Medaini Salih

İbrahim Çiftçi;


 

Suudi Arabistan, tarihe ve tarihi eserlere önem verilmeyen bir yönetim anlayışına sahip. ‘Taybe Oteli’nin’ doğu kapısında ışıklı bir poster dikkatimi çekmişti. Daha sonra o resmin Suudi Arabistan’da bulunan ve ‘Medain-i Salih’ diye bilinen bir tarihi mekana ait olduğunu görünce şaşırmıştım. Kur’an’da  da bahsedilen bu mekanı görmek istiyordum ki, bir gün okul olarak bir organizasyonla ‘Medain-i Salih’e gidiverdik.

Suudi Arabistan çok geniş bir ülke ve her bölgesi ayrı bir âlem. Kuzeyi ile güneyi; doğusu ile batısı; ortası ile kıyıları o kadar farklı ki... Riyad cayır cayır yanarken, Taif yayla serinliği yaşar. Geniş çöller ve dağlar. Çöl ülkesinde o kadar çok dağ ve tepeyi görmek insanı şaşırtır.

Medine’ye 300 km olan ‘El Ula’ şehri  de oraya varmadan yol üstündeki Hayber de farklı özellikler barındıran bir yapıya sahiptir. Hayber’i ilk olarak Nevşehir Bekir Efendi Camii önünde eski kitap alıp satan birinden ‘’Hz. Ali Hikayeleri’’nden   az sayfalı, iri yazılı kitap olarak alıp okuduğumda duymuştum. O meşhur Hayber Kalesi kapısını tek eliyle havaya kaldıran ‘’menkıbe’’yi okuyanlar hatırlayacaktır, ‘’Kesikbaş Hikayeleri’’ gibi...

İşte bu Hayber... Hurma bahçelerinin ve kayalıkların içinde kaybolmuş o meşhur Hayber Kalesi hâlâ ayakta. Yanına yaklaşamadığımız kaleyi geriden seyretmek zorunda kaldık. Hayber şu an eski ve yeni olarak iki şehir. Eski Hayber terkedilmiş bir halde. Kerpiç ve sert taştan evlerin tavanları çökmüş ama duvarları ayakta. Bir Yahudi şehriyken fethedilen Hayber’in yeni şehrinin ‘’Yahudilerce planının çizildiğini, eski Hayber’in korumaya alınıp terk edilmesinin, yahudilerin tekrar dönme planının bir parçası olduğunu’’ rehberimiz Halit Hoca söyledi. Yine yahudilerin Hayber’i unutamadıklarını söyledi.

Hayber’in her yeri su. Otobüsümüz tur atarken, bahçelerin arasındaki sular, hatta balıklar dikkatimi çekti. Her türlü meyve ve sebzenin yetiştiği bu mekandan ‘’Hayber’in Fethini’’ hatırlayarak ayrılıp yola devam ediyoruz. Hedefimiz ‘’El Ûlâ’’ ve buraya çok yakın olan ‘’Medain-i Salih’’. El Ûlâ’ya vardık. Burası da çok verimli topraklara sahip. Rehberimiz her türlü sebze ve meyvenin yetiştiğini ve özellikle Türk hacılarının çok itibar ettiği hafif sarı, dayanıklı ‘’mebrur’’ hurmasının burada yetiştiğini söylüyor. Ek olarak şehrin dışında çok geniş hurma bahçelerinin olduğunu ifade ediyor.

El Ulâ’da yola devam ettik. Artık sağlı sollu ‘’şekil ve yaratılış yönünden’’ seyrine doyamadığım kaya ve dağ şekilleri. Aman Yarabbi... Yol kenarından aniden yükselen ‘’Amerikan kovboy filmlerinde’’ görülen, sivri tepelerden onlarcası. Allah’ın emriyle, tabiatın yaptığı ‘’insan ve hayvan’’ biçimlerinin her birini o kayalardaki şekillerde görüyorum. Köylerde taş ve kayalara yapılan ‘’hayvan bağcağı’’ na benzer deliklerin bir taş işleme motifi gibi yüzlercesiyle görünüşü. Otobüste ayağa kalktık. Şekillerdeki görüntü güzelliğini kaçırmamak için, ortadan başımızı bir sağa bir sola çevirip duruyoruz.  Kilometrelerce gittik ve etrafımız hep aynı.

Medain-i Salih’e vardık. Bizi bir ‘’Osmanlı tren istasyonu’’ karşıladı. Ondan önce, rayları yok, ama yükseltileri  ve köprüleri görülen ‘’Hicaz tren yolunu’’ kaybettirmeyen durak ve bekçi binaları, değişik aralıklarla görülmüştü. Yıllara nasıl direndiğini gösteren bu binaların en sonunda bir büyük kompleks bina. 20 metre derinlik ve 2 metre çapında su kuyusu. Büyük buhar kazanları ve müştemilatı. Kapalı geniş tamirhane. Ayrı ayrı bekleme odaları. Mescidi, kulesi yani her şeyiyle bir istasyon binası. Medine istasyon binasına göre daha sade, ama daha teşkilatlı bir kompleks. Şu anda Suud yönetimi, tıpkı Medine İstasyon binası gibi burayı da çok güzel restore (tamir) etmiş, gezilebiliyor. Gruptan ayrılıp, heyecanla binalara girip çıkarken bir Sudanlı’nın bana ‘’Türk müsün?’’ deyip ‘’evet’’ dedikten sonra ‘’Osmanî Osmanî ‘’ demesi ve binaları göstermesi etkileyici bir durumdu. Bizim dışımızda da ziyaretçiler vardı. Suud yönetimi hem istasyonu hem de ‘Salih Şehri(Medain-i Salih)’ni ziyarete açmış. Ama gezebilmek için Milli Eğitim Müdürlüğünden izin gerekiyormuş. Bizim iznimiz olduğu için rahattık.

Yola devam ederken, baktım Kapadokya’nın Göremesi’nin peribacalarına çok benzer kayalardan yüzlercesi görüldü. İşte Semûd Kavmi’nin şehri. Ashab-ı Hicr denilen Salih Peygamberin kavmi Semûd Kavmi’nin yaşadığı, meydan okuduğu kumların düzlüğündeki kayalar.  Bazen tek, bazen sıra halinde 30-40 metre yüksekliğinde oyulması kolay kayalar. Bu kayalardan görebildiğimiz yüzlerce. İlerliyor ve kontrol kapısından ‘’antik ve hiç eski dokusu’’ bozulmamış görkemli kapılarıyla dikkat çeken oymacıların şehrine giriyoruz.

Hz. Salih aleyhisselemın (Semûd) kavminin kıssasını, Zeki Soyak Hocamın alanında üslûp, tarz, hisse, yaklaşım genişletme, günümüz hayatına uyarlama... gibi yönlerden ‘’tek’’ olabilecek ‘’KISSALAR HİSSELER’’ isimli iki ciltlik eserinin birinci cilt 158. sahifesinden okuyabilirler. Azgın Semûd Kavmi’nin ‘’Bize azap dokunamaz’’ diye böbürlendikleri evlerini, kral mezarlarını görünce çok heyecanlandım.

Yoğun olarak gezdiğim Kral ve sülalesinin mezarlıklarıydı. Daha önce Göreme Açık Hava Müzesi’nde gördüğüm kaya mezarlıklarla karşılaştırınca epey şaşırdım. Çünkü Göreme’deki mezarlar 50-80 cm eni,  2 metre boyu 90-100 cm derinlikte normal bir mezardı. Buradaki kayaya oyulmuş mezarlar  3 metre boy iki metreye yakın eni ve iki metre derinliği ile o dönem insanlarının cüssesi hakkında bilgi veriyordu.

Yüksekliği bazen 7-8, genişliği de bir o kadar olan taş oyma sanatının tüm incelikleriyle oyulmuş, süslerle bezenmiş görkemli kapılar, Nabati krallarının ve çocuklarının derecesini gösteriyordu. Bugün kumlarla dolduğu için enginde kalan, bu oyma ev(saray) ve mezarların içinde Hz. Salih aleyhisselamın azap uyarısına alayla cevap verip ‘’Bizim evlerimize sel de, deprem de ulaşamaz...’’ diye böbürlendiler.

‘’O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi...’’ (Hud 67-68)

‘’...Allah’ın Ad kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.’’(Araf 74) diye, uyaran Salih Peygamber’in ikna çabalarına olumlu cevap vermeyenlerin, helak olduğu şehir, bir krallar şehri gibiydi. Kumlara bata bata gezdiğim onlarca kaya oyması ev Kur’an’daki Semûd Kavmi’yle ilgili ayetleri okuyordu sanki. Bize işte ibret. Allah’tan başkasına güvenenlerin yüzyıllar sonraki hali.

‘’Sizden önce milletlerin hadiseleri gelip geçmiştir. Onun için yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah’ın ayetlerini ve peygamberlerini)yalanlayanların akıbetleri ne olmuş görün.’’(Âl-i İmran 137)

Bu ayeti çok çok iyi anlamanın basit bir örneği idi ‘’Medain-i Salih’’. (Salih Peygamberin Kavmi’nin şehri)

Peygamberimiz, Tebük Seferine giderken helak beldesi bu şehre uğrayınca kuyularından su aldırmamış, alanlara da döktürmüştür. Orada durmanın hoş görülmediği bu yeri, kıssayı bilerek, ayetleri hatırlayarak gezince, ibretle imanın, teslimiyetin güçlendiği görülmektedir.

İşte ölüler, helak olmuşlar şehri Semûd (Hicr) Kavmi’nin şehrini bu duygular içinde ve geçmiş zamanları, bu yüzyıldan hayâl ederek, hatırlayarak dönüş yolculuğuna başladık.

El Ulâ’nın has meyvesi “Bomali’’ yi de gelirken tanıdık. Orta boy kavun büyüklüğünde, greyfurt tadını hatırlatan, boy boy, kalın kabuklu bir meyve. El Ulâ’da tadan herkes birer kasa alıp Medine’ye getirdi.

Ve Medine... Nereye gidersen git nurlu Medine’nin tadını bulabilir misin? O’nun şehri.’’Esselatü vesselamü aleyke ya Rasûlallah...’’ O’nun ışıklarını görünce selatü selamlarımızla Medine’ye girdik. Şükür Rabbime. İsteyen, aşkını, coşkusunu içinde taşıyan her müslümanın görmesini nasip etsin Rabbim.

Burada bulunmanın feyzinden istifâde ile kıymet bilenlerinden eylesin.

NOT: Bu yazıyı daha iyi anlayabilmek ve ibreti yaşayabilmek için, ‘’Kıssadan Hisseler’’deki ‘’Azgın Kavim Semûd’un Akıbeti’’ kesinlikle okunmalıdır. Yine Harun Yahya’nın ‘’Kavimlerin Helaki’’ de bir belgesel olarak okunabilir.

(Kur’an ve Hadis’te KISSALAR HİSSELER, Zeki SOYAK, İlkadım Yayınları-Nevşehir)

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.