FAİZİN GÖTÜRDÜKLERİ
“Faiz yiyen kimseler
kabirlerinden tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış
olarak kalkarlar. Onların bu hali, “alışveriş (ticaret) faiz
gibidir” demelerindendir. Oysaki Allah ticareti helal faizi
haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de
faizden vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve işi Allah’a
kalmıştır. (Allah dilerse onu affeder.) Kim tekrar faize dönerse
işte onlar ateşliktir. Orada devamlı kalırlar.” (Bakara 275)
“Ey iman edenler, faizi kat
kat olarak yemeyin. Allah’tan sakının. Umulur ki kurtulursunuz.”
(Âl-i İmran 130)
Ayet-i kerimelerden de
anlaşılıyor ki faiz çok kötü bir kazançtır. Alın teri ve emeğin
olmadığı haksız kazançlar helal değildir.
Faiz, ribanın karşılığı
olarak kullanılmaktadır. Riba lügatte, bir şeyin çoğalması ve
artması demektir. Günümüz dünyasında faizi savunmanın akıllı
insanların işi olmadığı gün ışığı gibi ortaya çıkmıştır. Dünyayı
ekonomik açıdan ele geçirmek isteyen güçler fakir ve yoksul ülke
insanlarını faiz belasına müptela edip sömürmektedirler. Faize
bulaşan fertlerin veya ülkelerin yaşadıkları sıkıntıları
müşahede ediyoruz.
Yüce Allah’ımızın da
belirttiği gibi insanlar ahirete de kalmadan dünya hayatında iki
ayaklı şeytanlar tarafından cezbedici teklif ve reklamlarla
aldatılıp çarpılıyorlar. Yaşı müsait olanların da
hatırlayacakları gibi bankerzedeler, bankazedeler, sokaklarda
cin çarpmış gibi dolaştılar. Bağırdılar, çağırdılar… Kriz
geçirenler, felç olanlar, aylarca yıllarca gündemi meşgul
ettiler, halen de meşgul ediyorlar. Pek çok insan, evinden,
arabasından, iş yerinden ve daha fecisi canlarından olmuşlardır.
Bir de bunların ahiret yurdundaki halleri düşünülecek olursa
(Allah korusun) yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşi ne kötü
bir duraktır.
İnsanlar, ticaretle faizi
aynı kabul ettiklerinden normal karşılamaktadırlar. Hâlbuki
ticaret helal, faiz haram kılınmıştır. Faiz felakettir,
intihardır, sömürüdür, vahşettir. İnsanları ve toplumları
köleleştirmektir.
Faizcilik yapanlar üretimi
ve istihdamı sevmezler. Hayır işlerini istemezler. Toplumun
kalkınmasını ve refah düzeyinin artmasını istemezler.
Çünkü yatırım, istihdam ve
üretim riskli işlerdir. Faizci, risk altına girmeyi sevmez,
çünkü faizcilik bedavadan para kazanmaktır. Kontrolsüz bir
gelirdir. Alanla veren arasındaki bir muameledir.
Ülkeleri sıkıntıya sokan
kayıt dışı ekonominin pek çoğu tefecilerin gelirleridir. Kara
paralar bu yolla aklanmaktadır.
Faizi savunan bireyler veya
devletler sıkıntıdan kurtulamamışlardır. Günümüz dünyasının
insanlarının bulaştıkları faiz belasından kurtulmak için
başvurdukları bütün yöntemler sonuçsuz kalmıştır. Çünkü faiz
büyük bir kaostur.
Faizle kalkınmak isteyen
işletmeciler ekonomik kriz dönemlerinde çıkmaza girmişler,
bunalım yaşamışlar, pek çoğu bir gecede iflas etmiş ve bazıları
da intihara kalkışarak kendi canlarına bile kıymışlardır.
Faizi savunmanın ve
faizcilik yapmanın sonucu bu gibi felaketlerdir… Çünkü Allah ve
Rasulüne harp ilan etmek insanları ve devletleri iflah etmez. Bu
konuda yüce Allah, Kuran-ı Kerim de şöyle buyurmaktadır.
“Ey iman edenler, eğer
Allah’a iman etmişseniz Allah’tan sakının ve faizden arta kalanı
bırakın. Eğer böyle yapmaz (bırakmazsanız) Allah ve Rasulüne
harp açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana sermayeniz
sizindir. (Böylece) haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış
olursunuz.” (Bakara 278-279)
Bütün bu uyarılara rağmen
faize ve faizciliğe yönelenler bilmelidirler ki bu dünyaları da
kendileri için karanlık, öbür dünyaları da kendileri için
karanlık olacaktır.
Bu konuda Allah Rasulü Hz.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:
“Faiz yetmiş üç kısımdır.
Bunların (günah itibariyle) en hafifi bir kimsenin annesi ile
cinsi münasebette bulunması gibidir.” (İbni Mâce)
Faizin riba olmadığını
söyleyenler hem kendilerini hem de kendilerine güvenip soru
soranları mahvetmektedirler. Böyle fetvalar sonucu faizle
alış-veriş yapanlar çok kötü sonuçlarla karşılaşmışlardır. Bu
gibi insanlara çevremizde sıkça rastlamaktayız. Gündemi meşgul
eden kartzedeler gibi. Emekliliği yaklaşan birisinin ifadesi
aynen şöyle: “Bir an önce emekli olup kredi kartı borcumu
bitirip rahatlamak istemekteyim.”
Yuva kurmak için alınan nice
krediler ailelerin felaketi haline gelmiş, pek çok aile reisi
aldığı kredi borçlarını ödeyemeyerek psikolojik bunalımlara
girmiş, kimileri yuvasını yıkmış, kimisi cinnet geçirerek
yıllardır hayatını paylaştığı eşini, canı gibi sevdiği, gözü
gibi koruduğu çocuklarını, kendisini yetiştirip bu günlere
getiren anne ve babasını katletmişlerdir.
Daha buna benzer pek çok
üzücü olay yaşanmış ve yaşanmaktadır. İbret alınmazsa bu faiz
belasından kurtulunmazsa daha nice yıllar yaşanmaya da devam
edecektir. Faizde huzur yoktur, felaket çoktur. Faizin bireylere
yansıması bu denli acı sonuçlar doğururken ülke ekonomisine de
zararları korkunç boyutlara ulaşmıştır. Bu konuda bazı sivil
toplum kuruluşları araştırmalar yapmakta, raporlar
açıklamaktadırlar.
ATO başkanı Sinan Aygün’e
göre Cumhuriyet dönemi boyunca kazanılan servet 4 yıl gibi kısa
bir sürede heba edildi. Kriz döneminde (2000-2002) yüz milyar
doların faize gittiğini söyleyerek nelerin yapılabileceğini
sıralıyor:
1. On tonluk bin kamyona
sığacak on milyon kilo altın alınırdı.
2. 111 tane baraj ve 7 tane
GAP yapılırdı.
3. 4 bin 545 tane F-16 savaş
uçağı alınırdı.
Sinan Aygün sözlerine şu
şekilde devam etmiştir:
“Cumhuriyet boyunca 79
yıldır boşa çalıştık. Faizle yattık, faizle kalktık”
Bazı devlet yetkilileri
dünya bankasına ve İMF’ye en çok borcu olan dünya ülkelerinin
ikincisiyiz diyorlar.
Sebep, çalışmadan,
üretmeden, terlemeden, faizle alınan borçlardır. Geçmişten ders
almıyoruz. Hâla faizli borçlanmalara devam ediyoruz. Ülke
ekonomisi kritik günler yaşamaktadır.
Faiz belasını daha iyi
anlayabilmek için onu bir de şematik olarak inceleyelim:
Görüldüğü gibi faiz sistemi
devlet bazında işletildiğinde halkın alın teri, emeği rantiyeye
ve emperyalist güçlere sermaye olmaktadır.
Sonuç olarak hem bu dünyada
hem ahiret yurdunda huzurlu ve mutlu olmak istiyorsak faiz
sarmalından kurtulup Allah’ın ve Rasulü’nün razı olacağı ticaret
yollarını araştırıp tüm insanlığın hizmetine sunmak
gerekmektedir.
Bunun yolları Allah’ın
verdiği nimetleri ve imkânları üretim, istihdam ve ihracat
seferberliği başlatarak, dayanışma içerisinde insanların da
katkılarını alarak tekrar insanlığın hizmetine, istifadesine
sunmaktır. Faiz vaazla kalkmaz. Ondan kurtulmanın tek yolu faize
karşı olan zihniyetin eşit, adil paylaşımcı zihniyetlerin
iktidar edilmesi, Allah’ın ve Rasulünün emir ve tavsiyeleri ile
mümkündür.
O zaman insanlık faizin kötü
sonuçları olan sömürü, zulüm, baskı, yoksulluk ve
haksızlıklardan kurtulur. Böyle bir ülke ve böyle bir dünya için
birlik ve beraberlik içerisinde çalışmamız gerekmektedir. Ancak
o zaman köylü, işçi, memur, esnaf, sanayici ve yoksullar rahat
edecektir. Yıllardır özlemini çektiğimiz böyle bir dünyaya
şefkat, adalet, insan hakları, alın teri ve emeğin kutsallığı,
saadet ve huzur hâkim olur.
Ebu Hureyre radıyallahu
anhın rivayet ettiğine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem Efendimiz:
“Bir kimse darda bulunan
adama mühlet verir veya alacağından bir kısmını veya tamamını
bağışlarsa, gölgesinden başka gölge bulunmayan kıyamet gününde
Allah onu arşın gölgesinde gölgelendirir.” buyurdu.
Böyle yardımlaşmaların
yaşandığı Asr-ı saadet yıllarına ulaşmamız Allah ve Rasulünün
istediği ve tavsiye ettiği yolla mümkündür. Ebu Hureyre’den
rivayet edilen hadis-i şerifte Peygamberimiz bu yolun anahtarını
bizlere en güzel şekilde sunmuştur.