|
Nur- 32
“İçinizdeki bekârları,
kölelerinizden ve câriyelerinizden iyi olanları evlendirin. Eğer
yoksul iseler. Allah onları lütfu ile zenginleştirir. Allah lütfu
bol olandır, bilendir.”
Evet toplumda evlenmemiş tek bir
insan kalmayacak. Bir kadının ve bir erkeğin mutlaka eşe sahip
olması gerekecek. Bu olursa toplum içinde temiz bir hayat yaşanır,
bu olursa toplum içinde Allah’ın istediği mahremiyet de korunur, bu
olursa zinasızlık da gerçekleşir, bu olursa iffetler ve namuslar da
korunmuş olur. Eğer toplum içinde evlenme sağlanamazsa kesinlikle
erkeğin de kadının da hayasını korumak mümkün değildir. Eğer toplum
içinde evlenmemiş bir erkek, bir kadın kalmayacak biçimde bir nikâh
uygulamasını gerçekleştire-mezsek kadını da erkeği de temiz bir
ortama çekmemiz mümkün olmayacaktır. Erkek ve kadın olarak bir
insanın fıtrî, cinsel ihtiyacı helâl yoldan karşılanacak, doyuma
ulaştırılacak ki onun kendisinden istenen sorumlulukları yerine
getirmesi söz konusu olsun.
Öyle değil mi? Meselâ fıtraten
yemek zorunda olan bir adamın önüne helâl olan hiçbir rızık
koymasak, sonra da desek ki tüm rızıklar yasaktır. Ne yapar bu adam?
Eh yemek insanın fıtrî bir ihtiyacıdır. Yaşamak için yemek
zorundadır. Adamın karşısında helâl yiyecekler olmalı, şunları,
şunları yiyebilirsin ama şunlar yasaktır denmeli ki adam buna riâyet
edebilsin. İşte aynen bunun gibi insanın fıtrî bir ihtiyacı vardır
ki o da cinsel ihtiyaçtır. İnsan midesini helâl rızıkla, kafasını,
kalbini Allah bilgisiyle doyurmak zorunda olduğu gibi cinsiyetini de
helâl olarak doyurmak zorundadır. İşte bakın Allah öyle buyuruyor:
Ey müslümanlar, sizden,
içinizden evli olmayanları, bekârları, dulları, kocasızları,
kadınsızları, yâni nikâha ihtiyacı olanları mutlaka nikâhlandırın,
evlendirin. Hiç evlenmemiş kızlarınızı, oğlanlarınızı, boşanmış dul
kadınlarınızı, boşanmış dul erkeklerinizi, ihtiyar erkeklerinizi,
ihtiyar kadınlarınızı yâni ölümlerine kadar nikâha ihtiyacı olan
herkesi evlendirin. Evet bu hitap müslüman bireye, müslüman babaya,
anaya, müslüman topluma, yâni hepimizedir. Öyleyse Rabbimizin bu
emri gereği büluğ çağına gelip de evlenmeyi bekleyen kızlarımızı,
oğullarımızı hemen evlendireceğiz. Boşanmış ya da eşleri ölmüş kadın
ve erkek kardeşlerimizi hemen evlendireceğiz. Tabii iddetleri biter
bitmez. Kocası ölmüş veya boşanmış bir kadın iddeti biter bitmez
hemen süslenme hakkına ve evlenme hakkına sahiptir. İster genç yaşta
olsun, ister orta yaşta olsun, isterse ihtiyar olsun fark
etmeyecektir. Ayrıca:
Kölelerinizden ve
câriyelerinizden sâlih olanları, samimi müslüman olanları da
evlendirin. Sâlih olan ve evlendikleri zaman eşlerine karşı
sorumluluklarını yerine getirebileceklerine güvendiklerinizi de
evlendirin. Yâni onlar içinden bir başkasının hayatını
mahvetmeyeceklerine güvendiklerinizi evlendirin. Evet hür olan erkek
ve kadınlarınızı evlendirmeye teşvik etmemizi isterken Rabbimiz
sâlih olan câriye ve kölelerimizi de evlendirmemizi emrediyor. Ve
yine dikkat ederseniz hür olan kimseler hakkında kullanılmayan sâlih
kavramı köleler ve câriyeler hakkında kullanılıyor. Evet kölenin de
câriyenin de evlenmeye hakkı vardır. Onun da cinsel ihtiyacı vardır.
Evet, müslümanlara yapılan bu
emir bir tavsiye niteliğindedir ve toplum içinde hiçbir kimse bekâr
kalmayacak biçimde müslümanlar bu sorumluluklarını yerine getirmek
zorundadırlar. Toplumun düzelmesi, toplumun temizlenmesi için,
toplumun iffetli ve hayalı bir toplum olabilmesi için tüm
müslümanların buna riâyet etmeleri gerekmektedir. Ya müslümanlar bu
görevlerini yerine getirerek, tertemiz bir toplum oluşturarak, namus
ve iffetlerini koruyarak sonunda cennete doğru giderler, ya da bu
sorumluluklarından kaçarlar, evlenemeyenlere yardımcı olmazlar,
bunun sonucu olarak da toplumda nikâh dışı gayri meşrû ilişkiler
yayılır ve kirli bir toplum oluşur, Allah’ın gazabı o toplum üzerine
olursa, işimiz biter. Allah korusun! Bu iş için şu materyalist
toplum içinde en büyük dert ekonomik derttir..
Birinci olarak, ister kız olsun
isterse dul olsun, kimi kadınlar, kimi erkekler şöyle düşünüyorlar:
“Efendim, benim param var, pulum var, imkânlarım var, çevrem var.
Benim bu durumda evlenmeye hiç de ihtiyacım yoktur.” Meseleye sadece
ekonomik güç noktasından bakarlar.
Kimi kadınlar ve erkekler de
bunun tamamen aksine, “benim hiçbir şeyim yok. Ne param var, ne
pulum var, ne imkânım var. Bu durumda evlilik kim ben kim? Ben nasıl
evleneyim?” diye düşünürler.
Meselenin bir üçüncü boyutu da
diğer müslümanların tutumudur. Yahu benim ne gücüm var ki bu
müslümanların evlendireyim? Etim ne, budum ne ki bu iki garibanı
evlendirmeye el atayım? Bir şeyler harcasam kendim aç kalacağım
diyerek bu işe yardımcı olmaktan kaçıyorlar. Bir taraftan
kendilerine yapacakları harcamaları çoğaltıyorlar. Meselâ
çocuklarını evlendirirlerken çok büyük harcamalar yaparak, çok
pahalı düğünler yaparak hakları olmadığı halde toplumda sosyal
ahlâkı, ekonomik dengeleri altüst ediyorlar, evlenmeleri, düğünleri
zorlaştırıyorlar.
İşte bu üç şekilde bir toplum
içinde ekonomik sebeplerle ev-lenmenin, nikâhın engellenmesi
toplumun en büyük belâlarından birisidir. Çünkü ekonomi hayatın
temeli değil ki. Hayatın temeli imandır. Toplum müslüman olsa,
Müslümanlığı ön plana çıkarsa, ‘ben bir müslüman olarak Rabbimin
helâl kıldığı nikâhla bu nimetten istifade edeyim’ diye karar verse
ekonomi engel mi olacak? İşte Rasûlullah efendimizin kendisinin,
kızlarının, sahâbesinin evlenme modelleri önümüzde. Onların örnek
hayatları o kadar güzel, o kadar kolaydır.
Evlenecek kızımızın nasıl olsa
iyi kötü evde bir yatağı vardır, oğlumuzun da bir yatağı vardır.
İşte bu iki yatağı birleştirdiniz mi tamam. Yiyecek mi? Eh zaten
evimizde oğlumuz da yiyor, kızımız da yiyor. Aç değiller ki şu anda
onlar. Aynı ekmeği birleştirip yiyip giderler. Ama öyle değil de
hayatı eşyaya, hayatı modernizme bağlarsanız, hayatı bunlarla
boğarsanız elbette bu iş zorlaşacaktır. Kızımız şu anda çıplak mı?
Üzerinde bir elbise yok mu? Oğlunuz giyinik değil mi? Tamam. Başka
neye ihtiyaç var? 25-30 yaşına gelmiş bir kız ve bir erkek düşünün.
Böyle bir delikanlının, böyle bir kızın yağlı ballı ama kocasız,
karısız yaşaması mı daha iyidir, yoksa evli ama az malla iktifa
etmesi mi daha tatlıdır? Hangisi daha mutlu eder onları? Altında bir
çulu olsa bile, kuru ekmekle ömür sürse bile kocasıyla güzellikle
beraber olması onun için daha tatlıdır değil mi? Tüm aileler, tüm
ailelerin kızları, erkekleri bunalımda değiller mi bu açıdan? Ne
hakkımız var hayatı böyle zorlaştırmaya?
İşte şu anda görüyoruz,
duyuyoruz ki kimi kâfir ve zalim toplumlar, nikâh dışı ilişkilerle
bu ihtiyaçlarını Allah’ın istemediği yollarla karşılıyorlar. Yâni
bizler de böyle mi yapalım? Hayır, işte bunun alternatifini
anlatıyor Rabbimiz. Böyle bir pisliğe düşmek istemiyorsanız
evlenmeyi kolaylaştırın, müslüman kardeşlerinizi evlendirin. İşte
bunun çaresi, bunun alternatifi budur.
Şimdi söyleyin bana şu
babalardan hangisi daha güzeldir? Bir baba düşünün ki gidip bir
müslümana diyor ki evlâdım, kardeşim benim bir kızım var, sen onunla
evlenir misin? Meselâ Ebu Bekir efendimiz geliyor Allah’ın Rasûlüne,
ya Rasulallah benim kızımla evlenir misin? diyor. Bir başka baba Hz.
Ömer kocası ölmüş kızının iddeti biter bitmez Ebu Bekir’e gidiyor
ve ey Ebu Bekir benim kızımla evlenmek istemez misin? diyor. Ey
Osman benim kızımla evlenemez misin? diyor. Böyle bir baba mı daha
güzel? Böyle bir baba mı kızını düşünüyor? Yoksa kızım işte ev, işte
ekmek, işte para, pul. İşte seveceksen benim çocuklarım, benim
torunlarım gel babanın evinde otur diyen zalim bir baba mı daha
fazla kızının fıtratını düşünüyor? Söyleyin hangisi iyi bunların?
Hangisi merhametli? Sen keyfine göre karınla beraber ol, birinci
yetmedi ikinciyi, üçüncüyü al, eşinden bir hafta bile ayrılığa
tahammül etme, ama bekâr kızın, kocası ölmüş ya da boşanmış kızın
eşsiz kalsın. Bu nasıl bir iş? Nasıl bir babalık bu?
Sen ey müslüman eşini koynuna
almışsın, bir gün bile ondan ayrılığa tahammül edemiyorsun da bu
çevrendeki eşsiz müslümanları hiç düşünmüyor musun? Yıllardır
kocasızlığa dayanamayarak yatağını, yastığını göz yaşlarıyla sulayan
o dul kadınları, o bekâr erkekleri hiç düşünmüyor musun? Siz ey
oğullar analarınız, babalarınız öldüğü zaman dul kalmış analarınızı,
babalarınızı hiç düşünmüyor musunuz? Dul kalmış kardeşlerinizi
düşünmüyor musunuz? O zaman yapabiliyorsanız, siz de ayrı kalın
hanımlarınızdan, kocalarınızdan. Becerebiliyor musunuz bunu?
Kendiniz için düşünemediğiniz bir şeyi nasıl oluyor da kızınıza,
oğlunuza böyle bir şeyi lâyık görebiliyorsunuz? Bu işin yolu
kalplerin Kur’an ve sünnetle dolmasına, gönüllerimizin kitap ve
sünnetle atar hale gelmesine bağlıdır.
Eğer hadiselere
kitap ve sünnetle bakabilecek, hayatı vahiyle sorgulayabilecek bir
noktaya gelebilirsek elbette bunlar çok kolay hâle gelecektir.
Bizler şu anda kitabın bu âyetlerini bilmediğimiz için, bu kitabın
pratiği olan Rasûlullah efendimizin bu konudaki uygulamalarından
habersiz olduğumuz için, sahâbenin evlenme ve evlendirme modellerini
tanımadığımız için bizim toplumuzda ya Katolik bir anlayış, ya
Protestan anlayışı, ya Yahudilik ya da örfler hakim olmuştur.
Bakın buyuruyor ki Rabbimiz:
‘Eğer onlar fakir iseler Allah
onları zenginleştirecektir.’ Yâni nasıl bir hesabın içindeyiz bizler
böyle? Sanki şu anda zengin olanlar kendi kafalarıyla, kendi plan ve
programlarıyla mı zengin olmuşlar? Nasıl da böyle kâfirler gibi
düşünüyorsunuz? Öyleyse bırakın, Allah’ın fakir kulları da
evlensinler. Ne olur yâni bir yatak bir yorganla evlendiriverelim,
başka hesapların içine girmeyelim, bak işte Allah onları da
zenginleştireceğini haber veriyor. Yâni Rabbimiz bu âyetiyle
müslümanlara “bırakın şu para pul hesabına girmeyi” buyuruyor. Niye
Allah’ın lütuf ve ihsanlarından ümit keserek kendi kendinize bu tür
materyalistçe hesapların içine giriyorsunuz? Halbuki Allah’ın lütfu
geniştir. Dilediğine hiç ümit etmediği yerden, hiç beklemediği,
hesap edemediği kadar rızık yağdırır. Yâni kime ne kadar vereceğini?
Kimin neye ihtiyacı olduğunu herkesten daha iyi bilendir. Kullarını
doyurmak asla O’nu fakir düşürmez. O’nun hazinesi asla bitmez.
|