E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

İDRİS ARPAT

GÖNLÜMÜZDEN GÖNLÜNÜZE;

GELİN OĞULLAR GELİN

Gelin oğullar gelin! İmânımız, ihsânımız, duygusal imkânımız pek geniş, pek derin.

Gelin oğullar gelin! Kitâbımız, hitâbımız pek isabetli, pek engin, pek zengin.

Gelin oğullar, yavrular gelin! Sevgiler şefkatler, anneler ninniler bir tarafta, saygılar hürmetler, edepler nezaketler bir tarafta; sular seller, hareketler bereketler bir tarafta, İbrâhimler Yusuflar, İsâlar Mûsâlar bir tarafta. Toprakların canlanması, ruhların heyecanlanması bir tarafta, Miraçlar, Bedirler, Leyle-i Kadir’ler bir tarafta.

Gelin oğullar gelin! Kadir Mevlâ pek merhametli, pek ganî, pek zengin: Koyunlar kuzular, etler sütler bir tarafta, Kur’ân’lar, kelamlar, âdâblar erkânlar bir tarafta. Rahmet-i Rahmân, in’âm ve ihsân bir tarafta, cana cân, gönüle heyecan katan lisân bir tarafta.

Gelin oğullar gelin! İster orta şarktan, ister uzak doğudan gelin, ister güney kutuptan, ister kuzey kutuptan gelin. Müslüman olduğunuza çok sevinin: Cebrâil, Burak, Refref bir tarafta, Sidretü’l Müntehâ, Rahmet Irmağı, Kevser Irmağı bir tarafta. Arz’dan Arş’a, semâlardan semâlara geçen şanlı yolcu aziz misâfir bir tarafta, Beytü’l Ma’mûr, cedd-i Rusül, on iki düstûr bir tarafta.

Gelin oğullar gelin! Beşik berilerinden mezar ötelerine, sonsuzluklardan sonsuzluklara uzayıp giden hayat bir tarafta, durmadan genişleyen dünyalar, semâlar, hülyâlara sığmayan ukbalar bir tarafta.

Gelin oğullar, yavrular gelin! Bu emânetler, bu metânetler sizin: Yerler gökler, dereler tepeler, denizler dağlar, cümle canlar, göz kulak, dil dudak, bütün beden… İstikrar ve nizâm, adâlet ve merhamet, şarktan garba, yerden göğe cümle mevcûdât, mümin kullara emânet. Yaratan, mümin kulları gördü emîn. Bu güvene lâyık olun, emânete riâyet edin. Adâlet eksenli bir dünya kurulacaksa vazife sizin. Bozgun yapan, kanlar döküp canlar yakan zâlim zevâl bulacaksa, kanlı kinli dünyâmız rahmetle merhametle dolacaksa vazife sizin. Bu emânetler, bu metanetler, bu dirâyetler, bu liyakatler sizin. Tebliğler, tebyinler, temsiller…. Bu ağır ve şanlı vazifeler sizin. Taş çatlatan sabırlar, sırlar, sınırlar sizin. Dizi dizi damgalı melekler yardıma gelir; bu yardımlar, bu inâyetler sizin.

Gelin oğullar gelin! Ümmet-i Muhammed’in hâl-i pürmelâlini seyredin: Önce “denge düsturunu” kaybettik. Bir tarafı minârenin ucuna çıkarıp, diğerini kuyunun dibine indirdik. “Denge” diye dünyalara değer bir düstur varmış… Umurumuzda bile olmadı. Maalesef daha kötüsü de oldu: Neyi kaybettiğimizi de, neyi aradığımızı da bilemez, düşünemez hale geldik. Sonrasını ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Birliği ve dirliği sağlayan değerler acımasızca bombardımanlara tâbî tutuldu. Evimiz köyümüz yağmalandı. Feryâdı zindanlardan, toplama kamplarından, çağdaş Tâiflerden, uçak gemilerinden geldi çiçeklerimizin. Papatya biçerlerle havalara savrulduk aylarca, yıllarca. Çelik miğferler ateşlerde kızdırılıp başlarımıza geçirildi, çatır çatır yandık. Buna acz mi dersiniz, çaresizlik mi, zillet mi bilmem.

Gelin oğullar gelin! Şehadetler, saadetler bizim, sizin hepimizin.

Okumaktan, düşünmekten, marifetten, hakîkatten, metânetten geçiyor yolumuz, ilimler, yorumlar, tahliller terkipler, sabırlar sebatlar, dikkatler isâbetler sizin. Mahşerler, mizanlar, hesaplar kitaplar, kıldan ince kılıçtan keskin “sırat”lar sizin.

Gelin oğullar, yavrular gelin! Yıldızlar yıldızları, aylar güneşleri izlemiş. Erenler ustalar önde yürümüş, çömezler çıraklar peşlerine düşmüş. Bir kervandır bu tarihîn ön ucundan son ucuna dizilmiş. Peygamberler peygamberleri izlemiş… Bu âhenkler, bu ihtişamlar, bu kehkeşanlar bizim. Fikirler, zikirler gönüllere işlemiş, tekbirler taa yüreklerden gürlemiş. Şahin bakışlı kumandan, derviş tevâzulu insan, içten kaynayan pirler bizim.

Dipten tepeye mes’ûliyet kesilmiş, vazifeyi bir âb-ı hayat gibi içmiş, hedefini basiretle, isâbetle seçmiş, kelimetullah-i i’lâ ile aliyyü’l âlâ mertebelerine ulaşmış, ufuklardan ufuklara ordular uçurmuş, ruhsal boyutlara erişip meleklere karışmış… bu asıllar, bu kökler bizim.

Gelin oğullar gelin! “Kitap, mizan, demir.” (Hadid 25) Altı bin âyet, oniki bin hadis böyle özetlenir. Bu hikmet, bu ölçü, bu kuvvet bizim.

Gelin oğullar, yavrular gelin! “Bir tayf gibi indik büyük ırmakların kenarından büyük şehirlerin ortasına. Temiz dağ havası sunmaktı maksadımız” şehirlerin bezgin, baygın, azgın insanlarına. Bu niyetler, bu gayretler bizim.

Tek tek, yek yek bir değer, bir Ebubekir, bir Ömer olmaktan geçer yolumuz. O zaman tunçtan, çelikten olur kanadımız kolumuz. Elimizde bir demir asa, ayağımızda bir demir çarık… Pek uzundur, pek yükseklerden geçer yolumuz. Uzayıp giden yollar bizim.

Ne alkış delisi olduk, ne altına gümüşe kul olduk. Bir samimiyet, bir hamiyet, bir gayret bütün hünerimiz. Bu hünerler bizim.

Gelin oğullar gelin! Ölümlü dünyalara güvenmeyin. Garip bir yolcu, yorgun bir misafiriz gelimli gidimli dünyalarda. “Gelen geçer, konan göçer, nasip oldukça yer içer.” Bir esrarengiz kapı açılır, başlar başka bir hayat, uyuturlar bizi tahtlar üstünde, taçlar altında. Bir nidâ işitilir mahşer sabâhında, yeni bir dünyaya, ihtişamlı bir hayata doğarız. Bu dünya, bu hayat bizim.

Gelin oğullar gelin! “Perdelerin kalkıp, perdelerin ineceği anı” hesap edin. Ne beşik başlangıçtır, ne mezar sonuç. Pek geniştir bizim dünyâmız. Sonsuzdan gelip sonsuza gidenleriz. Sonsuzluk hasreti, ölümsüzlük arzusuyla geçer günlerimiz. Irmaklar gibi çağlar dökülür, ağlar dökülürüz dünya kayalıklarından taa cennetlere. Bu kayalıklar bu cennetler bizim.

Yeller yağmurlar savruldu Samanyollarından, dağ zirvelerinden. Rahmetler, bereketler taştı döküldü evlerden köylerden. Sevinçler dualara, duâlar secdelere karıştı. Bu sevinçler, bu secdeler bizim.

Gelin oğullar gelin!  “Güle renk, yumurtaya can” gönlümüze heyecan veren Ma’bud-u Hakiki bizim. Başımızda göz, bağrımıza öz, fıtratımıza uygun söz yaratan Kâdir-i “kün feyekûn” bizim. Yürürüz kurudan yaştan, aşar çıkar gideriz dağdan taştan. Gövdemizde kuvvet, gözümüzde fer, dizimizde derman yaratan “ol sübhânellâh” bizim.

Gelin oğullar gelin! Kâbe bizim, Kur’an bizim, Furkan bizim. Dizi dizi kitaplar. Mevlâ’dan, melekten, kalpten gelen hitaplar bizim. Hem baş gözüyle, hem gönlün özüyle okuyan, din-i mübînin keskin bakışlı evlâtları bizim.

Gelin oğullar gelin! Afrika’dan, yakın Asya’dan, uzak Asya’dan başını kaldırıp, ışığın geldiği ufuklara bakan, neler olup bittiğinin farkına vararak derlenip toplanan milyonlarla kardeş bizim.

Gelin oğullar gelin! “Damgalı beş bin melek” desteğimiz, Yüce kapıdan başkasına yönelmedi isteğimiz. “İhdinâ” ve sırât-ı müstakim dileğimiz. Bu dilekler, bu istekler bizim.

Yüz yirmi dört bin peygamberin en şanlısı, rasullerin hepsi bizim. Bedirler bizim, Mûsâ’mızı taşıyan nehirler bizim. Şehir Musa’yı kovunca, kucak açıp kollayan, bağrına sabır barındıran çöller, vahâlar bizim.

Ne kalbi gayeyi unuttu, ne göz hedeften kaydı. Nâmûs-u Ekber Cibril-i Emin Sidre ve sınırda durdu. Sınırlar ötesine aşıp giden Şanlı Yolcu bizim. “Bî huruşu savt” söylenenleri, can kulağıyla dinleyen dâvetli bizim. Gönlümüz diri, niyetimiz hâlisse, “Allah Teâlâ sonsuz bir imkândır.” Bitmeyen imkânlar, kesilmeyen ümitler bizim.

Gelin oğullar gelin! Benim diyemediklerimi siz hissedin. Ne sırrı, ne hikmeti biter Yüce Kudretin; ağaçlar kalem olup yazsa, suyu mürekkebe dönüşse denizlerin.

Gelin oğullar, yavrular, kuzular gelin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.