İslam’da Fazilet ve Adap

Prof. Dr. Ahmet UĞUR;

 

İslam, fazilet ve âdab dinidir. Hidayeti neşreder, sapıklık ve ahlaksızlığı izale eder. Girdiği evi, kurumu ve müesseseyi iyi ahlakla te’dib eder, kötülüklerden muhafaza eder. Bizim için en güzel ahlak nümunesi olan Hz. Peygamber’e hitaben :

“Ve sen büyük bir ahlak üzeresin” (Kalem 68/4) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de :

“Ben, mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim.”  buyurmuşlardır. Dinin emirleri olan namaz, oruç, dînî birer vazife olduğu gibi aynı zamanda insanı, kâmil insan yapan vecibelerdir. Dinimiz sadece Halık’a karşı değil, mahlûkata karşı da vazifelerimizi gösterir. İnsana, tabiatı sevmeyi ve onu korumayı emreder.

“Nefsini temizleyen muhakkak kurtulup umduğuna ermiş, nefsini cehalet ve günah ile örten de ziyana uğramıştır.”(Şems 91/9-10)

 Hiçbir dinde âdab bahsi bu kadar geniş bir şekilde işlenmemiştir. Dinimizde âdab bahsi şu başlıklar altında toplanabilir:

1- Allah’a karşı âdab.

2- Hz. Peygambere karşı âdab.

3- Nefsimize, ailemize ve çocuklarımıza karşı âdab.

4- Anne ve babamıza karşı âdab.

5- Akraba ve komşularımıza karşı adab.

6-İnsanlara ve vatandaşlarımıza karşı âdab.

 

1- Allah’a Karşı Âdab:

“Allah ile beraber başka tanrılar uydurmayın”. (Zariyat 51/51)

“Rabbiniz, bir ve tek olan Allah’tır.” (Nahl 16/22)

“De ki: O Allah birdir.” (İhlas 112/1)

“Ben, cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56)

Yunus Emre de “Yaratılanı hoş gör Yaratan’dan ötürü.” diyor.

 Rabbimiz:

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin üzerinize de oruç yazıldı.” (Bakara 2/183) buyuruyor.

Konuyla ilgili bir hadiste de:

“Âdemoğlunun her ameli kendisinedir ancak, oruç müstesna. O, benim içindir. Onun mükâfatını ben veririm.” buyrulmuştur.

- Allah’a karşı âdaba riayet edenler, Kur’an’ına ta’zim, enbiya ve evliyasına da hürmet ederler.

- Böyle kimselere ibadet kolay gelir.

- Ölümden korkmazlar.

“Cümle halk ehl-i sefer âlem misafirhânedir,

Bir mukim âdem bulunmaz hayme-i eflahta.”

- Nefsine karşı cihad açar.

- İtaat edilmesi gerekenlere hakkıyla itaat eder.

“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat edin. Sizden olan emir sahibine itaat edin.” (Nisa 4/59)

-Allah’ın daima bize yakın olduğuna inanır.

 “Kullarım sana benden sorarlarsa (söyle): Ben (onlara) yakınım. Dua eden bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık versin (benim çağrıma uysunlar)’ler, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.” (Bakara 2/186)

“Şüphesiz ki, Rabbim duaları işitendir.” (Âl-i İmran 3/28)

 

2- Hz. Peygambere Karşı Adab: 

a) Hz. Peygamberin sünnetine tâbi olmak,

b) O’nun yolunu takip etmek,

c) O’nun sahabesine ta’zim ile olur.

“(Rasulüm) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya 21/107)

Hz. Aişe validemize, “Rasulullahın ahlakı nasıldı?” diye soruyorlar. O da : “O’nun ahlakı Kur’an’dı” diye cevap veriyor.  Konuyla ilgili bir hadiste de :

“Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak için gönderildim.” buyrulmaktadır.

Allahu Teâlâ :

“Bana dua edin, icabet edeyim.” (Bakara 2/186) buyuruyor. Fakat dua ediyoruz ama karşılığını bulamıyoruz diyenlere ise sebebi şöyle gösterilir:

a) Allah’tan istersin, ama O’na itaat etmezsin.

b) Hz. Peygamberi tanırsın O’nun sünnetine uymazsın.

c) Kur’an okursun, gösterdiği yolda gitmezsin.

d) Allah’ın nimetiyle beslenir, O’na şükretmezsin.     

e) Cennet denir, ona hazırlanmazsın.

f) Cehennem denir,  ondan korkmazsın.

g) Geçen (ölen)lerin ne olduğunu görür, ibret almazsın.

h) Başkalarının ayıbını arar, kendi ayıbını görmezsin.

 

3- Kendi Nefsimize, Ailemize ve Çocuklarımıza Karşı Âdab:

Burada insanın mesuliyeti ortaya çıkar. İnsanoğlu, nefsinden ve ailesinden, hem Allah’a karşı hem de cemiyete karşı sorumludur.

Bir hadiste:

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden mesulsünüz.” buyrulmuştur.

İslam’da  “Koyun koyun bacağından, keçi keçi bacağından asılır” felsefesi yoktur. İnsanlar, birbirleri için bedendeki uzuvlar mesabesindedir. İşte anarşik olaylar dünyamızı tehdit ediyor. Bugün bana olan yarın sana olur. Bu meseleler ancak el ele verir, yavrularımızı eğitirsek aşılır.

“Sizden kim, bir kötülüğü görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, bunu da yapamazsa kalbiyle buğzetsin. Ancak bu, imanın en zayıfıdır.” (Hadis)

Aileyi helalinden beslemek, onun haklarını korumak lazımdır. Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye hitaben:“Seni, Hz. Fatıma’ya köle, O’nu da sana cariye veriyorum.” der. Erkeklerin hanımlarını sevmesi Hz. Peygamberin bir sünnetidir.

 

- Evlatlarımıza karşı ödevlerimiz:

a) Annenin soyu iyi olacak,

b) Çocuğa iyi bir isim verilecek,

c) Helal rızık ve giyecek temin edilecek,

d) İslamî bir terbiye ve ahlak verilecek.

“Ehline namazı emret ve sen de ona sabırla devam et.” (Taha 20 /132)

“Ey iman edenler!  Kendinizi ve ehlinizi ateşten koruyunuz.” (Tahrim 66/6)

 

4- Anne ve Babamıza Karşı Âdab: 

(Ahkaf 35/15; Lokman 31/14; Ankebut 69/8) Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:

“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.” (İsra 17/23)

Ayrıca anne ve babaya hürmet etmek, yedirip içirmek, giydirmek, çağırdıklarında koşmak, günah olmayan emirlerini tutmak, ölmüşler ise dua etmek gerekir.

“Ey Rabbimiz! Beni, anamı-babamı ve müminleri kıyamet gününde bağışla.” (İbrahim 14/40 - 41)

Onların ruhları için Kur’an okumak, sadaka vermek; uygun zamanlarda kabirlerini ziyaret etmek çok faziletli davranışlardır.

 

5-Akraba ve Komşulara Karşı Adab: 

“Allah adaleti, ihsanı ve akrabaya vermeyi emreder. Edepsizliği, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. Öğüt almanız için size böyle emir verir.” (Nahl 16/90)

“Allah’a kulluk edin, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya, akrabaya, öksüzlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allah kurumlu, böbürlenen insanları sevmez.” (Nisa 4/36)

 Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“(Üç defa) Allah’a yemin olsun ki, iman etmiş olmaz.”  Orada bulunanlar : “Kim iman etmiş olmaz ya Rasulallah?” diye sordular. Hz. Peygamber de şu cevabı verdi:

“Komşusunun şerrinden emin olmadığı kimse.”

Konuyla ilgili bir başka hadiste de:

“Cibril, bana komşu haklarından o kadar çok bahsetti ki,  ben komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim.” buyurmuşlardır.

 

6- İnsanlara, Vatandaşımıza Karşı Adab:

Burada İslam’ın cihanşümulluğu, evrenselliği ortaya çıkıyor. Bütün cihana gönderilen Hz. Peygamber’in görevi ve bizlerin görevleri ortaya çıkıyor.

Cihanşümul Adalet:

“Allah size, emanetleri ehline vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size böylece ne güzel öğüt veriyor. Doğrusu Allah, işiten ve görendir.” (Nisa 4/58)

İşte bu ilahî prensibin tatbikatı, İslam devletlerini asırlarca ayakta tutmuş ve gayrimüslim, zımmî halk bile bizim adlî mercilerimize müracaat edermiş. Burada hiçbir kimse ayrıma tabi tutulmaz, ha, sahibine hakkı tevdi edilirdi. Gerekene gerekli ceza verilirdi. Herkes bu hususta eşitti. Asr -ı Saadet’te yaşanılan şu olay konumuzun daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır: Mahzumoğulları’nın önde gelenlerinden birisi, hırsızlık yapmıştı. Hz. Peygamber’in çok sevdiği Üsame bin Zeyd’i, hırsıza hadd cezası uygulamaması için Hz. Peygambere gönderdiler. Hz. Üsame bu konuda Hz. Peygamber ile konuşunca Hz Peygamber orada bulunanlara hitaben  :

“Sizden öncekiler şundan dolayı helak edilmiştir. Eğer güçlü birisi, hırsızlık yaparsa ona dokunmuyorlardı. Ancak, zayıf biri hırsızlık yaparsa ona hadd uyguluyorlardı. Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’in kızı Fatıma bile hırsızlık yapsa onun kolunu keserim.” buyurdular.

Adaletin mümessili Hz. Ömer de şöyle diyor :

“Kendimde tatbik etmediğim bir şeyi ev halkıma, ev halkıma tatbik etmediğim bir şeyi Medine halkına, Medine halkına tatbik etmediğim bir şeyi de taşra halkına tatbik etmedim.”

Ecdadımız kendilerini,  yönetimlerindeki halka karşı dört görevle yükümlü hissederdi:

1- Halkı Eğitmek: Bu çok önemliydi. Açtığı eğitim müesseseleri buna en güzel örnektir. Adam yetiştirmeyi Ka’be yapmaya benzetirlerdi. Gelibolulu Mustafa Ali der ki:

“Mesâcid-ü meâbid ko âdeme yap

Kâbe yapmakçadır âdem yapmak

Taş, ağaç kaydı ne lazım şâhım

Yaraşır şahlara âdem yapmak.”

2- Memleketi imar etmek: Bunun ispatı, bugün dahi ayakta duran tarihi ve kültürel eserlerimizdir.

3-Vatanı ve milleti koruma: Bunu seve seve yapmışlardır. Bunu yapmışsa vergisini almış, yoksa iade etmiş veya zararını ödemiştir. Sırplı bir kadının Kanuni’ye koyunlarını ödetmesi meşhurdur. Kervansaraylarımızdaki emniyet dillere destandır.

4- Halkı Âdilane İdare Etmek: Bu görev, bu adab bizde son derece güzel tatbik edilmiştir. Onun için, Bursa fethedildikten sonra yerli halk “N’olaydı bunlar bize kadimden bey olaydı” demekten kendilerini alamamışlardır. Fatih’in İstanbul’u fethi sonrasında Bizans halkına din, mezhep, can, mal, ırz ve namus konusunda verdiği emannâme oldukça meşhurdur.

Eğer bugün insanlık, elele verip bazı problemleri çözmek istiyorsa, adilâne bir şekilde elele verip bazı konularda müşterek hareket etmelidir. Bunun için de birbirimizin tarihini çok iyi öğrenmeliyiz. Yoksa İngiliz tarihçi Arnold Toynbee’nin de ifadesiyle “Nesillerimizi birbirine kırdırırız.”

Ben bu konuyu Ertuğrul Gazi’nin, oğlu Osman Bey’e; Şeyh Edebali’nin, damadı Osman Bey’e; Osman Bey’in, oğlu Orhan Bey’e ve II. Bayazid’in, oğlu Yavuz Sultan Selim’e öğüdünü zikrederek bitirmek istiyorum.

-Ertuğrul Bey, oğlu Osman Gazi’ye şöyle diyor:

 “Bak oğul! Beni kır, Şeyh Edebali’yi kırma O, bizim boyumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel ona karşı gelme. Bana karşı gelirsen üzülürüm, incinirim, ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz, baksa da görmez olur. Sözümüz Edebali için değil senceğiz içindir. Bu dediklerimi vasiyetim say”.

-Şeyh Edebali’de, damadı Osman Bey’e şöyle diyor:

“Ey oğul! Beysin bundan böyle öfke bize, katlanmak sana. Gücenmek bize, hoş görmek sana; geçimsizlik, anlaşmazlık, çatışma bize, adalet sana. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey oğul! Bundan böyle bölmek bize, bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana.

Ey oğul! Sabretmesini bil. Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma. İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.

Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.”

-Osman Bey de oğlu Orhan Bey’e diyor ki:

“Oğlum! Ben ölüyorum fakat müteessir değilim. Çünkü senin gibi bir halef bırakıyorum. Adil ol. Merhametli ol, iyi adam ol. Bütün reayaya eşit muamele et. İslam’ı neşir ve tamim et. Yeryüzünde idarecilerin görevi budur. Ancak bu suretle Allah’ın lütfuna nail olursun. Bilmediklerini ilim adamlarına danış. Bir şeyi iyice bilmeden hareket etme. Sana mûti olanları hoş tut. Beni Bursa’da Gümüşlü Kümbete defnet.”

-II. Beyazıt vezirlere çıkışır iken “Hak kâdi olıcak ne cevap verirem, yarın kıyamet gününde onlar benden sorulacak” der.

-Oğlu Yavuz Sultan Selim’e de şöyle der:

“Kâfirin katline eyle ihtimam

Kim onunla tutar din-ü mülk nizam

Padişah oldunsa adli pîşe et

Zulmü bi-dad eyleme endişe et

Merhamet et aciz-ü bi-çareye

Şefkat eyle aciz-ü bi-çareye

Tanrıçün it ehl-i ilme ihtiram

Derd-mendin hatırın hoşgör müdâm

Müfsidin neslini kesger şah isen

Adle meylet bende-i Allah isen”

 

Açıklaması:

Ey gözümün nuru, gönlümün sürûru! Bugün Allah’ın izni ve takdiri ile tahta çıktın. Sana gerektir ki, adımızı ve şanımızı gözetip ecdadımızın yolunu takip edesin. Geçmiş ecdadımızın yaptığı gibi, zalimlerin zulmünü halk üzerinden kaldırasın. Dünyada güzel isim bırakasın. Zevk ve eğlenceye dalmışlara uyup huzur diye gaflete, neşe diye eğlenceye dalmayasın. İdaren altında olanların diyanetini korkaklığa, emanetini hıyanete değişmeyesin. Mal ve mevkiyle gururlanıp kalmayasın. Halkını ezerek, zulmederek; askerleri gayesi ve hedefi dışında kullanarak, heva ve hevesine kanmayasın 

-Veziriazam Piri Mehmed Paşa Yavuz Sultan Selim için diyor ki:

“Kendilerini padişah bilmezlerdi. Hiçbir kimseye zulüm ve eziyet edilmesine rızaları yoktu. Hele bir vatandaşına zulüm ve işkence olduğunu bilmemek, katında affedilmez en büyük hata idi. ‘Cenab-ı Hakk’ın aciz bir kulu ve yeryüzündeki kullarının önemli işlerini yapmak için koyduğu en zayıf yaratığıyım’ diye buyururlardı.” 

 

* Erciyes Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.