ADALET-1
Değerli müslümanlar!
Allah
Teala yeryüzünü yoktan var etti. İnsanları yeryüzünü imar etmek
ve kendisine kulluk yapmak için yarattı ve insanoğlu kendi
arasında zulmetmesin, kendi aralarındaki adaleti sağlasın,
insanca bir hayat sürsün diye, kendi katından nizamlar gönderdi.
Peygamberleri vasıtasıyla o nizamları insanlara duyurdu. Ne
zaman ki insanlar Yaratıcı’larının kendileri hakkında gönderdiği
nizama uymuşlar, ne zaman ki O’nun haram kıldıklarına haram,
helal kıldıklarına helal olarak yaklaşmışlar ve hayat
çizgilerini bu doğrultuda devam ettirmişlerse onlar gerçekten
insan olarak yaşamışlardır. Birbirlerinin hak ve hukukuna riayet
etmişler, zulme hiçbir yerde ve hiçbir zaman zemin hazırlamamış,
fırsat vermemiş ve böylece dünyada cennetî bir hayat
yaşamışlardır. Fakat ne zaman ki, kişiler kendi nefsî
arzularını, çıkarlarını, şehvetlerini ön plana çıkarmışlar,
Allah Teala’nın insanların huzuru ve saadeti için göndermiş
olduğu nizamı, gönderdiği peygamberleri yok farz etmişler, işte
o zaman dağdaki aç kurtlar gibi, leşe üşüşen sırtlanlar gibi
birbirlerine saldırmışlar, birbirlerinin boğazına sarılmışlar ve
böylece dünyayı yaşanmaz hale getirmişler, kan gölüne
çevirmişlerdir.
Bugün
yeryüzünde insanlık, işte böyle bir vahşeti, böyle hayvanî ve
behimî bir hayatı yaşar hale gelmiştir. Çünkü yıllar var ki,
vahiy kaynağından, Kur’an kaynağından uzaklaşan insanlık, kendi
şehevî arzularını, kendi behimî arzularını tatmin için kendi
uydurdukları birçok sistemlere düzenlere tâbi olmuşlar ve kendi
kendilerini hayvanî bir hayata mahkûm etmişlerdir.
Dün
komünizm, milyonlarca insanın canı, kanı üzerine bina ettiği o
vahşet sistemini uzun yıllar sürdürmüş, o zulüm ve işkencesini
hayvanları bile tiksindirecek boyutlara getirmiş ve yıkılıp
gitmiştir. Daha önce ortaçağ Avrupa’sında fanatik, tamamen vahiy
kaynağından uzaklaşmış Hıristiyanlar kendi milletinden, hatta
kendi dininden olan insanlara nice zulümler yapmışlar, onları
ateşte yakmışlar; hele başka dinden olan insanlara hayat hakkı
tanımamışlardır. Endülüs’te olanları gözyaşı ile okuyunuz. Bir
koskoca medeniyet, 700 yıllık bir İslam ve insanlık medeniyeti
vahşi, zalim, fanatik ve dinden uzaklaşmış İspanyollar,
Portekizler tarafından nasıl yok edilmiş, nasıl yerle bir
edilmiştir. Ondan çok az izler kalmış. İnsanlar ateşte yakılmış.
Kaçabilenler yine o merhametli Osmanlı’nın, insan Osmanlı’nın,
adil Osmanlı’nın göndermiş olduğu gemilerle ancak batı Afrika’ya
kaçarak canlarını kurtarabilmişlerdir.
Değerli Müslümanlar!
Dün
Bosna Hersek’te, Kosova’da, Çeçenistan’da ve Karabağ’da
yaşananlar, Filistin’de hâlâ yaşananlar ve şimdi Irak’ta
yaşananları bir düşününüz. İnsanlar insanlığını kaybetmiş, bir
nevi behimîleşmiş, hayvanlaşmış; insanlık ruhunu kaybetmiş,
sadece şeklen insan kalmış fakat rûhen vahşi hayvanlardan daha
beter hale gelmiştir.
Bugün
Irak’ta yaşananları hangi müslüman içine sindirebilir. Bırakınız
müslümanı, insanım diyen hangi insan içine sindirerek bunlara
tahammül edebilir. Bugün bu vahşet koskoca bir dünyanın önünde,
insanım diyen, çağdaşım diyen, medeniyim diyen fakat bu
söylemlerle hiç alakası olmayan bu insanların gözü önünde
işlenmekte ve insanlık buna seyirci kalmaktadır. Çünkü insanlık
vahyin kaynağından uzaklaştı. Onun arı duru suyundan içmedi.
Bulanık, pis kokulu, necaset kokan yerlerden içmeye ve ruhunu
kirletmeye, kokuşturmaya başladı. Onun için duygularını yitirdi.
Onun için insanlık özelliklerini kaybetti. Behimileşti,
vahşileşti... Onun için zalim bir insanın insanlığa zararı vahşi
bir hayvandan daha büyüktür. Çünkü vahşi hayvan, bir hayvan
sürüsünden bir tanesini kapar karnını doyurur ve onunla tatmin
olur. Ta ki acıkana kadar. Hayvan sürüleri gözünün önünden geçse
bile onlara saldırmayı düşünmez.
Ama
bakıyorsunuz ki kan içici insanlar, zulümden, başkasının
feryadından, başkasının acısından zevk alan, başkasının
mutsuzluğunda mutluluk gören vahşi ruhlu insanlar, hiç durmadan
insanların kanını emmektedirler. Onların ruhunu
çökertmektedirler. Onların imanına, ahlakına, iffetine
saldırmaktadırlar.
Bugün
ne kadar çabalarsa çabalasın insanlar vahiy kaynağına
dönmedikten, Kur’an’a sarılmadıktan sonra asla ve asla huzur
bulamayacaklardır. Başlarına gelen bir bela ve musibetten
sıyrıldıklarını zannettikleri anda daha onlarca bela ve musibet
sağanak halinde yağacaktır.
Onun
için Allah Teala Kur’an-ı Mübinde insanların huzuru için,
insanların insanca yaşaması için bakınız ne buyuruyor:
“Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi
emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O
düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl 90)
Evet
değerli müminler! İşte Allah Teala Nahl suresinin 90. ayetinde
bizlere üç şeyi emrediyor, üç şeyden men ediyor.
Allah
Teala’nın emrettiği şeylerden ilki adalettir. Adalet her şeyi
tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek, ölçülü
davranmak demektir. Bugün dünyada gerek yöneticiler gerekse halk
kendi aralarındaki muamelelerde asla ve asla adalete riayet
etmemektedirler. Herkes kendine göre bir zulme yönelmekte, kendi
çıkarını, kendi menfaatini ön plana çıkarmaktadır. Bu ayet-i
kerimede ikinci emredilen şey ihsandır. Yani iyilik etmek, hayır
yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi emredildiği gibi
yerine getirmek. İbadette ihsan ise Allah Teala’yı görür gibi
ibadet etmektedir. Diğer emir de akrabaya yardım etmektir. Uzak
ve yakın akrabaya iyilik etmek, onların ihtiyaçlarını gidermek,
onlara karşı iyi davranmak; müminlere, fakir, muhtaç kimselere,
hayır müesseselerine, hayır işlerine, çalışıp kazandıklarından,
helal olarak elde ettiği kazançlarından Allah yolunda harcamak.
İşte bu üç hususta Allah celle bize emir buyuruyor.
Değerli Müminler!
Elbette ki adaletle hükmetmek, adaleti yerine getirmek,
öncelikle idare makamında olanların vazifesidir. İdareciler,
yöneticiler adil olmazsa, onlar bir tarafı tutarlar, öbür tarafa
zulmederlerse; kendi düşüncelerini, kendi çıkarlarını, kendi
fikirlerini hukukun üstüne çıkarırlar ve onu zulüm aracı haline
getirirlerse, işte en büyük zulüm budur. Yani yöneticilerin
zulmüdür, idarecilerin zulmüdür. Hükmetme durumunda olan,
insanlar arasında haklıyla haksızı ayırma durumunda, hüküm verme
durumunda olan eski tabirle kadılar yeni tabirle hâkimler; eğer
adaleti ellerinden bırakırlarsa, nefsî çıkarlarını, indî
mütalaalarını, kendi düşüncelerini hukukun üstüne çıkarırlarsa,
haklıyı haksız, haksızı haklı göstermek için binbir türlü yola
saparlarsa, işte bu gibi insanların zulmü zulümlerin en
kötüsüdür.
Elbette ki Allah indinde zulmün en kötüsü küfürdür, şirktir. Bir
insan Allah’ı inkâr ediyorsa, bir insan Kuran’ı inkar ediyorsa,
bir insan İslam nizamını, İslam’ın ahkâmını inkar ediyorsa o
kafirdir ve küfründen daha büyük zulüm yoktur. Çünkü o
küfretmekle kendisine zulmetmiştir. Kendisini hem dünyada hem de
ukbada rüsvay etmiştir.
Değerli müslümanlar!
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle
buyuruyor:
“Adil
bir hükümdarın, adil bir emirin, adil bir yöneticinin bir günlük
adaleti, sürekli günlerini ibadetle geçirip 60 yıl bu şekilde
ibadet eden bir kişinin 60 yıllık ibadetinden Allah indinde daha
hayırlıdır.”
İşte,
Beyhakî’nin rivayet ettiği bu hadis-i şerifte Allah’ın Rasulü,
adil olan, adaletle yöneten yöneticilerin, adaletle hükmeden
hâkimlerin Allah indinde makbul bir iş yaptıklarına işaret
etmekte ve yöneticileri adaletle hükmetmeye, adaletle yönetmeye
teşvik etmektedir. Ve diğer bir hadis-i şerifte Rasulullah
sallallahu aleyhi ve sellem:
“Kıyamet gününde insanlardan yeri bana en yakın olanlar adil
idarecilerdir.” buyurmaktadır.
Yani
adaletle yöneten, adaletle hükmeden yöneticiler, hâkimler.
Böylece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlar arasında
hüküm vermekle mükellef olan, insanları yönetme vazifesi
omuzlarına binmiş olan insanları adalete teşvik ediyor. Elbette
ki adaletle hükmetmek, adaletle yönetmek çok şerefli bir iştir.
Allah’ın ve Rasulullah’ın sevdiği bir iştir. Allah indinde
makbul bir ameldir. Ama bu makamlarda bulunan, insanları
yönetmekle, insanlar arasında hüküm vermekle vazifeli bulunan
insanlar eğer adaleti yerine getirmezlerse, adaletle
yönetmezlerse, adaletle hükmetmezlerse o zaman onların Allah
indinde düçar olacakları netice çok şiddetli olacaktır. Onun
için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbnu Abdulberr’in
rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
“On
kişiye idareci olmuş her kişi kıyamet gününde elleri boynuna
bağlı olarak gelir. Eğer onlara adaletle hükmetmişse serbest
bırakılır. Yok, zulmetmişse onun azabını çeker.”
Herhangi bir insan, bir kabileye, bir topluluğa, bir millete
vali olmuş, onun idarecisi olmuş, onun yöneticisi olmuş ise
kıyamet gününde elleri boynuna asılmış olarak, kelepçelenmiş
olarak gelecek. Eğer bu insanlar, bu yöneticiler adaletle
hükmetmişlerse, insanlara zenginliğinden, fakirliğinden,
soyundan sopundan, makamından mevkiinden dolayı değil de sadece
insan olduğu için, haklı olduğu için, hakkını vermek için veya
zalimden kim olursa olsun hakkını almak için adil yönetim
yapmışsa, onun bu adaleti onun ellerini boynundan çözecek ve onu
hür edecek. Netice itibari ile Allah’ın rahmetine kavuşacak,
cennete dahil olacak. Şayet o, yöneticiliğini zulüm üzere
kurmuşsa, insanlara hak ve hukuka göre değil de kendi çıkar ve
menfaatlerine göre davranıyorsa, kendi makamını pekiştirmek,
kendi pis emellerini gerçekleştirmek veya daha fazlasını elde
etmek için insanlara zulmetmişse, böyle bir yönetim tarzı
kurmuşsa, o zaman onun bu zulmü onu kıyamet gününde helak
edecektir.
Bundan dolayı değerli müminler, adaletle yönetmek, adaletle
hükmetmek Allah indinde çok şerefli bir vazife iken; aynı
makamda bulunan insanlar eğer adaletle hükmetmiyorlarsa,
yöneticiler zulüm üstüne zulüm yapıyorlarsa; halkına
hükmedenler, hâkimler, savcılar eğer adalete göre hareket
etmiyorlarsa; onların bu zulmü, bu haksızlığı onları kıyamette
helak edecek ve o helak asla kurtuluşu olmayan bir helak
olacaktır.
Diğer
bir hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyurmaktadır:
“Hâkimler üç kısımdır: Bu üç kısım hâkimlerden ikisi
cehennemdedir. Ancak bir kısmı cennettedir.”
Cehennemde olanlar kimlerdir. Elbette ki adaletle hükmetmeyen
hâkimlerdir. Bilerek adaletle hükmetmeyen hâkimler, haklıyı
haksız, haksızı haklı gösteren, kendi menfaat ve çıkarlarını,
kendi ideolojilerini, kendi düşüncelerini hukukun önüne geçiren
ve insanlara zulüm aracı yapan bu insanlar, elbette ki Allah’ın
azabına düçar olacak ve ateşe layık olacak. Adaletle hükmeden
hâkimler ise cennette olacak buyuruyor Rasulullah sallallahu
aleyhi ve sellem.