|
Çocuk eğitiminde annenin
sorumluluğu çok önemlidir. Çocuklarının kişilikli yetişmesinde
annenin rolü babanınkinden çok daha büyüktür. Çünkü çocuklar babadan
daha çok anneye yakındırlar. Zamanlarının çoğunu anneleriyle
geçirirler. Dolayısıyla anne çocuklarıyla ilgili her özel durumu
yakından bilir ve tanır. Akıl ve zeka durumlarını, neye eğilimli
olduklarını anne, daha iyi bilir. Bunun tabii sonucu olarak,
müslüman kadının yerine getirmekle yükümlü olduğu, yapmaması halinde
de sorumlu olduğu görevlerin başında, edep ve terbiye ölçüleri
içinde çocuklarını yetiştirmek gelir.
İslam’da kadına verilen en uygun
vasfın analık olduğunu görürüz. Organizması analık vasfına göre
düzenlenmiştir ve insan neslinin devamı ananın fonksiyonları ile
yakından ilgilidir.
Anne çocuk ilişkisi çok yönlü ve
psikolojik açıdan farklı sonuçlar doğuran fıtri bir ilişkidir.
Kuran’ın, annenin çocuğunu
modern psikolojide “bebeklik dönemi” kabul edilen “tam iki yıl”
emzirmesi yönündeki tavsiyesi (Bakara 233) çocuğun beden yapısının
teşekkülünde anne sütünün önemini ortaya koyar. En son tıbbî
gelişmeler de beden ve ruh sağlığı konusunda anne sütünün yerini
başka hiçbir gıdanın, anne kucağının yerini de başka hiçbir ortamın
alamayacağını göstermiştir. Hayata gözünü açan insan yavrusu,
etrafında güvenli ve rahat bir dünyanın mevcut olduğu hissini
yaşadığı ölçüde ruhen gelişip olgunluğa doğru ilerler. Anne ile
çocuk arasındaki fıtrî bir duygu olan anne sevgisi ve şefkati,
çocuğun rûhî melekelerinin sağlıklı gelişmesinde temel etkendir.
İlmî araştırmalar, bu sevgiden mahrum olarak büyüyen çocuklarda
güçlü bir kişilik yapısının ve temel güven duygusunun yerleşmesinin
hemen hemen imkânsız olduğunu göstermiştir. Bu bakımdan İslam dini
çocuğun belli bir yaşa kadar annesinin yanında kalmasını öngörür.
Herhangi bir sebeple anne ve baba arasında bir anlaşmazlık çıkarsa,
hukuk, çocuğun (erkek ise 7-9 yaşına kız ise 9-11 yaşına kadar)
annenin yanında kalmasını hükme bağlamıştır.
Annelerin çocuklarıyla
ilgilenmesinin sayısız sevapları olduğunu şu rivayetten anlıyoruz.
Esma binti Yezid el Ensari’den
rivayet edildiğine göre Esma, Peygamber efendimiz ashabının
arasındayken ona gelerek şöyle dedi:
“Annem ve babam sana feda olsun
ey Allah’ın Rasulü! Ben kadınların sana gönderdikleri elçileriyim,
Allah seni bütün erkek ve kadınlara peygamber olarak göndermiştir.
Sana da, seni gönderen Rabbine de iman ettik. Biz kadınlar topluluğu
sizlerin evlerinize kapatılmış, evlerinizin temelleriyle kuşatılmış
ve karnımızda çocuklarınızı taşır durumdayken, siz erkekler Cuma
namazı kılmak, camilere ve cemaate çıkmak, hastaları ziyaret etmek,
cenazelerde bulunmak, defalarca haccedebilmek, bunlardan daha
önemlisi cihat edebilmek gibi faziletlerle bizden üstün kılındınız.
Ancak sizden biriniz, hac ve umre ziyaretinde bulunmak ya da Allah
yolunda cihat etmek amacıyla evinden ayrıldığı zaman sizin
mallarınızı biz korur, iplik eğirir elbiselerinizi dokur ve
çocuklarınızı besleriz. Öyleyse bizler sizlerin yaptığı bu hayır ve
sevaplı işlerin hayır ve sevaplarında sizlere ortak olabilir miyiz?
Rasulullah sallallahu aleyhi ve
sellem Esma’nın bu sözlerini dinledikten sonra yanlarında bulunan
ashabına dönerek: “Siz hiçbir kadından dini ile ilgili konularda
bundan daha güzel bir soru işittiniz mi?” buyurdu. Onlar da, ‘Ey
Allah’ın elçisi biz bir kadının böyle güzel bir şekilde
anlatabileceğini zannetmezdik’ dediler.
Peygamberimiz tekrar o kadına
seslenerek: “Ey kadın iyice anla ve seni gönderenlere de anlat.
Kadının kocasıyla iyi geçinip, kocasının kalbini kazanması ve
işlerinde kocasının muvafakatini almaya özen göstermesi, o faziletli
işlerin hepsine denk olur.”(Müslim) buyurmuşlardır.
Ailede daha çok koruyucu ve
fedakâr olan annedir. Anne çocuk için örnek modeldir. Bir düşünür
“İyi bir anne, yüz öğretmene bedeldir.” demiştir.
Çocuğa doğru yolu gösteren,
Rabbini tanıtan, Kur’an’ı öğreten, Peygamberini tanıtan annesidir.
İlk vicdan, ilk sevgi, ilk acıma hislerini ona veren annesidir.
Dünya hizmetleri, maddî
zorluklar, para ve mal endişeleri gibi dünyevî menfaatlerin hepsi
maneviyatın sağlanması ve ebedî saadeti kaybetme endişelerinden
sonra gelmelidir. Bu sebeple annenin, dînî ilim tahsili ile
idrakinin açılarak genişletilmesi ve basiretsizlikten kurtulması
lazımdır. Çünkü “kendini ıslah edemeyen başkasını ıslah edemez”
prensibini unutmamak gerekir.
Anne görevinin bilincinde
olmalıdır.Anne ilk öğretmendir.
“İyi evlatlar iyi anaların
meyveleridir” sözü bir gerçeğin ifadesidir.
TERBİYEDE UYGULANACAK METOTLAR
Çocuk yetiştirme konusunda pek
çok tavsiyeler yazılı kitaplar vardır. Bununla birlikte çocuklar
arasında o kadar çok farklılıklar vardır ki, bütün çocuklar için
geçerli olacak formüller vermek kolay değildir. Çocuk yetiştirmede
doğru olarak kabul edilen ilkelerle onların yorumları zamanla
değişmektedir. Sosyal şartların değişmesi ile çocukların
eğilimlerinde de değişmeler olmaktadır. Örneğin bizler ve
çocuklarımız arasında çok büyük farklılıklar var. Oyunları, hayattan
beklentileri gibi..
Çocuk eğitimi yapılırken onun
sahip olduğu kabiliyetleri, mizacı, iyilik ve kötülüğe meyilli
olması dikkate alınmalıdır. Gazali: Tabiatlar muhteliftir, bazısı
terbiyeyi zor kabul eder bazısı kolay kabul eder, demektedir.
Elbetteki çocuğun yaratılışıntan
intikal eden özellikleri arasında iyi ve kötü olanları vardır. Her
çocuğun buna bağlı olarak reaksiyonları, sinir sistemleri farklılık
arz eder. Bütün bunlara rağmen çocuklara iyi bir terbiye verebilmek
için uygulanabilecek çeşitli metotlar vardır. Bunlardan önemli
olarak gördüğümüz birkaç metot aktaracağız.
ÖRNEKLİK METODU
Eğitim sahasında model
şahsiyetin çocuk psikolojisi üzerinde büyük tesirleri vardır. Çocuk
genellikle ana-babasını taklit eder. Hatta ana-babası çocuğu (İslam
fıtratı üzere doğan çocuğunu) Yahudi – Hıristiyan – Mecusi
yapabilir.(Hadis)
Örnek olma metodu Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellemin en temel eğitim metotlarından biridir.
Çünkü insanoğlunun genel özelliği, gördüğünü daha çabuk
kavramasıdır. Kur’an-ı Kerim’de Peygamberin örnekliği konusu önemle
vurgulanır.
Ahzab suresi 22. ayet:
“And olsun ki, sizin için sizden
Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça ananlar
için Rasulullah’ta güzel örnekler vardır.”
Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellem ibadet ve ahlakta bütün insanlara en yüksek mertebede örnek
ve rehberdir. İnsanlar her devir ve çağda Peygamberin o çok kapsamlı
ibadet ve ahlakını en kâmil manada örnek olarak bulacaklardır.
Yetişkin bireyler için eğitimde örnek ne kadar önemli ise yetişme
çağında olanlar için örnek model çok daha önemlidir. Çocuklar bilgi
birikimlerini, görerek artırırlar.
Ana-babanın güzel örnek olmaları
durumunda çocuk, onların söz ve davranışlarını kontrol ve denetime
tabi tutacak, neden ve nasıl sorusuna cevap isteyecektir. Bu aşamada
çocuğa verilecek cevap hayırlı ve ikna edici olursa sonuç hayırlı
olacaktır.
Çocuklarımıza yapmalarını
istediğimiz durumlarda öğüt vermeden önce kendimiz o şeyi yapıp
yapmadığımızı kontrol etmeliyiz. Anne çocuk arasındaki ilişkide
güven çocuğun yetişkin olduktan sonra insanlarla olan ilişkilerinin
temelini oluşturacaktır. Sürekli olarak annesi tarafından kandırılan
bir çocuk yetişkin bir birey olduğunda, zorlandığını hissettiği an
yalan söyleyerek insanları kandırma yoluna gidecektir.
Bir Hatıra:
“Hollanda’ya gezmeye giden bir
gezgin, misafir olduğu evin küçük çocuğunu sevmek için yanına
çağırır ancak çocuk gelmek istemez. Adam çocuğu yanına getirebilmek
için ona bir şeker vereceğini söyler. Çocuk bunun üzerine adamın
yanına gider. Adam çocuğu kucağına aldığı anda evin hanımı adamdan
çocuğa şeker vermesini ister. Ancak adamda şeker yoktur. Adam
kendisinde şeker olmadığını söyleyince kadın çocuğunu adamın
kucağından alır ve adamın hemen evini terk etmesini söyler, çünkü,
siz çocuğuma yalan söylemeyi öğretiyorsunuz, der.”
Çocuğun tabiatı saf olduğu için,
iyi ve kötü huyları kendi akranlarından, en yakın ve en çok ilişki
kurduğu insanlardan öğrenir. Bir bakıma karakterinin oluşma dönemi
olan 0-5 yaşları arasında en çok beraber olduğu annesinden öğrenir.
Çocuğunun yanında sürekli olarak şikayetlenen bir annenin çocuğunda
da aynı özellikler görülecektir. Ya da çocuğunun yanında sürekli
olarak başkalarını eleştiren bir annenin çocuğu da arkadaşlarını
eleştirecektir. Ya da eve gelerek veya telefonla kendini arayan
birisi için evladına “babam yok de” dedirten bir baba yalnızca
çocuğuna yalancılığı öğretiyor demektir. Yine anne ve babanın
çocukları yanında ya da bizzat çocuklarına geçmiş dönemlerinde
yapmış olduğu kötülükleri anlatmaları çocuğun da büluğ çağında
benzeri işleri yapmasına sebep olabilir.
Çocukların karakter oluşumu
döneminde onlara iyi ve değerli insanları övmeli, kötü ve düşük
karakterli insanları da yermelidir. Bu sayede çocuklar iyi insanlara
imrenir ve onları örnek almaya çalışırlar, kötülerden de uzak
durmaya çalışırlar. Fakat en etkin yöntem ise çocuğu zaman zaman iyi
insanların ziyaretine götürmektir.
Sadece çocukların değil
yetişkinlerin de salih insanlarla beraber olması konusunda Tevbe
suresinde “Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” şeklinde
açık bir emir bulunmaktadır.
İnsan tabiatı, çevresinden
etkilenme ve çevresini etkileme özelliklerine sahiptir. İyi
insanların yanında bulunanlar onların güzel davranışlarını önce
taklit etmeye sonra da bilinçli olarak tekrar etmeye
başlayacaklardır. Bunun ötesinde insan ruhu, içinde bulunduğu güzel
ortamlardan etkilenir. Bunun için evlerde kurulan güzel konuşma
ortamlarından çocukların da istifade etmesi için onları o
ortamlardan uzaklaştırmayınız. Konuşmalardan hiçbir şey anlamasalar
bile ruhlarında güzel duyguların temelleri atılmış olacaktır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve
sellem buyuruyor:
“Bir kimsenin çocuğunu terbiye
etmesi ve ona edep öğretmesi, her gün bir miktar sadaka vermesinden
daha hayırlıdır.”
Ebu Saîd radıyallahu anh
anlatıyor: Rasûlullah aleyhissalâtu vesselâm:
"Kim "üç kız" veya "üç kız
kardeş" veya "iki kız kardeş" veya "iki kız" yetiştirir, terbiye ve
te'diblerini eksik etmez, onlara iyi davranır ve evlendirirse
cenneti hak etmiştir."
Sonuç olarak: Çocuk her organı
ile tam bir insandır. Ve sürekli olarak çevresini süzerek öğrenme ve
anlamaya çalışır. Annenin her hareketine bir anlam vermeye çalışır.
Eğer ona aklî açıklamalar yapılmazsa çocuk kendisine göre bir sonuç
çıkarır. Özellikle söz ve davranışlarımız onun tertemiz bir beyaz
sayfa gibi olan zihninde kalıcı etkiler oluşturacaktır. Biz de belki
de farkında olmadan ya şahsiyetli ya da şahsiyeti bozuk bir insan
yetiştirmiş olacağız.
SEVGİ METODU
Vazgeçilemeyecek metotlardan
birisi de SEVGİ metodudur.
Öğretim kafaya, eğitim ise daha
çok kalbe hitap eder.
Çocukla iletişim, ona yaklaşma,
terbiyenin asıl ve ilk aşamasıdır. Aile, çocuk ile olan diyalogu
sayesinde “terbiye” müessesinin temelini atar.
Kucağa alıştan başlayarak, öpüp,
koklayarak süren bu diyalogdaki sevgi, en insanî, en asil tarzdır.
Sevgi…
Ama nasıl bir sevgi?.
Çocuğun her istediğini yerine
getirmek, onu her vesile ile öpmek, pahalı oyuncaklarla
ödüllendirmek gerçek sevgi değildir. Sevgi, ilgilenmek, çocukla
beraber olmak, onunla bir şeyleri paylaşmak, onun yanında
olduğumuzu, ona önem verdiğimizi hissettirmektir.
Hz. Peygamber’in Hz. Hasan ve
Hz. Hüseyin’i omuzlarına alıp taşıdığı, secde de iken omuzlarına
çıkan torunlarının secdeden doğrulurken düşmemeleri için secdeyi
uzattığı hatta ashabına hutbe irat ederken onları kucağında
bulundurduğu bilinen gerçeklerdendir.
Berâ radıyallahu anh anlatıyor:
“Peygamber sallallahu aleyhi ve
sellemi, Hasan ve Hüseyin omuzlarındayken gördüm. Şöyle dua etti:
“Allahım, ben bu ikisini
seviyorum, sen de sev!” (Buhârî)
Sevginin gereğinden az ifade
edilmiş olması çocuğu en önemli ve zarurî ihtiyacından mahrum
bırakmak demektir. Bu da çocuğa karşı büyük bir haksızlıktır.
Çocuğun her isteğini yerine
getirmek çocukta ailede tek belirleyicinin kendisi olduğu hissini
uyandırır ki bu, çocuğun yetişkin olduğunda çevresi ile
ilişkilerinde problemler doğmasına neden olabilir. Her isteğinin
yapılmış olmasına alışan çocuk bunu her zaman isteyecek bu da
arkadaşları ile iletişimini bozacaktır. Bunun tersinde de yani
şımarmasın, olgun, efendi olsun ya da hanım hanımcık olsun diye her
zaman istekleri reddedilen, yeteri kadar sevgi görmeyen çocuklarda
da kendine güven duygusu yeterince gelişmeyecektir.
O halde her konuda denge esas
olduğu gibi sevgide de denge esastır.
Bir de pazarlıklı, şartlı
sevgiler var: “Yaramazlık yaparsan seni sevmem!..” Ya da “bakkala
gidersen seni severim.” gibi. Sevgiyi şartlara bağlamak küçük ve
hassas bir çocukta, yanlış bir düşünceye yol açabilir.
Çocuklarımıza dini terbiye
verirken, anne ve babaların hatırlarından çıkarmamaları ve çok
dikkat etmeleri gereken önemli husus, onların kalplerine Allah ve
Peygamber sevgisini yerleştirmek olmalıdır.
Çocuklarda doğuştan Allah
korkusu yoktur. Kendilerine Allah Teâlâ nasıl anlatılırsa onlar öyle
inanırlar. Onun için çocuklara Allah inancı ve iman duygusu
öncelikle “sevgi” ile verilmelidir. “Yalan söylersen Allah seni taş
yapar” yerine “doğruyu söylersen Allah seni daha çok sever”, “Allah
iyilik yapan çocukları cennetine koyar” gibi ifadeler çok daha
doğrudur.
Sevgi dolu bir kalple Allah’a
yöneltilecek çocukların, kendilerine güven duyguları gelişecektir.
Onlar her zaman Allah’ın kendilerini koruyacağına inanacaklar ve
sıkıştıkları zamanlarda Allah’a sığınacaklardır.
Unutulmamalıdır ki sevgi bütün
canlı varlıkların -bitkiler dâhil- ortak olgusudur.
TEDRİCİLİK
İnsan psikolojisi için en uygun
eğitim-öğretim metodu tedricîlik metodudur. Bu metot uygulanırken
muhatabımızın durumu göz önünde bulundurularak bilgiler zaman içinde
peyderpey verilir.
Öğrenme, çocuk için anne
rahminde başlar. İlk öğrendiği parmak emmektir. Dünyaya geldiğinde
bu bilgiyi kullanacaktır. Anne rahminde bu ona Rahman tarafından
verilir. Ancak dünyada görerek-duyarak-uygulayarak öğrenecektir. Bu
zaman zaman çokça soru sormalara neden olabilmektedir. Bu anda
anneye iki vazife birden düşmektedir. Birincisi sabır. Çocuğun
soruları ne zaman, nerede ve hangi konulardan olacağı belli olmadan
gelebilir. Böyle bir sürprize hazırlıklı olmalı ve çocuğa o anda
sabır göstermeli. İkincisi ikna edici açıklamalar yapmalı ya da o
konuyu kendisine daha sonra anlatacağını söyleyebilmelidir. Ama
kesinlikle doğru olmayan bilgi verilmemelidir.
Örnek; beraberce bulunulan bir
aile toplantısında çocuk, “anne ben nasıl oldum?” diye sorarsa:
“Evladım seni leylekler getirdi; demek zamane çocukları karşısında
kendimizi küçük düşürmekten başka bir işe yaramayacaktır. Çünkü
çocuklarımız tv. gibi iletişim araçlarından leylekler tarafından
getirilmediklerini çok iyi biliyorlar.
Bu soruya en makul cevaplardan
birisi: “Yavrum seni Allah yarattı, dünyaya da ben getirdim. Bunun
için hem sen hem de biz Allah’a şükretmeliyiz” şeklinde olabilir.
Tedricîlik metodu Kuran ve
Peygamber metodudur. Hz. Allah İslam toplumunu yetiştirebilmek için
Peygamberine Kur’an’ı 23 yılda inzal etmiştir. Bazen bir davranışı
topluma yerleştirebilmek için farklı farklı zamanlarda birden fazla
ayet inmiştir. Bu konuda Hz. Peygamber:
“İnsanlara, anlayabilecekleri
seviyede konuşunuz.” buyurmaktadır. Dikkat çeken nokta ‘’konuşunuz’’
ifadesidir.
İKNA METODU
Hz. Peygamber çocukları
eğitirken onlara yaptıkları yahut yapacakları davranışların muhtemel
sonuçlarını açıklayarak onları bilgilendirmiştir. Hatta
Peygamberimiz olumsuz tavır gösteren kişileri de kızmadan
bağırmadan, tahkir etmeden güzellikle ikna etmeye çalışarak
hatasından döndürmeye çalışmıştır.
Bir örnek: Bir gün Kureyş’ten
bir genç gelerek Hz. Peygamberden; kendisinin bir kadınla zina
edebilmesi için kendisine izin vermesini ister. Bu anda orada
bulunan ashabı kiram öfkelenir ve gence haddini bildirmek isterler.
Hz. Peygamber buna izin vermez ve genç ile konuşmaya başlar; Gence;
- Annenin zina etmesini ister
misin?
- Hayır, ya Rasulullah
-Zaten annesinin zina etmesi hiç
kimsenin hoşuna gitmez. Peki, bir başkasının kızınla zina etmesine
razı olur musun?
-Hayır
….
Hz Peygamber gencin zina etmek
istediği bir bayanın bir başkasının annesi, kızı, kızkardeşi,
halası, olacağını anlatmıştır. O genç isteğinin ne kadar çirkin
olduğunu anlamış ve pişman olmuştur.
Çocuk bir şeyi öğrenmekte ki
gayenin ne olduğunu iyi kavradığı, yaptığı işin doğruluğunu, kendine
sağlayacağı faydaları fark ettiği zaman daha faal duruma geçer.
“Ben öyle istiyorum” “Böyle
yapmak mecburiyetindesin” gibi ifadeler çocuklarımızı asla tatmin
etmiyor. Çocuk ikna olmamış ise sabır ve kararlılık göstererek başka
bir uygun zamanda bir daha ikna etmeye çalışmak gerekir.
MÜKÂFAT METODU
İnsan takdire alışıktır. Bu
sebepten aşırıya kaçılmadan, şımartılmadan verilen mükâfatlar,
çocuğu iyi şeyler öğrenmeye motive eder. Çocuk dikkat çekici bir iş
yaptığında, ara sıra mükâfatlandırılsa teşvik edilmiş olur.
Mükâfatlar her zaman maddî değildir. Bazen onu alkışlamak, ona
sarılmak vb. ona verilebilecek iyi bir mükâfattır.
Mükâfat, çocukta vazifesini
yapma şuurunu geliştirmiyorsa, o zaman her işin karşılığını bekleyen
menfaatçi bir tip ortaya çıkar.
OYUN METODU
Çocuklar için en etkin
eğitim-öğretim metotlarından biride oyun metodudur. Oyundan maksat,
vakit doldurmanın, ya da çocuğunuzun siz iş yaparken ayağınızın
altından uzak durmasının ötesinde, çocuğun rahatlamasıdır. Bununla
birlikte oyun çocuğun hem kabiliyetlerinin ortaya çıkmasını sağlar
hem de çocuğun ufkunu açar. Arkadaşlar ile oynanan oyunlarda çocuk
paylaşımı öğrenir. Oyun içinde kendisine düşen görevi yerine
getirirken de sosyal yaşantıya ilk hazırlık dönemini geçirmiş olur.
Bir anne zaman zaman çocuğunun
oyununa katılarak ona güzel bilgiler, doğru davranışlar öğretebilir.
Bir kız çocuğunun bebekleriyle,
erkek çocukların arabaları veya oyuncak silahları ile oynaması
onları hayata yavaş yavaş hazırlayacaktır. Günümüz ekonomik
şartlarında aileler çocuklarının okuyabilmesi için çocuklarını aşırı
bir şekilde zorlayabiliyorlar. Unutmamak gerekir ki çocuklar
eti-kemiği ve özellikle de ruhlarıyla bizim çocuklarımız
TERBİYEDE DİKKAT EDİLECEK
HUSUSLAR
DEVAMLI DUA EDİLMELİ
İnsana her zaman, her yerde
istenilen düzeyde eğitim vermek zordur. Eğitimcinin elinde her şeyi
beceren sihirli bir değnek olamayacağına göre, gelecek neslin
yetişmesinden daima endişe içinde olunmalıdır.
İstenilen sonucun alınmasında
daima Allah’ın takdirinin asıl olduğu unutulmamalıdır. Bunun için
de her zaman Allah’ın yardımının ulaşması için sık sık Allah’a dua
edilmelidir.
Dua, İslam eğitiminin temeli ve
önemli usullerinden biridir. Duasız eğitim Allah’ın mülkünde, O’nun
müdahalesi olmadan bir iş yapmaya benzer.
Dua, insanı Allah’a yaklaştıran,
Allah’ın rahmet ve inayetini celbeden ve ilahî bereketi artıran bir
hareket noktasıdır.
Örnekler:
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in
duaları:
“Ey Rabbimiz, bizi sana teslim
olan kul eyle ve bizim neslimizden sana teslim olan bir ümmet
meydana getir. Ey Rabbimiz, soyumuzdan gelen müslümanlar içinden,
onlara ayetlerini okuyan, kitabı ve hikmeti öğreten ve onları
günahlardan temizleyen bir peygamber gönder.”(Bakara 129 )
Hz. İbrahim başka bir duasında
Allah’a şöyle yalvarır:
“Rabbim! Beni ve neslimi namaza
devam edenlerden eyle.”(İbrahim 40)
Kuran’ı Kerimden bir dua örneği
de şöyledir. Furkan 74:
“Ey Rabbimiz! Bize,
hanımlarımızdan ve nesillerimizden gözlerimizin nuru olacak iyi
kimseler yetiştir ve bizi korunan kimselerden yap.’’
Anne ve babaların çocukları için
yapacakları duaların önemini şu hadis çok güzel açıklamaktadır.
“Üç dua reddolunmaz, kabul
olunur: Misafirin duası, mazlumun duası ve evladı için babanın
yapacağı dua.”
Duaların ne zaman kabul olacağı
belli olmadığından her fırsatta dua etmeye gayret göstermeliyiz.
BEDDUADAN SAKINMAK
Evlatlarımız bize tevdi edilen
çok önemli emanetler olduğuna göre onların üzerinde titizlikle
hareket etmeliyiz. Yaramazlıkları esnasında dahi onların hayrını
dileyebilecek bir dil alışkanlığına sahip olmaya çalışmalıyız. .
Zaman zaman da olsa çocuğuna beddua eden anne ve babalar
çocuklarında ortaya çıkan olumsuz davranışlardan
şikayetlenmemelidir.
Örnek: Toplum içinde huzursuzluk
çıkaran bir evladından bıkan -sabırsız- bir baba camide cemaate
namaz kıldırdıktan sonra cemaate dönerek:
“Cemaat, ben içimden bir dua
edeceğim siz de amin deyiniz” der ve duasını eder. Duanın sonunda
duasının kabul olunduğu ilham olunur. İlk anda memnun olan baba çok
kısa bir süre sonra ömür boyu kendisine vicdan azabı çektirecek bir
hata yaptığını anlayarak, daha mihraptan ayrılmadan hıçkırıklarla
ağlamaya başlar. Bu durumun nedenini soranlara: “Benim bir oğlum
vardı kendisinin ahlakı zayıf idi. Zaman zaman komşulardan ve birçok
insandan onun hakkında şikâyetler oluyordu. Bizim uyarılarımızı da
dinlemiyor ve bizi komşularımız arasında zor duruma sokuyordu. Bunun
için ben de bu çocuktan kurtulmak için Allah’a bu çocuğu yanına
alması için dua ettim. Ve biraz önce ilham olundu ki duamız kabul
olunmuş. Bunun için ağlıyorum. Ancak ağlamamın sebebi oğlumun vefatı
değil. Yanlış duam. Eğer oğlumun ıslahı için dua etmiş olsaydım, o
şimdi hem yaşıyor olacaktı hem de bizim için hayırlara sebep
olacaktı.”
İmam Gazali çocuğun çok
azarlanmasının, bu tür sözler duymaya alışmasına ve artık ona
söylenen sözün tesirsiz kalmasına neden olacağını belirtir. Aynı
şekilde İmam Şafi de çocuklara kötü söz söylemekten, hakaret
etmekten sakınılmasını ister. Böyle yapılmadığı takdirde çocuğun
kardeşlerine ve hatta anne ve babasına karşı aynı şekilde konuşmaya
kalkışacağını söyler.
Çocuklar yaramazlık
yaptıklarında ya da bir şey kırıp döktüklerin de onlara karşı;
terbiyesiz, ahlaksız, hayvan, lanet olsun, Allah cezanı versin,
Allah’ın cezası, kahrol vb. gibi çirkin kelimelerle tekdir, tazir ve
beddua etmemeliyiz. Zira bu hareket şeytandandır. İnsan bu sözleri
sarf ederek hem günaha girmiş olur hem de çocuğunun bedbaht
yetişmesine amil olmuş olur.
Bir hadis-i şerifte şöyle
buyurulur:
“Kendiniz çocuklarınız ve
mallarınız hakkında beddua etmeyiniz. Çünkü Allah’ın her dileği
kabul edeceği bir vakte rastlayabilirsiniz. O zaman da beddualarınız
kabul edilir.”
TATLI DİLLİ VE GÜLERYÜZLÜ OLMAK
Prensip olarak anne ve babalar
çocuklarını tatlılıkla ve ikna ederek terbiye etmelidirler. Tatlı
dil ve güler yüz terbiyenin temelini oluşturur. Çocuğu isyana sevk
edecek baskı ve şiddetten kaçınılmalıdır. Bu konuda, “Baba ve
annenin yuvada sevgi ile terbiye edemediğini hayat acımasızca
terbiye eder. Hayatın terbiye edemediğini de cehennem terbiye eder’’
sözü unutulmamalıdır. Çocukları hayatı boyunca bir kere olsun
azarlamayan Rasulullah, onları gücendirecek tavır ve davranışta
bulunmazdı. Bir gün namaz kıldığı sırada Zeynep binti Ebi Seleme
önünden geçince “onlar her zaman galip gelir.” diyerek hoşgörü
göstermiştir.
Kur’an-ı Kerim’de, Lokman
aleyhisselamın oğluna nasihati sırasında kullandığı dilin nezaket
içerdiği açıkça görülmektedir. Lokman aleyhisselam:
“Yavrucuğum! Allah’a ortak
koşma. Doğrusu şirk büyük bir zulümdür, demişti.” (Lokman 12)
Anne ve babalar çocuklarına,
aşağılayıcı, emir verir tarzda hitap etmekten kaçınmalıdırlar. Aile
bireyleri de dillerini kibarlığa ve güzel hitaba alıştırmaya
çalışmalıdırlar. Çocuklarının yaptığı bir iyiliğe karşı: ‘’Teşekkür
ederim, Allah razı olsun, eline sağlık evladım, gibi onların hoşuna
gidecek ifadeler kullanmaya özen göstermelidirler.
Çocuğa bir iş yaptırabilmek için
emir cümleleri yerine, “Bunu yapmayı ister misin? Ders çalışacak
mısın? Biraz buraya gelir misin?” gibi ifadeler kullanılabilir.
Çocuk bir şey söylediğinde garipsenecek şeyler olsa bile, alay,
istihza havasına girmemek, gülmemek ya da başkalarıyla konuşmamak,
etraftaki herhangi bir şeyle meşgul olmamak gerekir. Ona ciddiyetle
cevap vermek gerekir.
ALTERNATİFLER BULMAK
Bazen annelerin veya babaların
çocuklarını hayata hazırlarken başvurdukları yanlış yollardan biri
de çokça yasaklamalar koymaktır. “Sen yapamazsın! Sen bilmezsin!
Öyle konuşma, ayıp!” gibi. Bu ifadeler bazen öyle bir hal alır ki
çocuk ne yapacağını, nasıl yapacağını, ne söyleyeceğini hatta nerede
duracağını bile şaşırır bir hâle gelir. Giderek beceriksizleşir veya
aptal olduğunu zannederek üzülür. Bazı anne – babalar da bu
yasaklamaların içine dini kavramları da sokarlar. “Öyle konuşma
günah, böyle yapma haram” gibi. Halbuki çocuklar masumdur.
Bütün bunlar yapılırken yanlış
yapıldığının farkında olmayan anne ve babalar maalesef
azımsanmayacak kadar çoktur. Halbuki çocuklar oynayacak ve
enerjilerini harcayacaktır. Onlar büyükler gibi ağırbaşlı olamazlar.
Oturup-kalkmalarında, hareketlerinde kontrollü olmaları zordur.
Kaldı ki, yasaklamalar çoğu kere aşılacaktır. O zaman yapılması
gereken iş onlara alternatifler sunmaktır. Örneğin, salon da oynamak
isteyen bir çocuğa ‘Çık oradan’ demek yerine kendi odasında
oynamasını söylemek daha makuldür.
Unutulmamalıdır ki çocuklara
yasakların mantığını anlatmak ve bunu kabullendirmek hemen hemen
imkânsızdır. O halde yasak koymak yerine alternatifler bulmak daha
makuldür.
Misal: Hurma ağacını taşlayan
çocuk Hz. Peygambere şikayet edilir. Peygamberimiz sallallahu aleyhi
ve sellem, çocuğa ağacı taşlamamasını ancak ağacın dibine düşmüş
olan hurmalardan yemesini tavsiye eder. Yani yasaklamak yerine
çocuğa alternatif sunmuştur.
ÇOCUKLARA İLGİ GÖSTERMEK
Bir kimseyi bir konuda
hareketlendirmenin yolu onunla ilgilenmektir. Eğitimde temel
esaslardan biri eğiten ve eğitilen arasında iyi bir diyalogun
kurulmasıdır. Bunun en kolay yolu da eğitimcinin muhatabı ile
yakından ilgilenmesidir.
İlgi esastır. Karnını doyurmak,
altını temizlemek, okula göndermek ilgi değildir. Asıl ilgi, çocukla
zaman geçirmek, ona onu sevdiğimizi, onun bizim için çok kıymetli
olduğunu hissettirmektir. Hatta zaman zaman verilen cezaların bile
onun yararı için verildiğini anlamasını sağlamaktır. Ananın kanı,
süt ve et olduysa anne ve babanın ilgisi şahsiyet olacaktır.
İlgilenmede üç yön vardır.
1- İçimizden gelmiyorsa bile
çocukla ilgilenmek gerektiğini, kendi içimizde hissetmeye çalışmak.
2- İlgilenmenin yöntemini bilmek
3- İlgilendiğimizi çocuğa bizzat
hissettirmek.
|