|
İnsanda genç olan nedir? İnsanı
genç yapan şey nedir? Onu genç kılan, genç yaşatan bedeni mi, ruhu
mu, zihni mi? Yani insan iskeletiyle mi, heyecanıyla mı, aşkıyla mı,
ilmiyle mi, ihsanıyla mı, güzellikleriyle mi gençtir?
Evet, insan bu değerlerin
kendisinde ne kadar olduğu ile doğru orantılı olarak gençtir ve genç
kalır. Öyleyse gençlik yaş ile alakalı değildir.
Sevgili Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem nübüvvet vazifesini üstlendiği zaman bedenen kemale
ermiş bir yaşta, kırk yaşında idi. Ancak onda öyle bir heyecan, öyle
bir aşk vardı ki, maddeten ve manen adeta yirmilik bir gencin
canlılık ve zindeliğindeydi. O derece ki, iyice bunamış ve yaşlanmış
insanlığa ölümsüz bir gençlik aşısı yaparak ruhen ve fikren muazzam
bir genç topluluk vücuda getirdi. O’nun bu gençlik aşısı hâlâ devam
etmektedir ve kıyamete kadar devam edecektir.
Eba Eyyüb el Ensarî radıyallahu
anhı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin müjdesine nail
olmak için İstanbul surları önlerine getiren, onun gencecik ölümsüz
aşkı ve heyecanından başka bir şey değildir. I. Murat Han’ı Kosova
önüne götüren ve şehadet şerbetini içiren beden dinçliğinden ziyade
onun ruh gençliği idi.
Bu gençliği yakın tarihimizde
Çanakkale’de düşman toplarına göğsünü siper eden “Asım’ın Nesli”
olarak görüyoruz. Onlar Kurtuluş Savaşında da Sütçü İmam, Nene Hatun
olarak karşımıza çıkıyor. (1)
Gençlik neden diğer insanlardan
ayrı olarak ele alınır ve incelenir? Bunun sebebi onlardaki dinamizm
ve bitmek tükenmek bilmeyen enerji mi?
Bu sorunun cevabı aranırken
gençleri nükleer enerjiye benzetmek mümkündür. Gençlerde öyle bir
potansiyel güç mevcuttur ki, kullandıkça yenileniyor. Tıpkı atom
hücreleri gibi. İşte iki muazzam gücü Allah’ın istediği doğrultuda
değil de, insanların ürettikleri ideolojileri doğrultusunda
kullanırsanız insanlık için felaket olur.
İnsanlık düşmanı Amerika’nın
Hiroşima’daki Japonlara, Fransızların Cezayirlilere, İsraillilerin
Filistinlilere, Rusların Afganlara attıkları bombalar işte bu kabil
nükleer güçlerdir. Ve insanlık düşmanları tarafından
kullanıldıklarında felakete dönüştürülmüş iğrenç güçler haline
getirilmişlerdir. İşte gençler de böyledir.
Gençleri Allah Rasulü’nün
istediği doğrultuda eğitir; Allah’ın emirleri doğrultusunda
çalıştırırsak, insanlık için yararlı işler yapma imkanı hazırlamış
oluruz.
Fakat üzüntüyle müşahede
ediyoruz ki, yirminci yüzyıl gençliği, çıkmazlar içinde çırpınmakta,
çoğu maddî ve manevî tatminden yoksun, streslerle boğuşan; bu
stresleri uyuşturucularla, porno filmleriyle atmaya çalışan ve fakat
bu yolla da sadece stres vitesleri yükselerek felaketlere giden bir
bezginler güruhu haline gelmektedir.
Bugün gençliğimizin bazı
kesimlerinde bu aşk ve heyecanın azaldığı görülmektedir. Bedenî zevk
ve eğlence çılgınlığı ile çok kazanma hırsı, onların ruhlarını
ihtiyarlatmıştır.
Böyleleri merhum Nurettin
TOPÇU’nun ifadesiyle “Bugünün genci idealsizdir; hayallerden kaçar.
Realitenin sahibi olmak azmindedir. Zira onu yetiştirenler geçmiş
zamanın idealist nesillerini, hasta, hayalperest diye damgaladılar.
Bugünün genci hayat adamıdır;
heyecanların romantizmini yaşamamıştır. Hayatın demir örsünde
dövülmüş, lakayt, pişkin bir mizacın sahibi olmuştur.
Gencimizin ruhu sarsıntı
içindedir. Gençler, spor, siyaset ve kazançtan ibaret üçüzlü hayat
maddeciliğine daha beşikten başlayarak meftûn yetiştirilmektedir.”
(2)
Evet, bugünün bir kısım gençliği
ruh heyecanını yakalayamamaktadır. Bu durumda, yani heyecanların
sufli emeller peşinde geçiren, aşkını yitiren, ilim ve irfandan
yeterince nasiplenemeyen, gerçek güzelliklerin farkında olmayan kişi
bedenen genç olsa bile ne mânâ ifade eder? Bir hocaefendi bugünün
çoğu gençleri için: “Bugün üniversitelerden mezun olan gençler
emekliye ayrılacak memurlar gibi ...” ifadesini kullanmıştı.
Çünkü idealler yok, heyecan
kaybolmuş, kimileri sadece meslekî hayatı ve para kazanmayı
düşünmekte. Hele bir de vazife alamayınca her şey bitmekte. Çünkü
kimi gençlik ilim ve hizmet yolculuğundan ziyade, diploma avcılığı
ile meşgul...
Oysa beden gençliğini ruh
gençliği ile güçlendirdiğimiz zaman istikbal endişemiz
kalmayacaktır. Genç olmak, daha mühimi genç kalmak ve genç ölmek
isteyenler, ruhlarını genç tutmak zorundadırlar.
Bu çerçevede Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellemin dünyaya sunduğu gençlik aşısı ile
aşılanıp hem dünya hem de ahiret hayatını güzelleştirenlere ne
mutlu...
GENÇLERE DÜŞEN GÖREV
Gençler...
Siz tarihin yaşayan
tanıklarısınız. Yeni bir dünyanın kurulmaya başlandığı bir zamanda
yaşıyorsunuz. Bu heyecanı yaşayacak, bu yeni zamana siz renk ve
şekil vereceksiniz.
O’nun için çok çalışmak
zorundasınız. Sakın zamansızlıktan şikâyet etmeyin. Bir ünlünün
dediği gibi “Zamansızlıktan şikâyet edenler, çoğunlukla zamanı iyi
kullanamayanlardır.”
Düne baktığımızda, bugün hayli
ilerlerde olduğumuz doğru, ama yeni bir uygarlığı kurmakla görevli
olan bizlerin ulaşmamız gereken hedefi gözümüzün önüne
getirdiğimizde, çok gerilerde olduğumuz bir gerçek.
Tembelliği bir gerekçe sayanlar
istedikleri şeyi, tahminlerin ötesinde bulabilirler. Her şeyin
aleyhimizde olduğunu söyler, imkansızlıktan, parasızlıktan söz
edebilirler... Biz Hakk’a doğru yürüyerek giderken O bize koşarak
geldikten sonra, O’nun yardım eli bizim elimizin üzerinde olduktan
sonra bizi kim engelleyebilir. O Rezzak olan Rab ve İlaha, “İyyake
na’büdü ve iyyake nestain” diyenlerin bu tür bir mazeretleri
olabilir mi?..
Evet, siz bildiklerinizle amel
edecek olursanız, Allah Teala size bilmediklerinizi öğretecektir.
Siz başarabilirsiniz. İstediğiniz her şeye sahipsiniz. Siz isteyin,
O işiten ve gören, dualara icabet eden, size muhtaç olduğunuz şeyi
verecektir. Kafanızı bilgi, kalbinizi imanla, merhametle, şefkatle,
sevgi ile doldurun... Sizi insan yapan, insanî değerlerinizi
yücelten bunlardır. Kafamız bilginin ışığını, kalbimiz imanın nurunu
yaysın. Bilginin ışığı bize eşyanın gerçeğini, kalbimizin nuru, bize
eşyanın hakikatini göstersin. Gerçekleştirilmesine, kafamızla katkı
sağladığımız insanca bir hayat yaşayalım. Kalbimizle sezgilerimizi
kuşatarak ulaştığımız ahiret hayatında, iman nuru, ilahî gerçeğe
ulaşmada bize rehberlik etsin.
Genç arkadaş, sevgin gazabına
galip gelsin... Zaman ve mekan sana emanet. Unutma ki, karanlık
aydınlığın yokluğudur... Bu zulüm, bu sömürü, kafamız bilginin
ışığını, kalbimiz imanın nurunu yaymadığı, yansıtmadığı içindir.
Şeytandan kaçmayı değil, şeytanla savaşmayı öğren.
Safları sıklaştır. Biz
müminlerdeniz, de... Müminler topluluğundan seni ayrı tutan her
şeyden uzak dur. Seni müminlere yaklaştıracak ne bulursan sahip çık.
Unutma sen Hakk’ın gören gözü, işiten kulağı, tutan elisin... Sen
Allah’ın halifesisin. Sen ekmel-i mahlûkat, eşref-i mahlûkat,
zübde-i âlemsin.
Hilafet sözleşmesi olan Kur’an’ı
oku. O’nun yaşayan misali olan Rasulün yolunu takip et. Âlimlere
danış, müminlerle konuş, işi ehline ver Allah Teala’dan başka
kişileri Rab ve İlah edinme... Hiç kimseye de İlahlık ve Rablik
taslama.
Nefsini kötülüklerden koru. İyi
bir meslekten önce iyi bir arkadaş, iyi bir eş edin. Yanlış bir
evlilik belki de yapabileceğin en büyük yanlışlıklardan biri
olacaktır. Bir kötülükle karşılaştığın zaman ise sabret. Unutma ki
her zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Hamdini artır ki Allah
Teala sana kolaylık versin.
Allah Teala bizi mallarımızla,
canlarımızla, sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman
eksilterek imtihan edecektir. Bize hayır gibi gelen şeylerde o bir
şer, şer gibi gelen şeylerde bir hayır murat etmiş olabilir. Biz
bilemeyiz O bilir. O her şeyi hakkı ile gören, işiten ve bilendir.
Bizim bu dünyada tartışıp durduğumuz şeyin hakikatini o bize öbür
dünyada gösterecektir. Dünya malına ve rahatına tamah etme. Bil ki
Allah Teala peygamberlerini dahi yoklukla imtihan etmedi mi?
Bugün gençlerimiz genellikle
batıl din ve ideolojilerin birer ırgatı olarak yetişmektedirler. Ne
kadar iyi bir hukukçu, ne kadar iyi bir iktisatçı, ne kadar iyi bir
mühendis olursanız olun, bu bilgilerinizi imanî bir süzgeçten
geçirmeden, bugünkü hali ile bir övünç meselesi yapamazsınız. Sadece
sakal bırakarak müslüman bir iktisatçı ya da mühendis, ya da hukukçu
olamazsınız. Çünkü sizin dininiz mesleğinizin ve bilginizin sıfatı
değildir... Siz bu halinizle, eğer bilgilerinizi tashih
etmeyecekseniz, iktisatçı bir müslüman, mühendis bir müslüman
olabilirsiniz ama müslüman iktisatçı ve müslüman mühendis
olamazsınız... Bugünkü kavramlar ve kurumlar batı düzeninin kavram
ve kurumlarıdır. Bunların arkasına saklanarak kendi gerçeğimizi
açıklayamazsınız. Kendi kavram ve kurumlarımızı üretmek, kendi
dilimizle konuşmak zorundasınız. Bunun için yeni bir bilim
felsefesine ve felsefe diline ihtiyaç vardır. Bunu yaparken sakın ha
kanaatlerinizle dininizi sentez yapmayınız. Din, Allah Teala’ya ait
olandır. Kanaatlerimiz bizim zannımızdır. Bugün ümmetin en büyük
zaafı bu konudadır. (3)
İhsan Süreyya Sırma Hoca
gençlere tavsiyede bulunurken;
1. Hayatınıza da mâl olsa
başkalarının emir ve yasaklarını Allah’ın emir ve yasaklarına tercih
etmeyin.
2. Kelime-i Tevhidi yeniden
öğrenin.
3. Kime kul olduğumuzu iyice
araştırınız ki, Allah’tan başkasına kul olmayınız.
4. Namazı terk ederek mücahitlik
olmaz
5. Sanatkârların ve
futbolcuların isimlerinden, cisimlerinden önce, Kur’an’ı ve onun
tebliğcisi Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellemi
öğrenin.
6. Her gün belirli bir miktarda
mutlaka Kur’an-ı Kerim ve en az elli sahife kitap okuyunuz,
öğütlerini vermektedir.
Bütün bir ömrünü sadece ve
sadece Allah rızası için İslami çalışmalara vakfeden, en büyük
mefkûresi, Allah ve Rasulünün istediği kıvamda bir gençliğin
yetişmesi olan, güzel insan merhum Zeki Soyak Hocamız da Mefkûre’de
“Gençlerle sohbet ederken” onlardan;
1. Zamanı çok iyi
değerlendirmelerini,
2. Gençliğin ve sıhhatin
kıymetini iyi bilip, bu iki büyük nimeti Allah celle yolunda
kullanmalarını,
3. Salih insanların ve ilim
adamlarının sohbetlerine sürekli olarak katılmalarını, iyi
insanlarla arkadaş olmalarını, Muhammed Baki’nin Cafer-i Sadık’a
tavsiyesi olan; fasık ile cimri ile akraba ile ilişkiyi kesenlerle
arkadaş olmamalarını,
4. İslamî ilimleri, kendileriyle
amel etmek için öğrenmelerini,
5. Ahlaklı, edepli, mütevazı ve
yumuşak huylu olmalarını,
6. Bütün işlerinde Allah
Teala’nın rızasını gözetmelerini,
7. Makam mevki, mal, şan, şöhret
düşkünü olmamalarını,
8. Sözlerine ve işlerine riya
karıştırmamalarını,
9. Bütün işlerinde Kur’an ve
sünnet ölçülerine uymalarını,
10. Yaptıkları hayırlı işleri
sürekli ve ihlâslı yapmalarını istemektedir.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
O ne güzel Mevla ne güzel vekildir.
(1): Söz Ola 1.
sayı
(2): Nurettin Topçu –
Türkiye’nin Maarif Davası.
(3): A. Dilipak – Gençlik Mart
1992.
|