SÜNNETULLAH
(Allah’ın
Kanunu)
“Allah’ın kanununda asla
değişiklik bulamazsın.” (Ahzab 62)
Allah Teâlâ varlık âlemi ile
ilgili kanunlar belirlemiştir. Tüm mevcudat ezelden ebede bu
kanunlar doğrultusunda hareket etmektedir.
Sünnetullah: Allah’ın
sünneti, kanunu demektir. Allah’ın varlık âleminin düzeni için
koymuş olduğu kurallardır. Bu kurallar bir taraftan
tabiatta(tohumun dikilip sulandıktan sonra çimlenmesi gibi)
değişmez prensipler olarak tecelli ederken, diğer taraftan da
insanın tarihî süreç içerisinde benimsediği misyonla ilgili
olarak geçerli kaideler olarak tecelli eder. Kur’an’da her iki
hususu da ifade eden ayetler mevcuttur.
Tabiatta sünnetullahın
tecellisi ile ilgili ayetlerden bazıları:
“Güneş ve ayın hareketleri
bir hesaba göredir.” (Rahman 5)
“Sonra duman halindeki göğe
yöneldi, ona ve yerküreye; isteyerek veya istemeyerek gelin!
dedi. İkisi de “isteyerek geldik” dediler.
“Böylece onları iki günde
yedi gök olarak yarattı ve her göğe görevini vahyetti….” (Fussilet
11-12)
Biz burada, tabiattaki
sünnetullahın tecellisinden ziyade, ilâhî teklifin muhatabı
insanın benimsediği role göre, sünnetullahın tecellisini
anlamaya çalışacağız.
Kur’an’a baktığımızda bu
konuya çok geniş bir yelpazede dikkatlerin çekildiğini
görüyoruz.
Kur’an bu hususa, insanın
tarih serüveni içerisinde, peygamberlerin tevhid mücadelelerini
anlatan kıssalarla dikkatlerini çekmektedir. Fakat, ilâhî mesajı
anlamaya yanaşmayanlar bu hususu alay konusu yapmışlardır.
Kur’an bu hususu şu şekilde
haber vermektedir:
“Onlara Rabbiniz ne indirdi?
denildiği zaman, ‘öncekilerin masalları’ derler.” (Nahl 24)
Bu şekilde Rablerinden
geleni küçümserler.
Halbuki insanın yaratılış
sebebi olan ‘denenme’ tarih alanında gerçekleşmektedir.
Tarih, insanın ufkunu
genişletir. Önceki milletlerin durumlarını, yaşadıkları
devirleri, topluma yön veren şahsiyetlerin hayatlarını tanıma
imkanı verir.
İnsan ve toplum hayatında
‘sünnetullahın’ nasıl gerçekleştiğine, medeniyetlerin nasıl
kurulduğu ve yozlaşıp yok olduğuna tarih şahitlik etmektedir.
Kur’an’ın, önceki
milletlerin hallerini anlatmasının gayesi teferruatlı bir
hikayecilikten öte insanın tarihte gerçekleşen olaylardan kısa
ve öz anlatımla gerekli ders ve ibretleri almasıdır.
Kur’an’da bahsedilen tarihî
olaylar, iman ve İslam’ın, küfür ve şirkin, fısk ve fücurun,
insanları nasıl farklı yönlere götürdüğünün seyredildiği parlak
bir aynadır. Bundan dolayıdır ki, insanları Allah’ın dinine
davet etme sorumluluğunu taşıyan her müslümanın yeterli bir
tarih kültürüyle birlikte tarih şuuruna da sahip olması
lazımdır. Çünkü, tarih maziden âtiye atılan bir köprüdür. Bu
köprünün tahrip edilmesi, köküyle irtibatı kesilen ağacın
dalları gibi mazi ile âtiyi birbirinden koparır.
Kur’an’da ifadesini bulan
sünnetullahtan bazı örnekler:
1. Akıl ve irade sahiplerine
dayatma yoktur.
“İnsana doğru yolu
gösterdik, artık ister şükreder, ister nankörlük eder.” (İnsan
3)
2. Önce sorumlulukları,
konusunda bilgilendirir.
“Hiçbir kasaba halkını
kendilerine öğüt veren uyarıcılar olmadan yok etmedik. Biz zalim
değiliz.” (Şuara 208-209)
3. Mühlet verir.
“Eğer Allah insanları zulüm
yapmalarından ötürü hemen cezalandırsaydı, yer yüzünde bir canlı
bırakmazdı.” (Nahl 61)
4. Bir millet kendini
bozmadıkça Allah da onları bozmaz.
“Bir toplum kendini
değiştirmedikçe Allah onlar hakkındaki hükmünü değiştirmez.”
(Rad 11)
5. Azabın görülmesinden
sonraki iman kişiye fayda vermez.
“Fakat azabımızı gördükleri
zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir.” (Mümin
85)
6. Kişi kazdığı kuyuya
kendisi düşer.
“Çünkü onlar yeryüzünde
büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi
kazdığı kuyuya kendisi düşer.” (Fatır 43)
7. Nankörlük helak
sebebidir.
“Nimet ve refaha karşı
nankörlük eden nice kasabaları yok ettik.” (Kasas 58)
8. Büyüklük taslamak helak
sebebidir.
“Karun’u, Firavun’u ve
Haman’ı da helak ettik. Andolsun ki Musa onlara apaçık
delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı.”
(Ankebut 38)
Yoldan saparak azanların
azap görmeleri, inanıp iyi işler yapanların ise dünya ve ahiret
hayatında yardım görmeleri sünnetullahtır.
Şüphesiz Peygamberimize ve
iman edenlere, hem dünya hayatında hem şahitlerin, şahitlik
edecekleri günde yardım ederiz.” (Mümin 51)
Günümüzdeki bazı
meselelerin kökleri tarihin çok derinliklerine uzanmaktadır. Bu
meseleleri tam kavrayabilmek, geçirdikleri tarihî süreci de
bilmeyi gerektirmektedir.
Asrımızdaki hıristiyanların
İslam’a ve müslümanlara olan husûmetini tam olarak kavrayabilmek
için, Haçlı Seferlerini; diğer taraftan yahudilerin İslam’a ve
müslümanlara olan hınçlarını anlamak için de, Rasulullah ve
sahabilerin, Kaynuka, Nadir, Kureyza yahudileri ile olan
mücadelelerine uzanan süreci bilmek ve anlamak; bunun da
ötesinde tarih boyunca devam eden Hak batıl mücadelesini
kavramak lazımdır.
Nasıl ki, nehirlerin akıp
gittiği bir yatağı varsa, tarihinde akıp gittiği bir yatağı
vardır.
Uyanık çiftçinin, tarlasını
su basmasın diye suyun yatağına müdahalesi gibi, emperyalist
batı dünyası da tarihi öğrendiği için, tarihinden habersiz
toplumları çok kolay sömürmenin, hatta yönetmenin yolunu
bulmuşlar, tarihin seyrini dilediği gibi değiştirip yön vermeye
çalışmaktadırlar.
Hıristiyan ve yahudi
dünyasının, halkı müslüman ülkelerdeki tahakkümüne ve
buralarda tezgahladıkları oyuna tarih penceresinden baktığımızda
olayların arka planına vâkıf olmamız daha kolay olacak, hile ve
desiselerinin önünü alma imkanı doğacaktır.
A.B.D’nin Irak’ta, Sünni,
Şia kavgasını başlatıp körüklemesi, bu işi tezgahlayanların
İslam tarihine vâkıf olduklarını, bu oyuna gelenlerin de bunan
bî-haber olduğunu göstermektedir.
Tarih, aynı şartlar ve
sebeplerin meydana getirdiği benzer olayların daha iyi
anlaşılmasını sağlar. “Tarih tekerrürden ibarettir” deyimi bunu
çok güzel ifade etmektedir. Mesela, müşriklerin tarih boyunca
aynı tepkileri gösterdikleri değişik ayetlerde ifade buyrulur.
İşte bir tanesi:
“Evet, işte böyle! Onlardan
önceki ümmetlere hiçbir peygamber gelmemiştir ki, ona sihirbaz
veya deli dememiş olsunlar. Onlar bunu birbirine tavsiye mi
etmişlerdi. Hayır onlar azgın bir kavimdi.” (Zariyat 52-53)
Yani bu kavimler Allah’a
karşı büyüklenip azgınlık gösterme hususunda aynı olduklarından,
yaptıkları işler de aynı neticeyi vermiştir.
Tarihteki yükseliş ve
alçalışları, manevî ve ahlâkî sebeplere bağlamaya özen
göstermeliyiz. Maddî ilerlemeler yükseliş kabul edilmemelidir.
Tarihi dikkatli bir şekilde incelediğimizde görürüz ki, insanlık
vahye bağlandığı müddetçe yükselmiş, büyük medeniyetler kurmuş,
vahiyden uzaklaştığı zaman büyük alçalışlar yaşamış, insanlıktan
da uzaklaşmıştır.
İbret alınsaydı yanlışlar
tekerrür eder miydi?