DİRİLMEK İÇİN ÖLMEK
Hocam
biliyoruz ki, her nefis ölümü tadacak. Ancak ölüm için
hazırlığımız nasıl olmalı, ölümü güzelleştirmenin yolları
nelerdir?
Mehmet
SEYFİ/ KIRŞEHİR
Ölüm,
ruhun mekan değiştirmesi, ruhun bedenden çıkması ile bedenin
kullanılmaz hale gelmesi; insanın başka bir âleme intikali ile
buradaki varlıklardan ayrılması demektir. Âzalar ruhun aletleri
idi. Göz ile görür, kulak ile duyar, kalp ile anlar ve diğer
azaları istediği işlerde kullanırdı. Artık bedenden ayrılmakla
onları kullanamaz hâle gelmiştir. İşte ölüm hadisesi böyle
gerçekleşir.
Ölüm,
göz, kulak, dil, el, ayak gibi azalarımızın; aile, çoluk, çocuk,
dost ve ahbaplarımızın; mal, emlak ve diğer eşyalarımızın bizden
ayrılmasıdır.
Mezarlıklar ise, gerçek hayata kavuşmuş, ana, baba, çoluk,
çocuk, sevgili, hısım akraba, arkadaş adresleriyle doludur.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kabirle ilgili “Kabir
ya cennet bahçesinden bir bahçe veya cehennem çukurundan bir
çukurdur” tabirini kullanmakla ölümle hayatın sıkı rabıtasına
işaret buyurmuşlardır.
Gerçek hayatı Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle beyan ediyor:
“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar
Rableri katında diridirler. Hepsi de şâd olarak rızıklanırlar.”
(Âl-i İmran 69)
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem:
“Ölen
hiçbir nefis yoktur ki, Allah indinde bir hayrı olsun da dünyaya
dönmeyi ve dünya ile onun içindeki bütün varlıkların kendisinin
olmasını arzu etsin. Yalnız şehit müstesnâ! Çünkü o, şehitliğin
faziletini gördüğü için geri dönmeyi ve dünyada tekrar
öldürülmeyi temenni eder.” buyurmuştur. (Müslim)
GERÇEK HAYAT
İnsanlar için asıl ölüm imandan mahrum olmaktır. İmandan mahrum
olan kişi dünyada madden diri görünse de mânen ölüdür. Mümin
imanla yaşar. Kemal-i imanla, Allah yolunda, Allah için ölürse,
aslında Rabbi katında diridir ki artık ona ölüm yoktur. Allah
Teâlâ bu konuyu şöyle beyan ediyor:
“Bu
dünya hayatı sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret
yurduna (oradaki hayata) gelince işte asıl yaşama odur. Keşke
bilmiş olsalardı.” (Ankebut 64)
Et-te’vilatü Necmiyyede bu ayetin tefsiri babında şöyle
denmektedir:
“Siz
Allah’ta fâni olmak arzusuyla O’nun yolunda büyük cihad
yaparken, yine O’nun celâl kılıcıyla öldürülen kimseleri ölüler
sanmayın. Her ne kadar maddî varlıkları fâni olmuşsa da onlar,
Yaratanı müşahede ile dirilik kazanmışlardır. Allah için fâni
olanlar, O’nun ile bâki olurlar. Allah Teâlâ bazen onları celâl
sıfatının tecellileri ile yok eder. Bazen cemâl sıfatının tatlı
nefhaları ile diriltir. Onlar cemâl bahçelerinde gezinip
dururlar. Fakat siz onların bu hallerini göremez ve
anlayamazsınız.”
Kuşeyrî şöyle demiştir:
“Bedenleri Allah yolunda olanların ruhları muhakkak Allah ile
bakî olur.”
Cüneydi Bağdadî ise şöyle demiştir:
“Nefsinin arzularına göre yaşayan, ruhunun bedenden ayrılmasıyla
ölür. Rabbinin isteğine uygun hayat süren ise, geçici dünya
hayatından bâki olan hakiki hayata kavuşur.” (Ruhu’l Beyan
Tefsiri 2/99)
ÖLMEMEK, DİRİ YAŞAMAK İÇİN:
1-
Kâmil bir ilim ve salih bir amel gerekir.
Müminin imanı gaybedir. Gayb his ve akıl ile kavranılmayan,
ikisinden biriyle açıklıkla anlaşılmayan şeydir. Allah Teâlâ
Kur’an-ı Kerim’de, “Onlar ki gaybe inanırlar...” buyurmuştur. Bu
ayette anlatılmak istenen, Allah Teala ve sıfatları, nübüvvet ve
ona ait olan ahkâm-ı ilâhiyye, şeriatlar, ahiret ve ahvali,
yeniden yaratılma, hesap ve ceza gibi tanınma imkânı olan
gaybdır. Zira Allah Teala
“Gaybın anahtarları ancak Allah’ın yanındadır. Onları O’ndan
başkası bilmez.” (Enam 59) buyurmaktadır.
2-
Beş vakit namazı usulüne uygun kılmak.
Allah
Teala “onlar namazı dosdoğru kılarlar.” buyuruyor.
Hadis-i şerifte ise,
“Namaz yüce ve büyük olan Allah’ın rızasını kazandırır.
Meleklerin sevgisine nail eder. Peygamberin yoludur. Marifet
nurudur. İmanın aslıdır. Duanın icabetine vesiledir. Amelleri
makbul kılar. Rızka bereket getirir. Vücuda rahatlık verir.
Düşmanlar üzerine silahtır. Şeytanı uzaklaştırır. Ölüm meleği
ile musalli arasında şefaatçidir. Kabirde kandildir. Ve orada
bir yaygıdır. Münker ve nekir meleklerine cevaptır. Kıyamete
kadar kabirde can yoldaşıdır. Kıyamet günü olduğunda namaz
kılanların üzerinde bir gölgeliktir. Başında taçtır. Bedenine
elbisedir. Önünde giden nurdur. İnsanlarla arasına gerilen bir
perdedir. Rableri huzurunda müminlerin hüccetidir. Cennete
anahtardır. Çünkü namaz, tesbihtir, hamddir, ta’zimdir, kıraat
ve duadır. Hâsılı, faziletli amellerin tümü, vaktinde kılınan
namazdadır.”(İslam, İman, İbadet Osman Nuri Topbaş 195)
Sabah
namazını ilk kılan Âdem aleyhisselam, öğle namazını İbrahim,
ikindi namazını Yunus, akşam namazını İsa, yatsı namazını Musa
aleyhisselamdır. İşte bunlar namazların beş vakit olarak
tespitinin sırrıdır. Geçmiş ümmetlerde beş vakit namaz parça
parça olarak vardı. Allahu Teala bunları Peygamberi ve O’nun
ümmeti için cem etti. Çünkü dünyevî ve uhrevî faziletlerin hepsi
Peygamberimizde toplanmıştır. Onun ümmeti de diğer ümmetler
arasında bu durumdadır. (Ruhu’l Beyan 1/154)
Musalli namazda iken meleklerin tesbihatında, kıyam, rüku ve
sücud hallerinde onlarla beraberdir. İşte bu faziletlerden
mahrum olanlar yaşayan ölülerdir.
3-
Ahirete iman kişiler için haramlara karşı en güzel siperdir.
İnsanın, beşikle tabut arasındaki münasebeti bulamadan,
kâinattaki mevkiini, durumunu tayin etmeden; toprak altı
karanlığına ne gibi bir hikmet ve zaruretle katılacağını
görmeden, gözlerini boşluğa, gayesizliğe kapaması ne hazin ve
ateşin bir intikaldir.
Ben
kimim? Nereden geldim, niçin geldim? Dünya bana ne kadar lazım,
ahiret için ne kadar hazırlık gerekir? Dünyadaki kalış süresi
ile ahiretteki kalış süresi nedir? Dünyaya gelen nereden ve
niçin geldi? Ölen niçin ve nereye gitti? Hayatla ölüm arasındaki
gerilen ömür şeridi ne maksatla açıldı? Hangi gaye ile dürüldü?
İşlerin sonu ne olacak? İnsan dünyada yaptıklarının ahiretteki
hesabının zorluğunu düşünebildiği müddetçe günah işlemez. Her
türlü haramdan uzaklaşır. Zira elinde Kur’an gibi ilahî bir
nizam vardır. Kimlerin ne yapacağı bellidir. Kuran-ı Kerim’de
Allah Teâlâ, “Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız onu
Allah’a ve Rasulüne (Kur’an ve Sünnete) götürün bu hem hayırlı,
hem de netice bakımından daha güzeldir.” buyuruyor.
Netice olarak müminlerin ahirete imanının zayıflığı işlediği
günahla ölçülür. Bilelim ki Allah’ın azabı pek şiddetlidir.
Ahiret inancını gönüllerinde diri tutanlar yaptıklarının
hesabını mahşerde vereceklerini bilerek ihsan derecesine
ulaşırlar ve ölünce dirilirler.
4-
Dirilmek için müminde olması gereken güzelliklerden biri de
İslam’ın bir bütün olduğunun farkında olmasıdır.
Zira
İslam, itikat, ibadet, muamelat, ukubat, ahlakî halleriyle bir
bütündür. Bunların hiçbirini diğerlerinden fark ettiremezsiniz.
Mesela Kur’an’a göre namaz kılacaksınız ama cezâî müeyyideleri
gereksiz göreceksiniz. Bunlar ahiret işi değildir diyeceksiniz.
Kur’an’ın bir kısmını farkında olmadan reddedeceksiniz. Hâlbuki
mümin erkekler ve mümin hanımlar Kur’an ve sünnetin çizdiği
haram ve helaller konusunda muhayyer değildir. İman bir
bütündür, bölünmeyi kabul etmez. İman ziyade ve noksanı kabul
etmez. Amelimiz imanımıza uygun olursa işte gerçek hayata
kavuşuruz. Allah Teâlâ İslam’ın bütünlüğünü şöyle beyan ediyor:
“Bugün size dininizi ikmal ettim.” ( Maide 3)
İslam
her yönüyle mükemmeldir. Eksiklik bizlerdedir. Ümit ediyorum ki
iyice düşünür, güzel yaşar, güzel ölürüz(dirilmek için ölürüz).
Merhum Zeki Soyak Hocamız da dirilenlerdendir. Çünkü o gençlerin
ve insanların İslam’la dirilmesine hayatını vakfetmişti.
Allah’ın rahmeti ve bereketi onun üzerine olsun.
Allah’ım Ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkûm et. ÂMİN.