KARZ-I HASEN
KELİME VE KAVRAM OLARAK KARZ-I
HASEN
“Karz”, geri ödenmek üzere
verilen mal veya birine ödünç (borç) verme anlamına gelir.
Borç verenin malının bir
kısmını vermesi borç alanın da aldığı şeyin bir mislini geri
vermesi şeklinde de açıklanabilir.
“İstikraz, iktiraz, ikraz,
mukriz, mustakriz, mukrez, kıraz” kelimeleri aynı kökten türemiş
kavramlardır. Kur’an-ı Kerim de 12 yerde bu kavramlar mecazi
olarak “Allah’a güzel bir şekilde borç veren (karz-ı hasen)”
anlamında kullanılmıştır. Bu kimseye de bunun kat kat fazlasının
ödeneceğinden bahsedilmiştir.
Bu ayetlerde, Allah’ın
rızasını kazanmak amacıyla yapılan harcamalar da karz-ı hasen
kapsamına alınmıştır. Karz-ı hasen zahirde insanlara verilirken,
mecâzen Allah’a verilen bir borçtur. Allah Teâlâ, bu borcu
katında zayi etmeyeceğini ve karşılığını sevap ve mükâfat
cinsinden katlayarak geri döndüreceğini ilâhî bir vaat olarak
bildiriyor. (Müzzemmil 20)
Karz (borç verme), Allah’a
yakınlaşma (kurbet) anlamını içeren, alan açısından dünyevî,
veren açısından uhrevî faydaları olan bir işlemdir. Karz-ı Hasen
(Güzel Ödünç) denmesinin sebebi, hayır duygusuyla ve Allah
rızası için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsamasındandır.
AYET VE HADİSLERDE KARZ-I
HASEN
Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem:
“Kim bir müslümanın dünya
sıkıntılarından birini giderirse Allah da onun ahiret
sıkıntılarından birini giderir. Kul kardeşinin yardımında olduğu
sürece Allah da onun yardımındadır.” (Buhari) buyurmaktadır.
Ayrıca:
“Sadaka on misliyle, karz
onsekiz misliyle mükâfatlandırılır.”
“İki defa borç vermek bir
defa sadaka vermek gibidir.” (İbn-i Mace) hadisleri genel veya
özel olarak ödünç vererek insanlara yardımcı olmanın dindeki
yerine ve erdemli bir davranış olduğuna işaret etmektedir.
Borçlanma öncesi şart
koşulmaksızın, ödeme sırasında hediye veya daha güzelini vermede
bir sakınca görülmemiştir. Nitekim Rasul-i Ekrem 3 yaşında bir
deve ödünç almış ödeme zamanında daha değerli 6 yaşında olan bir
deve vermişti.
“Sizin en hayırlınız, ödeme
bakımından en güzel olanınızdır.” buyurmuştur.
Borçlanma akdinin yazılı
belge ve şahitle vesikalandırılması, muhtemel anlaşmazlıkları ve
mağduriyetleri önleyeceğinden gerekli bir davranıştır. Borçlanma
esaslarını belirleyen Bakara suresinin 282. ayeti Kur’an’ın en
uzun ve kapsamlı ayetidir. Ayet noterlik müessesesinin
esaslarını koymuş, hassas müslümanlar da bu tavsiyeyi genellikle
uygulamışlardır.
Kur’an ve sünnette, imkân
sahiplerinin ihtiyaçlı kimselere borç vermesi; borçluya mühlet
tanıması, gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken,
borçluya da borcunu zamanında en güzel bir şekilde ödemesi,
imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm, ödeme niyeti
olmadan borç almanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. (İbn-i
Mace)
Karz-ı hasenle ilgili bir
başka ayet de şudur:
“Andolsun ki Allah,
israiloğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden oniki
de başkan seçmiştik. Allah onlara şöyle demişti: “Ben sizinle
beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir,
peygamberime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel bir
şekilde borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için
faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim
ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan
sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.”
(Maide 12)
Hadid suresi 18. Teğabün
suresi 17. ve Müzzemmil suresi 20. ayetlerinde, Allah için borç
verenlerin bağışlanacağı sevaplarının da kat kat verileceği
müjdelenir.
Sadaka vermek güzel bir
ibadettir. Ancak ihtiyaçlının onurunu incitmemek için, ödünç
vermek daha da güzeldir.
“Eğer (borçlu) darlık içinde
ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet vermek (gerekir). Eğer
(gerçekleri) anlarsanız bunu sadaka (veya zekat) saymak sizin
için daha hayırlıdır.” (Bakara 280) buyrulmaktadır.
Kur’an’da zekâtın nerelere
verileceğini ifade eden Tevbe Suresi 60. ayette borçlular da yer
almaktadır.
Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem borç yükünden Allah’a sığınmış, olanca iyi
niyetine rağmen borcunu ödeyemeyenlerin borcunu beytülmâldan
ödemiştir.
Kur’an’da “Allah’a ödünç
vermek” şeklinde ifadesini bulan, faizsiz ve karşılıksız verilen
ödünç para anlamına “karz-ı hasen”i dile getiren ayetlerden
birisi şöyledir:
“Kim Allah’a güzel bir ödünç
verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve
ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.” (Hadid 11)
Allah’a ödünç vermekten
maksat, sırf yardım gayesiyle ve Allah rızası için maddi sıkıntı
içinde bulunanlara faizsiz borç vermek ve bu borcun tahsilinde
kolaylık göstermektir.
Allah Rasulü şöyle
buyuruyor;
“Miraç gecesi bana, cennet
kapısından şöyle bir yazı getirildi:
“Sadaka için on katı, karz-ı
hasen için ise onsekiz katı ecir vardır” Cebrail’e karzın niçin
sadakadan daha üstün olduğunu sorduğumda, şu cevabı verdi:
“Şüphesiz dilenci (çoğu zaman) yanında varken ister. Ödünç
isteyen ise, ancak ihtiyaç sebebi ile ister.” (İbni Mace)
BORÇLANMANIN DİNİ
SORUMLULUĞU
Borçluya Allah Teala yardım
edecektir. Yeter ki iyi niyetli olsun.
“Kim ödemek niyetiyle
başkasının malını alırsa, Allah bu borcu ödemeye onu muvaffak
kılar. Kim de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa,
yüce Allah bu malın bereketini giderir ve borcunu ödemeye
muvaffak olamaz.”
“Bir kimse ödemek niyetiyle
borçlanır, sonra ödeyemeden ölürse, yüce Allah onun borcundan
vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklısını razı eder. Buna
karşılık, gönlünde ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse
borcunu ödeyemeden ölürse, yüce Allah alacaklıların hakkını
alır.” (Buhari, İstikraz 2) hadis-i şerifleri niyetin önemini ve
amelden önce geldiğini ifade etmektedir.
Bir kimsenin sürekli olarak
borç yükü altına girmesi, onu kişiliğinden fedakârlıklar yapmaya
zorlayabilir. Sözünde duramama, yalan söyleme, yalan yere yemin
etme gibi ahlâkî zaaflar gösterebilir. Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem çoğu kere namazlardan sonra günahtan ve borçtan
Allah’a sığınırdı. Hz. Aişe radıyallahu anhanın,
“Yüce Allah’a borçtan
sığındığın kadar hiçbir şeyden sığınmıyorsunuz?” sözüne, O şöyle
cevap vermiştir:
“Kişi borçlandığı zaman
konuşur ve yalan söyler, söz verir sözünde duramaz.” (Buhari)
Ancak, bu dua ve
sakındırmalardan borçlanmanın caiz olmadığı anlamı çıkmaz. Belki
yasak olan, ödememek niyetiyle veya üstesinden gelemeyeceği
ölçüde aşırı borçlanmadır. Buna karşılık ihtiyaç ve zaruret
halinde borçlanmak caiz olduğu gibi, faize bulaşmadan yatırım
yapmak ve işini genişletmek maksadıyla borçlanmak da caizdir.
Karzın rüknü, icap ve
kabuldür.
Ödünç verenin teberruya ehil
olması gerekir. Ödünç vermede bir karşılık bulunmadığından
karz-ı hasenin gerçekleşmesi için ödünç verenin mükellef olması
ve malın karşı tarafa teslim edilmesi gerekir. Ödünç veren her
an isteme hakkına sahiptir. Ancak süre belirlenmiş ise buna
riâyet etmesi, borçluya kolaylık göstermesi daha hayırlıdır.
Satış ve kira akitlerinde tespit edilen vadeye uyulmalıdır.
GÜNÜMÜZDE KARZ-I HASEN
İslam’da karz yoluyla kısa
vadeli ve küçük kredileri temin etmek mümkün olabilir. Bu,
akrabalık, dostluk, kardeşlik, karşılıklı yardımlaşma,
karşılığını ahirette alma, ileride kendisi de benzer ekonomik
sıkıntıya düşerse, destek hazırlama düşüncesiyle yapılabilir.
Kısa vadeli ihtiyaçların esnaf, tüccar ve komşularla
hısım-akraba arasında çözümlenmesi ve bundan bir çıkar
beklenmemesi en güzel ve kalıcı bir çözümdür. Bu yolla fertler
birbirine yakınlaşır, iyilik duyguları güçlenir, ayrıca taraflar
sürekli olarak karz-ı hasen sevabına nail olurlar. İslam’da,
uzun vadeli ve büyük krediler için kâr ortaklığı esası
getirilmiştir. Çünkü bir çıkar olmaksızın, birinin diğerinin
sermayesi ile sürekli tek taraflı kazanması hakkaniyete uygun
değildir. Özellikle kredinin miktarı büyüdükçe bunu karz-ı hasen
ölçüleri içinde çözmek mümkün olmaz. Krediye ihtiyacı olan
işadamı dürüst çalışır, ortaklarını gerçek mal varlığına
hissedar yapar ve gerçek kârı paylaşmaya ya da ortakların
anaparalarına eklemeye razı olursa rahat bir şekilde ek sermaye
bulabilir. Âtıl bir şekilde kasalarda, yastık altında
hapsedilmiş büyük sermaye de ekonomiye katılmış ve insanlar faiz
belasından kurtulmuş olur.
İslam toplumunda asırlardır
uygulanan bu sosyal yardımlaşma zaafa uğradı. Ekonomik krizler,
insanların dünyevîleşmesi, sevap ve Allah rızası yerine, faiz ve
menfaatçilik topluma hâkim oldu. Ayrıca borç alan kimselerin
bunu istismar etmesi, yalana başvurması, zamanında ödememesi
borç vererek sevap uman iyi niyetli insanları da daha tedbirli
olmaya yönlendirdi. Birkaç kötü niyetli sahtekâr, İslam’ın bu
güzel geleneğini baltalıyor. Yine de, imkân sahibi müslümanlara
seçici olmak şartıyla, karz-ı hasene devam ederek, kat kat sevap
almalarını tavsiye ediyoruz.
NETİCE OLARAK
1-) Zaruri olmadıkça borca
girilmemeli, borç alındığı takdirde ise, hakka-hukuka riayet
edilmelidir. İmkânı olan müslümanlar karz-ı hasen geleneğini
sürdürmeli, yukarıdaki ayetlerde de ifade edildiği gibi Allahu
Teala’nın bunu karşılıksız bırakmayacağına da kesin olarak
inanmalıdır.
2-) Karz-ı hasen yapanları
teşvik etmeli, borcunu verirken dua ve teşekkürlerle ona
psikolojik destek vermelidir. Hatta küçük de olsa bir hediye
takdim edilmelidir.
3-) Karz-ı hasenin İslamî,
ahlakî ve insanî güzel bir davranış olduğu, hiçbir çıkar ve
menfaat gözetilmeden yapılması gerektiği unutulmamalıdır.
KAYNAKLAR
1-) T.D.V. İslam
Ansiklopedisi, c. 24, Karz maddesi
2-) Şamil İslam
Ansiklopedisi, c. 4, Karz maddesi
3-) Delileriyle Ticaret ve
İktisat İlmihali, Prof. Dr. Hamdi Döndüren
4-) İslam A hkâmı, Zeki
Soyak
5-) Emanet ve Ehliyet, Yusuf
Kerimoğlu