Kıymetli okuyucu, Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de çeşitli
milletlerin haberlerini ve bir kısım peygamberlerin
mücadelelerini bize aktarır. Peygamberlerin nasıl bir tevhid
mücadelesi verdiğini anlatırken, bu tebliğe kulak vermemiş,
Hakka tâbi olmamış milletlerin de nasıl helak olduğunu anlatır.
Ardından, anlatmadığı kavimler için de, “yeryüzünü gezip dolaşın
da uyarılmış ama Hakka tabi olmamış kavimlerin durumu ne olmuş
bir görün!” der.
Bütün
bu kıssalar, Kur’an’a muhatap olan, ümmet-i davet ve ümmet-i
icabet olarak Muhammed ümmeti içindir. Allah Teâlâ, “Ey akıl
sahipleri ibret alın ve bu durumlara düşmeyin” demektedir.
Kur’an’da Allah’a isyan eden kavimlerin helaki anlatılır. Bir
peygamberin kavmi toptan helak edilir. Önceki peygamberlerin
daveti bölgesel olduğu için felaketler de o bölgeye gelmekte
idi. Efendimizin daveti tüm insanlığa ve yeryüzünün tamamına
olduğu için genel bir felaket gelmemektedir. Ama bölgesel
helakler devam etmektedir.
Şimdilerde bu felaketlerin toplumların davranışları ile ilgili
olmadığını, bu felaketlerin tamamen tabiat kuralları
çerçevesinde cereyan ettiğini söylüyorlar. Hatta ilahî azabı
hatırlatanlara da kızıyorlar. Şimdilerde Amerika’da yaşanan
kasırga felaketinin hava akımlarına, zamanında bizde yaşanan
depremlerin de fay hatlarına bağlı olduğunu bunları İlahî
müdahaleye bağlamanın yanlış olduğunu söylüyorlar.
Tabii
ki yeryüzünde, mucizeler hariç, her şey sebeplerle yürür. Dünya
hayatının bir adı da sebepler dünyasıdır. Deprem için fay hattı,
kasırga için de hava akımı bir sebeptir. İslamî telakkide “Allah
Teâlâ her an kâinata müdahale etmektedir.” Sebepleri yaratan
Müsebbibül esbab O’dur. Kainata çeşitli kanunlar koyan Allah
Teala, o kanunların kesintisiz yürümesi ve değişmemesi için de
daimi olarak müdahale etmektedir.
“Türkiye fay hattında olan bir ülkedir. Deprem olmasından daha
tabii bir şey olamaz. Bunun ilâhî müdahale ile alakası yoktur.”
“Amerika Pasifik Okyanusu sahilinde olduğu için kasırga olması
normaldir.” diyenlere depremin ve kasırganın şiddetini hangi
kanunun belirlediğini sormak lazım.
Fayın
kaç yerden kırılacağını, hangi şiddette kırılacağını, yerleşim
yerlerine yakın veya uzak kırılacağı hususunda bir tabiat kanunu
bilinmemektedir. İşte bunu insanların davranışları belirler. Fay
muhakkak kırılacaktır ama azgın bir topluluk için tek yerden,
yerleşim yerinde ve şiddetli kırılırken; Allah’a mûti bir toplum
için 3-4 yerden, yerleşim yerine uzak ve düşük şiddette kırılır.
Tüm tabii afetler buna kıyaslanabilir.
Bir
de doğrudan insan eliyle gelen felaketler var ki, bunlar da
Allah Teâlâ’nın gazabıdır ama insanlar eliyle tecellî eder.
Dünya savaşları, büyük katliamlar, kıtlıklar, ekonomik buhranlar
böyledir.
Şimdilerde Ümmeti yeni bir asabiyet dalgası sarmakta. Ülkemizde
Türk-Kürt; Irak’ta Kürt-Arap, Sünnî-Şii ırkçılığı kafirler
eliyle körüklenmekte; maalesef bu değirmene pek çok gafil
müslüman da su taşımaktadır. İşte Allah Teâlâ’nın men ettiği bu
büyük günah Ümmete pek çok felaketi yeniden getirmeye namzettir.
Biz
bu sayımızda Kur’an kıssaları çerçevesinde Allah Teâlâ’nın
yeryüzüne koyduğu kaideleri yani “Sünnetullahı” incelemeye
gayret ettik. Kur’an’da yer alan kıssalar hikaye olarak okunsun
diye değil, ibret alınsın diyedir. Bu hususta yayınlarımız
arasında çıkan merhum Zeki Soyak Hocamızın yazdığı, “Kur’an ve
Sünnette Kıssalar Hisseler” kitabı alanında tek ve çok değerli
bir kitaptır. Bu vesileyle yeniden tavsiye ediyoruz.
“Biz
Kur’an’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Yok mu öğüt alan?”
(Kamer 17)
Selam
ve dua ile...