ADALET-2
Değerli müslümanlar!
Bir
hadis-i şerifte Ahmed bin Hanbel rahmetullahi aleyhten rivayeten
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:
“Ben
sizler için Deccal’den ziyade başkalarından korkuyorum.
- Kim
onlar Ya Rasulallah!
-
Saptırıcı imamlar.”
Evet,
değerli müminler!
Sadık-ı Ekber; haberi sadık, kendisi sadık, ameli sadık, gerçek
sadık; sıdk üzere yaşamış hakiki rehber, O hidayet rehberi;
Allah’ın kullarını vesveselerden, kötü çevrenin kötülüklere
sürükleyici öncülüğünden kurtarıp doğruya yönlendiren Allah
dostu, Allah’ın habibi ahir zaman nebisi Hz. Muhammed Mustafa
sallallahu aleyhi ve sellem bize ayrı bir mesaj sunuyor. Ve
bizleri kötü idarecilerden zalim yöneticilerden bakınız nasıl
uyarıyor.
“Ben
sizler için Deccal’den ziyade başkalarından korkuyorum.”
Hani
kıyametten önce gelecek, ilahlık iddiasında bulunacak, insanları
dinden, kitaptan, Allah’tan uzaklaştırmak için diyar diyar
dolaşacak; insanları küfre ve şirke çağıracak, kendisine
inanmayanları öldürecek, yok edecek işte o deccal var ya; o
deccalden değil ümmetim; o deccalden daha kötü deccallik yapacak
sizin için daha zararlı olacak başka deccaller var ki ben sizin
için ondan korkuyorum.
“O
kim olabilir? Ya Rasulallah”
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Dalalete, sapıklığa, şirke, küfre yönlendiren, teşvik eden
yöneticiler.
Bu
yöneticiler sizi sapıtacak; o hem sapıtan hem de başkalarını
saptıran yani hem dâl hem mudîl olan, kendisi sapıtmış hem de
idare ettiği insanları saptırmak için gayret gösteren, rehberlik
eden, yöneticilik yapan o dalalete düşmüş yöneticiler var ya;
işte ben sizin için asıl deccalden daha ziyade bu deccal
vazifesini yapan yöneticilerden korkuyorum ey ümmetim!”
buyuruyor.
Değerli müminler!
İşte
bugün dünya bu gibi yöneticilerin idaresi altında inim inim
inlemektedir. İffetler pâyimal olmuştur. Ayaklar altında
çiğnenmektedir. İnancından dolayı insanlar hor ve hakir
görülmektedir. İnancından dolayı insanlar hapislere
atılmaktadır. İnancından dolayı insanlar temel hak ve
hürriyetlerinden mahrum edilmektedir. Çağdaşlık adına, çağın
dışında kalan bir zihniyetle, tam bir terörist, anarşist
zihniyetiyle insanların inancına baskı yapılmaktadır.
Bugün
dünyada olanlara bir bakınız. İnananların üzerindeki zulümlere
bakınız. Bunlar öyle bir zulümdür ki hem kendileri çifte
standart yapıyorlar. Hem kendileri kriz yapıyorlar, hem halkı
bölmek için olmadık bahaneler orta yere sürüyorlar. Sonra da
masum insanları, inançlarından dolayı bir kılık kıyafete bürünen
insanları, inancını yaşamaya çalışan insanları; “bunlar kriz
çıkarıyorlar, bunlar bölücülük yapıyorlar, bunlar tefrika
yapıyorlar” diye suçlamaya çalışıyorlar. Toplum olarak uyanmamız
ve yıllardan beri bizi ve insanlığı tamamen aldatmaya çaba
göstermiş ve zaman zaman aldatmış bu insanları görmemiz
gerekmektedir.
Bu
nasıl bir haldir ki, birçok yöneticiler, birçok medya mensubu
inanan insanları adeta linç etmektedir. Kanunlar çiğnenmekte,
hukuk yok farz edilmektedir. Ve adalet dediğimiz şey idareci ve
hakimlerin önünde okunur olmaktan çıkmış tozlu raflara
kaldırılmıştır. Adalet artık ufkumuzdan kaybolmuştur. Herkes
gücüne göre hareket etmektedir. Gücü yeten, gücü yettiğine
zulmetmeyi bir kazanç zannetmektedir. Milletten elde ettikleri
kazançlarıyla milletin aleyhinde çalışmaktadırlar.
Değerli müslümanlar!
Artık
bizler etrafımızda olanları görmek durumundayız. Elbette ki
insanlar hangi makamda, mevkide bulunurlarsa bulunsunlar la
yüs’el değildirler. Kendileri bir makama gelmişlerse o makamı
onlara veren bu halktır. Bu halk ise müslümandır, inanıyordur,
inancının gereği başını örtüyordur. Mecliste de örtecektir,
okulda da, üniversitede de... Bugün üniversitelerde başörtülü
bacılarımıza yapılan zulümler artık bardağı taşırmıştır.
Tekraren ifade ediyorum. İnsanlar hangi makamda olursa olsunlar
la yüs’el yani sorumsuz değildirler. Kendilerine göre laf
edemezler, kendi düşüncelerine göre bir kısım insanları linç
edemezler. Bunlar apaçık bölücülüktür. Bunlara, yaptıkları halk
tarafından sorulmalıdır. Çünkü bunlar bu makama halk tarafından
getirilmiştir. Bir insan ne olursa olsun; başbakan olsun, reis-i
cumhur olsun, hangi makamda olursa olsun bu millete borçludur.
Bu millete karşı sorumludur. Ve o sorumluluğunun gereğini yapmak
mecburiyetindedir. Kendi heva-i heveslerine uymak, kendi makam
ve mevkilerini korumak için bu milletin değerlerine karşı tavır
alamazlar, halkı birbirlerine düşman edemezler.
Sokakta ve değişik iş yerlerinde o gençleri görüyorum. Başörtülü
bir kızımızla başı açık bir kızımız o kadar samimi bir hava
içerisinde kol kola öyle muhabbetle dolaşıyorlar ki. Veya başı
açık bir bayanla başı kapalı bir bayan birbirlerini
yadırgamadan, hoşgörü içerisinde, birbirlerini anlayan bir tavır
içerisinde komşuluk ve iş hayatında öyle bir beraberlik
sergiliyorlar ki… Yoksa birileri halkın bütünleşmesinden,
birbirlerine sevgi duymasından, açığıyla kapalısıyla çeşitli
düşüncede insanların birbiriyle uyum içerisinde yaşamasından
rahatsız mı oluyor? Yoksa bu birlik ve beraberlikten
ikballerinin zarar göreceğini mi düşünüyorlar.
Değerli müslümanlar!
Bugün
Türkiye’de, işte böyle ilkel, çağdışı ve yobazca hareketler,
uygulamalar yapılıyor. Üniversiteler ilim öğreten yerler
olmalıdır. Özgürlüğün en üst düzeyde savunulması, bütün temel
hak ve hürriyetlerin en üst düzeyde yaşanılması gereken yerler
olmalıdır. Ve fakat oralar birer baskı yapma yeri haline
gelmiştir. Birer hapishane haline dönüştürülmüştür. O genç
yavruları düşününüz, o genç yaşta nice ideallerle hayatını
nizama sokan, istikbali için hayaller kuran, prensipler ortaya
koyan yavrular üzerinde; bu yaşlı insanların, bu çağdışı
insanların, bu hoşgörüsüz insanların nasıl baskı yaptıklarını
görünüz ve kendinizi o yavrunun yerine koyunuz.
Hoşgörüden bahsediyorlar. Hoşgörüyü önce yönetici yapacaktır.
İnançlara baskı yaparak toplumu geriyorlar, toplumun arasında
ayrımlar yapıyorlar ve toplumun birbirine düşman olması için
çaba gösteriyorlar. İşte bölücülük yapan insanlar bu
insanlardır. Halk bölücülük istemiyor, bu gençler bölücülük
istemiyor. Onlar birbirleriyle gayet güzel yaşıyorlar,
birbirlerini anlıyorlar. En medeni şekilde kendi düşünce ve
fikirleri istikametinde birbirleriyle münazara ve münakaşa
ediyorlar. Fakat tepelerde rant kavgası var. Tepede makam mevki
kavgası var. Milleti bölük pörçük edenler milletin mensupları
değil, öğrenciler değil, halk değil, bir avuç azınlık, bir avuç
adaletle değil zulümle hükmeden, zulümle idareyi kendi çıkarları
için menfaatleri için geçer kabul eden yöneticilerdir. Artık bu
insanlar kendilerine gelmelidirler, kendilerinin la yüs’el
olmadığını bilmelidirler. Bunlar işgal ettikleri makamı kendi
ideolojilerine, kendi heva ve heveslerine, kötü arzularına alet
etmemelidirler.
Biz
halk olarak yöneticilerden bunu istiyoruz. Yöneticilerin adil
olmasını istiyoruz. İnançlarından dolayı insanlara linç
hadisesinin yapılmamasını istiyoruz. Herkes inancına göre,
örfüne göre, âdetine göre, tarihinden gelen geleneklerine göre,
her mekan ve mevkiide; mecliste, çarşıda, işyerinde,
üniversitede, devlet dairesinde inancının gereğine göre
giyinmeli, inancının gereğini yaşamalı ve söylemelidir. İşte
gerçek medeniyet budur. Gerçek çağdaşlık, hoşgörü budur. Osmanlı
bunu yapıyordu. Her ırktan, her dinden, her inançtan insanları
aynı çatı altında toplamış onların hepsine aynı hoşgörüyü
göstermiştir. 600 yılın 320 yılını süper güç olarak tek başına
sürdürmüşse işte bu hoşgörüsü, inançlara, farklılıklara,
çeşitliliğe müsamaha ile yaklaşması ve insanları, insan olduğu
için kabul edip ona göre davranması sebebiyledir.
Tek
tip insan meydana getirmek için çalışanlar, kendilerinden başka
hiçbir tip meydana getiremezler. Kendi kendilerini nakzetmiş
olurlar. Kendi kendilerini kendi prensipleri içinde hapsetmiş
olurlar. Onun için yöneticilere sesleniyorum. Bırakınız halkı,
kendi inancına göre yaşasın. Bırakınız millete karşı tavrı,
düşmanlığı, baskıyı, despotizmi. İnsanlara gerçek bir adaletle,
şefkatle, merhametle yönelelim.
Değerli müminler!
İlim
adamına çok iş düşmektedir. İlim adamları nerededirler. Bir zat
öyle diyor:
“Ey
memleketin tuzu mesabesindeki âlimler! Size soruyorum tuz
bozulduğu zaman ne ile düzeltilir.”
Bugün, Kur’an’la, hadisle farz-ı ayn olan başörtüsünün farz
olduğunu söylemeyerek dilsizleşen ve sağırlaşanlar, yarın
Allah’ın huzurunda nasıl hesap vereceksiniz?
Değerli müminler! Bir şair şöyle diyor:
“Çoban kuzularını kurttan korur
Acaba
kurt çoban olursa durum ne olur.”
Evet,
artık bunları idrak etme zamanı geldi. Halk olarak, millet
olarak, yöneticiler olarak nefsî ve indî mütalaaları bırakalım.
Kavgayı bırakalım, düşmanlıkları bırakalım, birbirimizi sevelim,
birbirimizin inancına, birbirimizin değerlerine hürmetkâr olalım
ve dayatmaları, despotça davranışları, linç hareketlerini, masum
davranışlara karşı zulümleri terk edelim. Bakınız bir zatın şu
sözü hepimize ibret olacak bir sözdür:
“Hidayeti verip de dalaleti alan satın alan kişilere hayret
ediyorum: Hidayeti, doğruluğu bırakıyor dalaleti, sapıklığı
satın alıyor. Adaleti satıyor karşılığında sapıklığı satın
alıyor. Ben bu insanlara hayret ederim. Fakat dinini verip
dünyayı satın alanlara daha çok hayret ediyorum.” diyor.
Evet
dinini satıyor, inançlarını feda ediyor dünyası için. Dünyadan
çok az bir meta elde etmek için, şu geçici dünyadan birazcık
metalanmak, birazcık nemalanmak, birazcık rant elde etmek için
dinini verip dünyayı satın alanlara, dünyaya tapanlara hayret
ediyorum. Bu ikisinden de daha fazla dinini başkasının dünyasına
feda edene şaşıyorum.
Ey
millet, ey müslümanlar!
Ne
oluyor bize ki, kendi dinimizi bir kısım insanların dünyası
için, onların makam mevkisi için satıyoruz. Dinini başkasının
dünyasını elde etmek için feda etmekte olan insandan daha fazla
kendisini ziyana zarara sokmuş, kendisini helak etmiş bir insan
düşünülebilir mi? Geliniz yöneticilerle, yönetilenlerle, halkla
bütün millet olarak yeniden kendimizi sorgulayalım, inadı
bırakalım, inançlara baskıyı, inananlara zulmü bırakalım, halkı
2. sınıf vatandaş olarak görmekten uzak duralım. Üç günlük dünya
menfaati, makam mevki için ahiretimizi yok etmeyelim. Müslüman
kardeşliğini yeniden hatırlayalım. İnancımıza yeniden dönelim,
Kur’an ahkâmına yeniden sarılalım insanca, İslam’ca birbirimizi
kucaklayalım. Bugün halktan birisin, yarın bir makamdasın,
bunlar gelip geçicidir. Ebedî olana sarılalım ve etrafımızda
olanlara bakalım.
Milletin bir kısmı geçim sıkıntısı içerisinde, bir kısmı şu ve
bu sıkıntılar içinde. Yavrularımızın bir kısmı her gün
öldürülüyor, katlediliyor. Bu insanlar dün Çanakkale’de,
Balkanlarda çeşitli cephelerde omuz omuza, Din-i mübin için
savaşıyorlardı. İffet için savaşıyorlardı. Başörtüsü bacımın
başımdan alınmasın diye Franızlara silah çekiyordu. Niçin bu
insanlar birbirine düşmandır? Niçin birbirlerine silah
çekiyorlar? Sanki kamplara ayrılmışlar sanki birbirlerine düşman
iki millet gibi. Bırakmışız düşmanları birbirimizi düşman ilan
etmişiz. Allah için aklımızı başımıza alalım.
Yönetenlere sesleniyorum: Bırakalım kini, bırakalım millete
düşmanlığı, bırakalım milletin başıyla uğraşmayı, inancıyla
uğraşmayı!
Halka
sesleniyorum: Bırakınız aramızdaki ayrılıkları, birbirini düşman
farzetmeyi, düşmanca davranmayı. Biz kardeştik, biz beraberdik,
biz bir millettik, binlerce yıldan beri milletiz ve istikbale
akan bir ırmakta aynı akımlarla, aynı dalgalarla bir denize akıp
gidiyoruz. Aynı gemide bir uçsuz bucaksız okyanusta yelken açmış
gidiyoruz bir hedefe doğru. Geliniz eteklerdeki taşları
bırakalım. Tekrar ediyorum, yöneticileriyle, halkla hepimize
sesleniyorum: Kinleri bırakalım, düşmanlıkları bırakalım, inadı
bırakalım kardeş olalım ve ayrıcalık tanımayalım. Her ırktan,
her dinden, her inançtan bütün insanlara gerçek özgürlüğü
verelim. Ve şu vatanımızı geçmişte olduğu gibi bugün de cennetî
bir hayat sürülen bir cennet vatan haline getirelim. Bu
şehitlerin kanı bunun için döküldü. Ecdadımız buraları bunun
için vatan etti. Onlar yavuklularını bıraktılar, sevgililerini
bıraktılar, çocuklarını bıraktılar. Hanımları dul, çocukları
yetim kaldı. Bu vatan böylece vatan oldu. Şimdi o değerlerin
üzerine saldırmak, o değerleri yok farzetmek ecdadın bu
fedakârlığını bu inancını yok farzetmek demektir ki, bunun sonu
felaket olur, bunun sonu helak olur.
Gelin! O felaketi görmeden önce, o yangını görmeden önce, yangın
bacamızı sarmadan önce kendimize gelelim, kardeşliğimizi yeniden
tesis edelim ve birbirimizi kucaklayalım.
Rabbimiz bizi İslam’la yaşatsın. İslam’la öldürsün. İslam üzere
haşretsin.