|
İslam, fazilet ve âdab dinidir.
Hidayeti neşreder, sapıklık ve ahlaksızlığı izale eder. Girdiği evi,
kurumu ve müesseseyi iyi ahlakla te’dib eder, kötülüklerden muhafaza
eder. Bizim için en güzel ahlak nümunesi olan Hz. Peygamber’e
hitaben :
“Ve sen büyük bir ahlak
üzeresin” (Kalem 68/4) buyurulmuştur. Hz. Peygamber de :
“Ben, mekarim-i ahlakı
tamamlamak için gönderildim.” buyurmuşlardır. Dinin emirleri olan
namaz, oruç, dînî birer vazife olduğu gibi aynı zamanda insanı,
kâmil insan yapan vecibelerdir. Dinimiz sadece Halık’a karşı değil,
mahlûkata karşı da vazifelerimizi gösterir. İnsana, tabiatı sevmeyi
ve onu korumayı emreder.
“Nefsini temizleyen muhakkak
kurtulup umduğuna ermiş, nefsini cehalet ve günah ile örten de
ziyana uğramıştır.”(Şems 91/9-10)
Hiçbir dinde âdab bahsi bu
kadar geniş bir şekilde işlenmemiştir. Dinimizde âdab bahsi şu
başlıklar altında toplanabilir:
1- Allah’a karşı âdab.
2- Hz. Peygambere karşı âdab.
3- Nefsimize, ailemize ve
çocuklarımıza karşı âdab.
4- Anne ve babamıza karşı âdab.
5- Akraba ve komşularımıza karşı
adab.
6-İnsanlara ve vatandaşlarımıza
karşı âdab.
1- Allah’a Karşı Âdab:
“Allah ile beraber başka
tanrılar uydurmayın”. (Zariyat 51/51)
“Rabbiniz, bir ve tek olan
Allah’tır.” (Nahl 16/22)
“De ki: O Allah birdir.” (İhlas
112/1)
“Ben, cinleri ve insanları,
ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 51/56)
Yunus Emre de “Yaratılanı hoş
gör Yaratan’dan ötürü.” diyor.
Rabbimiz:
“Ey iman edenler! Sizden
öncekilere yazıldığı gibi (günahlardan) korunmanız için sizin
üzerinize de oruç yazıldı.” (Bakara 2/183) buyuruyor.
Konuyla ilgili bir hadiste de:
“Âdemoğlunun her ameli
kendisinedir ancak, oruç müstesna. O, benim içindir. Onun mükâfatını
ben veririm.” buyrulmuştur.
- Allah’a karşı âdaba riayet
edenler, Kur’an’ına ta’zim, enbiya ve evliyasına da hürmet ederler.
- Böyle kimselere ibadet kolay
gelir.
- Ölümden korkmazlar.
“Cümle halk ehl-i sefer âlem
misafirhânedir,
Bir mukim âdem bulunmaz hayme-i
eflahta.”
- Nefsine karşı cihad açar.
- İtaat edilmesi gerekenlere
hakkıyla itaat eder.
“Ey iman edenler! Allah’a ve
Rasulüne itaat edin. Sizden olan emir sahibine itaat edin.” (Nisa
4/59)
-Allah’ın daima bize yakın
olduğuna inanır.
“Kullarım sana benden
sorarlarsa (söyle): Ben (onlara) yakınım. Dua eden bana dua ettiği
zaman onun duasına karşılık veririm. O halde onlar da bana karşılık
versin (benim çağrıma uysunlar)’ler, bana inansınlar ki, doğru yolu
bulmuş olalar.” (Bakara 2/186)
“Şüphesiz ki, Rabbim duaları
işitendir.” (Âl-i İmran 3/28)
2- Hz. Peygambere Karşı Adab:
a) Hz. Peygamberin sünnetine
tâbi olmak,
b) O’nun yolunu takip etmek,
c) O’nun sahabesine ta’zim ile
olur.
“(Rasulüm) Biz seni ancak
âlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya 21/107)
Hz. Aişe validemize,
“Rasulullahın ahlakı nasıldı?” diye soruyorlar. O da : “O’nun ahlakı
Kur’an’dı” diye cevap veriyor. Konuyla ilgili bir hadiste de :
“Ben mekarim-i ahlakı tamamlamak
için gönderildim.” buyrulmaktadır.
Allahu Teâlâ :
“Bana dua edin, icabet edeyim.”
(Bakara 2/186) buyuruyor. Fakat dua ediyoruz ama karşılığını
bulamıyoruz diyenlere ise sebebi şöyle gösterilir:
a) Allah’tan istersin, ama O’na
itaat etmezsin.
b) Hz. Peygamberi tanırsın O’nun
sünnetine uymazsın.
c) Kur’an okursun, gösterdiği
yolda gitmezsin.
d) Allah’ın nimetiyle beslenir,
O’na şükretmezsin.
e) Cennet denir, ona
hazırlanmazsın.
f) Cehennem denir, ondan
korkmazsın.
g) Geçen (ölen)lerin ne olduğunu
görür, ibret almazsın.
h) Başkalarının ayıbını arar,
kendi ayıbını görmezsin.
3- Kendi Nefsimize, Ailemize ve
Çocuklarımıza Karşı Âdab:
Burada insanın mesuliyeti ortaya
çıkar. İnsanoğlu, nefsinden ve ailesinden, hem Allah’a karşı hem de
cemiyete karşı sorumludur.
Bir hadiste:
“Hepiniz çobansınız ve hepiniz
sürünüzden mesulsünüz.” buyrulmuştur.
İslam’da “Koyun koyun
bacağından, keçi keçi bacağından asılır” felsefesi yoktur. İnsanlar,
birbirleri için bedendeki uzuvlar mesabesindedir. İşte anarşik
olaylar dünyamızı tehdit ediyor. Bugün bana olan yarın sana olur. Bu
meseleler ancak el ele verir, yavrularımızı eğitirsek aşılır.
“Sizden kim, bir kötülüğü
görürse eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin, bunu
da yapamazsa kalbiyle buğzetsin. Ancak bu, imanın en zayıfıdır.”
(Hadis)
Aileyi helalinden beslemek, onun
haklarını korumak lazımdır. Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye hitaben:“Seni,
Hz. Fatıma’ya köle, O’nu da sana cariye veriyorum.” der. Erkeklerin
hanımlarını sevmesi Hz. Peygamberin bir sünnetidir.
- Evlatlarımıza karşı
ödevlerimiz:
a) Annenin soyu iyi olacak,
b) Çocuğa iyi bir isim
verilecek,
c) Helal rızık ve giyecek temin
edilecek,
d) İslamî bir terbiye ve ahlak
verilecek.
“Ehline namazı emret ve sen de
ona sabırla devam et.” (Taha 20 /132)
“Ey iman edenler! Kendinizi ve
ehlinizi ateşten koruyunuz.” (Tahrim 66/6)
4- Anne ve Babamıza Karşı Âdab:
(Ahkaf 35/15; Lokman 31/14;
Ankebut 69/8) Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyruluyor:
“Rabbin yalnız kendisine kulluk
etmenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi
yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa sakın
onlara ‘öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.”
(İsra 17/23)
Ayrıca anne ve babaya hürmet
etmek, yedirip içirmek, giydirmek, çağırdıklarında koşmak, günah
olmayan emirlerini tutmak, ölmüşler ise dua etmek gerekir.
“Ey Rabbimiz! Beni, anamı-babamı
ve müminleri kıyamet gününde bağışla.” (İbrahim 14/40 - 41)
Onların ruhları için Kur’an
okumak, sadaka vermek; uygun zamanlarda kabirlerini ziyaret etmek
çok faziletli davranışlardır.
5-Akraba ve Komşulara Karşı
Adab:
“Allah adaleti, ihsanı ve
akrabaya vermeyi emreder. Edepsizliği, fenalığı ve azgınlığı
yasaklar. Öğüt almanız için size böyle emir verir.” (Nahl 16/90)
“Allah’a kulluk edin, O’na
hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya, akrabaya, öksüzlere,
yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa,
yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyilik edin. Allah kurumlu,
böbürlenen insanları sevmez.” (Nisa 4/36)
Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem şöyle buyurdu:
“(Üç defa) Allah’a yemin olsun
ki, iman etmiş olmaz.” Orada bulunanlar : “Kim iman etmiş olmaz ya
Rasulallah?” diye sordular. Hz. Peygamber de şu cevabı verdi:
“Komşusunun şerrinden emin
olmadığı kimse.”
Konuyla ilgili bir başka hadiste
de:
“Cibril, bana komşu haklarından
o kadar çok bahsetti ki, ben komşuyu komşuya mirasçı kılacak
zannettim.” buyurmuşlardır.
6- İnsanlara, Vatandaşımıza
Karşı Adab:
Burada İslam’ın cihanşümulluğu,
evrenselliği ortaya çıkıyor. Bütün cihana gönderilen Hz.
Peygamber’in görevi ve bizlerin görevleri ortaya çıkıyor.
Cihanşümul Adalet:
“Allah size, emanetleri ehline
vermenizi, insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle
hükmetmenizi emreder. Allah size böylece ne güzel öğüt veriyor.
Doğrusu Allah, işiten ve görendir.” (Nisa 4/58)
İşte bu ilahî prensibin
tatbikatı, İslam devletlerini asırlarca ayakta tutmuş ve
gayrimüslim, zımmî halk bile bizim adlî mercilerimize müracaat
edermiş. Burada hiçbir kimse ayrıma tabi tutulmaz, ha, sahibine
hakkı tevdi edilirdi. Gerekene gerekli ceza verilirdi. Herkes bu
hususta eşitti. Asr -ı Saadet’te yaşanılan şu olay konumuzun daha
iyi anlaşılmasını sağlayacaktır: Mahzumoğulları’nın önde
gelenlerinden birisi, hırsızlık yapmıştı. Hz. Peygamber’in çok
sevdiği Üsame bin Zeyd’i, hırsıza hadd cezası uygulamaması için Hz.
Peygambere gönderdiler. Hz. Üsame bu konuda Hz. Peygamber ile
konuşunca Hz Peygamber orada bulunanlara hitaben :
“Sizden öncekiler şundan dolayı
helak edilmiştir. Eğer güçlü birisi, hırsızlık yaparsa ona
dokunmuyorlardı. Ancak, zayıf biri hırsızlık yaparsa ona hadd
uyguluyorlardı. Allah’a yemin olsun ki, Muhammed’in kızı Fatıma bile
hırsızlık yapsa onun kolunu keserim.” buyurdular.
Adaletin mümessili Hz. Ömer de
şöyle diyor :
“Kendimde tatbik etmediğim bir
şeyi ev halkıma, ev halkıma tatbik etmediğim bir şeyi Medine
halkına, Medine halkına tatbik etmediğim bir şeyi de taşra halkına
tatbik etmedim.”
Ecdadımız kendilerini,
yönetimlerindeki halka karşı dört görevle yükümlü hissederdi:
1- Halkı Eğitmek: Bu çok
önemliydi. Açtığı eğitim müesseseleri buna en güzel örnektir. Adam
yetiştirmeyi Ka’be yapmaya benzetirlerdi. Gelibolulu Mustafa Ali der
ki:
“Mesâcid-ü meâbid ko âdeme yap
Kâbe yapmakçadır âdem yapmak
Taş, ağaç kaydı ne lazım şâhım
Yaraşır şahlara âdem yapmak.”
2- Memleketi imar etmek: Bunun
ispatı, bugün dahi ayakta duran tarihi ve kültürel eserlerimizdir.
3-Vatanı ve milleti koruma: Bunu
seve seve yapmışlardır. Bunu yapmışsa vergisini almış, yoksa iade
etmiş veya zararını ödemiştir. Sırplı bir kadının Kanuni’ye
koyunlarını ödetmesi meşhurdur. Kervansaraylarımızdaki emniyet
dillere destandır.
4- Halkı Âdilane İdare Etmek: Bu
görev, bu adab bizde son derece güzel tatbik edilmiştir. Onun için,
Bursa fethedildikten sonra yerli halk “N’olaydı bunlar bize kadimden
bey olaydı” demekten kendilerini alamamışlardır. Fatih’in İstanbul’u
fethi sonrasında Bizans halkına din, mezhep, can, mal, ırz ve namus
konusunda verdiği emannâme oldukça meşhurdur.
Eğer bugün insanlık, elele verip
bazı problemleri çözmek istiyorsa, adilâne bir şekilde elele verip
bazı konularda müşterek hareket etmelidir. Bunun için de
birbirimizin tarihini çok iyi öğrenmeliyiz. Yoksa İngiliz tarihçi
Arnold Toynbee’nin de ifadesiyle “Nesillerimizi birbirine
kırdırırız.”
Ben bu konuyu Ertuğrul Gazi’nin,
oğlu Osman Bey’e; Şeyh Edebali’nin, damadı Osman Bey’e; Osman
Bey’in, oğlu Orhan Bey’e ve II. Bayazid’in, oğlu Yavuz Sultan
Selim’e öğüdünü zikrederek bitirmek istiyorum.
-Ertuğrul Bey, oğlu Osman
Gazi’ye şöyle diyor:
“Bak oğul! Beni kır, Şeyh
Edebali’yi kırma O, bizim boyumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem
şaşmaz. Bana karşı gel ona karşı gelme. Bana karşı gelirsen
üzülürüm, incinirim, ona karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz, baksa
da görmez olur. Sözümüz Edebali için değil senceğiz içindir. Bu
dediklerimi vasiyetim say”.
-Şeyh Edebali’de, damadı Osman
Bey’e şöyle diyor:
“Ey oğul! Beysin bundan böyle
öfke bize, katlanmak sana. Gücenmek bize, hoş görmek sana;
geçimsizlik, anlaşmazlık, çatışma bize, adalet sana. Kötü göz, şom
ağız, haksız yorum bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek
sana.
Ey oğul! Bundan böyle bölmek
bize, bütünlemek sana. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek,
şekillendirmek sana.
Ey oğul! Sabretmesini bil.
Vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma. İnsanı yaşat ki, devlet
yaşasın.
Ey oğul! Yükün ağır, işin çetin,
gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.”
-Osman Bey de oğlu Orhan Bey’e
diyor ki:
“Oğlum! Ben ölüyorum fakat
müteessir değilim. Çünkü senin gibi bir halef bırakıyorum. Adil ol.
Merhametli ol, iyi adam ol. Bütün reayaya eşit muamele et. İslam’ı
neşir ve tamim et. Yeryüzünde idarecilerin görevi budur. Ancak bu
suretle Allah’ın lütfuna nail olursun. Bilmediklerini ilim
adamlarına danış. Bir şeyi iyice bilmeden hareket etme. Sana mûti
olanları hoş tut. Beni Bursa’da Gümüşlü Kümbete defnet.”
-II. Beyazıt vezirlere çıkışır
iken “Hak kâdi olıcak ne cevap verirem, yarın kıyamet gününde onlar
benden sorulacak” der.
-Oğlu Yavuz Sultan Selim’e de
şöyle der:
“Kâfirin katline eyle ihtimam
Kim onunla tutar din-ü mülk
nizam
Padişah oldunsa adli pîşe et
Zulmü bi-dad eyleme endişe et
Merhamet et aciz-ü bi-çareye
Şefkat eyle aciz-ü bi-çareye
Tanrıçün it ehl-i ilme ihtiram
Derd-mendin hatırın hoşgör müdâm
Müfsidin neslini kesger şah isen
Adle meylet bende-i Allah isen”
Açıklaması:
Ey gözümün nuru, gönlümün
sürûru! Bugün Allah’ın izni ve takdiri ile tahta çıktın. Sana
gerektir ki, adımızı ve şanımızı gözetip ecdadımızın yolunu takip
edesin. Geçmiş ecdadımızın yaptığı gibi, zalimlerin zulmünü halk
üzerinden kaldırasın. Dünyada güzel isim bırakasın. Zevk ve
eğlenceye dalmışlara uyup huzur diye gaflete, neşe diye eğlenceye
dalmayasın. İdaren altında olanların diyanetini korkaklığa,
emanetini hıyanete değişmeyesin. Mal ve mevkiyle gururlanıp
kalmayasın. Halkını ezerek, zulmederek; askerleri gayesi ve hedefi
dışında kullanarak, heva ve hevesine kanmayasın
-Veziriazam Piri Mehmed Paşa
Yavuz Sultan Selim için diyor ki:
“Kendilerini padişah
bilmezlerdi. Hiçbir kimseye zulüm ve eziyet edilmesine rızaları
yoktu. Hele bir vatandaşına zulüm ve işkence olduğunu bilmemek,
katında affedilmez en büyük hata idi. ‘Cenab-ı Hakk’ın aciz bir kulu
ve yeryüzündeki kullarının önemli işlerini yapmak için koyduğu en
zayıf yaratığıyım’ diye buyururlardı.”
* Erciyes Üniv. İlahiyat Fak.
Öğretim Üyesi
|