GİZLİ NİKAH
Bir evliliğin geçerli
olabilmesi, evlilik akdinde bir takım unsur ve şartların bir
araya gelmesiyle mümkündür. Bu unsur ve şartlardan birisinin
bile eksik olması nikâhın ya hiç gerçekleşmemesine ya da eksik
kalmasına yol açmaktadır.
Evliliğin geçerli olması
için şartların en önemlisi nikâh akdinin şahitler huzurunda
yapılmasıdır. Peygamberimiz aleyhisselam “iki şahit olmadan
nikâh caiz olmaz” buyurmaktadır. Şahitsiz kıyılan nikâh
fâsittir.
NİKÂHIN RÜKÜNLERİ
Hanefilere göre evlilik
akdinin rükünleri icap ve kabulden ibarettir. Çoğunluk mezhep
imamlarına göre ise dört tane olup;
1. İcap ve kabul,
2. Kadın,
3. Koca,
4. Evlenecek kadının
velisidir.
Hanefi mezhebinde İmam-ı
Azam’ın talebesi olan İmam-ı Ebu Yusuf’tan yapılan bir rivayete
göre velinin izni olmadan nikâh sahih değildir. İmam-ı Malik ve
İmam-ı Şafi rahmetullahi aleyhe göre ise nikâhları asla caiz
değildir. (Mevkufât 2-477)
İmam-ı Azam ile İmam-ı
Muhammed’e göre evlendiren veli, baba ile dededen başkası olursa
küçük kız ile oğlan ergenlik çağına girdiğinde isterlerse nikâhı
kabul etmeyebilirler. Ama babası veya dedesi evlendirmiş iseler
bunların nikâhı bozma hakları yoktur.
Baba ile dede haricindeki
veli, anne ve kadıya (hâkime) da şamildir. Sahih olan da budur.
Çünkü annenin görüşü noksandır. Kadı’nın (hâkimin) ise şefkati
noksandır. (Mevkufat 2-480)
Geçerlilik şartlarından biri
de nikâhın gizlenmemesidir. Bu şart sadece Malikiler tarafından
ileri sürülmüştür. Onlara göre şahitlerle anlaşarak yapılan
evlenmenin gizlenmesi ve etrafa duyurulmaması sıhhat şartlarına
aykırıdır. Dolayısıyla böyle olan nikâhlar geçersizdir. Fakat
diğer üç mezhep bunu bir sıhhat şartı olarak kabul etmez,
şahitlerin duyduğu nikâh artık gizlilik sınırını aşmıştır
derler. Günümüzde ise resmi şekil ve kayıt bulunmadığı sürece
iki şahidin özellikle büyük yerleşim yerlerinde aleniliği
sağlamaya yetmeyeceği ortadadır. Fakihleri çoğunluğunun iki
şahidi yeterli görmesi dönemlerinin toplumsal telakkileriyle
yakından ilgili olup böyle bir gizliliği tasvip ettikleri
şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu itibarla ülkemizde iki şahitle
fakat gizlilik içinde kıyılan nikâhların taşıdığı sakıncalar göz
önüne alındığında Malikilerin bu görüşünün de tamamen yabana
atılmaması gerektiği ortaya çıkmaktadır. (İslam ve Toplum
İlmihali, 2-208)
Günümüzde resmi nikâhın
kıyılmadığı ve gizli nikâhın kıyıldığı ortamda kadına yazık
oluyor. Pek çok haklardan mahkûm kalıyor ve manevi değeri
düşüyor. Bilhassa aile hukukunun en güzel şekilde devamı için ve
hanımın haklarının muhafazası için önce resmi nikâh sonra dini
nikâh kıyılmalıdır. Aksi halde İslam’a göre dini nikâhı
kıyanların İslam’a göre ayrılmadıklarını görüyoruz. Bu durumda
taraflar vebalde kalıyorlar.
Gençler evlenirken anne ve
babaları, yoksa velileri ile istişarede bulunarak usulüne uygun
karar verirlerse güzel olur. Sonuç üzücü bir noktaya gelirse, bu
üzücü sonucu aile beraber göğüsler ve çözer. Ana babanın rızası
olmasa bile haberi olmalıdır.
Üniversite ve benzeri
ortamlarda gençlerimiz: “Sonunda nasıl olsa düğün yapacağız.
Şimdilik aramızda bir gizli nikâh kıyalım da aramızdaki haramlık
ortadan kalksın, rahat hareket edelim” diye düşünüyorlar ve
gizli nikâha başvuruyorlar. Çok kere bir haramdan kaçarken nice
haramlara düşülüyor. Nikahın gerektirdiği haklar korunamıyor.
Ekseriya hanım kızlarımız mağdur oluyorlar.
Tavsiyemiz, evlatlarımızın,
meşrû zeminler içerisinde kalmaları, Kuran ve sünnetin çizdiği
çerçeveye riayet etmeleri, öncelikle tahsillerini
düşünmeleridir. Zamanı geldiğinde, velilerinin izni ile, güzel
ortamlarda bir evlilik gerçekleştirmeleridir. Böyle bir
evliliğin sonu da bereketli olur. Okul zamanında evlenmeleri
gerekirse İslam’ın çizdiği sınırlara riayet etmeleri ve haddi
aşmamaları gerekir.
Velilerin ve sorumluların da
böyle bir tahsil ve evliliklerin zeminlerini hazırlamaları
gerekir. Gençleri haramdan koruyacak ortamları sağlamak,
evlilikleri kolaylaştırmak da ana babalar ve yetkili insanların
vazifesidir.
Hayat dünya hayatı ile
sınırlı değildir. Hepimizin dönüşü Allah’adır. Herkes yaptığı
hayır ve şerden hesaba çekilecek. Yaşantımızı hep bu dünyaya
hasredip ahiretimizi unutmayalım. Kabir azabı haktır.
Amellerimizin tartılması haktır. Cennet ve cehennem haktır.
Allah’ın azabı pek şiddetlidir. Bu dünya ahiretin ekin
tarlasıdır. Bu dünyadaki tahsilimizi ve evliliğimizi düşünürken
Allah’a kul olduğumuzu unutmayalım.
EVLİLİKTE GERÇEKLEŞEN HAKLAR
Nikâhı basit görmemek lazım.
Onun da bir hukuku vardır. İslam her şeye bir ölçü koyduğu gibi,
insan hayatının devamı için aileler arasında nice haklar
belirlemiştir. Bu haklara bu dünyada uymayanlar, öldükten sonra
bunun hesabını vereceklerdir.
1. Şer’an, evlilikten sonra
eşlerin birbirinden yararlanmaları helal olur. Ancak hayız,
nifas, ihram hali ve kefaretini ödemeden önce zıhar (karısına
yaklaşmamaya yemin etme) durumunda iken cinsî ilişkide bulunmak
caiz değildir.
2. Erkeğin kadına mehrini
ödemesi vacip olur.
3. Erkek, kadın için ev
tahsis eder, evlilikten sonra kadın, erkeğin müsaade ettiği
yerlere gidebilir. Kadın, erkeğe Allah’ın bir emanetidir. Meşrû
zeminler içerisinde hareket ederek her ikisi de birbirinin
haklarına uyar, aile hayatını bozacak, kötü zannı doğuracak her
türlü söz ve fiillerden sakınırlar.
4. Eşler arasında miras
hakkı sabit olur. Miras hükümleri aile içinde karşılıklı hak ve
sorumlulukları gerektirir. Ayette Allah Teâlâ:
“Karılarınızın
bıraktıklarının yarısı sizindir” (Nisa 12).
“Edilen vasiyetten ve
borçtan arta kalanın sekizde biri onlarındır” (Nisa 12)
buyuruyor.
Miras hukukuna uymayanların
halini Allah Teâlâ şöyle bildiriyor:
“Kim bu sınırları aşarsa
Allah onu sürekli kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir
azap vardır.” (Nisa 14)
5. Evlilik, dolayısıyla
sıhrî akrabalığın oluşmasından nikâhtan sonra erkek hanımının
annesini, annesinin annesini ve kızlarını nikâhlayamaz. Kadın
ise nikâhladığı beyinin babası, babasının babası ve çocuklarıyla
nikâhlanamaz.
İslam dini müslümanların
evlenip yuva kurmalarına büyük önem verir. Kuran-ı Kerim’de:
“Size, onlar sayesinde veya
onlarla huzur ve sükûnete ermeniz için kendi cinsinizden eşler
yaratması ve aranızda sevgi ve merhamet halketmesi O’nun
kudretinin alametindendir. Bunda düşünen bir topluluk için
işaretler vardır.” (Rum 21) buyrulmaktadır.
NİKÂH TERK EDİLİRSE
1. Gayri meşrû, nikâhsız
birleşmeler neslin bozulmasına, dünyaya gelen çocuğun, baba
şefkatinden ve himayesinden mahrum kalmasına sebep olur. Baba
için çocuk dünyanın ziynetidir. Böyle yapanların bu güzellikten
nasibi olmaz. Nikâhlı aile hayatını sürdürmek insanın eşref-i
mahlûkat olduğunun en bariz alametidir.
2. Nikâhsız birleşmelerin
sonunda kadınların şahsiyeti ve annelik değeri kaybolur.
Ahirette ise nice nimetlerden mahrum kalır. Erkeği ve kadını ile
insanlık mahvolur. Çünkü Allah celle celalüh Kuran-ı Kerim’de
dînî özelliklerini kaybedenlere:
“İşte onlar hayvanlar
gibidirler, hatta daha da aşağıdırlar. İşte asıl gafiller
onlardır” (Araf 179) buyurmaktadır.
3. Velhasıl nikâh, sünnet-i
nebeviyedir. Ümmetin artmasına vesiledir. Peygamberimiz
aleyhisselam hadis-i şerifinde:
“Ey ümmetim, evleniniz,
çoğalınız. Çünkü ben kıyamet günü sizinle diğer ümmetlere karşı
iftiharda bulunurum” buyurmuştur.
Allah’ım, ümmet-i Muhammedi
Kuran’a mahkûm et. Âmin.