E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ;

ADALET-2

Değerli müslümanlar!

Bir hadis-i şerifte Ahmed bin Hanbel rahmetullahi aleyhten rivayeten Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

  “Ben sizler için Deccal’den ziyade başkalarından korkuyorum.

- Kim onlar Ya Rasulallah!

- Saptırıcı imamlar.”

Evet, değerli müminler!

Sadık-ı Ekber; haberi sadık, kendisi sadık, ameli sadık, gerçek sadık; sıdk üzere yaşamış hakiki rehber, O hidayet rehberi; Allah’ın kullarını vesveselerden, kötü çevrenin kötülüklere sürükleyici öncülüğünden kurtarıp doğruya yönlendiren Allah dostu, Allah’ın habibi ahir zaman nebisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem bize ayrı bir mesaj sunuyor. Ve bizleri kötü idarecilerden zalim yöneticilerden bakınız nasıl uyarıyor.

“Ben sizler için Deccal’den ziyade başkalarından korkuyorum.”

Hani kıyametten önce gelecek, ilahlık iddiasında bulunacak, insanları dinden, kitaptan, Allah’tan uzaklaştırmak için diyar diyar dolaşacak; insanları küfre ve şirke çağıracak, kendisine inanmayanları öldürecek, yok edecek işte o deccal var ya; o deccalden değil ümmetim; o deccalden daha kötü deccallik yapacak sizin için daha zararlı olacak başka deccaller var ki ben sizin için ondan korkuyorum.

“O kim olabilir? Ya Rasulallah”

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Dalalete, sapıklığa, şirke, küfre yönlendiren, teşvik eden yöneticiler.

Bu yöneticiler sizi sapıtacak; o hem sapıtan hem de başkalarını saptıran yani hem dâl hem mudîl olan, kendisi sapıtmış hem de idare ettiği insanları saptırmak için gayret gösteren, rehberlik eden, yöneticilik yapan o dalalete düşmüş yöneticiler var ya; işte ben sizin için asıl deccalden daha ziyade bu deccal vazifesini yapan yöneticilerden korkuyorum ey ümmetim!” buyuruyor.

Değerli müminler!

İşte bugün dünya bu gibi yöneticilerin idaresi altında inim inim inlemektedir. İffetler pâyimal olmuştur. Ayaklar altında çiğnenmektedir. İnancından dolayı insanlar hor ve hakir görülmektedir. İnancından dolayı insanlar hapislere atılmaktadır. İnancından dolayı insanlar temel hak ve hürriyetlerinden mahrum edilmektedir. Çağdaşlık adına, çağın dışında kalan bir zihniyetle, tam bir terörist, anarşist zihniyetiyle insanların inancına baskı yapılmaktadır.

Bugün dünyada olanlara bir bakınız. İnananların üzerindeki zulümlere bakınız. Bunlar öyle bir zulümdür ki hem kendileri çifte standart yapıyorlar. Hem kendileri kriz yapıyorlar, hem halkı bölmek için olmadık bahaneler orta yere sürüyorlar. Sonra da masum insanları, inançlarından dolayı bir kılık kıyafete bürünen insanları, inancını yaşamaya çalışan insanları; “bunlar kriz çıkarıyorlar, bunlar bölücülük yapıyorlar, bunlar tefrika yapıyorlar” diye suçlamaya çalışıyorlar. Toplum olarak uyanmamız ve yıllardan beri bizi ve insanlığı tamamen aldatmaya çaba göstermiş ve zaman zaman aldatmış bu insanları görmemiz gerekmektedir.

Bu nasıl bir haldir ki, birçok yöneticiler, birçok medya mensubu inanan insanları adeta linç etmektedir. Kanunlar çiğnenmekte, hukuk yok farz edilmektedir. Ve adalet dediğimiz şey idareci ve hakimlerin önünde okunur olmaktan çıkmış tozlu raflara kaldırılmıştır. Adalet artık ufkumuzdan kaybolmuştur. Herkes gücüne göre hareket etmektedir. Gücü yeten, gücü yettiğine zulmetmeyi bir kazanç zannetmektedir. Milletten elde ettikleri kazançlarıyla milletin aleyhinde çalışmaktadırlar.

Değerli müslümanlar!

Artık bizler etrafımızda olanları görmek durumundayız. Elbette ki insanlar hangi makamda, mevkide bulunurlarsa bulunsunlar la yüs’el değildirler. Kendileri bir makama gelmişlerse o makamı onlara veren bu halktır. Bu halk ise müslümandır, inanıyordur, inancının gereği başını örtüyordur. Mecliste de örtecektir, okulda da, üniversitede de... Bugün üniversitelerde başörtülü bacılarımıza yapılan zulümler artık bardağı taşırmıştır.

Tekraren ifade ediyorum. İnsanlar hangi makamda olursa olsunlar la yüs’el yani sorumsuz değildirler. Kendilerine göre laf edemezler, kendi düşüncelerine göre bir kısım insanları linç edemezler. Bunlar apaçık bölücülüktür. Bunlara, yaptıkları halk tarafından sorulmalıdır. Çünkü bunlar bu makama halk tarafından getirilmiştir. Bir insan ne olursa olsun; başbakan olsun, reis-i cumhur olsun, hangi makamda olursa olsun bu millete borçludur. Bu millete karşı sorumludur. Ve o sorumluluğunun gereğini yapmak mecburiyetindedir. Kendi heva-i heveslerine uymak, kendi makam ve mevkilerini korumak için bu milletin değerlerine karşı tavır alamazlar, halkı birbirlerine düşman edemezler.

Sokakta ve değişik iş yerlerinde o gençleri görüyorum. Başörtülü bir kızımızla başı açık bir kızımız o kadar samimi bir hava içerisinde kol kola öyle muhabbetle dolaşıyorlar ki. Veya başı açık bir bayanla başı kapalı bir bayan birbirlerini yadırgamadan, hoşgörü içerisinde, birbirlerini anlayan bir tavır içerisinde komşuluk ve iş hayatında öyle bir beraberlik sergiliyorlar ki… Yoksa birileri halkın bütünleşmesinden, birbirlerine sevgi duymasından, açığıyla kapalısıyla çeşitli düşüncede insanların birbiriyle uyum içerisinde yaşamasından rahatsız mı oluyor? Yoksa bu birlik ve beraberlikten ikballerinin zarar göreceğini mi düşünüyorlar.

Değerli müslümanlar!

Bugün Türkiye’de, işte böyle ilkel, çağdışı ve yobazca hareketler, uygulamalar yapılıyor. Üniversiteler ilim öğreten yerler olmalıdır. Özgürlüğün en üst düzeyde savunulması, bütün temel hak ve hürriyetlerin en üst düzeyde yaşanılması gereken yerler olmalıdır. Ve fakat oralar birer baskı yapma yeri haline gelmiştir. Birer hapishane haline dönüştürülmüştür. O genç yavruları düşününüz, o genç yaşta nice ideallerle hayatını nizama sokan, istikbali için hayaller kuran, prensipler ortaya koyan yavrular üzerinde; bu yaşlı insanların, bu çağdışı insanların, bu hoşgörüsüz insanların nasıl baskı yaptıklarını görünüz ve kendinizi o yavrunun yerine koyunuz.

Hoşgörüden bahsediyorlar. Hoşgörüyü önce yönetici yapacaktır. İnançlara baskı yaparak toplumu geriyorlar, toplumun arasında ayrımlar yapıyorlar ve toplumun birbirine düşman olması için çaba gösteriyorlar. İşte bölücülük yapan insanlar bu insanlardır. Halk bölücülük istemiyor, bu gençler bölücülük istemiyor. Onlar birbirleriyle gayet güzel yaşıyorlar, birbirlerini anlıyorlar. En medeni şekilde kendi düşünce ve fikirleri istikametinde birbirleriyle münazara ve münakaşa ediyorlar. Fakat tepelerde rant kavgası var. Tepede makam mevki kavgası var. Milleti bölük pörçük edenler milletin mensupları değil, öğrenciler değil, halk değil, bir avuç azınlık, bir avuç adaletle değil zulümle hükmeden, zulümle idareyi kendi çıkarları için menfaatleri için geçer kabul eden yöneticilerdir. Artık bu insanlar kendilerine gelmelidirler, kendilerinin la yüs’el olmadığını bilmelidirler. Bunlar işgal ettikleri makamı kendi ideolojilerine, kendi heva ve heveslerine, kötü arzularına alet etmemelidirler.

Biz halk olarak yöneticilerden bunu istiyoruz. Yöneticilerin adil olmasını istiyoruz. İnançlarından dolayı insanlara linç hadisesinin yapılmamasını istiyoruz. Herkes inancına göre, örfüne göre, âdetine göre, tarihinden gelen geleneklerine göre, her mekan ve mevkiide; mecliste, çarşıda, işyerinde, üniversitede, devlet dairesinde inancının gereğine göre giyinmeli, inancının gereğini yaşamalı ve söylemelidir. İşte gerçek medeniyet budur. Gerçek çağdaşlık, hoşgörü budur. Osmanlı bunu yapıyordu. Her ırktan, her dinden, her inançtan insanları aynı çatı altında toplamış onların hepsine aynı hoşgörüyü göstermiştir. 600 yılın 320 yılını süper güç olarak tek başına sürdürmüşse işte bu hoşgörüsü, inançlara, farklılıklara, çeşitliliğe müsamaha ile yaklaşması ve insanları, insan olduğu için kabul edip ona göre davranması sebebiyledir.

Tek tip insan meydana getirmek için çalışanlar, kendilerinden başka hiçbir tip meydana getiremezler. Kendi kendilerini nakzetmiş olurlar. Kendi kendilerini kendi prensipleri içinde hapsetmiş olurlar. Onun için yöneticilere sesleniyorum. Bırakınız halkı, kendi inancına göre yaşasın. Bırakınız millete karşı tavrı, düşmanlığı, baskıyı, despotizmi. İnsanlara gerçek bir adaletle, şefkatle, merhametle yönelelim.

Değerli müminler!

İlim adamına çok iş düşmektedir. İlim adamları nerededirler. Bir zat öyle diyor:

 “Ey memleketin tuzu mesabesindeki âlimler! Size soruyorum tuz bozulduğu zaman ne ile düzeltilir.”

Bugün, Kur’an’la, hadisle farz-ı ayn olan başörtüsünün farz olduğunu söylemeyerek dilsizleşen ve sağırlaşanlar, yarın Allah’ın huzurunda nasıl hesap vereceksiniz?

Değerli müminler! Bir şair şöyle diyor:

“Çoban kuzularını kurttan korur

Acaba kurt çoban olursa durum ne olur.”

Evet, artık bunları idrak etme zamanı geldi. Halk olarak, millet olarak, yöneticiler olarak nefsî ve indî mütalaaları bırakalım. Kavgayı bırakalım, düşmanlıkları bırakalım, birbirimizi sevelim, birbirimizin inancına, birbirimizin değerlerine hürmetkâr olalım ve dayatmaları, despotça davranışları, linç hareketlerini, masum davranışlara karşı zulümleri terk edelim. Bakınız bir zatın şu sözü hepimize ibret olacak bir sözdür:

“Hidayeti verip de dalaleti alan satın alan kişilere hayret ediyorum: Hidayeti, doğruluğu bırakıyor dalaleti, sapıklığı satın alıyor. Adaleti satıyor karşılığında sapıklığı satın alıyor. Ben bu insanlara hayret ederim. Fakat dinini verip dünyayı satın alanlara daha çok hayret ediyorum.” diyor.

Evet dinini satıyor, inançlarını feda ediyor dünyası için. Dünyadan çok az bir meta elde etmek için, şu geçici dünyadan birazcık metalanmak, birazcık nemalanmak, birazcık rant elde etmek için dinini verip dünyayı satın alanlara, dünyaya tapanlara hayret ediyorum. Bu ikisinden de daha fazla dinini başkasının dünyasına feda edene şaşıyorum.

Ey millet, ey müslümanlar!

Ne oluyor bize ki, kendi dinimizi bir kısım insanların dünyası için, onların makam mevkisi için satıyoruz. Dinini başkasının dünyasını elde etmek için feda etmekte olan insandan daha fazla kendisini ziyana zarara sokmuş, kendisini helak etmiş bir insan düşünülebilir mi? Geliniz yöneticilerle, yönetilenlerle, halkla bütün millet olarak yeniden kendimizi sorgulayalım, inadı bırakalım, inançlara baskıyı, inananlara zulmü bırakalım, halkı 2. sınıf vatandaş olarak görmekten uzak duralım. Üç günlük dünya menfaati, makam mevki için ahiretimizi yok etmeyelim. Müslüman kardeşliğini yeniden hatırlayalım. İnancımıza yeniden dönelim, Kur’an ahkâmına yeniden sarılalım insanca, İslam’ca birbirimizi kucaklayalım. Bugün halktan birisin, yarın bir makamdasın, bunlar gelip geçicidir. Ebedî olana sarılalım ve etrafımızda olanlara bakalım.

Milletin bir kısmı geçim sıkıntısı içerisinde, bir kısmı şu ve bu sıkıntılar içinde. Yavrularımızın bir kısmı her gün öldürülüyor, katlediliyor. Bu insanlar dün Çanakkale’de, Balkanlarda çeşitli cephelerde omuz omuza, Din-i mübin için savaşıyorlardı. İffet için savaşıyorlardı. Başörtüsü bacımın başımdan alınmasın diye Franızlara silah çekiyordu. Niçin bu insanlar birbirine düşmandır? Niçin birbirlerine silah çekiyorlar? Sanki kamplara ayrılmışlar sanki birbirlerine düşman iki millet gibi. Bırakmışız düşmanları birbirimizi düşman ilan etmişiz. Allah için aklımızı başımıza alalım.

Yönetenlere sesleniyorum: Bırakalım kini, bırakalım millete düşmanlığı, bırakalım milletin başıyla uğraşmayı, inancıyla uğraşmayı!

Halka sesleniyorum: Bırakınız aramızdaki ayrılıkları, birbirini düşman farzetmeyi, düşmanca davranmayı. Biz kardeştik, biz beraberdik, biz bir millettik, binlerce yıldan beri milletiz ve istikbale akan bir ırmakta aynı akımlarla, aynı dalgalarla bir denize akıp gidiyoruz. Aynı gemide bir uçsuz bucaksız okyanusta yelken açmış gidiyoruz bir hedefe doğru. Geliniz eteklerdeki taşları bırakalım. Tekrar ediyorum, yöneticileriyle, halkla hepimize sesleniyorum: Kinleri bırakalım, düşmanlıkları bırakalım, inadı bırakalım kardeş olalım ve ayrıcalık tanımayalım. Her ırktan, her dinden, her inançtan bütün insanlara gerçek özgürlüğü verelim. Ve şu vatanımızı geçmişte olduğu gibi bugün de cennetî bir hayat sürülen bir cennet vatan haline getirelim. Bu şehitlerin kanı bunun için döküldü. Ecdadımız buraları bunun için vatan etti. Onlar yavuklularını bıraktılar, sevgililerini bıraktılar, çocuklarını bıraktılar. Hanımları dul, çocukları yetim kaldı. Bu vatan böylece vatan oldu. Şimdi o değerlerin üzerine saldırmak, o değerleri yok farzetmek ecdadın bu fedakârlığını bu inancını yok farzetmek demektir ki, bunun sonu felaket olur, bunun sonu helak olur.

Gelin! O felaketi görmeden önce, o yangını görmeden önce, yangın bacamızı sarmadan önce kendimize gelelim, kardeşliğimizi yeniden tesis edelim ve birbirimizi kucaklayalım.

Rabbimiz bizi İslam’la yaşatsın. İslam’la öldürsün. İslam üzere haşretsin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.