E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ ;

DÜNYA BİR İMTİHAN YERİDİR 

Çok muhterem müslümanlar! Allah indinde büyük bir yeri olan cuma gün ve gecelerini ihmal etmemek gerekir. Cuma günü içerisinde bir saat vardır ki o saatte dualar müstecaptır.

Bu günde ellerimiz açılacak, gönüllerimiz Rabbimize yönelecek, Rabbimiz Teâlâ’ya niyaz edecek, dua edecek, idraksizliğimizden, nefsimize taraf oluşumuzdan, şeytanın iğvaatına kapılışımızdan dolayı tevbeler, istiğfarlar edeceğiz. Âlem-i İslam’ın kurtuluşu için ellerimiz yükselecek Rabbe doğru. Kalbimiz yönelecek Yaratanımıza doğru ve O’nun huzurunda olacağız. Zaten bir mümin için hangi an vardır ki, O’nun huzurunda olmasın.

“Her nerede olursanız olun O (Allah) sizinle beraberdir.” (Hadid 4)

“Biz o insana şah damarından daha yakınız” (Kaf 16)

Ayet-i kerimelerinin ifadesiyle O her an bizimle beraberdir. O bize şah damarlarımızdan daha yakındır. Bizi bizden daha iyi tanıyor. Bizi bizden daha iyi biliyor. Her an O’nun huzurundayız. Ama O’nun huzurunda olmanın idraki içinde olmak gerekir. O’nun huzurunda olmanın huzurunu duymak gerekir. İşte bunu duyabilirsek, bunu yakalayabilirsek, gerçek mânâda kulluk vazifesini yerine getirmiş sayılırız.

Biz bir hiçiz. Niye?  Çünkü evvel, âhir, zâhir bâtın olan Rabbin, halk ettiği ve dünyaya bir misafir olarak gönderdiği, fani, zavallı, aciz, hiç kullarız. Ama bu hiçliğimizi ebedîleştirebiliriz. Hiç olmadan ebedîleşmek mümkün değil. Bir çekirdeği toprağa atarsınız. O, toprakta fenâ olmazsa dal olmaz, ağaç olmaz, çiçek vermez, meyveye durmaz. Onun için toprakta kendini ifnâ eden bir çekirdek binlerce çekirdek olur. Yeni bir hayat verir. Çiçekler açar ve meyveler derlenir bu bir çekirdekten. İşte bir mümin kendisini hiçliğe ulaştırmadan, kendisi âhir, evvel, zâhir, bâtın olan Rab katında fenafillâh mertebesine ermeden, ebediyete yani bekabillah mertebesine ulaşamaz. Dünyada hiçlenmiş bir kul, daha doğru bir ibareyle kendini hiçleyen; ucbü, kibri, her türlü kötü ahlaktan kendini soyutlayan, Rab katında hiçliğini idrak eden kul, bekabillah mertebesine erer, ebedî âlemde ebedî huzura, ebedî saadete kavuşur.

Bu dünya bir imtihan sahasıdır. Her gün, her saat, belki de daha az zamanlar içerisinde nice nice imtihanlara tâbi tutuluyoruz. Biz de bütün milletlerin, toplumların uğratıldığı büyük imtihanlara tâbi tutuluyoruz. Geçmişte, bütün kavimler çeşit çeşit imtihanlara tutuldular. Kaybedenler oldu. Kazananlar oldu.

Değerli müminler! Şunu gördük ki; hep kazananlar azınlıkta, kaybedenler çoğunlukta olmuştur. Bu azınlıkta olabilmek, kazananlardan olabilmek ise, kulun kendisini hiçliğe bürümesi, fenafillâh makamına ermesi ile mümkündür. Geçmişte milletlerin imtihanı kendisine göreydi. Zamanımızda ise imtihanlar başka türlü. Büyük imtihanlar geçiririz de, manevî idraksizlik içerisinde o imtihanların farkında olmayız. Bazen imtihanlar sık olur. Bazen seyrek olur. İşte bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Kalplerinde bir hastalık olanlara gelince, onların da murdarlıklarına (küfürlerine) murdarlık (küfür) katmıştır ve kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.” (Tevbe 125)

Demek ki insanın kalbinde küfür hastalığı olursa, onlar mutlak olarak imtihanı kaybedenlerdendir. İmanımızdaki sebatımız, kalplerdeki ihlâsımız, takvamız yönünden, bizler de imtihana tutuluruz. Eğer biz de imtihanı kaybedersek, amelî yönden kâfir ve münafıklar gibi olur, cehennem azabını hak ederiz, Allah bizi muhafaza buyursun. Onun için bu imtihanlar, kâfir, mümin, münafık, müşrik demeden bütün insanlar için varit olmaktadır. İşte bu hususta Allah Teâlâ Tevbe suresi 126. ayette:

“İnsanlar yılda bir ya da iki kez, çeşitli belalarla veya nimetlerle imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar. Ne de ibret alıyorlar.” buyurmaktadır.

Tevbe etmemek, ibret almamak kâfirlerin ve münafıkların vasıflarındandır. Çünkü mümin; basiret ve feraset sahibidir. Onun için elbetteki tevbe eder. Günahından tevbe eder. Hatalarından tevbe eder. Onun için ibret alır. Olanlardan ibret alır. Geçmiş hadiselerden ibret alır. Ve ibret alır da yapmış olduğu yanlışlardan rücu eder. Veya ibret alır da hata etmemeye, kusur etmemeye, yanlış yapmamaya gayret eder.

Değerli müslümanlar!

Allah Teâlâ bizi uyarıyor, bizi her an imtihan ediyor. Bize fırsatlar veriyor. Tevbe edenler, ibret alanlar imtihanı kazanıyorlar. Tevbe etmeyenler, ibret almayanlar imtihanı kaybediyorlar.

Âdem aleyhisselam ilk insan ilk peygamber, bütün insanların atası onun karşısında da bir iblis var. İblis de Âdem’e secde etmeyen, Allah’a isyan eden birisi. Ve ikisi arasındaki mücadele o zamandan başladı. Günümüze kadar devam ediyor. Zamanımızdan sonra da, kıyamet sabahına kadar devam edecek. Şeytan, insanları şaşırtacak, insanların yolunu kesecek, onları, şirke, kötülüğe, küfre teşvik edecek. Onları yığın halinde cehenneme sokmaya çalışacak. Âdem’in soyundan gelen, nice peygamberler, mürşitler, âlimler, salihler de Hz. Âdem’in izinden devam ederek insanlığı hakka davet edeceklerdir. Ediyorlar ettiler. Bundan sonra da bu mücadele devam edecek. Bazen şeytan taraftarları, bazen müminler galip gelecek. Kazanacaklar veya kaybedecekler. Fakat Âdem aleyhisselam bahtiyarlardan oldu. İblis ise bedbahtlardan oldu.

Âdem aleyhisselam bir hata etmişti. Allah Teâlâ ona cennetin bütün yiyeceklerini, içeceklerini kullanabilirsin. Fakat şu meyvenin yenilmesi sana haram, ona yaklaşma demişti. Fakat şu veya bu sebeple veya şu veya bu hikmetle belki bilmediğimiz, onlarca, yüzlerce hikmetle Âdem aleyhisselam Allah’ın yaklaşma dediği meyveye yaklaştı. Meyveyi yedi. Fakat bu hatasını hemen idrak etti. Hatasını anladı ve tevbe etti. İstiğfar etti, kurtuldu. İblise, Âdem’e secde et denildiği halde secde etmedi. Allah’a isyan etti. Yaptığı bu hatadan rücû etmedi. Tevbe etmedi, yanlışlardan dönmedi ve bedbahtlardan oldu. Allah onun boynuna lanet halkası taktı.

Bakınız! Âdem aleyhisselamı bahtiyar eden özellikler şunlar:

1- Allah’ın emrine muhalefetini itiraf etti. Yani Hz. Âdem, Hz. Havva: “Biz nefsimize zulmettik. Hata ettik, isyan ettik” dediler. Yapmış oldukları bu hatayı kabul ettiler.

2- Âdem aleyhisselam günahına nedamet etti, tevbe etti.

3- Nefsini levmetti. Nefsinin şomluğunu, nefsinin hile ve hud’asına düştüğünü kabul etti.

4- Günahına tevbe etti.

5- Allah’ın rahmetinden de ümit kesmedi.

Bu beş özelliği, Allah yanında onu mutlu kıldı. Allah yanında o af olundu. Ve o, her semavî din mensubu tarafından peygamber olarak, insanlığın atası olarak kabul ediliyor.

Ama iblise gelince iblis öyle mi dedi? Günahını itiraf mı etti? Hayır, o bilakis ucube düştü, kendini beğendi. Kibre düştü, büyüklendi. Haset etti. Yalan söyledi. Ki bunlar iblisin en kötü ahlaklarındandır. Kebairdir bunlar. Kimde bu ahlaklardan bir nebze olsun varsa şeytanın ahlakından kendisinde bir ahlak var demektir. Onun için hiçbir mümin kibirlenemez. Hiçbir mümin kendisini beğenemez. Hiçbir mümin kardeşine haset edemez. Hiçbir mümin yalan söyleyemez. Hiçbir mümin acele edemez. Çünkü:

“Acele şeytandadır. Teenni işi düşünüp, taşınıp, hesaplayarak yapmak ise Rahman’dandır.” buyuruyor Rasûlullah aleyhissalatü vesselam.

Âdem aleyhisselama karşın iblis günahını ikrar etmedi. Nedamet de etmedi günahına. Nefsini de kötülemedi. Azgınlığını Allah’a nispet etti. “Sen beni saptırdın” dedi. Hâlbuki Âdem aleyhisselam öyle demedi. “Ben hata ettim, kusur ettim” dedi.

Şeytan, “sen beni sapıttın” diyor Allah Teâlâ’ya. Böyle nispette bulunuyor. Kendi azgınlığını, kendi tuğyanını nefsinden bilmiyor. Bir kişinin hata işlemesi, günaha düşmesi kendi nefsindendir. Ama insana bir güzellik lutfedilmişse, güzel amel işliyor, hizmetler yapıyor, Allah’a güzel kulluk yapıyorsa bu Allah’tandır. İşte yapmış olduğu hatanın nefsinden olduğunu Âdem aleyhisselam kabul etti. Nefsini levmetti ve onun için kurtuldu. Ama şeytanı lâin ise yapmış olduğu hataları kendi nefsinden bilmedi, üstüne bir de, “beni saptırdın” dedi. Hatasını, günahını Allah Teâlâ’ya nispet etti. Allah’ın rahmetinden ümidini kesti. Hâlbuki bütün müminlere, inananlara hatta tüm insanlara: “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz” buyruluyor. Şeytan ise bu ümidi kesti ve boynuna lanet halkası taktı.

Değerli müslümanlar! Biz bu olanlara ibret nazarıyla bakmalıyız. Âdem aleyhisselamdan ibret almalıyız. İblisten ibret almalıyız. Âdem aleyhisselamın izine düşmeliyiz. Onun gibi günahlarımızı itiraf etmeli, onun gibi tevbe etmeliyiz. Onun gibi nefsimizi kötülemeliyiz. Suçlarımızı itiraf edip, tevbe edip Rabbimize yönelmeliyiz. İblis gibi yapanlar var. İblisin izine düşenler var. Hem isyan ediyor, hem tuğyan ediyor, hem de yaptıklarından pişmanlık duymak, Allah’a yönelip tevbe etmek, kendi hatasını itiraf etmek şöyle dursun iblisçesine, bu insanlık, İslamlık dışı inkâr ve nifaklarını, en doğru bir tarz, en doğru bir düşünce, en doğru bir hayat olarak kabul ediyor ve neticede helak oluyor. Bunların akıbeti dünyada da hüsrandır, ahirette de hüsran. Hele ahiretteki hüsran dünyadaki hüsranla kıyas kabul etmez. Bakınız Allah Teâlâ Ahzab suresinde ne buyuruyor:

“O gün yüzleri ateş içinde çevirilirken: "Ah keşke Allah'a itaat etseydik, peygambere itaat etseydik!" derler.

Yine derler ki: "Ey Rabbimiz! Biz beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler. Ey Rabbimiz! Onlara azabın iki katını ver ve kendilerini büyük bir lânet ile lânetle.” (Ahzab 66-68)

Evet, o ateşi gördükleri, o kızgın cehennem alevleri içerisine atıldıkları zaman, yüzleri ateşle evrilip çevrildiği gün ne diyeceklermiş: “Eyvah bize, keşke Allah’a itaat etseydik, keşke peygambere de itaat etseydik!” Ama o gün sözler fayda vermeyecek. Eyvah deme zamanı dünyadadır. Ben bu hatayı niye yaptım, Rabbime karşı, peygamberime karşı, vefalı olmam gerekenlere karşı bu vefasızlığı nasıl yaptım, verdiğim sözlere niye uymuyorum, verdiğim sözleri niye hayatıma tatbik etmiyorum?

Biz bir söz verdik. Galu belada Rabbimizin Rububiyetini kabul ettik. Ve ana rahminden yeryüzüne geldiğimizde bir defa daha söz verdik. “Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne  muhammeden abduhu verasuluhu” dedik. Şahadet ettik Allah’tan başka hiçbir ilahın olmadığına; şahadet ettik Âlemlerin rasulü Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin Allah’ın kulu ve rasulü olduğuna. Sözlerimiz nerede kaldı. Sözlerimizi levmetme yeri, zamanı bu dünyadır. Öbür âlem değildir. İşte kâfirler, o iblisin izinden gidenler, Kur’an’a, İslam’a hücum edenler, insanları tahkir edenler netice itibarı ile dünyada da perişan olacaklardır. Görüyoruz akıbetlerini, gördük geçmiştekilerin akıbetini. Ahirette ise bu dünya ile kıyaslanamayacak kadar şiddetli olacak. Bakınız Allah Teâlâ ne buyuruyor:

“Keşke biz Allah’a itaat etseydik. Keşke biz Rasulullah’a itaat etseydik diyecekler.”

Ne zaman? Ateş yüzlerini yakmaya başladığı, yüzlerinin evire çevire yakıldığı, yani cehenneme atıldıkları zaman. O ateşin azabını, hararetini hissettikleri, kemikleri erirken, etleri lime lime yanıp dökülüp, yeniden vücut bulup yeniden yanarken…  Ama o zaman eyvahlar fayda vermeyecek. Ve sonra peşine düştükleri zalimlerden, peşine düştükleri kafirlerden, peşine düştükleri münafıklardan, peşine düştükleri dünyacılardan şikayet edecekler. Kendilerini sapıtanlardan, kendilerine yanlış yol gösterenlerden şikâyet edecekler. Ama o şikâyetin yeri de orası değil, burası. Onlar, ahiretini haraba götürüyorlar, senin ahlakını, fazaillerini yok edecek bir vahşet vadisine götürüyorlar. Bunu bu dünyada fark edeceksin!

Ne diyecekler orada? Şöyle diyecekler:

 “Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlara itaat ettik. Onlar ne dediyse yalan yanlış kabul ettik. Onlara uyduk, onların her dediğini tasdik ettik de onlar bizi doğru yoldan saptırdılar. Bizi sapık yola sürdüler.” diyecekler.

Heyhat bu feryatlar neye yarayacak?.. Orada hiçbir değeri olmayacak. Bu, reislerinden, büyüklerinden yaptıkları şikâyetler, cehennem ateşinin alevleri arasında yanarken ne fayda verecek?

Tekrar söyleyeyim değerli müminler! Nedamet yeri, tevbe yeri, eyvah ne yaptım diye kendi nefsini levmetme, kötüleme yeri dünyadır. Bu âlemdir. Hayattayken, elin tutarken, ayağın yürürken, zihnin çalışırken, iş yapma gücün varken, tevbe etmek, istiğfar etmek; peşinden gittiğin insanlar nereye gidiyor diye fark edip bunlar beni nereye sürüklüyor, nereye götürüyor, diye sormak “Beni haktan, hak yoldan sapıtıyorlar” diyerek dönmek gerekir.

Zaman, bu zamandır. Yani ahiret zamanında değildir bu şikâyetler. Çünkü ora, ya azap,  ya da mükâfat yeridir. Hesap yeridir orası. A’dan Z’ye, dünyada yaptıklarından hesap göreceksin. Ya mükâfat olarak cennete gireceksin, ya da mükâfat olarak cehenneme gireceksin.

Ey mümin, öyleyse aklını başına al! Kimin peşinde gittiğine dikkat et! Dikkat et cehenneme mi götürüyor arkasından gittiğin insan yoksa cennete mi kılavuzluyor? Şeytana mı taraf etmeye çalışıyor, yoksa Rabbine mi taraf etmeye çalışıyor?

Ve onlar diyecekler ki: “Rabbimiz,  onlara iki kat azap ver ve onları rahmetinden kov!”

Bu fayda verecek mi? Elbette hayır! Yine böyle şikâyetlerin, yine böyle bedduaların yeri orası değil burasıdır.

Öyleyse mümin! Kiminle dostluk kuruyorsun, kiminle muhabbetin var? Kimin peşinden gidiyorsun? Kime kalbinden bir ülfet ve muhabbet besliyorsun? Kime kalbinde bir düşmanlık besliyorsun? Allah rızası için olmak şartıyla bunlara dikkat et. Allah için buğzet buğzettiğine; Allah için sev sevdiğini. Birinin peşinde gidiyorsan, sakın dünyacıların peşinden gitme! Oralarda makam var, mevki var, para var, şöhret var, mal mülk edinme var diye gidiyorsan veya benim dünyevî sıkıntılarımı giderir diye gidiyorsan, helake gidiyorsun. Dünyanı da, ukbanı da harap ediyorsun. Ama birisinin peşinde o seni Hakka kılavuzladığı için gidiyorsan, Rabbe kılavuzladığı için gidiyorsan, Allah için gidiyorsan, kalbindeki sevginin, muhabbetin, dostluğun Allah içinse durma koş. Orada Rahmet var, orada bereket var, orada ebedî kurtuluş var.

Rabbimiz Teâlâ bizi şu dünyada imtihanda muvaffak olanlardan eylesin. Bizleri hüsrandan, şeytan taraftarı olmaktan korusun. Bizi Allah taraftarı eylesin. Hakka gönül verenlerden, Hakka yürüyenlerden ve bizi Hakka kılavuzlayanlardan eylesin. Bizleri, şeytanın ve kötü çevrelerin şerrinden korusun, ahir ve akıbetimizi hayır eylesin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.