AHMET HAMDİ AKSEKİ

Ahmet Belada;


 

Bir gün Evkaf Umum Müdürü Ahmed Hamdi Akseki’den; imam ve hatiplerin, hatta köylü, kentli bütün vatandaşların okuyup istifade edebilecekleri, itikad, ibadet ve ahlak konusunda bir kitap yazmasını rica eder. Buna sebep olarak da bu konuda yazılmış pek çok Arapça eser bulunduğunu fakat imam ve hatiplerin çok az kısmının (o da zorlukla) bunları anlayabildiğini, halihazırdaki imam ve hatiplerin ekserisinin bu kitapları anlamadığını, ilerde gelecek olanların da neredeyse tamamının bunları anlayamayacağını, bu boşluğun doldurulması, bu ihtiyacın giderilmesi gerektiğini söyler ve mümkün olursa böyle bir kitabı kendilerinin bastırıp meccanen imam ve hatiplere dağıtacaklarını da ilave eder. Böylece Ahmed Hamdi, “İslam Dini- İtikad, İbadet, Ahlak” isimli eserini yazmaya başlar. (1)

Böyle yazılmaya başlanan ‘İslam Dini’ kitabı alanında tek olma özelliğini kazanan ve Cumhuriyet tarihinin resmi makamlarca çıkartılmasına müsaade edilen bir kaç kitaptan biridir.

Kitap, dinler tarihi ve mezhepler, itikad ve ibadetin yanı sıra İslam Ahlakı’ndan bahseden, İslam’ın ana kaynaklarından yararlanarak hazırlanan değerli bir eser, ciddi bir boşluğu dolduran kıymetli bir hazinedir.

Merhum Akseki’nin hizmet sahası nasıl diyanet olarak anılıyorsa, eser olarak da İslam Dini ile hatırlanmaktadır.

Cami imamı olan Mahmut Efendi’nin oğlu olan Ahmet Hamdi, Antalya’nın Akseki ilçesine bağlı Güzelce köyünde 1887 yılında dünyaya geldi. İlk hocalığını babası yapmıştır. Annesi Hatice Hanım’ın kendisi 12 yaşındayken vefat etmesi, onun kaybettiği anne sıcaklığını ilimde aramasına sebep olmuştur. Babasından hafızlığı ikmal ettikten sonra, 14 yaşında medrese tahsili yaparken öğrendiği mühür kazma işiyle beraber tahsilini sürdürdü. Daha sonra İstanbul’a giderek orada birçok değerli hocalardan muhtelif derslerin yanı sıra M. Akif Ersoy’dan da Arap edebiyatı dersi aldı. Medrese tahsilinin yanı sıra o zamanki üniversiteye girdi. Birincilikle bitirdiği Dar’ul Hilafeti’l- Aliye’den sonra, Medresetü’l Mütehassisin’e girdi. Bilahare, ruus (doktora) imtihanını vererek dersiam (profesör) oldu. Böylece üniversite hocalığını kazandığında 32 yaşındaydı.

                                    YAZARLIĞI

1908’den itibaren çıkmaya başlayan Sırat-ı Müstakim ekibi içinde yer aldı, daha sonra Sebilürreşad adıyla devam eden bu dergide çokça yazı yazdı. Balkan Harbi’nden önce Bulgaristan’ı dolaştı. Oradaki intibalarını bu mecmuada neşretti. “Bulgaristan Mektupları” adıyla yayınladığı bu yazısında henüz başlamadan Balkan Savaşlarının çıkacağını anlayarak gerekli mercileri bilgilendirmiştir. Ayrıca bu dergide “Akaid-i İslamiye” ve “İslam’da Teaddüd-i Zevcat’ın Mahiyeti” tefrika edilmesine rağmen kitaplaştırılamamıştır.

O yazılarından birinde, İslam dünyasının kurtuluşunu şu anlayışa bağlıyor. “...Önce de söylediğimiz gibi bugün İslam Dünyası’nın kurtulması için bir çare vardır. O da İslam’ın terakkisine (gelişme) set çeken bir takım hurafeleri, müslümanları birbirlerinden ayıran milliyet fikirlerini kaldırarak bütün müslümanlar arasında gerçek bir vahdet, Müslümanlığın icaplarından olan halis bir kardeşlik meydana getirmektir. Hangi vesile ile olursa olsun müslümanlar arasında böyle bir vahdet vücuda gelirse o dakikadan itibaren İslam Dünyası’na felaketten kurtulmuş, kendisi için vaat edilen istikbale doğru açılmış gözüyle bakabiliriz. Şu iyi bilinmelidir ki, dinsizlik fikri ne kadar tehlikeli ise milliyetçilik fikri de o kadar tehlikelidir...” (3)

 Yazarlığı sırasında, müslümanların birlik ve beraberliğini sağlamanın yanı sıra İslamî esaslara uygun bir hayatın hâkim olabilmesi için irşat görevini de yerine getirmiştir.

                                              

EĞİTİMCİLİĞİ

Medreset’ül Mütehassisin’in son sınıfında iken, Heybeli Mekteb-i Bahriye-i Şahane’de öğretmenliğe başlayan Ahmet Hamdi Akseki, Şeyhulislam Mustafa Hayri Efendi ve hocası İzmirli İsmail Hakkı’nın himmetiyle başladığı Din ve Ahlak derslerinin yanı sıra Din Felsefesi  dersleri de verdi. Bu dersleri işlerken ortaya koyduğu yöntem, takdirle karşılandı. Derslerini işlerken anlattığı konuları müspet ilimlerle de bağdaştırması, talebelerin derslere olan alakalarını artırmış, dersleri merakla beklenen derslerden olmuştur.

Bu metot diğer öğretmenlerin de dikkatini çekmiştir. Nitekim ders notlarını “Dini Dersler” adı altında üç kitap olarak bastırmıştır.

Aynı zamanda, Aksaray Valide Sultan, Dolmabahçe, Üsküdar Mihrimah ve Hırka-i Saadet camilerinde kürsü şeyhliği yapmıştır. Diğer taraftan Medresetü’l İrşad’da, Tarih Felsefesi, Psikoloji ve Sosyoloji derslerine girdi.

 

MİLLİ MÜCADELE HAREKETİNDE

 Çok başarılı olduğu bu görevlerinin hepsini bırakarak milli mücadele saflarına katılmak üzere Ankara’ya gitti. Verdiği vaaz ve konferanslarla halkı bilinçlendirmeye çalışırken diğer taraftan da Ankara Lisesi’nde dînî ilimler okuttu.

Evkaf Vekâleti Tedrisatı Umum Müdürlüğü yaptığı yıllarda medrese programlarının ıslahı konusunda ciddi çalışmalar yapan Aksekili Hoca mezkûr kurumun ilgasından sonra İstanbul’a geldi ve Darülfünun İlahiyat Fakültesinde Hadis ve Hadis Tarihi dersleri okuttu. Aynı yıl Diyanet Reisliğine tayin edilen Rıfat Börekçi’nin isteği üzerine reisliğin müşavere heyeti üyeliğine getirildi.(5)

 

HOCA EFENDİ İSTİKLAL MAHKEMESİNDE

Ahmet Hamdi Akseki 1920 yılında kurulan Tarikat-ı İslâhiye (*) Cemiyetine üye olduğu ve hareketlerine katıldığı gerekçesiyle 1925’de Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmış, mahkeme cemiyetle ilgisi olan 11 kişiyi idama mahkûm ederken, birçok kişiyi de ağır hapis cezasına çarptırmıştır. Cemiyetle ilgisi olmadığını ispat eden Akseki berat etmiştir.

 Beraatin akabinde mahkeme reisinin şu sözleri dikkat çekici: “Mahkeme kurulu sizden yararlanacağına inanıyor. Şu şartla ki, inkılâbın bugünkü esaslarına en ufak bir uygunsuzluk yapmamalısınız. Durumunuz ve gençliğiniz bakımından bilhassa Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden sonra da vatanî hizmetlerde bulunabilirdiniz ve bulunabilirsiniz. Bu bakımdan beraatınıza karar verildi.” 19-7-1925 (6)

 En güzel hizmetlerinden birini de Diyanet Teşkilatında yapmıştır. Özellikle Hak Dini Kuran Dili’nin yazılması ve Sahih-i Buhari’nin Tercümesini yaptırması, ilaveten birçok dînî neşriyata sebep olması takdire şayandır. Din hususunda oluşan boşluğu doldurma adına çok ciddi gayret sarf eden Hoca Efendi, eserlerinde ve konuşmalarında devrin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundururdu.

 

TÜRKÇE KURAN MESELESİ

Ahmet Hamdi Akseki, Şerafettin Yaltkaya’nın Diyanet Reisliği yaptığı dönemde ciddi sıkıntılar yaşamıştır. İsmet İnönü’den Kur’an’ın Türkçe okutulmasını sağlaması halinde ölünceye kadar o makamda kalması talimatını alan Yaltkaya bu konuda çok uğraş vermesine rağmen Ahmet Hamdi’nin büyük gayreti bu hâli önlemiştir.

Yaltkaya’nın, “Arapça’dan başka dillerde de ibadet edilebilir” şeklindeki ifadesi dikkat çekicidir. Bugün aynı görüşü savunanlara dikkatinizi çekerim.

O günkü iktidarın durumunu anlamanız için size iki alıntı yapmak istiyorum:

Milli Şef’in Matbuat Umum Müdürü Vedat Nedim Tör, Kur’an’dan İktibaslar isimli eseri neşretmesi üzerine, Eşref Edip Bey’e şu resmi yazıyı gönderir:

 “Bizler ne şekilde, her ne suretle olursa olsun, memleket dâhilinde dînî neşriyat yapılarak, dînî bir atmosfer meydana getirilmesine ve gençlik için dînî bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz.” 17 Mayıs 1942 (7)

Görüldüğü gibi dînî içerikli kitabın basılmasına müsaade edilmediği gibi, gazetelerde de dini ve dindarları övücü yayın ve dizilerin yayınlanmasını yasaklamışlardır. Diyanet İşleri Başkanlığını yaptığı yıllarda Hacca gitmek istemesine rağmen İsmet İnönü gitmesine müsaade etmemiştir. Bu şartlar altında hizmet etmenin zorluğunu varın siz düşünün. Öyle ki dönemin başkanı: “Din zehirdir” diyebilmiş. İnönü ise Taksim mitinginde: “Din medenî hayatı yaşamaya engel bir zehirdir” şeklinde konuşmuş, “...din fikrinin kafalardan silinmesi için 30 yıla ihtiyaç olduğunu” beyan eden başbakanların ülkeyi idare ettikleri dönemde Ahmet Hamdi Akseki fevkalâde hizmetlerde bulunmuştur.(8)

  Bu şartlarda niçin bu makamda oturuyorsun diyen Necip Fazıl Kısakürek’e : “Hakkın var! Ben daha fazla fenalığa mani olmak için bu makamda oturuyorum.” diyen iyi kalpli ve yürekli Akseki üç gün hasta yattıktan sonra 9 Ocak 1951’de vefat etmiştir. Garp ve Şark kültürüne sahip, dört dil bilen, 50 adet eser veren Hocaefendi Ankara Cebeci Asrî Mezarlığına defnedildi. (9)         

 

* Tarikat-ı Salahiyye ya da “Tarik-i Salah”: İlmî ve askerî zevat karışımından, “Hürriyet ve İtilafçı “ ve “İlay-ı Vatan”cı kimselerden oluşan, Kiraz Hamdi Paşa tarafından 1920 Eylülünde kurulan ve yeraltı faaliyetinde bulunan, 1922 yılında faaliyetleri durdurulan bir teşkilattır. Üç kategoride faaliyet yürüten bu cemiyet üyeleri 1925 yılında İstiklal Mahkemelerinde yargılanmışlardır. (Geniş bilgi için: Tarık Zafer Tunaya: Türkiye’de Siyasal Gelişmeler (1876- 1938) Mütareke / Cumhuriyet ve Atatürk S. 151- 159)

 

 KAYNAKLAR   

 1-Ahmet Hamdi Akseki, İslam Dini İtikad, İbadet, Ahlak, S. 3, Nur yay. Ankara

2-Vehbi Vakkasoğlu, Osmanlıdan Cumhuriyete İslam Âlimleri, S.179-180 Cihan yay. İstanbul, 1987

3-İsmail Kaya, Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi/Metinler - Kişiler, C-II, S 194

4-a.g.e

5-Vehbi Vakkasoğlu, Osmanlıdan Cumhuriyete İslam Âlimleri

6-a.g.e

7- Ali Fuat Başgil: Din ve Laiklik –Önsöz

8- İslam Âlimleri, S- 192

9- Türkiye’de İslamcılık Düşüncesi, İ. Kara, S- 205

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.