Kıymetli okuyucu, Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’de, haram kıldığı
hususları ifade ederken bazen çok şiddetli bir dil kullanmıştır.
Şiddetli dil kullanılan haramlardan bir tanesi de faizdir. Allah
Teala faiz yasağını çiğneyenlerin, kendisine ve Rasulüne harp
açmış olacağını belirtmiş; faiz yiyenlerin kabirlerinden şeytan
çarpmış kimseler gibi kalkacağını ifade etmiştir. Peygamber
Efendimizin de faizle alakalı çok net ifadeleri vardır. Faiz,
Medine’de ilk dönemlerde yasaklanmıştı ama gıybet, haset yasağı
gibi insanların vicdanına bırakılmış bir yasak idi. Daha sonra
Veda haccında faiz yasağı, devlet eli ile takip edilen bir yasak
haline getirilmiştir. Peygamber Efendimiz bu yasağın
uygulanmasında hiçbir ayrıcalık yapılmayacağını ifade için de,
ilk olarak amcası Abbas radıyallahu anhın faiz akitlerini iptal
etmiştir.
O
günden bugüne İslamî hükümlerin uygulandığı devletlerde faiz
yasağı uygulanmıştır. Toplumda gizliden gizliye faizcilik,
tefecilik devam etse de hiçbir zaman açıktan faiz yasağı
çiğnenmemiş; hele faiz, iktisadî hayatın gereği olarak hiç
görülmemiştir. Kapitalist ekonominin hakim konuma geçmesi,
faizin de ekonominin en temel hususiyeti olması sonucunu
doğurmuştur. Şimdi insanlar faizsiz bir ekonomi olacağını
düşünemiyorlar. Ayette ifade edildiği gibi, “alışverişin de faiz
gibi olduğunu”, hatta faizsiz bir ekonomik sistemin hayal
olduğunu zannediyorlar. Zihinler, esaret altına girince başka
türlü düşünemez oluyor.
Allahu Teala, zekat emrinin bir sebebinin de, malın belli
ellerde toplanan bir güç(devlet) olmamasını temin etmek olduğunu
ifade buyurur. En geniş anlamıyla infak, adaletli bir gelir
dağılımını temin ederken, faiz sermayenin, dolayısıyla gücün
belli ellerde toplanmasına yol açar. Bu açık gerçeği pek çok
iktisatçı ve devlet gördüğü için liberal ekonominin geçerli
olduğu çok sayıda ülkede bile faiz ya sıfıra yakın ya da çok
düşüktür ve tefecilik yasaktır, sıkı kontrol altındadır.
Biz
müslümanların bırakın açık faizi, faiz şüphesi olan şeylerden
bile uzak durması gerekir. Çünkü haram bulaşan gıdalar hem
manevî hem de maddî kimyamızı bozar. Ama maalesef müslümanların
dahî, faiz hususunda yeterince hassas olmadıklarını müşahede
ediyoruz. Faizin adını değiştirmek onu faiz olmaktan çıkarmaz.
Sadece kendimizi kandırırız. Bu yasaklar Allahu Teala için
konulmamış, bizim için konulmuştur. Faizle alakalı işlemlere
fetva veren hocalarımız en az üç-beş kere düşünmelidirler. Bir
âlimin vazifesi azimet ile değil, ruhsat ile fetva vermektir.
Ancak ruhsatın sınırlarını da iyi tespit etmek gerekir.
Bu
sayımızda faizin haramlığını, getirdiği felaketleri, buna
karşılık ihya etmemiz gereken karz-ı hasen müessesesini
kapağımıza taşıdık. Faizle alakalı olarak leasing ve kredi
kartları ile alakalı iki ilmî yazıya da yer verdik. Bu yazılarda
problemsiz zannettiğimiz leasingin aslında İslam hukukuna göre
problemli olduğunu; caiz diye fetva verilen kredi kartlarının da
caiz olmadığını okuyacaksınız. Belki bu yazıları okuyan
okuyucularımızın bir kısmı hemen, ‘alternatif nedir?’
diyeceklerdir. İslam’ın çizdiği helal çerçevesi, insanın
hayatını idame ettirebilmesi için yeterlidir. Müslümanlar harama
düşmeden çok rahat hem de daha insanî alternatifler
üretebilirler. Yeter ki biz, Allahu Teala’nın emirlerine
hakkıyla teslim olalım.
Selam
ve dua ile...