ÖMER
NASUHİ BİLMEN
Hacı
Ahmet Efendi ve Mühibe Hanım’ın mahdumu olan Ömer Nasuhi Bilmen
1883 yılında Erzurum’un Salasar köyünde dünyaya geldi. Küçük
yaştayken babasını kaybettiğinden, Nakibül’l-Eşraf kaymakamlığı
yapan amcası Abdürrezzak İlmî Efendi’nin himayesinde yetişti.
Amcası ve Erzurum müftüsünden dersler okudu. Yakın aralıklarla
kaybettiği hocalarından sonra, İstanbul’a giderek Fatih
Dersiamlarından Tokatlı Şakir Efendi’nin derslerine devam etti.
Bir müddet sonra girdiği imtihanı kazanarak dersiamlık
(üniversite hocalığı) şehadetnamelerini aldı.
Türkçe’nin yanı sıra çok iyi derecede Arapça ve Farsça’yı,
ağdalı bir kitabı tercüme edecek kadar da Fransızca’yı bilen
Hoca Efendi, okumakta olduğu Medresetü’l-Kudat’ı da bitirdi.
YAPTIĞI GÖREVLER
1912’de Beyazıt dersiamı olarak göreve başlayan Bilmen Hoca bir
yıl sonra Fetvahane-i Âli müsevvid mülazımlığına tayin edildi.
1923 yılına kadar şu anda muadili bulunmayan muhtelif görevleri
îfâ eden Hoca Efendi Müderrisliğe tekrar geri döndü. 1926’da
İstanbul Müftü Muavinliğine, 1943’te İstanbul Müftülüğüne, 1960
tarihinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı’na getirilen Nasuhi
Efendi, 6 Nisan 1961 yılında emekliliğe ayrıldı.
Uzun
memuriyet hayatı boyunca muallimliği hiç bırakmadı. Darüşşafaka
Lisesi’nde yirmi yıla yakın bir süre Ahlak ve Yurttaşlık (sosyal
bilgiler) dersleri okuttu. İstanbul İmam Hatip Lisesi’nde ve
Yüksek İslam Enstitüsü’nde Fıkıh-Kelam ve Usul-i Fıkıh dersleri
okuttu. Hayatının sonuna kadar ilmi çalışmalarını sürdüren, 8
ciltlik tefsirini emekli olduktan sonra yazan, yaşadığı devrin
en mümtaz şahsiyetlerinden biri olan Ömer Nasuhi Bilmen 12 Ekim
1971’de İstanbul’da vefat etti. İstanbul’da Edirnekapı Sakızağa
Şehitliği’ne defnedildi.
KARİYERİ VE TAVRI
İstanbul Müftülüğü’ne tayin edildiği tarihten, vefat ettiği
tarihe kadar, gerek ilmî ve ahlakî otoritesi, gerekse samimi
dindarlığı ve tevazû ile dini konularda Türkiye müslümanlarının
başlıca güven kaynağı olmuştur. İnançta, ibadet ve ahlakta Ehli
Sünnet mezhebini şahsında tam bir liyakatle temsil ettiği için
herkesin sevgi ve saygısını kazanmıştır. Bu sevgi ve saygıda
aktif politikanın dışında kalmasının da önemli rolü vardır.
Diyanet İşleri Başkanlığından kısa sürede ayrılmasının sebebi o
günkü yönetimin (1961) Türkçe ezan ve benzeri konularda Hoca
Efendi’yi kendi politikalarına çekmeye, alet etmeye
çalışmalarıdır. Zira Bilmen Hoca Efendi de kendinden önceki ilim
erbabı hocalar gibi, dini meseleler söz konusu olduğunda asla
taviz vermeyen bir yapıya sahipti. Öyle ki 1960’lı yıllarda
dinde reform teranesini Türkiye’nin gündeminde tutmak için büyük
çaba gösteren çevrelere karşı “Bozulmayan bir dinde reform mu
olur?” diyerek İslam’ın ortaya koyduğu, iman, ahlak ve hukuk
ilkelerinin orijinalliğini, evrenselliğini, kendinden beklenen
liyâkat ve cesaretle savunmuştur.
ESERLERİ
Yazdığı sekiz ciltlik “Hukuk-i İslamiyye ve Istılahat-ı Fıkhıyye
Kamusu” adlı eseri neşredildiğinde yankı uyandırdı. Fakat tüm
bunların ötesinde Hoca Efendi’nin Türkiye’de tanınmasına sebep
olan eser, şimdiye kadar hiçbir kitaba da (Kuran dışında) nasip
olmayan (yaklaşık 3 milyon) bir baskıyla neşredilen “Büyük İslam
İlmihali”dir. Cumhuriyet döneminde eser yazımıyla meşgul olan
birkaç zattan biri olan Ömer Nasuhi’nin kendisi, memleketi olan
Erzurum ağzıyla konuşmasına rağmen, eserlerinde kullandığı üslup
ağdalı fakat mükemmel denecek kadar sağlamdır. Arapça ve Farsça
şiirler de yazan Hoca’nın diğer eserleri şöyle. “Kuran-ı
Kerim’in Türkçe Meal-i Âlîsi ve Tefsiri” -8 cilt-, Büyük Tefsir
Tarihi -2 cilt- bu eseri de Türkiye’de tek sayılacak nadide bir
kitaptır. Bu eser tefsircilerin tabakalarını da veren kıymetli
bir eserdir. “Kuran-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler”, “Muvazzah
İlm-i Kelam”, “Mülahhas İlm-i Tevhit”, “Akaid-i İslamiyye”,
“Yüksek İslam Ahlakı” ve “Dini Bilgiler”in yanı sıra Beyanü’l
Hak, Sırat-ı Müstakim ve Sebilürreşad mecmualarında çeşitli
makaleleri yayınlanan Hocaefendi’nin iki de romanı
bulunmaktadır.
BİR
DEVRİN ANATOMİSİ (TAHLİLİ) -1939-
İstanbul müftü muavini olduğu dönemde basılan Elmalı Hamdi
Yazır’ın “Hak Dini Kur’an Dili” isimli Tefsir kitabı için şöyle
bir ilan verilir. “... Kur’an’ı yüzünden okuyabilen üniversite
öğrencilerine tam takım olarak hediye edilecektir.” İlana
istinaden gelen gençlerin biri de İstanbul Yıldız Teknik
Üniversitesi’nden Faruk Özerengin’dir.
Bilahare Kazım Karabekir’in damadı olacak bu zât,
Süleymaniye’deki tarihî müftülük binasına gider ve binanın sakin
ve tenha bir köşesinde gördüğü ihtiyara geliş sebebini söyler.
Bulunduğu farklı ortam sebebiyle kısmen sıkılan genç, bir başka
odadaki sevimli ihtiyarın karşısında Kur’an okumaya başlar.
Annesinden öğrendiği yarım yamalak Kur’an’ı okurken biraz da
heyecandan iyiden iyiye şaşırır. Yeteri derecede okuyamadığını
düşünerek özür dilemeyi düşünen Özerengin, ne görsün? Sevimli
ihtiyar zât ağlayarak onun bir şey demesine fırsat bırakmadan
“-Aferin evladım, aferin… Biraz daha çalışıp geliştirirsin.
Haydi, karşıdaki odadan tefsirini versinler de al git… Hayırlı
olsun evladım…”
Ağlayan bu sevimli ihtiyar Ömer Nasuhi Bilmen’dir. Bakkallarda
paket kâğıdı olarak kullanılan tefsir kitabını hiç olmazsa böyle
dağıtalım diye düşünen bu insanlar, sürekli öğretici yollar
denemektedirler.
EZAN
VE KUR’AN
Öyle
ki, yıllarca ezan-ı Muhammedî İslam karşıtlığından dolayı “Tanrı
uludur…” diye Türkçe okutulmuştur. Birçok yönden psikolojik ve
sözlü, aynı zamanda fiili hakaretlere maruz kalan müslümanlar,
sabırla metanetle çıkış yolları aramaktadır. Nitekim 1950
yılında İstanbul Müftülüğü yaptığı yıllarda sabaha doğru
motosikletli bir polis memuru kapısını çaldı. Elindeki resmi
evrakı imza karşılığı teslim ettikten sonra gitti. Bu evrak
yıllar sonra tekrar “Ezan-ı Muhammedî’nin Arapça okunacağı
kararının mecliste kabul edildiğini bildiriyordu.”
Ziyadesiyle sevinen Ömer Nasuhi Bilmen Hoca hemencecik
yetişebildiği camilere haber göndererek ezanın Arapça okunmasını
ister. Kendisi de Fatih Camii’nde sabah namazını Arapça okunan
ezandan sonra kılar.
Belirli dönemlerde Türkçe Kur’an okunması ve yazılması konusunda
ısrar edilmiştir. “Kuran’ı biz indirdik biz koruyacağız…” emri
ilahisinden olacak ki, Allah Teâlâ dinin muhafazasını dirayetli
ve yürekli âlimleri vasıtasıyla sağlamıştır. Tarih boyunca bu
alandaki olumsuz girişimler hep neticesiz kalmıştır. İşte böyle
kaos ortamında müftülük ve Diyanet reisliği yapan merhum Bilmen
Hoca da tavizsiz ve kararlı tutumuyla dini tahrip noktasındaki
çalışmaları durdurmak için elinden geleni yapmıştır.
DEĞERLENDİRME
Dikkat edecek olursak, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca geçiş dönemi
âlimlerinden biridir. Osmanlıdan Cumhuriyet’e geçerken çok
şeyimizin erozyona uğradığı dönemde o kendisini muhafaza etmenin
yanı sıra, çevresindeki insanların da ayağının kaymaması için
yoğun çaba göstermiştir.
Her
yönüyle geçmişten intikam alma yarışına giren yönetici kadroya
karşı aslî unsurlarımızı korumak için gecesini gündüzüne katan
büyüklerimizdendir.
Her
şeyin sütliman olduğu dönemde hakkı ifade etmenin kolaylığı
malum. Ama zulüm ve istibdadın hüküm sürdüğü zamanda
sarsılmadan, yıkılmadan, kırılmadan, küsmeden gerçeğin
savunucusu olmak, zor olsa gerek. İşte Ömer Nasuhi Bilmen
Hocaefendi de tıpkı İmam-ı Azam, İmam-ı Malik, İmam-ı Şâfî ve
Ahmed bin Hanbel gibi ayakta kalmayı başarabilmiş ender
şahsiyetlerdendir.
Günümüzde de böyle yürekli ilim adamlarına ne kadar ihtiyacımız
var.
KAYNAKLAR
1.
Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, cilt:6
2.
Osmanlılardan Cumhuriyete İslam Alimleri, V. Vakkasoğlu