sayfa:221

6. Ölçüler Dengeler, Zeki SOYAK, İlkadım Yayınları, sayfa:72

7. Safahat, Mehmet Âkif ERSOY, İnkılâp Yayınları, sayfa:205

8. Altınoluk Dergisi, İsmail Lütfi ÇAKAN, Şubat1992, sayı:72

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.