ÜRGÜPLÜ MUSTAFA HAYRİ
EFENDİ
Yazmak sorumluluk ister.
Yazının birçok kimse tarafından okunacağını düşünerek yazım
hususunda dikkatli olunması gerekir. Yazarak veya konuşarak
ikinci şahıslara ne verdiğine çok ama çok dikkat etmeli. Ben de
yazdığım yazılarımda buna dikkat etmeye çalıştım. Özellikle
biyografi yazılarımda, ilmi, gayreti, ahlakı ve mücadelesiyle
örneklik teşkil eden kimseleri seçmeye gayret ettim. Biyografi
yazılarımda da çok eskilere ait şahıslardan ziyade bizlere daha
yakın zamanda yaşayan zevatın hayatlarını yazmanın daha faydalı
olacağı kanaatindeyim.
Bundan hareketle bu defa
sizlere Nevşehir\Ürgüp'de doğan ve Osmanlı'nın son dönemine
damgasını vuran bir zatı yazmayı uygun buldum.
Trablusgarp vilayeti Evkaf
Müdürü Abdullah Avni Efendi'nin mahdumu Hayri Efendi, 1867
yılında Ürgüp’te doğdu. İlmiye sınıfına mensup bir aileden gelen
Hayri Efendi birçok alanda muhtelif kişilerden dersler almıştır.
İlk öğrenimini amcasından alan Hayri Efendi Mahmut Efendi’den
Hat, Halim Efendi’den Arapça dersleri aldıktan sonra 1883
yılında ağabeyi ile birlikte ilmin merkezi İstanbul’a gitti. İki
yıl süren bu İstanbul seyahatinde Hayri Efendi, Fatih
Başkurşunlu Medresesine kaydoldu. Hayri Efendi medrese
derslerinin yanında medresenin dışında da farklı kişilerden
muhtelif dersler aldı.
Bu iki yılın sonunda
memleketi Ürgüp’e dönerek buradan Kayseri’ye geçti. Kayseri’de
yerleştiği Yağmurlu Medresesinde; Kazım Efendi’nin sabah,
Karakimseli Hacı Efendi’nin akşam derslerine devam etmiştir.
Bilahare İstanbul’a giderek
yeniden Başkurşunlu Medresesine kaydoldu ve burada 8 yıl eğitim
gördü. Burayı bitirdikten sonra, kaydolduğu Mekteb-i Hukuku da
bitirmiş ve ilk memuriyetine Bursa’da müderris olarak
başlamıştır.
YAPTIĞI VAZİFELERİ
O dönemin yetişmiş insanları
öyle görevlere getirilmiş ki saymakla bitmez. Hatta yaptıkları
bazı işlerin, aldıkları vazifelerin günümüzde karşılığı dahi
yoktur. Hayri Efendi de öyle birisi. İlk görevinden sonra
Adliye’ye geçerek sırasıyla; Maraş, Trablus-Şam Bidayet
Mahkemesi Müdde-i Umum Yardımcılığı ve Lazkiye Sancağında
muhtelif görevlere getirilen Hayri Efendi, II. Meşrutiyet’e
kadar Adliye Nezareti (Adalet Bakanlığı)nde çeşitli görevlerde
bulundu.
Suriye, Manastır, Selanik
gibi dönemin büyük merkezlerinde vazife yapan Mustafa Hayri
Efendi, içten içe merak duyduğu siyasî çalışmaları da takip
etmekteydi.
II. Abdülhamit döneminde,
İstanbul, Suriye ve Selanik’te genç zabit ve mekteplilerin
kurdukları siyasi teşekküllere ilgi duyan Hayri Efendi,
bazılarında fiilî görev almış, Selanik’te ceza reisi iken
İttihat Terakki Cemiyeti bünyesinde önemli hizmetlerde
bulunmuştur. II. Meşrutiyet döneminde İttihat Terakki
Fırkası’ndan Niğde mebusluğuna adaylığını koyarak, Meclis-i
Mebusana girmiştir.
Bilahare Darülfünun Hukuk
Şubesi Mecelle Müderrisi daha sonra da Meclis-i Mebusan birinci
reis vekili oldu. II. Mahmud dönemiyle başlayan yenilik
hareketlerini, özellikle ulemanın desteği olmadan
gerçekleştirmenin zorluğu Padişah tarafından biliniyordu. İlk
etapta ilmiye sınıfı bu tür yenilikleri tasvip etmiyordu. Zaman
ilerledikçe ve devlet ricalinin teşviki ile ilmiyede çözülmeler
başladı ve yenilik hareketlerinin içinde ulema (ilmiye sınıfı)
yer almaya başladı. Nitekim yenilik hareketine katılan ulema
arasında Mustafa Hayri Efendi de yer alıyordu. (1)
Öyle ki İbrahim Hakkı Paşa
kabinesinde, önce Evkaf-ı Hümayun nazırlığına, sonra sırasıyla,
Dahiliye, Orman ve Meadin nezaretlerine vekalet eden Hayri
Efendi işlerinin yoğunluğunu bahane ederek, bu görevleri terk
etti. Küçük Said Paşa’nın kabinesinde Adliye nezareti ile
Şuray-ı Devlet başkanlığına asaleten atanan Ürgüplü Mustafa
Hayri Efendi 16 Mart 1914’de Şeyhülislam oldu.
ŞEYHULİSLAM HAYRİ EFENDİ
Hayri Efendi’nin en önemli
vazifelerinden biride hiç şüphesiz Şeyhülislamlık görevi. Bunu
da anlamlı kılan olay “Cihad-ı Ekber” ilan etmesi. Nitekim
1914’de fevkalade (olağanüstü) olarak toplanan kabinede 1. Dünya
Savaşına girme temayülü ağır basınca bazı nazırların istifa
etmesine rağmen, Evkaf Nezaretine de vekâlet eden Şeyhülislam
Hayri Efendi harbin gerekliliği hususunda ısrar etmiş, kabinenin
kararından sonra da Cihad-ı Ekber fetvasını vermiştir.
Geçmişteki Haçlı Seferlerini örnek vererek açıkladığı Cihad-ı
Ekber fetvasını şu beş esas üzerine temellendirmiştir:
1. Padişahın cihad emrine
herkesin katılmasının farz olduğu.
2. İslam Hilafetini ortadan
kaldırmak isteyen, Rusya, İngiltere ve Fransa idaresinde olan
bütün müslümanların bu devletler aleyhine birleşmesinin şart
olduğu,
3. Bu farziyete rağmen
cihada katılmayanların ağır cezaya düçar olacakları.
4. İslam (Osmanlı) askerini
öldüren yukarıdaki devletlerin tebaası müslüman askerlerin büyük
günaha girecekleri.
5. İngiltere, Fransa, Rusya,
Sırp, Karadağ hükümetleri idaresinde bulunan müslümanların,
İslam Devletine yardımcı olan Almanya ve Avusturya aleyhine harp
etmelerinin bu devletin zararına olacağı için büyük günah
olduğu.
İhtiva ettiği maddelere
bakılacak olursa cihad-ı ekber anlayışının muhtırası oldukça
geniştir. Bundan dolayıdır ki bu fetvayı okuyan ve değişik
memleketlerde yaşayan müminler bu savaşa katılmak için yoğun
çaba sarfetmişler. Çanakkale savaşı için Avusturya’dan gelmek
isteyen, dondurmacı ile kasabın durumu dikkat çekicidir. (2)
Hayri Efendi ile ilgili
izahında Yılmaz Öztuna: “Nezaret uhdesinde kalmak üzere, Evkaf
Nazırlığından meşihate getirilmiş, her iki görevinde de mühim
işler başarmıştır. Adliye Nazırlığında da bulunmuştur. Büyük
Vakıf hanlarını o yaptırmıştır…” (Büyük Türkiye Tarihi, C.7, s.
3037) sözleriyle kaos ortamında isabetli işler yaptığını ifade
etmektedir.
Sultan Reşad devri
Şeyhülislamlarından olan Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi 1916
yılına kadar bu vazifeyi sürdürmüştür. Ayrılmasına sağlık
sebeplerini göstermekle beraber ittihat Terakkî’nin yanlış
uygulamaları ve özellikle Talat Paşa’yla aralarındaki ihtilaflı
hususlar ayrılmasını gerektiren en önemli etkendir.
VAHDETTİN DÖNEMİ VE BİR
TAVIR
Vahdettin döneminde Adliye
Nazırlığını üstlenen Hayri Efendi, bilahare 1. Dünya savaşı
sonrasında imzalanan anlaşma gereğince İstanbul’u işgal eden
İngilizler tarafından birçok arkadaşı gibi o da Malta’ya sürgüne
gönderildi. Orada rahatsız olunca serbest bırakıldı. Daha sonra
Roma’ya geçti. Papa kendisiyle görüşme teklifinde bulunduğunda;
“Anadolu’daki Yunan zulmünü durdurma konuşunda bir girişimde
bulunması koşuluyla görüşebileceğini ifade etmiştir.” (Bu
buluşma sağlanamamıştır.)
İstanbul hükümetinin
icraatlarını beğenmeyen Hayri Efendi Anadolu’ya geçer. Ankara’da
Mustafa Kemal’le görüşür. Kendisine yapılan görev teklifini
rahatsızlığını bahane ederek reddettikten sonra, memleketi
Ürgüp’e gelerek ömrünün geri kalan kısmını orada geçirir. İki
defa başbakanlık yapan Suat Hayri Ürgüplü ile milletvekilliği
yapan Dr. Av. Münip Hayri Ürgüplü’nün babası olan Mustafa Hayri
Ürgüplü 7 Temmuz 1921 yılında vefat etmiştir. Kabri Ürgüp Cami-i
Kebir bahçesindeki aile kabristanındadır.
Medreselerdeki fizikî
düzenlemelerin yanı sıra ders programları üzerindeki yenilikleri
“Teşkilat-ı Hayriye” namı ile anılmıştır. Medresetü’l Vaizîn,
Medresetü’l-Hattatîn ve Medresetü’l-Kudat namıyla yeni
medreseler kurmuştur. Medreselerde dinî derslerin yanı sıra
sosyal ve teknik derslerin de okunmasını sağlamıştır. 54 yıllık
ömründe dolu dolu bir hayat sürmüştür. (3)
Onun ve onun gibilerin
yolundan gidecek yeni nesillere ne çok ihtiyaç var…
Kaynakça
1. İslamcıların Siyasî
Görüşler, İsmail Kara, İz Yayıncılık, İst. 1993, s. 46
2. Bir Destandır Çanakkale,
V. Valekasou
3. Çanakkale savaşları ve
Gezi Rehberi, Talha Uğurluel
4. Türkiye Diyanet Vakfı
İslam Ansiklopedisi, c. 17