İMBİK

N. Hatem Ercan;


 

Tadil mi Tatil mi? 

Bir işten yorulup başka bir işe yönelmek, bir uğraştan başka bir uğraşa geçmek, işyerinde tamirat yapıp; düzene sokmak, güzelleştirmek anlamındaki “tadili” kullanmayı bırakıp; tembellik atalet manasına kullanılan tatili hayatımızın gerçeklerinden biri haline getirdik.

Ta’dil, zihnin dinlenmesini, başka bir faaliyetle sağlamaktır. Tatil ise durağanlık, uyuşukluk, amaçsızlık, vakit geçirme, eğlenme, macera yaşamak v.b şeyler çağrıştırmaktadır.

Kelimelerin ifade ettiği manaları değiştirmek, kullanım kaymalarını da beraberinde getiriyor. Hayatımıza, Batı değerleri (istemeyerek de olsa) girmeye başladığında ta’dili algılama biçimi, tatil algılayışında yok olup gitti. Böylece tadil yerine, tatili kullanır olduk.

“İki günü müsavi olan aldanmıştır.” prensibini baş tacı etmemiz gereken bizler, uygulamada tatili nasıl kabul ediyoruz. Neler yapıyoruz tatilde? Tatil deyince neler hücum ediyor? Beraber cevap arayalım

Kişiler ne iş yaparlarsa yapsınlar hafta sonunu iple çeker hale geldi. Bayram tatilleri, yılbaşı tatilleri, büyük sevinç kaynağı birçoklarımız için. Öğrenciler yaz tatili diyor başka bir şey demiyor.

Ne mi yapıyoruz tatilde? Deniz kenarlarında culamış tavuklar gibi kızarmak, piknik yapacağız diye güzelim tabiatı ziyan etmek, çevreye kullanılmış çocuk bezleri savurmak, görgüsüzce yiyip içmek... Gezmek ama şuursuzca, ibret almadan, bilmeden, rasgele... Yatıp uyumak, uzanmak, televizyon karşısında radyasyon yağmuruna saatlerce tutulup sersemleşmek... Sebepsiz maceralara atılmak, günübirlik duygularla sarmaş dolaş olmak.

Gerçek manasını düşünüp tadili düşünüp tatil yapamaz mıyız? Elbette ki evet.

Plansız yaşamak nasıl mümkün değilse; plansız tatil de imkansızdır. Önce plan! Neler okuyacağımız planlanmalı nereleri gezeceğiz, hangi mekanları ziyaret edeceğiz, nerelerde konaklayacağız, bir bir tesbit edilmeli. Hangi dostlarla bir araya gelinecek, büyüklerimizden, âlimlerimizden hangileriyle şereflenilecek, programlanmalı. Gezilecek tarihi yerler önceden araştırılmalı, ibret vesikası olacak olaylar bilinmelidir.

Yeme içme (meşru olanlar) mübah, çevreyi kirletmek mübah değildir. Kur’an ayetlerini nasıl biliyorsak; çevre ayetini de öyle bilmeli, yeni nesle bu hakikatleri anlatmalıyız. Tatillerde bunlara dikkat kesilmemiz elzemdir.

Evinde tatilini geçirmek zorunda kalanlar, pek bir şey kaybetmiş sayılmazlar. Ancak televizyona alternatif meşguliyetler bulma noktasında ısrar edilmeli. Zihnimiz çöplük değildir. Daha ilk bakışta amacı belli olan filmlerin bizlere ne faydası olabileceğini derin derin düşünelim. Hafızalarımız dumura uğramasın.

 

 

Lütfen Tefekkür!

Arap kabilelerinin birinde, halkın olaylar karşısında kendisine danıştığı bir adam vardı. Bir gece kabilenin tüm köpekleri ölmüştü. Sabahleyin kabile halkı, dervişin kapısını çalarak durumu anlatmışlar. Derviş “sizin” demiş “kurtuluşunuz onların ölümüyleydi.” Bir şey anlayamamışlar, çaresiz evlerine dönmüşler. Ertesi gece kabilenin tüm horozları ölmüş. Yine dayanmışlar kapıya, hikmetini sormuşlar. Derviş yine “Onların ölümü sizin kurtuluşunuzdur.” demiş. “Ya hu” demişler. “Köpekler evimizi bekliyor, horozlar bizi sabah uyandırıyorlardı. Onların ölümünün bize nasıl yararı olabilir.?” Derviş “Tüm sırları nefsinde saklayan Allah daha iyi bilir.” Demiş. Bir sonraki gece, hiçbir evin ocağında veya bahçesinde ateş yakılamamış, ne kadar uğraşmışlarsa başaramamışlar. Başlarına bir bela geldiğini düşünerek tekrar dervişe gelmişler. Sizi demiş “uğrayacak bir beladan kurtarabilir.” Yine akıllarının çemberine bir şeyler takıldığı halde evlerine dönmüşler.

Bir gece sonra, düşman kabile bir saldırıya geçmiş köyün yakınındaki tepeden bir bakmışlar ki ne bir ışık var, ne köpekler havlıyor, ne de horoz ötüyor, köyün terk edilmiş olduğunu düşünerek geri dönmüşler.                                                (Gezgin, Sadık Yalsızuçanlar s.107)

 

Ne Zaman Okuyacağız?

- Ümmi bir Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimizin ilk emrinin neden “Oku” olduğunu bir defa daha düşünmeye başladığımızda...

- Tarihimizde, evlendiği ve babasının vefatı nedeniyle, sadece iki gün okuyamadığı için kendine kahreden, örnek insan (Fahreddin er Razi)ların var olduğunu yeniden hatırladığımızda...

- Okurken, uzun saçlarını duvardaki çiviye bağlayıp; uykusu geldiğinde başı aşağı düşünce, derin bir acı hissederek gözünü açan ve okumasına devam eden âlim(İbn Teymiyye)lerin, bizim kültür mirasımız olduğu bilincine vardığımız zaman...

- Endülüs’te yazılan bir kitabın (zamanın şartlarında kısa sayılabilecek) bir ay gibi bir zamanda eline ulaşabildiği için kızan, neden daha erkenden kitaba ulaşamadığını sorgulayan insan(Gazali)ların, yazdığı yüzlerce eserin üç tanesinin bile adını söyleyemediğimiz gerçeğini fehmettiğimizde...

- Okumayla oluşturulan bir medeniyetin hâkim olduğu 16 milyon kilometrekarelik bir alanda, mutluluklar yaşandığı, şimdi ise 800 bin kilometrekare gibi daracık bir toprak parçasında, mutsuz insanların mutsuz hayatlar paylaşmak durumunda kaldığı gerçeğini kabul ettiğimizde...

- Çocuklarımıza, önce okumanın önemini öğretmek yerine, bilgisayar oyunlarını öğretmeyi terk ettiğimizde...

- Şehrin ücra köşelerindeki alışveriş merkezlerini, adım adım gezerken; kitap reyonlarını yetim bırakmaya bir son verdiğimizde...

- Gerekli-gereksiz birçok şeye para ayırıp; bizlere hitap eden herhangi bir gazeteye para ayırmayı zül addetmediğimiz an...

- Hediyeleşirken, modern asrın bizlere dayattığı eşyalar yerine, en önemli hediyenin kitap olduğuna inanarak, dostlarımıza kitap hediye etmeyi tercih ettiğimiz zaman...

- Beğenmesek de, Batı Medeniyetinin de bir “okuma” medeniyeti olduğunu ikrar ettiğimizde...

- Günlerce emek verilip; binbir zahmetle üretilen dergilerimizi, elimize alıp, sayfalarını bile karıştırmadan bir kenara atma yanlışına, nokta koyduğumuzda...

- “Bu bizim cemaatin yayın organı, ben Allah rızası için alıyorum, okumasam da olur,” anlayışını bıraktığımızda...

- Mutfaklarımızın robotlar istila edip dururken, ev hanımlarının sessiz kalmayıp; “Robota, rondoya hayır! Kitaba evet,” kampanyası başlattıklarında...

- Okumak için uydurulmuş ne kadar mazeret varsa geçersiz ve şeytanî mazeretler olduklarını nefsimize inandırdığımız vakit...

-         Son olarak, okumanın ne kadar zevkli bir uğraş olduğunu tatma şerefine nail olduğumuzda, OKUYACAĞIZ.

 

Fıkranın Anlattığı!

İç Anadolu köylerinin birinde bir vatandaş namazını hiç kaçırmazmış. Ne var ki, namazda okuyabileceği bir tek duayı ezberden biliyormuş, “Ettehiyyatü” duası.

Camide ikindi namazına hazırlık yapılıyor. Kış mevsimi, herkes camide. Bizimki sünnete niyet edip “Allahuekber” diyerek namaza başlıyor, “Ettehiyyatü lillahi vettayyibatü” diye hafif sesle okurken başka bir köylü şöyle sesleniyor:

-         “Oku bakalım oku!” oturunca ne halt işleyeceksin.

 

ÖZDEN...

Hair Dressır

Hayır direşir

Hayır dırestır

Ha ir dreşer

Ha bire sır

Berber Dükkanı

Biz Alman mıyız?! Türkiye’de değil miyiz?!

 

ÖZLEDİKLERİMİZ: Sözü, sohbeti dinlenir, nur yüzlü piri fani büyüklerimiz.

SAYISINI AZ BULDUKLARIMIZ: Takdirde cömert; tenkitte cimri davranan insanlar.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.