E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

NUREDDİN SOYAK

BAŞYAZI;

DİNE ALTERNATİF ARAYIŞLAR

İslam mânâsı itibariyle selamette olma, sulh ve esenliktir. Ana ilkesi tevhid olan bir dinin ayrılığı, zulmü, kavgayı hoş görmesi mümkün değildir.

İslam insanları sınıflara ayıran anlayışlara karşıdır. Yaradılış hükmüyle toplumda oluşan tabii sınıflar arasında dayanışma, yardımlaşma ve merhameti teşvik ederek sınıf çatışmalarına mani olur.

Bütün insanlığa hitaben:

 “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık

Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve en üstün olanınız, ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, haberi olandır.” (Hucurat 13) buyurulmuştur.

Ayette açıklanan temel hakikatlerden biri bütün insanlığın aslının yani anne ve babasının bir oluşudur.

Ey insanlar! Kiminizin erkek kiminizin dişi, kiminizin doğulu, kiminizin batılı, kiminizin siyah, kiminizin beyaz, kiminizin sarı, kiminizin kızıl tenli olması aslınızın bir oluşuna zarar vermez. Öyleyse parça parça olup ihtilafa düşmeyin, birbirinize düşman olmayın.

Farklı millet ve kabileler halinde yaratılmanın hikmeti de husumet ve düşmanlık değil, tanışıp görüşmedir. Çünkü dil, renk, huy ve tabiatların değişik oluşu çekişmeyi ve çatışmayı gerektiren bir ayrılık değildir.

Bu farklı yaratılışın amacı yıkıcı rekabet, birbirini yok etme, sürekli bir savaş ortamı meydana getirmek de değildir.

“Muhakkak ki Allah yanında en değerli ve üstün olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.” hükmü ile bütün farklılıklar, bütün değerler kaldırılıyor ve tek değer öne çıkıyor, o da takvadır.

“Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rum 22)

Yaratılış bakımından tüm insanlar eşittir. Yaratıcıları bir, yaratıldıkları madde ve yaratılış yolu da birdir. Hepsi aynı anne ve babadan olmadır. Farklı millet, kabile, bölge, renk ve dilde yaratılması tamamen kendi irade ve seçimi dışında, ilâhî iradenin takdiridir. Öyleyse hangi aklıselim sahibi insan, kendi iradesi dışında gerçekleşen şeyleri övme veya yerme konusu yapabilir.

“Ey iman edenler! Bir topluluk diğer topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler...” (Hucurat 11)

Bilal radıyallahu anha “Kara kadının çocuğu” diyen sahabiyi Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kızarak şöyle uyarmıştı: “Sen hâlâ cahiliye adetlerini terk etmedin mi?”

Kendi dışında çok sesliliği seven insan, ne hikmetse hemcinslerinin, çok renkliliğine, çok dilliliğine katlanamamış, fıtrattan gelen bu farklılıkları bir türlü kabullenememiş ve insanlık tarihinde büyük felaketlerin doğmasına sebep olmuştur.

Irk taassubu geçmişten günümüze gelinceye kadar çok badireler geçirmiş, adına felsefeler kurulmuş, sapık görüşler icat edilmiş, kanunlar konulmuş, milletler ve devletler bunu kendilerine prensip yaparak asırlar boyu uygulamışlardır.

Yahudiler ırkçılık taassubu ile İsrailoğullarını Allah’ın seçkin kulları kabul etmişler, kendi ırkından olmayanların haklarını gasp etmişlerdir. Onlar Rasulullah’ın gönderilişinden evvel Araplara şöyle diyorlardı:

“Beklenen peygamberin zamanı çok yaklaşmıştır. Pek yakında Allah onu gönderecek ve bizler ona tabi olarak Ad ve İrem’de olduğu gibi sizi öldüreceğiz.” Fakat ırk taassubu onları Rasulullah’ın risaletini tasdikten alıkoymuştur.

Kendi ırklarından gelmesini bekledikleri Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin ölümle tehdit ettikleri Araplardan geldiğini görünce bile bile inkâr ettiler. Yahudi reislerinden Huyey bin Ahtab’ın kızı, daha sonra Rasulullah’ın eşi olan Safiye validemizin anlattığı şu hatıra bu gerçeği gözler önüne sermektedir:

“Rasûlullah’ın hicretinden önce babamla amcamın konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. Babam amcama soruyordu: “Beklenen elçi Medine’ye geldiğinde tavrımız ne olacak?” Amcam, ‘o beklenen elçidir ama elbette ona inanmayacağız’, demişti.”

Kur’an-ı Kerim’de onbeş yerde geçen “millet” kelimesi genellikle din anlamında kullanılmış, küfür tek millet kabul edilmiştir. Allah Teala şöyle buyurmuştur:

“De ki: Ey inkâr edenler! Sizin dininiz size, benim dinim banadır.” (Kafirun 6)

“Yahudiler ve hıristiyanlar sen dinlerine uymadıkça asla senden razı olmayacaklardır...” (Bakara 120)

Bu ayeti celile yahudi ve hıristiyanların müslümanlara bakış açısını gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Onlarla münasebetlerde bu hükmün dışında başka tür arayışlara girmek beyhûde bir çabadır. Tarihî olaylar da bunu açık ve net olarak ortaya koymaktadır.

Milliyetçilik ve ırkçılık, terbiye edilmemiş insanın, behimî arzularının tatminine araç kıldığı olgudur. Tek başına kötü emellerine kavuşamayacağını bilen azgın insan, milliyetçilikle dindaşlarının, ırkçılıkla soydaşlarının desteğini alarak her asırda insanlığın başına büyük felaketler açan olaylara sebep olmuştur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Soy, ırk davası güden bizden değildir, bu uğurda savaşan bizden değildir, bu yolda ölen bizden değildir.” buyurmuştur. (Mişkatül Mesabih, H. No:4907)

Cahiliye adetlerinden birisi olan ırkçılık ister bedevî ister medenî, ister doğulu ister batılı olsun cahil insanların sürekli gündemlerinde tuttukları bir mesele olmuştur. Siyah ve beyaz ayrımı sebebiyle Afrika ve Amerika’da siyah cinsten olanların maruz kaldığı zulüm ve işkenceyi görmek için tarih sayfalarını çevirmeye gerek yoktur. Asrımızda da insanlık buna şahit olmaktadır.

Şu siyahî feryada kulak verelim.

“Senin savaşını senin adına yapan birileri her zaman oldu, belki sen farkında değilsin. İngiltere güçlüydü çünkü onun uğruna savaşan başkaları vardı. Afrikalıyı Asyalıya karşı Asyalıyı Afrikalıya karşı kullandın, Fransa Senegalliyi kullandı. Bütün bu beyaz güçler kendileri adına savaşmak üzere bazı uşaklar buldu. Amerikalı beyaz adamın kendi adına savaşacak 22 milyon Afrikalı Amerikalısı var. Onun adına savaşan da bizdik, pamuk toplayan da... Şu bulunduğumuz evi biz inşa ettik. Gölgesine oturup şöyle bir düşünün ne kadar süre çalıştığımızı ne zorluklarla çalıştığımızı. Bu ülkeyi bugünkü hâle getiren bizim emeğimiz, terimiz ve kanımızdır ve bundan faydalanamayan tek kesim ise biziz. Bundan faydalanmanın günü gelmiştir. Bugün ödeme günüdür. Geçmişte kalan alacaklarımızla birlikte borcunu öde ey beyaz adam!” (Malcom X, 8 Nisan 1964)

Avrupalının Amerika kıtasında kızılderililere, Asya ve Afrika’da zayıf milletlere yaptığı zulümlerin altında hep kendi millet ve ırklarının dışında olanların can, mal ve namusunun kendilerine mübah olduğu düşüncesi vardır. Bu sebeple onlar, başka milletlerin mallarını yağmalamayı, onları köle yapmayı, hatta yok etmeyi  hakları kabul etmektedirler.

Aşağıda okuyacağınız mektuptan bazı bölümler “Duwamish” Kızılderililerin reisi Seattle tarafından Washington’daki başkan Franklin Pierce’ye yazılmıştır.

“Washington’daki büyük başkan bizden topraklarımızı satın almak istediğini bildiren bir mektup yollamış. Dostluktan söz etmiş büyük başkan ama biz sizin dostluğumuza ihtiyacınız olmadığını biliriz... Beyaz adam bizi anlamaz bilirim. Toprak onun kardeşi değil düşmanıdır... Toprak bizim anamızdır ve toprağa tükürülmez. Toprak insana değil insan toprağa aittir. İnsan hayat dokusu içinde bir liftir sadece... Beyaz adam geçici bir iktidardadır ve kendini her şey zannetmektedir... İnsanlar denizlerdeki dalgalar gibi gelip geçerler. Biz gidiyoruz ama beyaz adamın da bir gün keşfedeceği şeyi bugünden biliyoruz. Hepimiz aynı büyük ruhtan geliyoruz. Beyazlar da bir gün bu topraklardan gideceklerdir. Belki de bütün ırklardan daha çabuk. Yataklarınızı zehirlemeye devam edin! Bir gece kendi çöplüklerinizde boğulacaksınız... Beyaz adam bile ortak kaderimizden kaçamaz, belki biz hepimiz kardeşiz, bunu zaman gösterecek. (Ekoloji ve Toplum dergisi, 87-1)

Tarihte ve günümüzde her toplumun beyaz ve siyahları olmuş ve oluşturulmuştur. Beyazlar hâkim gücü siyahlar ise mahkûm sınıfı temsil etmişlerdir. Dünyanın dört bir yanında geçmişte ve günümüzde sergilenen oyun budur. Batı bu oyunu, çıkar ve menfaatleri uğruna, dün Afganistan’da ve Balkanlarda, bugün Irak’ta sergilemektedir. Eğer biz bu oyunları farkedip ibret almazsak tüm İslam coğrafyasında sergilemekten çekinmeyecektir.

Osmanlının yıkılışında da aynı oyun sergilenmiş, Arap’la Türk’ün, Kürt’le diğer unsurların arası açılarak dört milyon kilometrelik alana hâkim Osmanlı halkı bölüp parçalanmış ve ümmet olmaktan çıkarılmıştır.

Aslında milliyetçilik ve ırkçılık gibi taşeron fikirlerin temeline indiğimizde, çoğa sahip olma, çoklukla övünme fikri karşımıza çıkmaktadır.

Allah bu hakikati şöyle haber verir:

“Çoklukla övünmek sizi o kadar oyaladı ki kabirlere kadar gittiniz.” (Tekasür 1-2)

Hayatınız, kavminizin, maddî imkânlarınızın, gücünüzün çokluğu ile övünmekle geçti. Hâlbuki bunların elde edilmesinde insanın cüz-i iradesinin hiçbir katkısı söz konusu değildir.

Sonuç olarak diyebiliriz ki bugün insanoğlunun duçar olduğu kargaşa ve kaosun giderilmesi, bozulan dünya barışının tesisi ancak, yüce dinimizin insanlığa sunduğu evrensel ilahî mesajlara kulak verilmesi ve gönülden tatbik edilmesi ile mümkündür. Bugün yükselen bir değer olarak bütün dünyada dine yöneliş hareketlerine şahit olmaktayız. Fakat dünyanın toplum mühendisliğine soyunan yaramaz çocukları telaşla yol çevirme faaliyetlerine başlayarak topyekûn İslam’a ve müslümanlara saldırarak milliyetçiliği ve ırkçılığı dine alternatif hâle getirmişlerdir. Lakin Allah Teala nurunu tamamlayacaktır.

O nurdan bazı huzmelere kulak verelim.

Veda Haccı sırasında Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar dikkat edin Rabbiniz birdir. Hiçbir Arap’ın Arap olmayana üstünlüğü yoktur. Hiçbir Arap olmayanın da Arap’a üstünlüğü yoktur. Siyah renkte olanın hiçbir beyaz renkte olana, beyaz renkte olanın hiçbir siyah renkte olana üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir. Şüphesiz Allah katında en değerliniz Allah’tan en çok korkandır.”

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.