E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

MUSTAFA SUNA

DENEME;

SOFRA

Yüce Allah, Kurân-ı Kerîm’i oluşturan sûreleri isimlendirirken, herhalde gelişigüzel seçmemiştir. Sanki dikkatleri; belli kavramlara, olaylara, şahsiyetlere, hayat gerçeklerine, hayatın tüm alanlarına, sosyal gruplara; ya da Elest Bezmiyle başlayan, insanın zamanda yolculuğunu oluşturan temel unsurlara yoğunlaştırmak istemiştir. Çok çarpıcı ve dikkat çekicidir sûre isimleri. Bunlardan biri de; “Mâide”sûresidir, yani, “Sofra”.

Acı tatlı bütün paylaşımlar sofra etrafında gerçekleşir. Buluşma amacına göre isimler verilir: Düğün yemeği, sünnet yemeği, asker yemeği, mevlüt yemeği, iş yemeği, tâziye yemeği, bayram yemeği gibi.

Tanışma toplantıları, buluşma toplantıları, bütün toplantılar hemen, hemen sofra merkezli yapılır. Sabah ve akşam sofraları, sanki aile şûrâsı gibidir. Bütün aile fertlerini buluşturan, problemlerin görüşüldüğü, bugün yapılan; yarın da yapılacak olan işlerin değerlendirilip, aile ile ilgili kararların alındığı, aile bütçesinin oluşturulduğu ve “âidiyet duygusu”nun geliştiği; “ben” değil, “biz” anlayışının benimsetildiği, kıt, ya da bol imkanları bölüşmenin tadına varıldığı, bencilliğin değil, fedâkârlığın ön plana çıktığı, “kollektif bilinç” kavramının beyinlere yerleştirildiği; özetle, gönüllerin bir noktada birleştiği zaman dilimidir, sofra.

Toplumları güçlü kılan, “âidiyet duygusu”dur. Cisimlerin sağlamlığı, darbelere, ağır yüklere karşı dayanma gücü, o cisimleri oluşturan molekül bağlarının gücüyle doğru orantılıdır. Dağcıların kullandığı, kaya çatlaklarına girebilen, ipincecik metaller, çok ağır yükleri çekebilmektedir. İncecik paraşüt ipleri, yüzlerce kilo ağırlığa dayanabilmektedir. Nice kalın metaller, ipler aynı dayanıklılığı gösterememekte, kırılmakta, kopmaktadır; Çünkü, molekül yapıları güçlü değildir.

Toplumu oluşturan en küçük birim, ailedir. Aile yapısı güçlü toplumlar, kırılmalara, çekmelere dayanıklı, çözülmeyen toplumlardır.

Ailenin gücü; “aidiyet duygusu”dur. Kişi, kendini, bir aileye, millî benliğe ait hissetmelidir. Bu duygu, işte, o, günde bazen iki, bazen üç kez kurulan sofralarda çocuğa verilir.

Çocuğun eğitimi, aile ortamında başlar. Konuşmayı, dinlemeyi, topluma uyum prensiplerini, görgü kurallarını, temizliği, tasarrufu, paylaşmayı, fedakârlığı, sevmeyi, sevilmeyi, saymayı, katılmayı hep aile ortamında öğrenir.

Sofra, sanki aile okulunun ders ortamıdır. Sabah ve akşam toplanmaları sofra sâyesinde gerçekleşir. Akşama kadar olan, aileyi ilgilendiren olaylardan, ailenin bütün fertleri haberdâr olur. Durum muhâkemeleri yapılır. Stratejiler belirlenir. Olması muhtemel tehlikelere karşı tedbirler alınır.

Şefkât, korunma duygusu, güven duygusu, kişilik gelişiminin ana unsurlarıdır. Birçok pratik bilgi çocuk tarafından taklit yoluyla öğrenilir. Yemeğin başlangıcında çekilen “Besmele”, sonunda söylenen “hamdele”ler; berrâk, kirlenmemiş zihinlerin, “Rabb”e yönelmesini sağlar. Yapılan yemek duâları, fıtratta bulunan, Yüce Yaradan’a sığınma programını harekete geçirir. İlk görev alma sorumluluğu ve başarma hazzı, takdir edilme duygusunun tatlılığı, sofra hazırlama ve kaldırmalarda çocuğa tattırılır. Aile, ortak tatlarda buluşur.

Bir arkadaşımın hanımı, arkadaşım için: “Eve, lokanta diye yemeğe, otel diye yatmağa gelir” demişti.

Ne zaman ki; baba, anne, çocuk, evden ayaküstü atıştırıp, çıkar, uzun iş seyahatleri, iş toplantıları, kahveler, kulüpler; babanın eve geliş-gidiş saatleri belli değildir; anne, konkende, otmakçılıkta, gezeklerde.... Zamanında yemek hazırlamaz, sofrayı kuramaz, çocuklar; okuldan, oyuna, dershanelere, arkadaş partilerine dolaşırken zamanında evde bulunmaz, işte o zaman evler lokanta ve otelden farksız hale gelir. Ortak tatlar kaybolur. Aile matematiğinin yerini, şahıs matematiği alır, kollektif aile bilinci yok olur. Her aile ferdi, mutfakta kendi tadını aramağa başlar. Yemek tercihleri değişir. Aile bütçesi, bu tercihleri kaldıramaz olur. Bedelini kazanmak için, vaktinden önce yuvadan uçmağa çalışılır; zîrâ, “aidiyet duygusu” yok olmuştur. “Biz” değil, “ben” duygusu öne çıkmağa başlamıştır. Yuvadan; uçmayı öğrenmeden, kendilerini bekleyen tehlikeleri bilmeden, vaktinden önce fırlayan yavruların, altta bekleyen kedilere, yılanlara, yukarıda, doğanlara vb. yem olduğu gibi yem olurlar. Aile çözülür, ahlâkî değerler çöker. Toplumun yapısı da, ailenin çöküşüyle erozyona uğrar. Çimentosu içinden alınan binanın döndüğü moloz yığınına döner.

Bugün, batı toplumları büyük bir ahlâkî çöküntü yaşamaktadırlar. Evlilikler son derece azalmıştır. Beslenme alışkanlıkları, ayaküstü (fast-food)dür. Nüfus ortalaması yaşlanmakta ve artış oranı düşmektedir. Aynı lokantada, aynı masada yemek yiyen karı- koca, bazen hesaplarını ayrı ödeyebilmektedir. Aile fertleri arasındaki dayanışma yok olmaya yüz tutmuştur. Fertler birbirinden habersizdirler. Anne ve babalarda yemek kültürü gelişmemiş, ortak tatlar oluşmamıştır.

Tarihin seyri içinde, aile yapısı sağlam toplumların çözülmediği; aile yapısı zayıf toplumların çözülüp, hâkimiyetlerini kaybettiği, asimile oldukları bir gerçektir.

Belki de; toplumun dinamikleri, kültür ve beraberinde, toplumu, tarihin derinliklerinden geleceğe bağlayan “sosyal şifre” aktarımı “sofra” kültüründe gizlidir. Yeter ki, “sofra”mızı kaybetmeyelim.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.