"Mal da Yalan Mülk de Yalan Var Biraz da Sen Oyalan"

ALİ KÜÇÜK;

Kehf 45. “Onlara, dünya hayatı misâlinin tıpkı şöyle olduğunu anlat:

Gökten indirdiğimiz su ile yeryüzünde yetişen bitkiler birbirine karışır,

ama sonunda rüzgarın savuracağı çerçöpe döner.

Allah her şeyin üstünde bir kudrete sahip olandır.” 

Dünya hayatının misâli şudur: Gökten su indiririz ve indirilen bu su ile yetişen bitkiler birbirine girer. Yağmur yağdırdı Rabbimiz ve çok güzel bir hayat ortaya çıktı. Ama sonunda o gördüğünüz güzellik, o yemyeşil hayat taşıyan şeyler kısa bir süre sonra rüzgarın önünde sağa sola savrulan kupkuru çerçöp haline geldi. Evet yağan yağmurla oluşan o güzelim hayat durmadı, duramadı. Zaten durmaya gücü de yetmeyecekti onun. Gençlik, hayat, saltanat elbette bir gün bitecekti. Elbette bunları var eden bir gün yok edebilecekti.

İşte dünya hayatın örneği budur. Bu hayat tıpkı bir su gibidir. Bir lütuf ve rahmet olarak inen bu su, bazen de azap ve gazap sebebidir ki kitabımızın başka âyetleri bunu anlatır. İnen bu sularla yeryüzü bütün güzelliğini, bütün ziynetlerini takınır. Arkasından bir de bakarsınız ki kurumuş, solmuş, rüzgar önünde savrulup gider bir vaziyet almıştır.

Dünya da öyle değil mi? Verir Allah bazen, ama bir süre sonra bakarsınız ki yavaş yavaş çekilir gider. O, verdiği dönemin imtihanıydı, sonra alırken de aldığı dönemin imtihan sorusudur. Ne fark eder? Yâni ne dersiniz, hangi soru daha başarılı kılar insanı? Toplama mı, yoksa çıkarma mı? Ama bakın ki ekonomik kaygı ve kavgada, dünya ile ilişkide sanki onu kucaklama sevdasına kapılanlar hep toplama türünde bir imtihandan yanalar. Yâni hep Allah alarak değil de vererek imtihan etsin arzusundadırlar. İmtihan gereği Allah ellerinden alıverdiğinde feryadı basmadan yanalar. Halbuki işte Rabbimizin beyanları: Mal mülk, çoluk çocuk hepsi bu dünya hayatın ziynetidir, süsüdür.

Bakın dikkat ediyorsanız çok kısa, çok özlü kelimeler ve son derece süratlice sunulan, yıldırım hızıyla gözümüzün önünden gelip geçen bir tablo sundu Rabbimiz bize. İşte hayat ve işte yok oluş. Hayat ve hemen arkasından gelen ölüm. Üç cümle, üç merhale ve göz açıp yumacak kadar kısa süren bir ömür. Ne kadar kısa süren bir hayat değil mi? Kısa olmasının da yanında, ne kadar değersiz bir hayat değil mi? Öyleyse değmez bu hayata bağlanmaya. Değmez bu hayat için ebedî bir hayatı mahvetmeye.

Öyleyse dünyaya meyledip hayatlarında Allah’ı diskalifiye edenler gibi olmayalım. Çünkü o Allah her şeye Kâdir olandır. Her şeye güç yetiren ve her şeyi takdir edendir. Hayatı ve ölümü yaratan ve takdir eden O’dur. Bu dünyayı bizim imtihânımız için kuran, düzenleyen ve bizi bu dünyaya getiren odur. Şu anda sahip olduğunuz şeylerin tamamını imtihân için size lütfeden O’dur. Sonra imtihan bitimi sizi öldürecek ve şu anda sahip olduklarınızın tümünü sizden geri alacak olan O’dur. Dünyayı ve dünyadakilerin tümünü yok edip size imtihan sonuçlarını ilân etmek, göstermek üzere yeni bir hayat gösterecek olan, sizi tekrar diriltecek olan da O’dur. Unutmayın ki ya biz onu bırakıp gidiyoruz, ya da o bizi bırakıp gidiyor. Veren alıveriyor, ama ne zaman alacağını da söylemiyor.

İşte görüyoruz, adam kazanıyor, kazanıyor ama kazandığını yiyemeden göçüp gidiyor. Yâni nice imkân ve fırsat sahibi görüyoruz ki kullanamıyor bu imkânlarını. Sadece para adına demedim bunu. Meselâ zamana sahip olan niceleri, gözü gören, kulağı duyan, ağzı konuşabilenler, dimdik ayakta durabilenler de bugün bu imkânlarını har vurup harman savurmuyorlar mı? Dünya hayatıyla sanki bir anlaşmaları varmış, bugün kullanmazlarsa yarın kullanabileceklerine dair bir garantileri varmış gibi davranmıyorlar mı? Halbuki ya o kullanmadığımız imkânlar bir gün elimizden alınacak ya da zamanı gelince biz onları kendi başına bırakıp gideceğiz. Daha doğrusu onları bizsiz bırakacağız. Kural böyledir, yasa böyledir.

Evet aldanıyor insanlar. Bugünkü sıhhat ve âfiyetlerini on sene sonra kullanmaya kararlı olanlar, bugünkü akıllarını, bugünkü gözlerini, bugünkü kulaklarını on sene sonra vahyi tanımada kullanmaya kararlı olanlar hep aldanıyorlar. Beş aylık bir işim var, on ay sonra emekli olacağım, Kur’an’ı o zaman okumaya başlayacağım diyenler hep aldanıyorlar. Peki o gün ölürse, o zaman da adamın mezar taşına yazarlar; rahmetli tam başlayacaktı, ama öldü diye.

Hep öyle olmamış mı? Gidin mezarlıkları bir dolaşın isterseniz. Göreceksiniz ki niceleri nice programlarını yarıda kesip gitmişlerdir. Unutmayalım ki bizimki de onlarınkinden farklı olmayacaktır. Bugün başlasan, ölsen bile başladığın hayrı yarım bıraksan da tam sayılacaktır. Çünkü onu değerlendirecek olan Allah Alîmdir, Rahîmdir, Rahmândır ve Rauftur. Hani Abdullah ibni Ömer radıyallahu anhüma efendimizin bir güzel sözü vardı:

"Akşamladığın vakit sabaha çıkmayı bekleme, sabahladığın vakit de akşamı bekleme! Sıhhatinden istifade edip hastalık dönemin için hazırlık yap, hayatından istifade edip ölümünden sonrası için hazırlık yap!"

Ne hoş bir ifade değil mi? Elbette söz sultanının dizlerinin dibinde yetişen bir sahabe söyleyebilecekti bunu. Yani bir şeyi yapman gerektiğini akşam mı anladın, hemen onu icra edip sabaha bırakma, çünkü sabaha çıkmayabilirsin. Allah’ın senden istediği bir görevi  yapman gerektiğini sabah mı anladın, aman hemen icra et onu, akşama bırakma, çünkü akşama ulaşmayabilirsin diyor Abdullah İbni Ömer efendimiz. Evet akşam mı aklın başına geldi? Kulluğuna engel olan okulu bırakmayı, içkiyi atmayı, namaza başlamayı, açık saçıklığı terk etmeyi, Kur’an’a sarılmayı, sünnete yönelmeyi akşam mı bildin, akşam mı anladın? O halde hiç bekleme hemen yerine getir. Sakın sabahı bekleme. Zira sabaha çıkmayabilirsin. Belki o akşam senin  son akşamın olabilir. Sabah mı anladın? Akşamı bekleme. Belki akşama ulaşmayabilirsin.

Bir de sağlığından sıhhatinden istifade edip hastalığına, hastalık dönemine hazırlık yap. Hayatından hayatta oluşundan istifade edip ölümüne hazırlık yap. Hasta olup elinin kolunun kalkmayacağı zamanlarını düşünüp sıhhatliyken yapacağını yap, her şeyin bitme zamanı gelmeden hayattayken yapman gerekenleri yap diyor İbni Ömer efendimiz. Ne kadar hoş bir söz değil mi?

Yani eğer şimdi iyiysen, şimdi gençsen, şimdi sıhhatliysen şimdi oku, zira yarın okuyamayabilirsin. Yarın gözlerinin feri kaçar da okuyacak bir imkân bulamayabilirsin. Şimdi iyiysen, şimdi gücün kuvvetin varsa şimdi kıl namazını, çünkü yarın kılamayabilirsin. Yarın dizlerinde namaz kılacak derman kalmayabilir. Şimdi varsa ver elinde yarın vereceğin kalmayabilir. Şimdi infak et, şimdi zekât ver yarın fakir düşüp elinde avucunda verebilecek bir şeyin kalmayabilir. Şimdi çalışabilirsen İslâm için  çalış, Allah dininin hakimiyeti için çırpın yarın bu zemin kalmayabilir. Şimdi hayattaysan cihadını yap, yarın toprağın altına girebilirsin. Şimdi düzelt evinin içini, yarın buna fırsat bulamayabilirsin. Şimdi eğit eğitebilirsen çocuklarını, yarın büyüdükleri zaman seni dinlemeyebilirler. Şimdi kazandır ehlini cennete, yarın ölebilirsin ve çoluk çocuğun başkalarının elinde kalabilir. Şimdi konuş, şimdi anlat, şimdi kavgasını ver inancının, zira yarın şartlar değişebilir. Yarın bir Velid bin Mugire çıkıp ağzına bir bant yapıştırabilir. Şimdi yap yapacağını, yarın kodese tıkılabilirsin.

Bakın Allah’ın Rasûlü bir başka hadislerinde buyurur ki:

“İki nimet vardır ki insanların pek çoğu onların kadrini kıymetini bilme noktasında aldanıyorlar. Bunlardan birisi sağlık, ötekisi de boş vakittir.”(Buhâri, Rikak:1)

Sağlığın kıymetini bilip onu satacak değiliz veya boş zamanın kıymetini bilip onu kiraya verecek değiliz elbette. Bundan anladığımız şudur: Zamanı ilk etapta Allah’ın bize farz kıldığı emirlere sarılarak doldurmaya cehd ü gayret ederken arta kalan zamanda da nâfilelerle Allah’a yaklaşma zemini aramak zorundayız. Yani şunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız ki boş vakitten ve sıhhatten kasıt mecburen yapmak zorunda olduğumuz farzlardan arta kalan hayat bölümüdür. Farzlardan artan zaman dilimidir. Yoksa bunun mânâsı Allah bize bomboş bir zaman vermiştir de bizler onu dolduracağız değildir. Bir de şunu söyleyelim ki bizler boş vakti İslâm’ın ölçülerine göre doldurmak zorundayız. İslâm’ın zaman içinde belirlediği kulluk programı nazar-ı itibara alınmazsa insanın bütün zamanı zaten boş demektir. Yani işte görüyoruz şu anda insanların Allah’a danışarak değil de kendi kendilerine ayarladıkları şu hayat programında insanların bir dakika bile boş zamanları yoktur.

Sabahtan akşama kadar dükkana tezgaha satılmak, kahvede oturmak, sinemada bulunmak, televizyon seyretmek, maç izlemek, yemeğe, çaya, kahveye zaman ayırmak zaten insanların hayatında yetecek bir zaman bırakmıyor bile.

Evet Allah Rasûlü böyle diyor, onun pırlanta sahâbesi İbni Ömer efendimiz böyle diyor, diyor ama, bunu birbirlerine tatlı tatlı hikaye cinsinden anlatsınlar, dergilerde yazıp çizsinler diye değil. Duyar duymaz tatbik etsinler diye söylüyor. İman etsinler ve hayatlarını bu imanla düzenlesinler diye söylüyor. Ama heyhat ki bizler tam tersini yapıyoruz. Yolcu gibi olun dünyada diyor ama biz doğmadık kızımızın çeyizini hazırlıyoruz. Kışlık ve yazlık konforlu evler yaptırıyoruz. Bir yıllık patatesimizi, iki yılık unumuzu hazırlamak için çırpınıyoruz. Bu günün işini sakın yarına bırakmayın diyor Allah’ın Resulü, ama biz doktoranın bitmesini bekliyoruz. Ondan sonra yapacağız yapacağımızı. Sabaha ulaştığınız zaman akşamı beklemeyin deniyor ama biz emeklilik maaşının tahakkukunu bekliyoruz. Daha doğmadık çocuklarımızın oturacağı evleri hazırlıyoruz. Halbuki bütün eşyası bir valizi doldurmayacak insanları da tanıdığımız, gördüğümüz halde yine kendi bildiğimizi okumaya devam ediyoruz.

Öyleyse ey Allah’ın kulları! Ey şu anda dünyada imtihan sahnesinde olan insanlar! Yaşadığınız bu hayatın bir imtihan olduğunu asla unutmayın. Yaşadığınız bu hayatta Allah’ı ve onun yasalarını diskalifiye etmeye kalkışmayın. Allah’ı ve Allah’ın size gönderdiği kitabını unutarak kendi kendinize bir hayat yaşamaya kalkışmayın. Unutmayın ki eğer bugün servetler içinde, bolluklar içinde, mallar mülkler içinde, bağlar bahçeler içinde bir hayat yaşıyorsanız bunun kendinizden ol-duğunu zannetmeyin. Tüm bunların size Allah tarafından verildiğini ve günün birinde tüm bu imkânlarınızın biteceğini unutmayın. Elinizdekilerin tümünün bu dünyada da bir imtihan sebebi, Allah tarafından bir anda alınıvereceğini de sakın unutmayın! diyor Rabbimiz.

Yunus sûresi bunu daha keskin ifadelerle şöylece ortaya koyar:

“Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip birbirine karışmıştır. Yeryüzünün süslenip bezendiği ve yerin sahiplerinin bütün bunlara mâlik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz o yere gelmiş ve orayı hiçbir şey bitirmemişe çevirmişiz; bir gün önce bir şey yokmuş gibi olmuştur. Düşünen millet için, âyetleri böylece uzun uzun açıklıyoruz.”(Yunus 24)

İşte günümüz maddeci medeniyetin tapındığı dünya hayatını Rabbimiz böyle tasvir buyuruyor.

Rabbimiz işte bu beyanlarıyla dünya hayatının kısalığını, sonluluğunu, faniliğini, ehemmiyetsizliğini, ebedî ve sermedî olan âhiret hayatının yanında bir hiç mesabesinde olduğunu anlatıyor. Tıpkı Tevbe sûresinin beyan buyurduğu gibi:

“Oysa dünya hayatının geçimi âhirete göre pek az bir şeydir.”(Tevbe 38)

Yine Hadîd sûresinde de konu şöyle anlatılır:

“Bilin ki, dünya hayatı oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olmaktan ibarettir. Bu, yağmurun bitirdiği, ekicilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Âhirette çetin azap da vardır. Allah'ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçinmedir.”(Hadîd 20)

Bunların anlamı: Âhireti unutmadan bir dünya yaşamak zorunda olduğumuz anlamınadır. Dünyada da, âhirette de dünyanın ve âhiretin sahibinden hasene isteyerek bir dünya yaşamamız anlamınadır. Bu hayatın her şey olduğu gafletine düşmeden bir hayat yaşa-mamız anlamınadır. Tıpkı Müslim’in rivayet ettiği bir hadislerinde Ra-sulullah efendimizin buyurduğu gibi:

“Ey Rabbim! Muhammed’in ehlinin rızkını ihtiyacını giderecek kadar gönder.”

İşte dünyayı böyle anlayan, böyle değerlendiren ve böylece bir hayat yaşayan pişdarımız bakın başka bir hadislerinde de şöyle buyurmaktadır:

“Allah’a yemin ederim ki, âhirete nispetle dünya herhangi birinizin şu parmağını denize daldırışı gibi bir şeyden başka değildir. O kişi baksın bakalım, o parmak denizden ne kadar bir ıslaklıkla döner?”

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.