E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

AKİF DURSUN

KAPAK;

KREDİ KARTLARI ÜZERİNE YENİ BİR MÜLAHAZA

Daha önceki yıllarda kredi kartları üzerine bir yazı yazmış, fetva vermeksizin kredi kartlarının çeşitli mahzurlarına işaret etmiştim. O yazıdan bu döneme gelişen hadiseler bu hususta yeni bir yazı daha yazılmasını gerektirdi. Bu yazıda konuyu İslam hukuku çerçevesinde incelemeye gayret edeceğim.

Bilindiği üzere banka kartları birkaç çeşittir. Biz harcama kartı (debit kart) ve ATM kartı denilen kartları ayrıntılı inceleme dışında bırakarak doğrudan kredi kartını inceleyelim.

“Banka veya yetkili kurumlar tarafından verilen ve hesabında para bulunmamasına karşın hâmiline belirli kredi meblağı dâhilinde peşin para ödemeden mal ve hizmet satın alma, nakit çekme ve diğer bir takım bankacılık işlemlerinden yararlanma imkânı sağlayan banka kartına kredi kartı denir.” (1)

Kredi kartının kısa tanımı budur. İki çeşidi vardır. Borç toplamının belli bir yüzdesi ödenerek geri kalanın taksitlenebildiği kredi kartları ve bu imkânın olmadığı kredi kartları. Şu anda en yaygın kredi kartları birinci türdekilerdir.

Kredi kartları, veren bankaya, taşıyan kişiye, kartı kabul eden işyerine çeşitli faydalar sağlar. Ezcümle, banka daha fazla paranın kasasına girmesini, daha fazla müşteriye sahip olmayı temin eder. Kredi kartı sayesinde aldığı ücret ve komisyonlar, ödeme gecikmesinde aldığı faiz, limit aşım ücreti gibi gelirleri vardır.

Kartı taşıyan kişi nakit taşımadan kurtulur ve parası yokken alışveriş yapabilir. İşyeri ise kredi kartı ile müşterisini ve satışını artırır, alacağını garanti etmiş olur. Bunlardan anlaşıldığı gibi kredi kartından en fazla istifade eden bankadır.

Kredi kartlarının kullanımı günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Türkiye’de 2004 yılında 23 milyonu aşkın kredi kartı varken, bu yılın Haziran ayında 28 milyonu aşmıştır. Bu sayılar 1996 yılında 3 milyon civarındaydı.

Kredi kartlarıyla yapılan işlemin hacmi de bu yılın ilk altı ayında 40 milyar YTL civarında olmuştur. (2)

Kredi kartı gecikme faizleri de bankadan bankaya farklılık arz etmekte, %70 ile %150 arasında değişmektedir. (Enflasyon %10’un altına inmiştir.) kredi kartı ücretleri de 10 ile 100 YTL arasındadır.  Bankasına ve kart çeşidine göre fiyatlar değişik olmaktadır.

Bu yıl kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı 140 bini, kara liste denilen bir daha kredi kartı alamayacak (yasaklı) olanların sayısı 500 bini aşmıştır.

Bankadan nakit çekenler hem komisyon hem de faiz ödemektedirler. Müşteri borcu vaktinde ödemediğinde bankalar kredi kartlarına uyguladıkları faizi %30 oranında artırmakta, üstüne üstlük faize de faiz uygulamaktadırlar. Bu sebeple faizler %250’lere ulaşabilmektedir.

Dünya çapında beş önemli kredi kartı kuruluşu vardır. Bunların da en önemlileri, ülkemizde en yaygın bulunanları Visa ve Mastercard’dır. Bu firmalarla anlaşma yapmayan kuruluşlar kredi kartı çıkaramazlar. Bu anlaşma için de bankalar veya kredi kartı çıkaracak kuruluşlar, bu uluslararası kuruluşlara çeşitli ücretler ödemek zorundadır.

Kredi kartları hakkındaki bu kısa teknik bilgilerden sonra bu kartların İslam fıkhındaki yerini değerlendirelim.

 

İSLAM HUKUKUNA GÖRE KREDİ KARTLARI

Kredi kartlarının hangi akit türüne girdiği hususunda çağdaş fıkıhçılar arasında tartışma vardır.

Bir grup bu akdin üçlü kefalet akdi olduğunu söylemektedir. Bunlara göre banka, kredi kartı hâmiline, “Ben bu kartla yaptığın tüm alışverişlere şu miktara kadar kefilim.” işyerine de, “Benim kartımla gelenlere istediklerini ver. Onların yaptığı alışverişlerin ödemesine kefilim.” demektedir.

Ancak kredi kartı sözleşmesini tamamen kefalet akdi kabul ettiğimizde belli başlı üç problem ortaya çıkmaktadır.

1. Kefalet akdinde kefil olan kişi buna karşılık hiçbir ücret alamaz. Eğer anlaşmada böyle bir ücret şart koşulursa akit batıl olur.(3) Hâlbuki bankalar müşteriden veya işyerinden çeşitli ücretler talep etmektedir.

2. Kefalet sözleşmesinde satıcı, borcu hem alıcıdan hem de kefilden talep edebilir. Hatta öncelik alıcıdadır. Ama kredi kartıyla satış yapan bir satıcının tek muhatabı banka/kredi kartını veren kuruluştur.

3. Kefil, ödeme yapmadan kefil olduğu kişiden bir şey isteyemez. Ama bankalar işyeri ile yaptığı sözleşmeye göre, müşterinin hesap kesim tarihine yakın yaptığı alışverişlerin bedelini ödemeden müşteriden (kefil olduğu kişiden) parayı tahsil etmektedir.

Diğer bir grup da bu akdin tamamen havale akdi olduğunu söylemektedir. Bunlara göre, banka, kredi kartını vermekle bunu taşıyan kişiye, “ilerde doğacak borçları bana havale et, ben ödeyeceğim.” demektedir. Anlaşma yaptığı işyerlerine de bu havaleyi kabul etmesini söylemektedir.

Kredi kartı akdi havale akdi olarak kabul edildiğinde de bazı problemler ortaya çıkmaktadır:

1- Havalenin sahih olması için havale edilen şey, miktar belli olmalıdır. İlerde doğacak borç veya alacak havale edilmez. (4)

2- Havalede alınan ücret de problemlidir.

Bir grup hukukçu da kredi kartı sözleşmesinin hem kefalet hem de havale akdini birlikte barındırdığı görüşündedir. Bunlara göre kredi kartı ile mal alımına kadar kefalet, mal alımından ödemeye kadar havale akdidir. Banka kredi kartı hamiline ve işyerine şöyle demektedir: “Kredi kartı hamilinin yaptığı alışverişlere kefilim. Ödemesini bana havale edin.”

Bu daha mantıklı gelse de yine yukarıda sayılan bir kısım sıkıntıları gidermediği aşikârdır. Bankanın aldığı çeşitli ücretlerin nereye dâhil olacağı hâlâ muallâktadır. Bunun için bir üçüncü akit türünü daha dâhil edenler olmuştur. O da hizmet akdidir. Banka, kredi kartı ücreti, komisyon, pos makinesi ücreti gibi ücretleri hizmet akdi ile almaktadır. (5)

Şimdi bunlara göre kredi kartı sözleşmesi hem kefalet hem havale hem de hizmet akdini barındırmaktadır. Böylelikle yapılan işlem caiz olmakta mıdır? diye sorarsak bunu daha yakından incelemek gerekmektedir.

Üç akdin bir akde sığdırılmasının problemi bir tarafa konsa bile yine de kredi kartı sözleşmelerindeki problemli yerler bitmemektedir.

Banka kart sözleşmelerinde taksitlendirme ve gecikme için açık bir şekilde faiz olacağı ifade edilmektedir. Yani bir şarta bağlı olarak faiz, akdin içine dâhil edilmektedir. Bilindiği üzere akdin gereği olmayan şartlar akdi fasit kılar. (6)

Fasit akit ise masiyettir, günahtır ve izalesi gerekir. (7)

Diğer bir husus da banka kredi kartlarının nakit çekme işlemine izin vermesidir. Bu ise ne havale, ne kefalet ne de hizmet akdine girer. Bu doğrudan karz (borç) akdidir. Kredi kartı sözleşmesine bir de borç akdi eklenmektedir. Ama bu akit tamamen batıldır. Çünkü faizli bir akittir. Banka kredi kartı alan kişinin sözleşmeden bu maddeyi çıkarma imkânı ve yetkisi de yoktur.

Özetle, kredi kartı sözleşmesi bir taraftan fasit, bir taraftan batıl olmaktadır.

Bunun haricinde, banka kredi kartlarında faiz şüphesi var mıdır? sorusuna herhalde “yoktur” diyen çıkmayacaktır.

İbn-i Abidin’de müzabene akdinin caiz olmadığından bahsedilirken sebep olarak faiz şüphesi gösterilmektedir. (8)

İbn-i Abidin’in Türkçe tercümesinde ise, “faiz şüphesi faiz yerine kaimdir” denmektedir.(9) Faizin haram olduğunda ise şüphe yoktur. Kredi kartlarıyla yapılan taksitli alışverişlerde ve nakit çekme işleminde muhakkak faiz işlemektedir. Zaten banka kredi kartlarıyla bu işlemlerin yapılmasının caiz olmadığında herhangi bir ihtilaf yoktur.

Kanaatimize göre bu işlemler yapılmasa bile yukarıdaki deliller ışığında banka kredi kartları caiz değildir.

 

FAİZSİZ FİNANS  KURUMLARININ VERDİĞİ KARTLAR

Gittikçe artan bir şekilde finans kurumları da kredi kartları vermektedirler. Önceleri finans kurumları nakit çekme imkânı tanımıyorlar, taksitlendirme yapmıyorlar, ödemesi geciken borçlara da faiz uygulamıyorlardı. Yani banka kredi kartlarındaki mahzurları hemen hemen tamamen kaldıran bir düzenlemeleri vardı. Üye işyerinden aldıkları ücret ve kart ücretiyle yetiniyorlardı. Ancak son dönemde daha fazla kâr yapma istekleri finans kurumlarını çeşitli arayışlara yöneltti. Bu arayışların sonunda Türkiye’den Karaman Hoca’nın da tavsiye ettiği murabaha kartını gündeme getirdiler. Bunlara göre finans kurumunun kartını taşıyan kişi anlaşmalı işyerine gittiğinde finans kurumunun vekili olarak alım yapar ve yine kurumun vekili olarak, önceden belirlenmiş kar miktarı ile kendine satış yapar. Bu da belirtilen taksitlere bölünür. Bu fetva finans kurumunun yaptığı taksitli satışlara göredir.

Bu uygulamayı yapan finans kurumları, ayrıca kredi kartı ödemesi geciktirenler için de murabaha kârı adı altında aylık bir (bankaların koyduğu faiz miktarına benzer) oranda kâr (!) koymaktadırlar.

Bu anlaşmayı da inceledigimizde çeşitli mahzurlar buluyoruz.

1. Çifte vekâlet İslam hukukunda tartışmalı bir konudur. Hanefî fakihleri bir malı satmaya vekil olan kişinin o malı kendisine, çocuğuna veya kölesine satamayacağını söylemişlerdir. Çeşitli şartlarla Hanbelî ve Şafii fakihleri çifte vekâlete cevaz vermişlerdir. Murabaha akdinde bu şartların gerçekleştiği şüphelidir. Velev ki bu şartlar gerçekleşmiş olsun ve murabahadaki çifte vekâlet caiz olsun ancak Bayındır’ın isabetle kaydettiği gibi kart hamili burada üç tarafın vazifesini aynı anda ve aynı işlemle yapmaktadır. İlk önce banka adına bir mal veya hizmeti başka birinden satın almakta, sonra söz konusu mal veya hizmeti bankanın vekili sıfatıyla kendisine satmakta, son olarak da kendisi adına malı satın almaktadır. Yani önce vekil olarak alıcı, sonra vekil olarak satıcı, sonra da asil olarak alıcı. Ayrıca bu işlemi eşya, mal alım satımından, yemek yemeye, sağlık hizmetine kadar yapmaktadır. (10)

Albaraka topluluğu hukuk kurulu bu işlemi caiz görmemiştir. Buna da kurumun bu alım satımda etkin olarak rol almadığını, dolayısıyla alım satımdaki riskin bulunmadığını, gerekçe göstermektedir. (11)

2. “Akitlerde itibar elfaz ve mebaniye değil, maksat ve meaniyedir.”(12) Mecelle kaidesi gereğince akitlerde sözlere değil maksada bakılır. Murabaha kartıyla amaçlanan bankaların kredi kartlarıyla elde ettikleri faiz gelirlerinin benzerini elde etmektir. Bu durum murabaha kâr oranlarında kendisini net olarak belli etmektedir. Bu kartı veren finans kurumlarından ev veya araba almak isterseniz uygulanan kâr oranı aylık %1,5 civarındayken, kart için murabaha kâr oranı %5,8 civarındadır. Bu durum adına faiz demeden faiz uygulamaktır. “Alışveriş de faiz gibidir”in bir varyantıdır.

3. En baştan taksitli alışveriş yapmayıp da kredi kartının ödeme gününü geçirenler için uyguladıkları “murabaha kârı” uygulamasını ise hangi fıkhî esasa dayandırdıkları belli değildir. Önceden alım satımı yapılmış, borcu belli olmuş bir mal yeniden mi alım-satıma konu olmaktadır.

Bu düpedüz faiz uygulamasıdır. Adına da kâr denmektedir.

 

SONUÇ

Bütün bunların ışığında banka kredi kartları ve finans kurumlarının “Murabaha Kartı” caiz olmamaktadır.

Maaş çekmek için verilen ATM kartında maaş alanın herhangi bir dahli olmadığı için caizdir.

Harcama (Debit) Kart eğer bankadan alınırsa kerahetle caiz; finans kurumundan alınırsa kerahatsiz caizdir.

Finans kurumlarının verdiği kredi kartları eğer sözleşmede faiz yoksa nakit çekme imkânı tanımıyorsa, ödeme geciktirildiğinde herhangi bir fazlalık alınmıyor, sadece para değerini kaybetmemesi için sabit bir para veya kıymetli bir madene endeksleniyorsa caizdir.

Bu değerlendirmeleri yaparken tamamen İslam Hukuku çerçevesinde kaldık.

Bir de kredi kartlarının çeşitli mahzurları vardır ki, bu mahzurlar bile maslahat gereği bunlara caiz dememeyi gerektirir. Bunları maddeler halinde sıralarsak;

1. Kredi kartları aşırı tüketimi, ihtiyaç fazlasının alımını yani israfı körüklemektedir.

2. Kredi kartları müslümanların faize karşı olan tutumlarını törpülemektedir. Kredi kartı kullananların çok büyük bölümü (%90’dan fazla desem abartma olmaz) şu veya bu sebeple (unutma, para azlığı, önemsememe vb.) ödemelerini zaman zaman geciktirmekte dolayısıyla faize düşmektedir. Bu duruma düşen kişiler “Faiz haramdır, büyük günahtır” hesabını değil de, ödeyeceği miktarın hesabını yapmaktadır.

3. Kredi kartları için bankaların senelik aldığı hizmet parası, 300 milyon YTL (yaklaşık 220 milyon dolar) civarındadır. İşyerlerinden aldıkları komisyon, kredi kartı faizinden elde ettikleri gelirler, nakit çekim ücreti, limit aşım ücreti gibi gelirler ise bunun çok çok üzerindedir.

Faiz müesseselerini güçlendirmekle içki fabrikalarını inşa etmek için çalışmak arasında acaba ne fark vardır?

Daha başka şeyler de yazılabilir(13). Ancak, faizin haram olduğunu söyleyen, “Faiz alana, verene, kâtibine, şahidine” lanet edildiğini ifade eden biz müslümanlar, faize ve faiz müesseselerine destek vermeyi ne zaman bırakacağız?

“Ne yapalım? Çağın gereği, çok işe yarıyor” vb. mazeretlerin ardına sığınmayalım. Daha 10-15 yıl önce kredi kartları olmadan yaşıyorduk.

Kendimizi kendi ellerimizle ateşe atmayalım.

 

KAYNAKLAR

1. Bayındır Servet; Faizsiz Bankacılık İşlemlerinin İslam Fıkhındaki Yeri, Basılmamış Doktora Tezi, s. 165, M. Ü. S. B. E. İst. 2004

2. Ankara Ticaret Odası Raporu

3. Bilmen Ömer Nasuhi, Istılahat-ı Fıkhiye Kâmusu, C.6, s. 249, Bilmen Basım ve Yay. İst. Tarihsiz.

4. Bilmen, Age, c-6, s-290

5. Bayındır, Age, s. 191

6. İbn-i Abidin, Haşiye Reddü’l Muhtar, Riba Babı, c.5, s.178, Matbaatü Mustafa el-Babü’l Halebi, Kahire 1984

7. İbn-i Abidin, Age, Fasit Satış Babı, c.5, s.51

8. İbn-i Abidin, Age, Fasit Satış Babı, c.5, s. 68

9- Davudoğlu Ahmed; Savaş Mehmet, İbni Abidin Terceme ve Şerhi, c. 10, s. 336, Şamil Yay., İstanbul, 1984

10. Bayındır, Age, s. 198-199

11. Bayındır, Age, s. 199

12. Mecelle, md. 3

13. Daha geniş bir değerlendirme için bkz. Akif Dursun, “Kredi Kartları Üzerine bir Mülahaza” adlı yazı. İlkadım Dergisi, Şubat 2001, 151. sayı.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.