|
İnsanlar kelimelerle düşünürler.
Bir insanın şümullü ve sistematik düşünebilmesi ile bildiği
kelimeler arasında bir nispet mevcuttur. Mesela küçük bir çocuğun
dil gelişimi yeterli seviyede olmadığı için düşünce kapasitesi de
mahduttur. Görmüş olduğu her yiyeceğe “mama” diyen, görmüş olduğu
her hayvana “köpek” diyen bir çocuk, gördüğü farklı yiyecekleri ve
hayvanları isimlendiremediği için bu şekilde bir genelleme
yapmaktadır. Yaşı ilerledikçe ve bildiği kelime hazinesi arttıkça
beynindeki yanlış şablonları düzeltecek ve artık yiyecekleri; ekmek,
et, süt, yumurta vs. ayıracaktır. Yine gördüğü hayvanları köpek,
kedi, koyun vs. ayırt edebilecektir. Yine bu devrede mesela simiti
de ekmek olarak veya tilki, kurt vs. hayvanları da köpek olarak
tanımlayabilir. Yaşı ilerledikçe ve kelime dünyası genişledikçe
bunları da tefrik edebilecektir. Bütün bunların isimlerini
birbirinden ayırmakla kalmayıp hususiyetlerini de ayrı ayrı
bildikten sonra daha ince düşünebilecek, yapacağı işleri ona göre
planlayabilecektir.
Yukarıda çocuklar için
verdiğimiz misali her bir meslek mensubu için de verebiliriz. Mesela
benim, vücudumda sayabileceğim kemik sayısı dördü beşi geçmez. Fakat
bir doktor, yüzlerce kemiğin ismini ve yerlerini çok iyi bilir. Yine
insan vücudunun bütün ince ayrıntılarını bir doktor bilir. Bir
yerimde bir ağrı olduğu zaman ben sebebini anlayamam, fakat beni
–fizikî olarak- benden daha iyi tanıyan bir doktor ağrının kaynağını
bulur. Bunun sebebi doktorun insan vücuduna has tıp terimlerini
bilmesi, bildiği kelimelerin ne gibi fonksiyonlarının olduğuna vâkıf
olmasıdır.
Yukarıda verdiğimiz örneklerden
de anlaşılacağı gibi daha doğru ve daha teferruatlı düşünebilmenin
yolu kelime haznemizin zengin olmasına bağlıdır. Günümüz gençliğine
umumî manada nazar ettiğimizde görürüz ki maalesef gençlik çok kısır
ve argodan müteşekkil bir kelime kadrosu ile konuşmaktadır. Günlük
ortalama 200-300 kelime ile konuşan bir gencin konuşmalarında bir
hayli küfürlü ifadelere ve argo kelimelere rastlanmaktadır. “Oha
oldum abi!”, “Manyak futbolcu!” gibi argodan oluşan bir dil ile
konuşan bir gençliğin ilerisi pek parlak gözükmemektedir.
Okuyan genç nesillerin
dillerinde görülen bir diğer problem de uydurukça kelimelerin
dillerini istila etmesidir. Arapça ve Farsça’dan dilimize geçip
Türkçeleşmiş olan kelimelerimize karşı Cumhuriyet döneminde kasıtlı
bir yok etme faaliyeti başlatılmıştı. Bu faaliyet günümüzde de devam
etmektedir. Ders kitapları uyduruk kelimelerle doludur. Batı
dillerinden gelen kelimelere karşı müsamahalı davranılıp da Kur’an
menşeli kelimelere karşı düşmanlık gösterilmesinin sebebi, bizi,
İslam kültürü ile yoğrulmuş geçmişimizden koparmaktır. İnsanlar
kelimelerle düşünür demiştik. İslam kültürünün eseri olan kelimeler
bizde, sahih İslamî düşünceyi tesis edecektir. Batı kültürünün
mahsulü olan kelimeler ise bize, Batının hadiselere dünyevî
zâviyeden bakan düşünce yapısını musallat edecektir. Uydurukça
kelimeler ise bizde hilkat garibesi bir dilin, Necip Fazıl’ın
ifadesi ile kurbağa lisanının teşekkülüne sebep olacaktır. Bu dil
bizi edebî zevkten ve derin tefekkürden mahrum edecektir.
Uydurukçuların dilimizi nasıl fakirleştirdiği hususunda sadece bir
misal vermekle yetinelim. Uydurukçular Türkçe’de soru zarfı olarak
kullanılan “neden” kelimesini pek çok İslamî menşeli kelimelerin
yerine ikame etmeye çalıştılar. “Sebep, sâik, müessir, âmil,
müsebbip, vesile, saika, illet, saye...” Dikkat edilirse bu
kelimelerin arasında mana farklılıkları mevcuttur. Bu kelimeleri
kaldırıp yerine “neden” kelimesini koymak dili fakirleştirmektir. Bu
hususta Necip Fazıl’ın bir konuşmasından iktibas yapmak istiyorum:
“... Demin kurbağaları bile
güldürücü tabirini kullandım. İşte size tepeden inme, halis Türkçe
bir cümle:
‘Türkiye’yi batıran sâiklerin
bir müessire bağlanamamasındaki âmil sebep nedendir, nedir?’
Ve işte bu cümlenin kurbağacası:
‘Türkiye’yi batıran nedenlerin
bir nedene bağlanamamasındaki neden neden nedendir, nedir?’...”
Gençlere dil hususundaki
tavsiyelerimizi şu şekilde özetleyebiliriz:
1. Dilimize batı dillerinden
gelen “şovrum, şop, kompitur” gibi kelimeleri kullanmayalım. Hele
“Showroom, shop, computer” gibi yazılımları ile hiç kullanmayalım.
Türkçe’mizde oturmuş bir karşılığı bulunmayan ve bir boşluğu
dolduran yabancı kelimeleri kullanırken de gerek telaffuz olarak ve
gerekse yazılış olarak kendi dil yapımıza göre kullanalım.
2. Olanak, olasılık, neden,
kent, yaşam, sözcük, tümce... gibi uydurukça kelimelere asla iltifat
etmeyelim. Bu işi fazla abartıyorsun diyenlere asla kulak asmayalım.
Nitekim bu kelimelerin pek çoğu ile geçmişte dalga geçiliyordu.
“İmkan” kelimesi yerine uydurulan “olanak” kelimesi ile dalga geçen
fıkrayı pek çoğumuz duymuştur. Bugün ise bu kelimeler yaygın olarak
kullanılmaktadır. Yine “ahlak” kelimesinin yerine kullanılan “etik”
kelimesi daha 3-5 yıl önce garip karşılanırken bugün maalesef
başbakanımızın bile ağzında çiğnenir olmuştur. Şer cephenin dil
devrimbazları ısrarla uydurukça kelimeleri kullanıp, bunların
yerleşmesine çalışırken bizlerin, İslam kültürünün mahsulü olan
kelimelerimizi kullanmada ihmalkâr davranmamız büyük bir gaflet
olur.
3. Kendimizi yetiştirirken nasıl
örnek şahsiyetleri model alıyorsak, lisanımızı düzeltmek için de
temiz Türkçe kullanan model şahsiyetleri örnek almalıyız. Onların
temiz Türkçe ile yazılmış eserlerini okumalıyız. Hatta bu eserleri
yüksek sesle okursak daha faydalı olur. Mesela dinî ve tasavvufî
mevzularla alakalı Osman Nuri Topbaş Hocaefendi’nin kitapları,
tarihî mevzularla alakalı Kadir Mısıroğlu’nun kitapları, edebî
sahaya müteallik olarak Necip Fazıl külliyatı gençlerimize temiz
Türkçe ve sağlam bir zihniyet inşası için tavsiye edebileceğimiz
önemli eserlerdir.
4. Muhatabımız anlamıyor
düşüncesiyle gerek yazdığımız yazılarda ve gerekse konuşma dilimizde
asla taviz vermeyelim. Muhatabımız anlamıyor diye basit ve kuru bir
dil kullanırsak muhatabımıza ulvî fikirleri anlatmamız mümkün olmaz.
Muhatabımızda kelime hazinesi bakımından bir problem var ise
yapılması gereken kendi seviyemizi düşürmek değil, muhatabımızın
seviyesini yükseltmeye çalışmak olmalıdır. Uydurukçuların halkın
dalga geçmesine rağmen ısrarla uyduruk kelimeleri kullanmaları ve bu
kelimelerin kabullenilmesinde zamanla başarı sağlamaları göz önünde
tutulursa bu hususta müslüman gencin mazeretinin olmadığı daha bariz
surette meydana çıkar. Müslüman gençler olarak mesuliyetimizi müdrik
olmalıyız.
5. Sürekli okuyarak,
araştırarak, lügatlere sık sık başvurarak kendimizi yetiştirmeliyiz.
Lügat kullanmadan onlarca kitap okuyan bir gençten şüphelenmek
gerek. O genç ya seviyesinin altında eserler okuyor veya okuduğunu
anlamıyor demektir. Gençlerimiz bir eserin sadeleştirilmişi yerine
orijinalini okumaya çalışmalıdır. Bir genç, kendini yetiştirmek
hususunda asla ihmalkâr davranmamalıdır. Bilmediği kelimeler şöyle
dursun bildiği kelimelere bile ‘bir başka anlamı olabilir’
düşüncesiyle sözlükten bakabilmelidir. Evinde bir değil birkaç tane
geniş hacimde Türkçe-Osmanlıca sözlük bulunmalıdır. Uydurukça
kelimeleri tanımak için de uydurukçuların hazırladığı “Öz Türkçe”
sözlüklerinden faydalanılabilir.
Uydurukça kelimeler hakkında
daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlere Kadir Mısıroğlu’nun
“Boykot” isimli kitabını tavsiye ederiz.
Dinimizi, tarihimizi ve
kültürümüzü doğru anlayabilmek için dilimizin sağlam ve zengin
olması elzemdir. Sadeleştirilmiş bir metin, asıl metnin yerini asla
tutmaz. Sadeleştirilen veya tercüme edilen eserler, aslından bir
şeyleri kaybeder. Günümüz bilim adamları vakitlerini sadeleştirme
hamallığı ile israf etmemelidir. Böyle yaparlar ise yeni şeyler
üretemezler. Yine günümüz ilim taliplileri sadeleştirilmiş kitap
okuma kolaylığına kaçmamalıdır. Aksi takdirde kendilerini
yetiştiremezler.
Diğer taraftan insanların
inançları, âdetleri, kültürleri dile akseder. Hisler, fikirler, bir
milletin değerleri, kelimelerde müşahede edilebilir. Kelimeleri
attığımız zaman, o kelimenin taşıdığı değerler de atılıyor demektir.
Mesela “diğerkâmlık, feragat, îsâr...”gibi kelimeler bizim cemiyet
yapımızı gösterir. Bu kelimeleri kaybetmekle birlikte
dünyevîleşmeye, bencilleşmeye başlarız yahut dünyevîleştikçe,
bencilleştikçe bu kelimelerimizi kaybetmeye başlarız. Zira
kelimelerin, lafızları ile karşıladıkları değerler birbirine
zincirle bağlı gibidir. Birisini atarsanız, diğeri de arkasından yok
olup gider.
Her türlü zorluğa rağmen önce
kendi dilimizi düzeltmeli, sonra çevremizin ve bilhassa genç
nesillerin dilini düzeltmeye çalışmalıyız. Bu vazifeyi bir cihat
şuuru ile îfa etmeliyiz. Nasıl ki dinimize sokulmak istenen fâsit ve
bâtıl düşüncelerle savaşmak dinî bir vazife ise dilimize sokulmak
istenilen uyduruk ve yabancı kelimelerle mücadele de tarihî bir
vazifedir. Atalarımız, “Dervişin fikri ne ise zikri de odur”
demişler. Nasıl ki kalpteki düşünceler lisana aksediyorsa lisandaki
kelimeler de dile (kalbe) akseder. Kurbağa lisanına sahip bir
insanın kalbinde ulvî tefekkürlerin olması mümkün değildir.
Lisanımızı asil kelimelerle ve Allahu Teala’nın zikri ile
güzelleştirelim. Faydasız lakırdılardan ve uydurukça kelimelerden
muhafaza edelim.
Allahu Teala lisanımızı temiz,
zengin ve fasih; kalbimizi de berrak, latif ve zâkir eylesin. Âmin.
|