E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

 

 

ZEKİ SOYAK

CUMA SOHBETLERİ;

ADALET-1

Değerli müslümanlar!

Allah Teala yeryüzünü yoktan var etti. İnsanları yeryüzünü imar etmek ve kendisine kulluk yapmak için yarattı ve insanoğlu kendi arasında zulmetmesin, kendi aralarındaki adaleti sağlasın, insanca bir hayat sürsün diye, kendi katından nizamlar gönderdi. Peygamberleri vasıtasıyla o nizamları insanlara duyurdu. Ne zaman ki insanlar Yaratıcı’larının kendileri hakkında gönderdiği nizama uymuşlar, ne zaman ki O’nun haram kıldıklarına haram, helal kıldıklarına helal olarak yaklaşmışlar ve hayat çizgilerini bu doğrultuda devam ettirmişlerse onlar gerçekten insan olarak yaşamışlardır. Birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmişler, zulme hiçbir yerde ve hiçbir zaman zemin hazırlamamış, fırsat vermemiş ve böylece dünyada cennetî bir hayat yaşamışlardır. Fakat ne zaman ki, kişiler kendi nefsî arzularını, çıkarlarını, şehvetlerini ön plana çıkarmışlar, Allah Teala’nın insanların huzuru ve saadeti için göndermiş olduğu nizamı, gönderdiği peygamberleri yok farz etmişler, işte o zaman dağdaki aç kurtlar gibi, leşe üşüşen sırtlanlar gibi birbirlerine saldırmışlar, birbirlerinin boğazına sarılmışlar ve böylece dünyayı yaşanmaz hale getirmişler, kan gölüne çevirmişlerdir.

Bugün yeryüzünde insanlık, işte böyle bir vahşeti, böyle hayvanî ve behimî bir hayatı yaşar hale gelmiştir. Çünkü yıllar var ki, vahiy kaynağından, Kur’an kaynağından uzaklaşan insanlık, kendi şehevî arzularını, kendi behimî arzularını tatmin için kendi uydurdukları birçok sistemlere düzenlere tâbi olmuşlar ve kendi kendilerini hayvanî bir hayata mahkûm etmişlerdir.

Dün komünizm, milyonlarca insanın canı, kanı üzerine bina ettiği o vahşet sistemini uzun yıllar sürdürmüş, o zulüm ve işkencesini hayvanları bile tiksindirecek boyutlara getirmiş ve yıkılıp gitmiştir. Daha önce ortaçağ Avrupa’sında fanatik, tamamen vahiy kaynağından uzaklaşmış Hıristiyanlar kendi milletinden, hatta kendi dininden olan insanlara nice zulümler yapmışlar, onları ateşte yakmışlar; hele başka dinden olan insanlara hayat hakkı tanımamışlardır. Endülüs’te olanları gözyaşı ile okuyunuz. Bir koskoca medeniyet, 700 yıllık bir İslam ve insanlık medeniyeti vahşi, zalim, fanatik ve dinden uzaklaşmış İspanyollar, Portekizler tarafından nasıl yok edilmiş, nasıl yerle bir edilmiştir. Ondan çok az izler kalmış. İnsanlar ateşte yakılmış. Kaçabilenler yine o merhametli Osmanlı’nın, insan Osmanlı’nın, adil Osmanlı’nın göndermiş olduğu gemilerle ancak batı Afrika’ya kaçarak canlarını kurtarabilmişlerdir.

Değerli Müslümanlar!

Dün Bosna Hersek’te, Kosova’da, Çeçenistan’da ve Karabağ’da yaşananlar, Filistin’de hâlâ yaşananlar ve şimdi Irak’ta yaşananları bir düşününüz. İnsanlar insanlığını kaybetmiş, bir nevi behimîleşmiş, hayvanlaşmış; insanlık ruhunu kaybetmiş, sadece şeklen insan kalmış fakat rûhen vahşi hayvanlardan daha beter hale gelmiştir.

Bugün Irak’ta yaşananları hangi müslüman içine sindirebilir. Bırakınız müslümanı, insanım diyen hangi insan içine sindirerek bunlara tahammül edebilir. Bugün bu vahşet koskoca bir dünyanın önünde, insanım diyen, çağdaşım diyen, medeniyim diyen fakat bu söylemlerle hiç alakası olmayan bu insanların gözü önünde işlenmekte ve insanlık buna seyirci kalmaktadır. Çünkü insanlık vahyin kaynağından uzaklaştı. Onun arı duru suyundan içmedi. Bulanık, pis kokulu, necaset kokan yerlerden içmeye ve ruhunu kirletmeye, kokuşturmaya başladı. Onun için duygularını yitirdi. Onun için insanlık özelliklerini kaybetti. Behimileşti, vahşileşti... Onun için zalim bir insanın insanlığa zararı vahşi bir hayvandan daha büyüktür. Çünkü vahşi hayvan, bir hayvan sürüsünden bir tanesini kapar karnını doyurur ve onunla tatmin olur. Ta ki acıkana kadar. Hayvan sürüleri gözünün önünden geçse bile onlara saldırmayı düşünmez.

Ama bakıyorsunuz ki kan içici insanlar, zulümden, başkasının feryadından, başkasının acısından zevk alan, başkasının mutsuzluğunda mutluluk gören vahşi ruhlu insanlar, hiç durmadan insanların kanını emmektedirler. Onların ruhunu çökertmektedirler. Onların imanına, ahlakına, iffetine saldırmaktadırlar.

Bugün ne kadar çabalarsa çabalasın insanlar vahiy kaynağına dönmedikten, Kur’an’a sarılmadıktan sonra asla ve asla huzur bulamayacaklardır. Başlarına gelen bir bela ve musibetten sıyrıldıklarını zannettikleri anda daha onlarca bela ve musibet sağanak halinde yağacaktır.

Onun için Allah Teala Kur’an-ı Mübinde insanların huzuru için, insanların insanca yaşaması için bakınız ne buyuruyor:

“Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”(Nahl 90)

Evet değerli müminler! İşte Allah Teala Nahl suresinin 90. ayetinde bizlere üç şeyi emrediyor, üç şeyden men ediyor.

Allah Teala’nın emrettiği şeylerden ilki adalettir. Adalet her şeyi tam olarak yerine getirmek, herkesin hakkını vermek, ölçülü davranmak demektir. Bugün dünyada gerek yöneticiler gerekse halk kendi aralarındaki muamelelerde asla ve asla adalete riayet etmemektedirler. Herkes kendine göre bir zulme yönelmekte, kendi çıkarını, kendi menfaatini ön plana çıkarmaktadır. Bu ayet-i kerimede ikinci emredilen şey ihsandır. Yani iyilik etmek, hayır yapmak, bağışta bulunmak ve emredilen şeyi emredildiği gibi yerine getirmek. İbadette ihsan ise Allah Teala’yı görür gibi ibadet etmektedir. Diğer emir de akrabaya yardım etmektir. Uzak ve yakın akrabaya iyilik etmek, onların ihtiyaçlarını gidermek, onlara karşı iyi davranmak; müminlere, fakir, muhtaç kimselere, hayır müesseselerine, hayır işlerine, çalışıp kazandıklarından, helal olarak elde ettiği kazançlarından Allah yolunda harcamak. İşte bu üç hususta Allah celle bize emir buyuruyor.

  Değerli Müminler!

Elbette ki adaletle hükmetmek, adaleti yerine getirmek, öncelikle idare makamında olanların vazifesidir. İdareciler, yöneticiler adil olmazsa, onlar bir tarafı tutarlar, öbür tarafa zulmederlerse; kendi düşüncelerini, kendi çıkarlarını, kendi fikirlerini hukukun üstüne çıkarırlar ve onu zulüm aracı haline getirirlerse, işte en büyük zulüm budur. Yani yöneticilerin zulmüdür, idarecilerin zulmüdür. Hükmetme durumunda olan, insanlar arasında haklıyla haksızı ayırma durumunda, hüküm verme durumunda olan eski tabirle kadılar yeni tabirle hâkimler; eğer adaleti ellerinden bırakırlarsa, nefsî çıkarlarını, indî mütalaalarını, kendi düşüncelerini hukukun üstüne çıkarırlarsa, haklıyı haksız, haksızı haklı göstermek için binbir türlü yola saparlarsa, işte bu gibi insanların zulmü zulümlerin en kötüsüdür.

Elbette ki Allah indinde zulmün en kötüsü küfürdür, şirktir. Bir insan Allah’ı inkâr ediyorsa, bir insan Kuran’ı inkar ediyorsa, bir insan İslam nizamını, İslam’ın ahkâmını inkar ediyorsa o kafirdir ve küfründen daha büyük zulüm yoktur. Çünkü o küfretmekle kendisine zulmetmiştir. Kendisini hem dünyada hem de ukbada rüsvay etmiştir.

Değerli müslümanlar!

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

“Adil bir hükümdarın, adil bir emirin, adil bir yöneticinin bir günlük adaleti, sürekli günlerini ibadetle geçirip 60 yıl bu şekilde ibadet eden bir kişinin 60 yıllık ibadetinden Allah indinde daha hayırlıdır.”

İşte, Beyhakî’nin rivayet ettiği bu hadis-i şerifte Allah’ın Rasulü, adil olan, adaletle yöneten yöneticilerin, adaletle hükmeden hâkimlerin Allah indinde makbul bir iş yaptıklarına işaret etmekte ve yöneticileri adaletle hükmetmeye, adaletle yönetmeye teşvik etmektedir. Ve diğer bir hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Kıyamet gününde insanlardan yeri bana en yakın olanlar adil idarecilerdir.” buyurmaktadır.

Yani adaletle yöneten, adaletle hükmeden yöneticiler, hâkimler. Böylece Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlar arasında hüküm vermekle mükellef olan, insanları yönetme vazifesi omuzlarına binmiş olan insanları adalete teşvik ediyor. Elbette ki adaletle hükmetmek, adaletle yönetmek çok şerefli bir iştir. Allah’ın ve Rasulullah’ın sevdiği bir iştir. Allah indinde makbul bir ameldir. Ama bu makamlarda bulunan, insanları yönetmekle, insanlar arasında hüküm vermekle vazifeli bulunan insanlar eğer adaleti yerine getirmezlerse, adaletle yönetmezlerse, adaletle hükmetmezlerse o zaman onların Allah indinde düçar olacakları netice çok şiddetli olacaktır. Onun için Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem İbnu Abdulberr’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:

“On kişiye idareci olmuş her kişi kıyamet gününde elleri boynuna bağlı olarak gelir. Eğer onlara adaletle hükmetmişse serbest bırakılır. Yok, zulmetmişse onun azabını çeker.”

Herhangi bir insan, bir kabileye, bir topluluğa, bir millete vali olmuş, onun idarecisi olmuş, onun yöneticisi olmuş ise kıyamet gününde elleri boynuna asılmış olarak, kelepçelenmiş olarak gelecek. Eğer bu insanlar, bu yöneticiler adaletle hükmetmişlerse, insanlara zenginliğinden, fakirliğinden, soyundan sopundan, makamından mevkiinden dolayı değil de sadece insan olduğu için, haklı olduğu için, hakkını vermek için veya zalimden kim olursa olsun hakkını almak için adil yönetim yapmışsa, onun bu adaleti onun ellerini boynundan çözecek ve onu hür edecek. Netice itibari ile Allah’ın rahmetine kavuşacak, cennete dahil olacak. Şayet o, yöneticiliğini zulüm üzere kurmuşsa, insanlara hak ve hukuka göre değil de kendi çıkar ve menfaatlerine göre davranıyorsa, kendi makamını pekiştirmek, kendi pis emellerini gerçekleştirmek veya daha fazlasını elde etmek için insanlara zulmetmişse, böyle bir yönetim tarzı kurmuşsa, o zaman onun bu zulmü onu kıyamet gününde helak edecektir.

Bundan dolayı değerli müminler, adaletle yönetmek, adaletle hükmetmek Allah indinde çok şerefli bir vazife iken; aynı makamda bulunan insanlar eğer adaletle hükmetmiyorlarsa, yöneticiler zulüm üstüne zulüm yapıyorlarsa; halkına hükmedenler, hâkimler, savcılar eğer adalete göre hareket etmiyorlarsa; onların bu zulmü, bu haksızlığı onları kıyamette helak edecek ve o helak asla kurtuluşu olmayan bir helak olacaktır.

Diğer bir hadis-i şerifte Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Hâkimler üç kısımdır: Bu üç kısım hâkimlerden ikisi cehennemdedir. Ancak bir kısmı cennettedir.”

Cehennemde olanlar kimlerdir. Elbette ki adaletle hükmetmeyen hâkimlerdir. Bilerek adaletle hükmetmeyen hâkimler, haklıyı haksız, haksızı haklı gösteren, kendi menfaat ve çıkarlarını, kendi ideolojilerini, kendi düşüncelerini hukukun önüne geçiren ve insanlara zulüm aracı yapan bu insanlar, elbette ki Allah’ın azabına düçar olacak ve ateşe layık olacak. Adaletle hükmeden hâkimler ise cennette olacak buyuruyor Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.