|
Tadil mi
Tatil mi?
Bir işten
yorulup başka bir işe yönelmek, bir uğraştan başka bir uğraşa
geçmek, işyerinde tamirat yapıp; düzene sokmak, güzelleştirmek
anlamındaki “tadili” kullanmayı bırakıp; tembellik atalet manasına
kullanılan tatili hayatımızın gerçeklerinden biri haline getirdik.
Ta’dil,
zihnin dinlenmesini, başka bir faaliyetle sağlamaktır. Tatil ise
durağanlık, uyuşukluk, amaçsızlık, vakit geçirme, eğlenme, macera
yaşamak v.b şeyler çağrıştırmaktadır.
Kelimelerin ifade ettiği manaları değiştirmek, kullanım kaymalarını
da beraberinde getiriyor. Hayatımıza, Batı değerleri (istemeyerek de
olsa) girmeye başladığında ta’dili algılama biçimi, tatil
algılayışında yok olup gitti. Böylece tadil yerine, tatili kullanır
olduk.
“İki günü
müsavi olan aldanmıştır.” prensibini baş tacı etmemiz gereken
bizler, uygulamada tatili nasıl kabul ediyoruz. Neler yapıyoruz
tatilde? Tatil deyince neler hücum ediyor? Beraber cevap arayalım
Kişiler
ne iş yaparlarsa yapsınlar hafta sonunu iple çeker hale geldi.
Bayram tatilleri, yılbaşı tatilleri, büyük sevinç kaynağı
birçoklarımız için. Öğrenciler yaz tatili diyor başka bir şey
demiyor.
Ne mi
yapıyoruz tatilde? Deniz kenarlarında culamış tavuklar gibi
kızarmak, piknik yapacağız diye güzelim tabiatı ziyan etmek, çevreye
kullanılmış çocuk bezleri savurmak, görgüsüzce yiyip içmek... Gezmek
ama şuursuzca, ibret almadan, bilmeden, rasgele... Yatıp uyumak,
uzanmak, televizyon karşısında radyasyon yağmuruna saatlerce tutulup
sersemleşmek... Sebepsiz maceralara atılmak, günübirlik duygularla
sarmaş dolaş olmak.
Gerçek
manasını düşünüp tadili düşünüp tatil yapamaz mıyız? Elbette ki
evet.
Plansız
yaşamak nasıl mümkün değilse; plansız tatil de imkansızdır. Önce
plan! Neler okuyacağımız planlanmalı nereleri gezeceğiz, hangi
mekanları ziyaret edeceğiz, nerelerde konaklayacağız, bir bir tesbit
edilmeli. Hangi dostlarla bir araya gelinecek, büyüklerimizden,
âlimlerimizden hangileriyle şereflenilecek, programlanmalı.
Gezilecek tarihi yerler önceden araştırılmalı, ibret vesikası olacak
olaylar bilinmelidir.
Yeme içme
(meşru olanlar) mübah, çevreyi kirletmek mübah değildir. Kur’an
ayetlerini nasıl biliyorsak; çevre ayetini de öyle bilmeli, yeni
nesle bu hakikatleri anlatmalıyız. Tatillerde bunlara dikkat
kesilmemiz elzemdir.
Evinde
tatilini geçirmek zorunda kalanlar, pek bir şey kaybetmiş
sayılmazlar. Ancak televizyona alternatif meşguliyetler bulma
noktasında ısrar edilmeli. Zihnimiz çöplük değildir. Daha ilk
bakışta amacı belli olan filmlerin bizlere ne faydası olabileceğini
derin derin düşünelim. Hafızalarımız dumura uğramasın.
Lütfen
Tefekkür!
Arap
kabilelerinin birinde, halkın olaylar karşısında kendisine danıştığı
bir adam vardı. Bir gece kabilenin tüm köpekleri ölmüştü. Sabahleyin
kabile halkı, dervişin kapısını çalarak durumu anlatmışlar. Derviş
“sizin” demiş “kurtuluşunuz onların ölümüyleydi.” Bir şey
anlayamamışlar, çaresiz evlerine dönmüşler. Ertesi gece kabilenin
tüm horozları ölmüş. Yine dayanmışlar kapıya, hikmetini sormuşlar.
Derviş yine “Onların ölümü sizin kurtuluşunuzdur.” demiş. “Ya hu”
demişler. “Köpekler evimizi bekliyor, horozlar bizi sabah
uyandırıyorlardı. Onların ölümünün bize nasıl yararı olabilir.?”
Derviş “Tüm sırları nefsinde saklayan Allah daha iyi bilir.” Demiş.
Bir sonraki gece, hiçbir evin ocağında veya bahçesinde ateş
yakılamamış, ne kadar uğraşmışlarsa başaramamışlar. Başlarına bir
bela geldiğini düşünerek tekrar dervişe gelmişler. Sizi demiş
“uğrayacak bir beladan kurtarabilir.” Yine akıllarının çemberine bir
şeyler takıldığı halde evlerine dönmüşler.
Bir gece
sonra, düşman kabile bir saldırıya geçmiş köyün yakınındaki tepeden
bir bakmışlar ki ne bir ışık var, ne köpekler havlıyor, ne de horoz
ötüyor, köyün terk edilmiş olduğunu düşünerek geri
dönmüşler. (Gezgin,
Sadık Yalsızuçanlar s.107)
Ne Zaman
Okuyacağız?
- Ümmi
bir Peygamber’e sallallahu aleyhi ve sellem, Rabbimizin ilk emrinin
neden “Oku” olduğunu bir defa daha düşünmeye başladığımızda...
-
Tarihimizde, evlendiği ve babasının vefatı nedeniyle, sadece iki gün
okuyamadığı için kendine kahreden, örnek insan (Fahreddin er
Razi)ların var olduğunu yeniden hatırladığımızda...
-
Okurken, uzun saçlarını duvardaki çiviye bağlayıp; uykusu geldiğinde
başı aşağı düşünce, derin bir acı hissederek gözünü açan ve
okumasına devam eden âlim(İbn Teymiyye)lerin, bizim kültür mirasımız
olduğu bilincine vardığımız zaman...
-
Endülüs’te yazılan bir kitabın (zamanın şartlarında kısa
sayılabilecek) bir ay gibi bir zamanda eline ulaşabildiği için
kızan, neden daha erkenden kitaba ulaşamadığını sorgulayan
insan(Gazali)ların, yazdığı yüzlerce eserin üç tanesinin bile adını
söyleyemediğimiz gerçeğini fehmettiğimizde...
-
Okumayla oluşturulan bir medeniyetin hâkim olduğu 16 milyon
kilometrekarelik bir alanda, mutluluklar yaşandığı, şimdi ise 800
bin kilometrekare gibi daracık bir toprak parçasında, mutsuz
insanların mutsuz hayatlar paylaşmak durumunda kaldığı gerçeğini
kabul ettiğimizde...
-
Çocuklarımıza, önce okumanın önemini öğretmek yerine, bilgisayar
oyunlarını öğretmeyi terk ettiğimizde...
- Şehrin
ücra köşelerindeki alışveriş merkezlerini, adım adım gezerken; kitap
reyonlarını yetim bırakmaya bir son verdiğimizde...
-
Gerekli-gereksiz birçok şeye para ayırıp; bizlere hitap eden
herhangi bir gazeteye para ayırmayı zül addetmediğimiz an...
-
Hediyeleşirken, modern asrın bizlere dayattığı eşyalar yerine, en
önemli hediyenin kitap olduğuna inanarak, dostlarımıza kitap hediye
etmeyi tercih ettiğimiz zaman...
-
Beğenmesek de, Batı Medeniyetinin de bir “okuma” medeniyeti olduğunu
ikrar ettiğimizde...
-
Günlerce emek verilip; binbir zahmetle üretilen dergilerimizi,
elimize alıp, sayfalarını bile karıştırmadan bir kenara atma
yanlışına, nokta koyduğumuzda...
- “Bu
bizim cemaatin yayın organı, ben Allah rızası için alıyorum,
okumasam da olur,” anlayışını bıraktığımızda...
-
Mutfaklarımızın robotlar istila edip dururken, ev hanımlarının
sessiz kalmayıp; “Robota, rondoya hayır! Kitaba evet,” kampanyası
başlattıklarında...
- Okumak
için uydurulmuş ne kadar mazeret varsa geçersiz ve şeytanî
mazeretler olduklarını nefsimize inandırdığımız vakit...
-
Son
olarak, okumanın ne kadar zevkli bir uğraş olduğunu tatma şerefine
nail olduğumuzda, OKUYACAĞIZ.
Fıkranın
Anlattığı!
İç
Anadolu köylerinin birinde bir vatandaş namazını hiç kaçırmazmış. Ne
var ki, namazda okuyabileceği bir tek duayı ezberden biliyormuş,
“Ettehiyyatü” duası.
Camide
ikindi namazına hazırlık yapılıyor. Kış mevsimi, herkes camide.
Bizimki sünnete niyet edip “Allahuekber” diyerek namaza başlıyor,
“Ettehiyyatü lillahi vettayyibatü” diye hafif sesle okurken başka
bir köylü şöyle sesleniyor:
-
“Oku
bakalım oku!” oturunca ne halt işleyeceksin.
ÖZDEN...
Hair
Dressır
Hayır
direşir
Hayır
dırestır
Ha ir
dreşer
Ha bire
sır
Berber
Dükkanı
Biz Alman
mıyız?! Türkiye’de değil miyiz?!
ÖZLEDİKLERİMİZ: Sözü, sohbeti dinlenir, nur yüzlü piri fani
büyüklerimiz.
SAYISINI
AZ BULDUKLARIMIZ: Takdirde cömert; tenkitte cimri davranan insanlar.
|