|
Amacı sağlam bir toplum kurmak
olan İslam, aileye çok önem vermiştir. Çünkü aile, toplumun temel
taşıdır. Toplumlar ailelerden oluşur. Aile sağlam olursa toplum da
sağlam olur. Aile ise evlenme ile kurulur.
Günümüzde aile kurumu, tarih
boyunca eşine rastlanmamış büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Bu
tehlike de, kadın hakları adı altında kadın düşmanlığı yapan bir
takım batı ülkelerinin maddî ve manevî desteğini alarak çalışan bazı
kuruluşların yürüttüğü faaliyetlerdir. Hâlbuki kadın haklarını
savunduklarını iddia eden bu akımların en büyük amacı, kadın erkek
eşitliği adı altında aile kurumunu aşındırmak, ailede güçlü olan
sorumluluk, yardımlaşma ve dayanışmayı ortadan kaldırıp aile
bağlarını koparmak ve kadına sınırsız ve sorumsuz bir statü
tanıyarak aile mefhumunu ortadan kaldırmaktır.
Günümüzde bazı insanlar da
Allah’ın kendilerine helâl kıldığı nikâhı terk ederek, gayr-i meşrû
ilişkilere yönelmektedirler. Bu yüzden toplumu-muzda zina, fuhuş ve
sapık ilişkiler alabildiğine yayılmış bulunmaktadır. Geleceğimizin
teminatı olan gençliğimizi bu tür sapık ilişkilere karşı uyarmak
gerekmektedir. Zira fuhşun ve ahlâksızlığın yaygınlaşmasıyla aile
bağı koparılırsa toplumun düzeni de bozulur. İşte bu sebepten dolayı
İslam’ın nasıl bir aile kurulmasını istediğini ve aileye verdiği
önemi bu yazımızda açıklamak istiyoruz.
Her şeyden önce şunu rahatlıkla
ifade edebiliriz ki, aile kelimesi, insan zihninde bir takım dinî,
sosyal ve hukukî kavramları canlandıran sosyal muhtevalı bir
kelimedir.
Aileyi kısaca şu şekilde tarif
edebiliriz: Aile, karı koca ve çocuklardan meydana gelen ve
yaratılıştan gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal
topluluktur. Tüm insanlar aile denen yuvada dünyaya gözlerini
açarlar. Dolayısıyla aile insanın ilk kültür ocağı, ilkokulu, ilk
sevgi kaynağı ve ilk dostlarını tanıdığı bir yuvadır.
Aile toplumun en küçük sosyal
birimidir. Toplumlar ailelerden meydana gelir. Toplumun mutlu ve
huzurlu olması ailelerin mutlu ve huzurlu olmasıyla doğru
orantılıdır. Aile, insanları yaratan Yüce Yaratıcı’nın koyduğu
kurallara göre kurulursa sağlam ve toplumun biricik mutluluk kaynağı
olur.
İslam’a göre ailenin temeli,
nikâh dediğimiz kutsal bir bağla birbirine bağlanan ayrı cinsten iki
insanın bir araya gelmesiyle atılır. Nikâh akdi, toplumun çekirdeği
sayılan bu küçük yuvanın meşrû sayılmasının ilk şartıdır. Meşrû
olmayan sebeplerle bir araya gelen insanların oluşturduğu
topluluklar aile sayılmaz. Çünkü bu birlikteliğin temelinde nikâh
değil, sifah (iffetsizlik) vardır.
İslam dini, iffetsizlik sayılan
zina, fuhuş ve her türlü gayri meşru ilişkiyi haram saymış ve
şiddetle yasaklamıştır.
Daha önce de ifade ettiğimiz
gibi aile kurumu nikâhla başlamaktadır. Nikâh kelimesi, sözlükte;
“eklemek, toplamak” veya “akit yapmak ve cinsi ilişkide bulunmak”
gibi anlamlara gelmektedir.(1) Dini ıstılahta ise: Evlenme, karı
koca arasında birlikte yaşamaya ve karşılıklı yardımlaşmaya imkân
veren ve taraflara karşılıklı hak ve ödevler yükleyen bir
sözleşmedir.(2) Birbirine haram olan kadın ve erkek, bu akitle
birbirlerine helâl olurlar.
İnsan neslinin devamı, nesebin
muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile
müessesesinin kurulması evlilikle mümkün olur. İslam dini aile
yuvasını sağlam temellere oturtmak, faziletli nesiller yetişmesine
zemin hazırlamak için meşru ölçüler içinde evlenmeyi hem emretmiş,
hem de bir takım müeyyidelerle onu cazip hale getirmiştir. Allah
Teala bir ayette şöyle buyurmuştur:
“Allah size kendinizden eşler
var eder. Eşlerinizden de oğullar ve torunlar var eder. Size temiz
şeylerden rızk verir. Öyleyken batıla inanıyorlar ve Allah’ın
nimetlerini inkâr mı ediyorlar? ” (3)
“İçinizdeki bekârları,
kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer
yoksul iseler, Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu
bol olandır, bilendir.” (4)
İslam peygamberi de gençleri
evliliğe teşvik ederek şöyle buyurmuştur:
“Gençler, sizden gücü yeten
evlensin. Çünkü evlenmek, gözü harama karşı korur, namusu muhafaza
eder. Evlenmeye gücü yetmeyen de oruç tutsun, çünkü oruç şehveti
kırar.” (5)
“Nikâh benim sünnetimdir.
Sünnetimi terk eden benden değildir. Evleniniz, çünkü ben sizin
çokluğunuzla diğer ümmetlere övüneceğim. Hâli vakti yerinde olan
evlensin, eli dar olan da oruç tutsun. Zira oruç, şehveti kırar.”(6)
Saliha kadını, dünyanın en güzel
nimeti sayan Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir hadis-i
şeriflerinde şöyle buyurmuştur:
“Dünya bir geçimden ibarettir.
Şu geçim dünyasının en güzel nimeti de saliha kadındır.”(7)
“Mü’min, Allah korkusundan ve
O’na itaatten sonra, saliha bir kadından yararlandığı kadar hiçbir
şeyden yararlanmamıştır. Çünkü ona emretse sözünü dinler, yüzüne
baksa kendisini sevindirir, üzerine yemin etse yeminini doğru
çıka-rır, başka tarafa gitse kendisinin gıyabında namusunu ve malını
korur.” (8)
Evlilik, kişinin kendisini ve
eşini harama düşmekten korur, insan neslini son bulmaktan, yok
olmaktan kurtarır. Doğurma ve çoğalma yoluyla neslin devamını
sağlar. Zira toplum nizamının tamamlayıcı bir unsuru olan ailenin
kurulması, nesebin muhafazası, neslin bekası ve bireyler arasında
yardımlaşma ruhunun geliştirilmesi evlilikle mümkün olur. Bundan
dolayı Kur’an-ı Kerim, insanları evlenmeye teşvik etmiştir.
Evlenmenin amacı, sadece erkekle
kadının şehevî duygularını tatmin etmeleri değil, insanların
üremesini sağlamaktır. Şehvet duygusu, neslin devamı için sadece bir
araçtır. Nitekim Hz. Peygamber Efendimiz:
“Evleniniz, çünkü ben sizin
çokluğunuzla diğer ümmetlere karşı övüneceğim.” sözüyle bunu
vurgulamış ve evlenmenin asıl amacının üreme olduğunu
belirtmiştir.(9)
Allah’ın tavsiye ettiği meşrû
nikâh, öncelikle kişiye, Allah’ın mülkünde tasarruf yetkisi
vermektedir. Bilindiği gibi her şey Allah’ın mülküdür. Allah’ın
mülkünü O’nun istediği tarzda kullanmayan haram işlemiş olur.
Öyleyse, kadın-erkek münasebetleri Allah’ın dilediği tarzda ve
koyduğu şartlar çerçevesinde olmalıdır. Kadın-erkek münasebetlerinde
helâl olmayan tasarruflara dinimiz zina demiştir ve bütün cinayetler
arasında zinaya en ağır ceza takdir edilmek suretiyle bu meselede
Allah’ın mülkündeki haram tasarrufun dünyevî ve uhrevî neticelerinin
azametine dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla Allah’a ve ahirete inanan
bir kimsenin nikâh mevzuunda çok hassas olması, zandan, şüpheli
durumlardan kaçınması gerekir.
İslam dininde evlenmenin hükmü
sünnet-i müekkededir. Fakat bazı şartlarda farz, vâcip, hatta haram
da olabilir:
1. Evlenmediği takdirde zina
suçunu işleyeceğini kesinlikle bilen, malı ve bedeni evlenmek için
yeterli olan kimsenin evlenmesi farzdır. Evlenmediği zaman zinaya
düşüp düşmeyeceği kesin olmayan kimsenin evlenmesi vâciptir.
2. Evlenmediği zaman zinaya
düşmekten korkusu olmayan, normal insanın evlenmesi sünnet-i
müekkededir.
3. Evlendiği takdirde karısına
kötülük edeceğini, ona karşı kocalık görevlerini yapamayacağını
kesinlikle bilen kimsenin evlenmesi ise haramdır.(10)
İslam evlenip yuva kuracağımız
eşi seçerken bazı hususlara dikkat etmemizi istemektedir. Zira eş,
ailenin direğidir. “Yuvayı yapan dişi kuştur.” Yuvayı yapacak,
çocukları eğitecek, yetiştirecek hayat arkadaşını seçerken
güzelliğinden, soyundan ve malından çok dindarlığına ve iyi ahlâk
sahibi olmasına dikkat edilmelidir. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Kadın dört şey için nikâh
edilir. Malı, soyu, güzelliği ve dini. Siz dindar olanı tercih
ediniz ki, elleriniz hayır görsün.” (11)
Yani erkekler evlenirken bu dört
özelliği göz önünde bulundururlar. Bu özelliklerin hiçbirini
aramayan erkek yoktur denilebilir. Bunların içinde en az rağbet
gören özellik de dindarlıktır. Hâlbuki kadının tercihe şayan olan
özelliği dindarlıktır. Hadis-i şerifte bu özellik en son olarak
zikredilmiştir. Bunun hikmeti ise, halkın genellikle ilk üç özelliğe
gösterdikleri rağbetin yersizliğine ve bunlardan vazgeçip, son
özelliğe önem verilmesine işaret etmektir. Evlenilecek kadında
aranan en önemli özellik kadının dindarlığı olmalıdır. Diğer
özellikler tâlî derecede yer verilmelidir.
Abdullah b. Amr radıyallahu
anhtan rivayet edilen bir başka hadis-i şerifte Rasu lullah
sallallahu aleyhi ve sellem malın ve güzelliğin getirebileceği kötü
sonuçlara dikkati çekerek, evlilikte dindarlık dışındaki bir tercihi
açıkça yasaklamıştır.
“Sırf güzellikleri sebebiyle
kadınlarla evlenmeyin. Çünkü güzelliklerinin onları (kibir ve gurur
sebebiyle) alçaltacağından korkulur. Onlarla sırf mal ve mülkleri
sebebiyle de evlenmeyin, zira mal ve mülkün onları azdıracağından
korkulur. Fakat onlarla dindarlıklarından dolayı evlenin. Yemin
olsun, burnu kesik, kulağı delik siyahî dindar bir köle (dindar
olmayan hür kadınlardan) daha üstündür.”(12)
Ebu’l-Esved ed-Düelî,
çocuklarına şöyle deyip övünürmüş: “Küçüklüğünüzde, büyüklüğünüzde
ve doğumunuzdan önce size iyilik ettim.” Doğumlarından önce
kendilerine nasıl iyilik ettiğini soran çocuklarına: “Size,
sövülmeyecek bir anne seçtim.” demiştir.(13)
Dinimiz, evleneceklere dindar eş
arama hususunda ısrarlıdır. Bu hususa ayet-i kerimede dahi yer
verilmiştir.(14) Yine ayet(15) ve hadiste kadında övülen bir diğer
vasıf ise kadının itaatkâr olmasıdır.
Evlilik kurumunun başarıyla
yürütülmesi ve her iki tarafa da mutluluk ve huzur getirebilmesi
için karı kocanın birbirine karşı hoşgörülü ve anlayışlı olması
şarttır.
İslam’a göre kurulan aile
yuvasının daha sağlam ve kalıcı olması için, evlenecek çiftlerin
birbirini görmesi ve konuşması caizdir. Nitekim Hz. Peygamber
sallallahu aleyhi ve sellem, evlenmek isteyenlere, alacakları kızı
önce görmelerini, bunun ileride anlaşmaları için gerekli olduğunu
söylemiştir:
“Allah, bir erkeğin kalbine, bir
kadınla evlenme düşüncesi sokarsa, o kimsenin, o kadına bakmasında
bir günah yoktur.”(16)
Bir kızla evleneceğini söyleyen
Muğîre İbn Şu’be’ye, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem
alacağı kızı görüp görmediğini sormuş, o da görmediğini söyleyince:
“Git onu gör, ileride anlaşmanızın sürekliliği için bu, ikinize de
iyidir.” (17) demiştir.
Ancak İslam’a göre kızla erkek
sadece bir mahrem yanında birbirlerini görebilirler. İkisinin yalnız
başına bir arada kalmalarına, gezip tozmalarına, güncel tabirle
flört yapmalarına İslam kesinlikle izin vermez. Günümüzde yaygınlık
kazanan bazı hallere dinimiz kesinlikle izin vermez: Gençler
birbirlerini daha yakından tanıyıp daha sağlam evlilik yapmak
bahanesini ileri sürerek beraber gezmek, tozmak, seyahat etmek gibi
aşırılıklara düşüyorlar. İslam’ın uygun gördüğü “görme” ile bu çeşit
beraberliğin hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyurmuştur:
“Bir erkek, bir kadınla ancak
kadının bir mahremi olmak şartıyla beraber bulunabilirler.”(18)
Dünya ve ahiret mutluluğunu
hedef alan dinimiz, toplumun en önemli temeli olan ve nikah akdiyle
kurulan aileyi, sevgi ve saygıya dayanan bir kurum olarak
nitelendirmektedir. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir aile
düzeninde huzur ve mutluluk vardır. Sevgi ve saygının olmadığı
ailede mutluluktan ve huzurdan söz etmek mümkün değildir. Nitekim
Kur’an-ı Kerim’de, eşler arasında var olan sevgi, saygı ve derin
dostluk, ‘Allah’ın yüceliğini gösteren ayetler’(19) olarak
nitelendirilmektedir.
Ailenin temel bireylerinden olan
karı ve kocanın birbirine karşı hak ve sorumlulukları vardır.(20)
Ailede herkes görevini tam olarak yapmalıdır. Aile yuvasının temeli
olan eşler karşılıklı hak ve görevlerini bilir ve buna göre hareket
ederse, aile ocağı mutluluk ve neşe kaynağı olur. Ailede erkeğin
kadına nasıl davranacağı konusunda Sevgili Peygamberimiz şöyle
buyurmaktadır:
“İmanı en olgun olan mümin,
ahlâkça en güzel olandır. Sizin en hayırlınız da eşlerine en güzel
davrananızdır.” (21)
Eşler yuvada mutluluğu sağlamak
için gerekli fedakârlığı göstermeli, huzur bozucu tutum ve
davranışlardan sakınmalıdırlar. Erkek, hanımını hoş tutmalı, ona
nazik davranmalı ve merhamet duygularıyla hareket ederek ailesini
korumaya ve geçimini sağlamaya çalışmalı ve aile bireylerine sevgi
göstermelidir. Kadın, eşine saygı, çocuklarına sevgi göstermeli;
evdeki işleri zamanında ve itinalı olarak yapmalı eşi de ona
yardımcı olmalıdır. Ayrıca kadın, evini, malını, kendisinin,
kocasının ve çocuklarının iffet ve şerefini korumalı, kocasına sevgi
ile bağlanmalı ve yaptığı harcamalarda israftan kaçınmalıdır.
Çocuklar da anne ve babalarına saygılı davranmalı, onların isteği
doğrultusunda eğitim ve öğretimlerini yapmalıdırlar.
Aile içindeki küçük tartışmalar
ciddiye alınmamalı ve kavga etmekten de kaçınılmalıdır. Şiddetli
geçimsizlik ve kavgalar sonunda parçalanan ailelerin sayısı az
değildir. Son yıllarda boşanma olayları artmıştır. Boşanma sonunda
aileler perişan olmakta, aile ortamından uzakta yaşayan çocuklar da
istenildiği gibi eğitimlerini yapamamaktadırlar. Sonuçta, kendisine
yeterince güvenmeyen, problemler karşısında bocalayan ve başarı
seviyesi düşük bir gençlik ortaya çıkmaktadır. Bu ise, memleketimizi
her alanda olumsuz olarak etkilemektedir.
Ailede huzuru ve mutluluğu
sağlamak için sevgi ve saygı şarttır. Aile bireyleri arasındaki
sevgi, saygı ve bağlılık da tek taraflı değil karşılıklı olmalıdır.
Netice olarak diyebiliriz ki,
İslam dini fıtratın bir gereği olan evlenmeyi, sağlıklı nesiller
yetiştirmeye vesile olan aile müessesesinin kurulmasını gerekli ve
önemli bulmuş ve karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve
sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir aile yuvasının
oluşturulmasını hedeflemiştir. Gençleri evlenmeye ve aile kurmaya
davet eden Sevgili Peygamberimiz yaptığı mutlu evliliklerle bizlere
her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnek olmuştur. Gayri
meşrû ilişkilerin alabildiğince yaygınlaştığı ve özendirildiği
günümüzde kendimizi ve çocuklarımızı korumaya alabilmemizin en güzel
yolu mutlu bir aile yuvası olduğunda şüphe yoktur.
* Doç.Dr. Fırat Üniversitesi
İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi. msoysaldi@hotmail.com
1- Rağıb el-İsfahanî,
Ebu’l-Kasım Hüseyin b. Muhammed, Müfredatu Elfazı’l-Kur’an,
ed-Dâru’ş-Şamiyye, Beyrut 1992, s.823; Zuhaylî, Vehbe, İslam Fıkhı
Ansiklopedisi, (trc. Komisyon), İstanbul, 1994, IX, 27.
2- Bilmen, Ömer Nasuhi, Hukuku
İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu, Bilmen Yay., İstanbul trs,
II, 5; Zuhaylî, age., IX, 27.
3- Nahl, 16/72.
4- Nur, 24/32.
5- Buhârî, Nikah, 2; Müslim,
Nikah, 5; İbn Mâce, Nikah, 1; Nesâî, Sıyâm, 43; Ahmed b. Hanbel,
el-Müsned, I, 378.
6- İbn Mâce, Nikah, 1.
7- Müslim, Radâ', 17.
8- İbn Mâce, Nikah, 5.
9- Ateş, Süleyman, Kur’an’a Göre
Evlenme ve Boşanma, Yeni Ufuklar Neşriyat, İst, trs., s.4.
10- Zuhaylî, age., IX, 29; Ateş,
age., s.4-5.
11- Bkz., Buhârî, Nikah, 15; Ebû
Dâvûd, Nikah, 2; İbn Mâce, Nikah, 6; Nesâî, Nikah, 13; Dârimî,
Nikah, 4; Mâlik, Muvatta, Nikah, 21.
12- İbn Mâce, Nikah, 6.
13- Ahmed el-Gandur,
el-Ahvâlu'ş-Şahsiyye fi't-Teşrî'i'l-İslâmiyye, Kuveyt, 1972, s.27;
Ateş, age., s.5.
14- Bakara, 2/221.
15- Nisâ, 4/34.
16- İbn Mâce, Nikah, 9.
17- İbn Mâce, Nikah, 9.
18- Buhârî, Nikah, 111; Müslim,
Hac, 434; Tirmizî, Rada', 16.
19- Rum, 30/21.
20- Bakara, 2/228.
21- Nevevî, Muhyiddin Ebu
Zekeriyya Yahya b.Şeref, Riyazü’s-Salihin, Ankara 1995, I, 320.
|