KREDİ KARTLARI ÜZERİNE YENİ
BİR MÜLAHAZA
Daha önceki yıllarda kredi
kartları üzerine bir yazı yazmış, fetva vermeksizin kredi
kartlarının çeşitli mahzurlarına işaret etmiştim. O yazıdan bu
döneme gelişen hadiseler bu hususta yeni bir yazı daha
yazılmasını gerektirdi. Bu yazıda konuyu İslam hukuku
çerçevesinde incelemeye gayret edeceğim.
Bilindiği üzere banka
kartları birkaç çeşittir. Biz harcama kartı (debit kart) ve ATM
kartı denilen kartları ayrıntılı inceleme dışında bırakarak
doğrudan kredi kartını inceleyelim.
“Banka veya yetkili kurumlar
tarafından verilen ve hesabında para bulunmamasına karşın
hâmiline belirli kredi meblağı dâhilinde peşin para ödemeden mal
ve hizmet satın alma, nakit çekme ve diğer bir takım bankacılık
işlemlerinden yararlanma imkânı sağlayan banka kartına kredi
kartı denir.” (1)
Kredi kartının kısa tanımı
budur. İki çeşidi vardır. Borç toplamının belli bir yüzdesi
ödenerek geri kalanın taksitlenebildiği kredi kartları ve bu
imkânın olmadığı kredi kartları. Şu anda en yaygın kredi
kartları birinci türdekilerdir.
Kredi kartları, veren
bankaya, taşıyan kişiye, kartı kabul eden işyerine çeşitli
faydalar sağlar. Ezcümle, banka daha fazla paranın kasasına
girmesini, daha fazla müşteriye sahip olmayı temin eder. Kredi
kartı sayesinde aldığı ücret ve komisyonlar, ödeme gecikmesinde
aldığı faiz, limit aşım ücreti gibi gelirleri vardır.
Kartı taşıyan kişi nakit
taşımadan kurtulur ve parası yokken alışveriş yapabilir. İşyeri
ise kredi kartı ile müşterisini ve satışını artırır, alacağını
garanti etmiş olur. Bunlardan anlaşıldığı gibi kredi kartından
en fazla istifade eden bankadır.
Kredi kartlarının kullanımı
günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Türkiye’de 2004 yılında 23
milyonu aşkın kredi kartı varken, bu yılın Haziran ayında 28
milyonu aşmıştır. Bu sayılar 1996 yılında 3 milyon civarındaydı.
Kredi kartlarıyla yapılan
işlemin hacmi de bu yılın ilk altı ayında 40 milyar YTL
civarında olmuştur. (2)
Kredi kartı gecikme faizleri
de bankadan bankaya farklılık arz etmekte, %70 ile %150 arasında
değişmektedir. (Enflasyon %10’un altına inmiştir.) kredi kartı
ücretleri de 10 ile 100 YTL arasındadır. Bankasına ve kart
çeşidine göre fiyatlar değişik olmaktadır.
Bu yıl kredi kartı borcunu
ödemeyenlerin sayısı 140 bini, kara liste denilen bir daha kredi
kartı alamayacak (yasaklı) olanların sayısı 500 bini aşmıştır.
Bankadan nakit çekenler hem
komisyon hem de faiz ödemektedirler. Müşteri borcu vaktinde
ödemediğinde bankalar kredi kartlarına uyguladıkları faizi %30
oranında artırmakta, üstüne üstlük faize de faiz
uygulamaktadırlar. Bu sebeple faizler %250’lere
ulaşabilmektedir.
Dünya çapında beş önemli
kredi kartı kuruluşu vardır. Bunların da en önemlileri,
ülkemizde en yaygın bulunanları Visa ve Mastercard’dır. Bu
firmalarla anlaşma yapmayan kuruluşlar kredi kartı çıkaramazlar.
Bu anlaşma için de bankalar veya kredi kartı çıkaracak
kuruluşlar, bu uluslararası kuruluşlara çeşitli ücretler ödemek
zorundadır.
Kredi kartları hakkındaki bu
kısa teknik bilgilerden sonra bu kartların İslam fıkhındaki
yerini değerlendirelim.
İSLAM HUKUKUNA GÖRE KREDİ
KARTLARI
Kredi kartlarının hangi akit
türüne girdiği hususunda çağdaş fıkıhçılar arasında tartışma
vardır.
Bir grup bu akdin üçlü
kefalet akdi olduğunu söylemektedir. Bunlara göre banka, kredi
kartı hâmiline, “Ben bu kartla yaptığın tüm alışverişlere şu
miktara kadar kefilim.” işyerine de, “Benim kartımla gelenlere
istediklerini ver. Onların yaptığı alışverişlerin ödemesine
kefilim.” demektedir.
Ancak kredi kartı
sözleşmesini tamamen kefalet akdi kabul ettiğimizde belli başlı
üç problem ortaya çıkmaktadır.
1. Kefalet akdinde kefil
olan kişi buna karşılık hiçbir ücret alamaz. Eğer anlaşmada
böyle bir ücret şart koşulursa akit batıl olur.(3) Hâlbuki
bankalar müşteriden veya işyerinden çeşitli ücretler talep
etmektedir.
2. Kefalet sözleşmesinde
satıcı, borcu hem alıcıdan hem de kefilden talep edebilir. Hatta
öncelik alıcıdadır. Ama kredi kartıyla satış yapan bir satıcının
tek muhatabı banka/kredi kartını veren kuruluştur.
3. Kefil, ödeme yapmadan
kefil olduğu kişiden bir şey isteyemez. Ama bankalar işyeri ile
yaptığı sözleşmeye göre, müşterinin hesap kesim tarihine yakın
yaptığı alışverişlerin bedelini ödemeden müşteriden (kefil
olduğu kişiden) parayı tahsil etmektedir.
Diğer bir grup da bu akdin
tamamen havale akdi olduğunu söylemektedir. Bunlara göre, banka,
kredi kartını vermekle bunu taşıyan kişiye, “ilerde doğacak
borçları bana havale et, ben ödeyeceğim.” demektedir. Anlaşma
yaptığı işyerlerine de bu havaleyi kabul etmesini söylemektedir.
Kredi kartı akdi havale akdi
olarak kabul edildiğinde de bazı problemler ortaya çıkmaktadır:
1- Havalenin sahih olması
için havale edilen şey, miktar belli olmalıdır. İlerde doğacak
borç veya alacak havale edilmez. (4)
2- Havalede alınan ücret de
problemlidir.
Bir grup hukukçu da kredi
kartı sözleşmesinin hem kefalet hem de havale akdini birlikte
barındırdığı görüşündedir. Bunlara göre kredi kartı ile mal
alımına kadar kefalet, mal alımından ödemeye kadar havale
akdidir. Banka kredi kartı hamiline ve işyerine şöyle
demektedir: “Kredi kartı hamilinin yaptığı alışverişlere
kefilim. Ödemesini bana havale edin.”
Bu daha mantıklı gelse de
yine yukarıda sayılan bir kısım sıkıntıları gidermediği
aşikârdır. Bankanın aldığı çeşitli ücretlerin nereye dâhil
olacağı hâlâ muallâktadır. Bunun için bir üçüncü akit türünü
daha dâhil edenler olmuştur. O da hizmet akdidir. Banka, kredi
kartı ücreti, komisyon, pos makinesi ücreti gibi ücretleri
hizmet akdi ile almaktadır. (5)
Şimdi bunlara göre kredi
kartı sözleşmesi hem kefalet hem havale hem de hizmet akdini
barındırmaktadır. Böylelikle yapılan işlem caiz olmakta mıdır?
diye sorarsak bunu daha yakından incelemek gerekmektedir.
Üç akdin bir akde
sığdırılmasının problemi bir tarafa konsa bile yine de kredi
kartı sözleşmelerindeki problemli yerler bitmemektedir.
Banka kart sözleşmelerinde
taksitlendirme ve gecikme için açık bir şekilde faiz olacağı
ifade edilmektedir. Yani bir şarta bağlı olarak faiz, akdin
içine dâhil edilmektedir. Bilindiği üzere akdin gereği olmayan
şartlar akdi fasit kılar. (6)
Fasit akit ise masiyettir,
günahtır ve izalesi gerekir. (7)
Diğer bir husus da banka
kredi kartlarının nakit çekme işlemine izin vermesidir. Bu ise
ne havale, ne kefalet ne de hizmet akdine girer. Bu doğrudan
karz (borç) akdidir. Kredi kartı sözleşmesine bir de borç akdi
eklenmektedir. Ama bu akit tamamen batıldır. Çünkü faizli bir
akittir. Banka kredi kartı alan kişinin sözleşmeden bu maddeyi
çıkarma imkânı ve yetkisi de yoktur.
Özetle, kredi kartı
sözleşmesi bir taraftan fasit, bir taraftan batıl olmaktadır.
Bunun haricinde, banka kredi
kartlarında faiz şüphesi var mıdır? sorusuna herhalde “yoktur”
diyen çıkmayacaktır.
İbn-i Abidin’de müzabene
akdinin caiz olmadığından bahsedilirken sebep olarak faiz
şüphesi gösterilmektedir. (8)
İbn-i Abidin’in Türkçe
tercümesinde ise, “faiz şüphesi faiz yerine kaimdir”
denmektedir.(9) Faizin haram olduğunda ise şüphe yoktur. Kredi
kartlarıyla yapılan taksitli alışverişlerde ve nakit çekme
işleminde muhakkak faiz işlemektedir. Zaten banka kredi
kartlarıyla bu işlemlerin yapılmasının caiz olmadığında herhangi
bir ihtilaf yoktur.
Kanaatimize göre bu işlemler
yapılmasa bile yukarıdaki deliller ışığında banka kredi kartları
caiz değildir.
FAİZSİZ FİNANS KURUMLARININ
VERDİĞİ KARTLAR
Gittikçe artan bir şekilde
finans kurumları da kredi kartları vermektedirler. Önceleri
finans kurumları nakit çekme imkânı tanımıyorlar, taksitlendirme
yapmıyorlar, ödemesi geciken borçlara da faiz uygulamıyorlardı.
Yani banka kredi kartlarındaki mahzurları hemen hemen tamamen
kaldıran bir düzenlemeleri vardı. Üye işyerinden aldıkları ücret
ve kart ücretiyle yetiniyorlardı. Ancak son dönemde daha fazla
kâr yapma istekleri finans kurumlarını çeşitli arayışlara
yöneltti. Bu arayışların sonunda Türkiye’den Karaman Hoca’nın da
tavsiye ettiği murabaha kartını gündeme getirdiler. Bunlara göre
finans kurumunun kartını taşıyan kişi anlaşmalı işyerine
gittiğinde finans kurumunun vekili olarak alım yapar ve yine
kurumun vekili olarak, önceden belirlenmiş kar miktarı ile
kendine satış yapar. Bu da belirtilen taksitlere bölünür. Bu
fetva finans kurumunun yaptığı taksitli satışlara göredir.
Bu uygulamayı yapan finans
kurumları, ayrıca kredi kartı ödemesi geciktirenler için de
murabaha kârı adı altında aylık bir (bankaların koyduğu faiz
miktarına benzer) oranda kâr (!) koymaktadırlar.
Bu anlaşmayı da
inceledigimizde çeşitli mahzurlar buluyoruz.
1. Çifte vekâlet İslam
hukukunda tartışmalı bir konudur. Hanefî fakihleri bir malı
satmaya vekil olan kişinin o malı kendisine, çocuğuna veya
kölesine satamayacağını söylemişlerdir. Çeşitli şartlarla
Hanbelî ve Şafii fakihleri çifte vekâlete cevaz vermişlerdir.
Murabaha akdinde bu şartların gerçekleştiği şüphelidir. Velev ki
bu şartlar gerçekleşmiş olsun ve murabahadaki çifte vekâlet caiz
olsun ancak Bayındır’ın isabetle kaydettiği gibi kart hamili
burada üç tarafın vazifesini aynı anda ve aynı işlemle
yapmaktadır. İlk önce banka adına bir mal veya hizmeti başka
birinden satın almakta, sonra söz konusu mal veya hizmeti
bankanın vekili sıfatıyla kendisine satmakta, son olarak da
kendisi adına malı satın almaktadır. Yani önce vekil olarak
alıcı, sonra vekil olarak satıcı, sonra da asil olarak alıcı.
Ayrıca bu işlemi eşya, mal alım satımından, yemek yemeye, sağlık
hizmetine kadar yapmaktadır. (10)
Albaraka topluluğu hukuk
kurulu bu işlemi caiz görmemiştir. Buna da kurumun bu alım
satımda etkin olarak rol almadığını, dolayısıyla alım satımdaki
riskin bulunmadığını, gerekçe göstermektedir. (11)
2. “Akitlerde itibar elfaz
ve mebaniye değil, maksat ve meaniyedir.”(12) Mecelle kaidesi
gereğince akitlerde sözlere değil maksada bakılır. Murabaha
kartıyla amaçlanan bankaların kredi kartlarıyla elde ettikleri
faiz gelirlerinin benzerini elde etmektir. Bu durum murabaha kâr
oranlarında kendisini net olarak belli etmektedir. Bu kartı
veren finans kurumlarından ev veya araba almak isterseniz
uygulanan kâr oranı aylık %1,5 civarındayken, kart için murabaha
kâr oranı %5,8 civarındadır. Bu durum adına faiz demeden faiz
uygulamaktır. “Alışveriş de faiz gibidir”in bir varyantıdır.
3. En baştan taksitli
alışveriş yapmayıp da kredi kartının ödeme gününü geçirenler
için uyguladıkları “murabaha kârı” uygulamasını ise hangi fıkhî
esasa dayandırdıkları belli değildir. Önceden alım satımı
yapılmış, borcu belli olmuş bir mal yeniden mi alım-satıma konu
olmaktadır.
Bu düpedüz faiz
uygulamasıdır. Adına da kâr denmektedir.
SONUÇ
Bütün bunların ışığında
banka kredi kartları ve finans kurumlarının “Murabaha Kartı”
caiz olmamaktadır.
Maaş çekmek için verilen ATM
kartında maaş alanın herhangi bir dahli olmadığı için caizdir.
Harcama (Debit) Kart eğer
bankadan alınırsa kerahetle caiz; finans kurumundan alınırsa
kerahatsiz caizdir.
Finans kurumlarının verdiği
kredi kartları eğer sözleşmede faiz yoksa nakit çekme imkânı
tanımıyorsa, ödeme geciktirildiğinde herhangi bir fazlalık
alınmıyor, sadece para değerini kaybetmemesi için sabit bir para
veya kıymetli bir madene endeksleniyorsa caizdir.
Bu değerlendirmeleri
yaparken tamamen İslam Hukuku çerçevesinde kaldık.
Bir de kredi kartlarının
çeşitli mahzurları vardır ki, bu mahzurlar bile maslahat gereği
bunlara caiz dememeyi gerektirir. Bunları maddeler halinde
sıralarsak;
1. Kredi kartları aşırı
tüketimi, ihtiyaç fazlasının alımını yani israfı
körüklemektedir.
2. Kredi kartları
müslümanların faize karşı olan tutumlarını törpülemektedir.
Kredi kartı kullananların çok büyük bölümü (%90’dan fazla desem
abartma olmaz) şu veya bu sebeple (unutma, para azlığı,
önemsememe vb.) ödemelerini zaman zaman geciktirmekte
dolayısıyla faize düşmektedir. Bu duruma düşen kişiler “Faiz
haramdır, büyük günahtır” hesabını değil de, ödeyeceği miktarın
hesabını yapmaktadır.
3. Kredi kartları için
bankaların senelik aldığı hizmet parası, 300 milyon YTL
(yaklaşık 220 milyon dolar) civarındadır. İşyerlerinden
aldıkları komisyon, kredi kartı faizinden elde ettikleri
gelirler, nakit çekim ücreti, limit aşım ücreti gibi gelirler
ise bunun çok çok üzerindedir.
Faiz müesseselerini
güçlendirmekle içki fabrikalarını inşa etmek için çalışmak
arasında acaba ne fark vardır?
Daha başka şeyler de
yazılabilir(13). Ancak, faizin haram olduğunu söyleyen, “Faiz
alana, verene, kâtibine, şahidine” lanet edildiğini ifade eden
biz müslümanlar, faize ve faiz müesseselerine destek vermeyi ne
zaman bırakacağız?
“Ne yapalım? Çağın gereği,
çok işe yarıyor” vb. mazeretlerin ardına sığınmayalım. Daha
10-15 yıl önce kredi kartları olmadan yaşıyorduk.
Kendimizi kendi ellerimizle
ateşe atmayalım.
KAYNAKLAR
1. Bayındır Servet; Faizsiz
Bankacılık İşlemlerinin İslam Fıkhındaki Yeri, Basılmamış
Doktora Tezi, s. 165, M. Ü. S. B. E. İst. 2004
2. Ankara Ticaret Odası
Raporu
3. Bilmen Ömer Nasuhi,
Istılahat-ı Fıkhiye Kâmusu, C.6, s. 249, Bilmen Basım ve Yay.
İst. Tarihsiz.
4. Bilmen, Age, c-6, s-290
5. Bayındır, Age, s. 191
6. İbn-i Abidin, Haşiye
Reddü’l Muhtar, Riba Babı, c.5, s.178, Matbaatü Mustafa el-Babü’l
Halebi, Kahire 1984
7. İbn-i Abidin, Age, Fasit
Satış Babı, c.5, s.51
8. İbn-i Abidin, Age, Fasit
Satış Babı, c.5, s. 68
9- Davudoğlu Ahmed; Savaş
Mehmet, İbni Abidin Terceme ve Şerhi, c. 10, s. 336, Şamil Yay.,
İstanbul, 1984
10. Bayındır, Age, s.
198-199
11. Bayındır, Age, s. 199
12. Mecelle, md. 3
13. Daha geniş bir
değerlendirme için bkz. Akif Dursun, “Kredi Kartları Üzerine bir
Mülahaza” adlı yazı. İlkadım Dergisi, Şubat 2001, 151. sayı.