E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

İDRİS ARPAT

GÖNLÜMÜZDEN GÖNLÜNÜZE;

DÖRT MERHALE 

Yaşanmış bir olay, aynıyla vaki: Öğretmenler odasında bir öğretmen konuşuyor: “Öğrencilere çalışmalarını söyledim. Çalışmak değil okumak bile istemediklerinin söylediler.”

“Okuyup da bir meslek sahibi olmakta gözümüz yok, para kazanmanın başka yolları da var” dediler.

Diğer öğretmen: “Toplum içinde yaşıyorsak, bir saygınlığımız olacaksa, bilgi ve kültür bir avantajdır. Öğrencilerin dikkatini bu noktaya çekmeli” görüşünü dillendirdi.

Bir diğeri: “Öğrencilere bilgi ve kültür zenginliğinin önemini kavratmak, okuyup araştırma heyecanını aşılamak gerekir. Okuyan insan, anlayıp kavrama itibariyle daima fark yapar, düşüncesindeyim” dedi.

Dördüncü öğretmen: “Metafizikten başka hiçbir şey insanı kesmez. İşin iman boyutu, Allah rızası öğrencilerin anlayışına sunulmalıdır. Bu maksat diğer güzellikleri de bünyesinde barındırıyor” buyurdu.

Bu son tespit karşısında diğerleri biraz susup durakladılar. Bu susup duraklama, afallamaktan kaynaklanıyor gibiydi.

Ders zili çaldı ve konuşma burada bitti. Öğretmenler derse girdiler.

Bu konuşmalar o gün zihnimi meşgul etti.

Birinci mülahaza(anlayış, düşünce) maalesef Türkiye’de çok yaygın bir görüş. Bu anlayış “okumaktan maksat maddedir” diyor. Öğrencilere “okulda iyi yere gel, rahat edersin” deniliyor. Böylece eğitim öğretim rahat ve konforlu bir hayatın altyapısı olarak görülüyor. Maksat maddede başlayıp maddede bitiyor. Meselenin insanî ve ilahî boyutu budanarak öğrencinin ufku daraltılıyor. Bütün harcamaların, gayretin, zihin mesailerinin en son varabileceği merhale olarak lüks lokantalar, son model arabalar, konforlu daireler gösteriliyor.

“Oku da iyi bir yere gel, rahat et.” Eğitimin insanı yücelten boyutu işte böyle yok ediliyor. Talebeye kendisinin ve yakın çevresinin menfaati hedef olarak gösteriliyor. Böyle bir telkin kişiyi, kendini hep alacaklı hisseden bir bencil durumuna getirecektir. Bu anlayışla yetişen kişi insanlığın temel meselelerini asla göremeyecektir; görse bile umursamayacaktır. Çünkü o paralarını saymakla meşguldür. Maalesef, bir avuç arpa uğruna bir hazine gözden çıkarılmış, ekmek uğruna iman cevheri unutulmuştur.

İkinci anlayış: “Kültürlü insan, toplum içinde daha ölçülü hareket eder ve konuşur. Bu da ona itibar kazandırır” anlayışıdır. Bu anlayışa göre, şu kadar sene resmi olarak (ve mecburen) okuyalım. Daha sonra da gönüllü olarak okuyalım, okuyalım, okuyalım… Ne diye? Maddî kazancımız yanınında, sosyal hayatta muteber bir yer edinelim, diye. İşte buna “kula kulluk” denir.

Bu anlayış, hak ve hakikate bağlı kalmak, ilkeli olmak gibi çok güzel meziyetleri bir kenara itip, toplumun nabzına göre fikir ve kanaatlar üretmek gibi, ilmi saptırmak gibi basitlikleri de bünyesinde barındırır. İnsan, böylece bulunduğu çevrenin rengine boyanarak günün adamı olur çıkar. Bu anlayış,”Allah’a dönük” durmamanın bir neticesidir. Goethe: “Yazdığım yazıların, okuyucular tarafından beğenilip, beğenilmeyeceğini hiç düşünmedim. Ben daima eserimi en mükemmel hale nasıl getiririm diye düşündüm” der.

Üçüncü merhale; “öğrenme ve araştırma zevkine ermek.”

Kabul etmek gerekir ki, bu merhale diğer ikisi ile kıyaslanmayacak kadar ileri bir merhaledir. Öğrenme-araştırma merakı sürüp giden bir tecessüs insanı çok kıymetli bilgilere, anlayışlara yüksek heyecanlara götürebilir. Ardı arkası kesilmeyen okumalar  “boş zaman problemini” çözer, mutluluğa vesile olur. Okuyup araştıran insan, hem cinslerine faydalı olur, toplumun seviyesini yükseltir. Bu da bir saadet vesilesidir.

Okuyup araştırmalar hidayete de vesile olabilir.

Bu merhaledeki kişi kâinatın sırlarıyla, gönül ve ruh dünyalarının derinlikleriyle, insanlığın en büyük zekâlarıyla karşılaşabilir. Allah-âlem irtibatının farkına varabilir. Dolayısı ile ufku iyiden iyiye genişleyebilir. Bu merhalenin önde yürüyenleri, toplumun yıldızları haline gelebilir. Bu merhale, hatırı sayılır bir merhaledir ama yine de eksiktir.

Son merhale. Dördüncü öğretmen demişti ki: “İnsanı metafiziğin dışında hiçbir şey kesmez. Ömür boyu sürecek zihin mesaisinin beyin ve gönül enerjisi sarfının karşılığı, maddeden ve alkıştan ötede bir şey olmalı. Merakları tatminin de ilerisinde daha yüksek heyecanlar olmalı. Bu, olsa olsa “Allah rızâsı” olabilir. Öğrencinin dikkatini bu noktaya çekmeliyiz.”

Eğitim ve öğretim, ilim ve araştırma, sanat ve edebiyat konusunda bu anlayış harikaydı. “Ağzına sağlık hocam, aklınla bin yaşa, kitabın ta orta yerinden konuştun” dedim.

Bu mülâhaza, diğer üç anlayışın olumlu taraflarını bünyesinde barındırmakla beraber, hedefini “Allah rızâsı” olarak belirleyerek metafiziğin de zirvesine ulaşıyor. Bu büyük hedef adeta, bitmez tükenmez bir ışık kaynağına dönüşüyor. Kişi kendine de topluma da faydalı oluyor. İlmin ve sanâtın berrak okyanuslarında yüzerek bir nevi ruhsâl tatmine de ulaşıyor. “Teveccüh-ü nâs, bazen verilebiliyor.” Ve nihayet, varlıkların sahibine, sonsuz cemâl ve kemâle ulaşıyor.

Kendisine, karış karış gelene, Allah’ın rahmeti elbette arşın arşın gelecektir. Sınırlı insan, sınırsız güç tarafından desteklenecektir.

Bu anlayışla insan yükselmenin, “Söyle söyle, Rûhu’l Kudüs seni destekliyor”, “Ömer’in diliyle konuşan Hak’tır.” Safhalarına varabilir. İlâhî cezbenin maddeyi silip süpürdüğü mertebelere ulaşabilir. Eserini büyük makama arz etme heyecanı “teveccüh-ü nâs”ı tamamen unutturabilir.

Eğitim ve öğretimde bu anlayış, çocuğu bir emânet-i ilâhî olarak görür. Bu emânet, bu şâheser varlık, eserden müessire, yaratılmıştan Yaratana gidecek şekilde geliştirilecektir. Bu işi Allah’ın izniyle öğretmenin gayreti başaracaktır. Eğitim, ferdiyetin yüceltilmesi ve şuur demektir.

Hayır, hayır… Eğitim ve öğretim ciddî bir konudur. Derme çatma zihniyetlere aslâ tahammülü yoktur. “Talep, şan değildir.” Öğretmenler, “nefes-i enfes sâhibi, rızâ-yı Hak talibi” olmalıdır.

Kabul etmek gerekir ki bu son merhaleye ulaşmak kolay değildir. Bu kafa karışıklığıyla, bu zihin ve gönül kirliliğiyle, bu iman zâafıyla, acımasız tuzaklar arasından sıyrılıp müntehâya (sınıra) nasıl varılır bilmem. Menfaat tuzakları, şehvet tuzakları, şöhret tuzakları derken ilim de karşımıza bir perde olarak çıkabilir. Bu yollar uzun ve inceden incedir.

“Eğitim süreci mi, eritim süreci mi?” olduğu tartışmaya müsait olan, düşünce namusuna sâhip gerçek münevverlerden bir türlü onay alamayan Türk Millî Eğitiminden öğrencileri üçüncü ve dördüncü merhalelere ulaştırmasını beklemek saflıktır. İdeolojik tercihleri öne çıkaran bir sistem elbette insan fıtratını gözardı edecektir. Bu arada Sayın Cumhurbaşkanımızın beyânlarından da anlamış bulunuyoruz ki; “din, vicdanlarda kalmalı, günlük hayata aslâ karışmamalıdır.” Dolayısıyla “kamusal alanda” dinden söz edilmemelidir. Öğrencinin vicdanına nasıl gireceğini bir türlü bilemediğimiz din ve onun en yüksek neticesi olan “Allah rızâsı” bizim okullarımızdan ırak olmalı.

Söz buraya gelmişken, bir iki yaralı vicdanın feryâdını duyurmak isterim:

“Hakikat, güzellik ve doğruluğun temiz sularına menfaat, politika veya başka şeyleri karıştıranların, okul kapısından içeri girmemeleri gerekir. İyi bir öğretmen, sınıfta, Tanrı huzurunda bulunuyormuş gibi tertemiz hisler duyar. Bu yüceltici bir duygudur.” (1)

“Okullarda okuma zevk ve alışkanlığına önem verilmemesi söz ve konuşmanın önde gelmesi bence, geri kalışımızın başlıca nedenlerinden biridir.”(2) 

“Lisede okuduğumun bin mislini ben bu kütüphânede okudum. Hür mesut olarak. İyi, hayat boyunca kendilerine saygı duyduğum hocalarım vardı. Fakat ben en büyük hocaları Goetheleri, Nietzsche’leri, Tolstoyları, Hugoları, Gorkileri kitaplarda tanıdım. Tabi tercümelerinden. Çünkü bize okulda yabancı dil okuttular ama maalesef öğretemediler.” (3)

“Türkiye’nin esas meselesi, bence artan nüfusa kâfi derecede okul bulunmaması değil, mevcut okulların iyi nesiller yetiştirememesidir. Memleketi alt-üst edenler ve edecek olanlar, okuma yazma bilmeyenler değil, derme çatma okullarda okuyanlar ve buralardan yetişenlerdir.” (4)

“Günümüzde insanları köleleştirip, ülkeleri sömürmenin modern yöntemi eğitim olmuştur. Üretkenliği öldüren, insanımızı âdeta düşünce özürlü hâle getiren, bilgi odaklı, çağa aykırı eğitim sistemi, ülkemizde tüm olumsuzlukların kaynağı olmaya devam ediyor.” (5)

“Bize okullarda hiçbir şey öğretilmediğini Cemil Meriç’i okumaya başlayınca anladım. ...Ne doğu bildiğimiz doğuydu, ne batı bildiğimiz batı. Ya Osmanlı? Hiçbir şey bize öğretildiği gibi değildi, hiçbir şey!” (6)

“Evlâtlarımızı oyalayıp meşgul edecek ölçüde bir eğitim süreci işliyor ama verdiğimiz eğitimin kalitesi, “keşke hiç olmasa” dedirtecek ölçüde evlatlarımızı yarı câhil duruma düşürmekten başka bir işe yaramıyor.

Toplam üretimimiz çok düşük, kaynaklarımız isrâf ediliyor, insanımız doğru dürüst bir mesleğe sâhip olamamanın verdiği eziklikle nesiller boyunca ömür tüketiyor.” (7)

“Eğitim hayâtımız, genç insanların körpe dimağlarını, bir daha gerçeği anlayamayacak şekilde deforme etmekle muvazzaftı.” (8)

“Türkiye hiçbir zaman zihnî mesâiye kıymet ve itibar atfeden kadrolar tarafından yönetilmedi.” (9)

“Vaktiyle iktisat fakültesinde uzun müddet hocalık yapmış olan Alman profesörlerden Alexander Rustow sokakta cıvıl cıvıl oynayan çocuklara bakarak şöyle dediği söylenir: “Sizin ne fevkâlâde eğitim sisteminiz var ki, şu parlak zekâları on yıl içinde işlemez hale getiriyor.”

Bu çocuklar kelimelerin esiri olarak düşünme kabiliyetini yitiren insanlardır.(10)

“Ve ben mekteplerinizde okudum

Bir rivayete göre adam oldum

Bir rivayete göre kayboldum.”(11)

 

KAYNAKLAR

1- Prof. Dr. Mehmet KAPLAN, Sevgi ve İlim, s.226, Dergah Yay. Ocak-2002

2- A.G.E. , s. 17

3- A.G.E. , s. 20

4- Prof. Dr. M. Kaplan, Büyük Türkiye Rüyası, s. 109, Dergah Yay. 4. Baskı, 1998

5- Prof Dr. Osman ÇAKMAK, Eğitim-Bir-Sen Bülteninde çıkan yazısından, Ocak-Şubat 2004

6- Beşir AYVAZOĞLU, Altı Çizili Satırlar, s.14, Timaş Yay, 1997

7- A.Turan ALKAN, Tartışmacı Arkadaşlara Başarılar Dilerim, s.156, Timaş Yay. İst-2002

8- A.Turan ALKAN, Ateş Tecrübeleri, s.60, 2. Baskı, Ötüken Yay. 1996

9- A.G.E. ,s.270

10- Prof Dr. Erol GÜNGÖR, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, s.220, Ötüken Yay. 1980

11-A.Turan ALKAN, Yatağına Kırgın Irmaklar, s.105, 1. Baskı Ötüken Yay. 1997

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.