Hasan Basri Çantay
Çantayzâdeler veya Çantay
oğulları adıyla bilinen köklü bir aileden gelmekte olan Hasan
Basri Çantay 1887 tarihinde Balıkesir’de dünyaya geldi. Babası
güzel ahlak sahibi, ticaretle uğraşan Halil Cenabî Efendi,
annesi iyiliksever ve güzel ahlaklı Hatice Hanımdır.
Hali vakti yerinde olan bir
ailenin tek erkek çocuğu olan Çantay itinalı bir şekilde
büyütülmüştür. O dönemdeki bütün çocuklar gibi Hasan Basri de
ilk eğitimini aile ocağında aldı. İlkokulunu bitirdikten sonra
Balıkesir idadisine kaydoldu.
Çok başarılı olduğu okulunda
okurken babasını kaybetti. Daha önce meydana gelen depremden
dolayı bir hayli zarara uğrayan ticaretin başına geçince okulunu
yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Yakınlarından yeterli destek
göremeyen Hasan Basri genç yaşta üç kız kardeşi ve annesinin de
sorumluluklarını yüklenmiştir.
KENDİNİ GÖSTERME ÇALIŞMALARI
VE İLK MEMURİYETİ
Depremde zarar gören meşhur
Zağnos Mehmet Paşa Cami’ni yaptıran Balıkesir mutasarrıfı Ömer
Ali Bey’e aruz vezniyle, güç bir kafiye kullanarak elli beyitlik
bir şiir yazar. Şiiri çok beğenen Ömer Ali Bey, Hasan Basri’yi
yanına çağırarak ondaki kabiliyeti fark eder. 80 kuruşluk maaşla
Nafia dairesinde görevlendirir. Bu memuriyet, yükünü kısmen
hafifletirken, aynı zamanda yarım kalan tahsilini tamamlar.
Özellikle mutasarrıf Ömer Ali Bey, onu sürekli okumaya ve
yazmaya teşvik etmekteydi.
Bir tevafuk neticesinde
Mevlevîhane medresesinde babasının dostu Ragıp-Zâde Ahmet Naci
Efendi’yle tanışırlar. O zat Hasan Basri’nin eğitimi için ne
gerekiyorsa yapmaya gayret etmenin yanı sıra, maddî manevî bütün
ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyordu.
Balıkesir mutasarrıflığına
tayin olan büyük ilim ve fikir adamı Mehmet Ali Ayni, Hasan
Bey’i yanına özel kalem müdürü olarak alır. Kendisine
güvenenleri utandırmayan, bulunduğu konumu asla suistimal
etmeyen Hasan Basri Çantay tahsilini tamamlar, ayrıca hukuk,
edebiyat ve felsefe dallarında da hayli mesafe kat
eder.
BASIN HAYATI
Bazı zevatın himmeti
olmuşsa da kendi kendini yetiştirmeye çalışan Çantay içinde
bulunduğu durumu da dikkate alarak halka bir şeyler vermek için
basın hayatına atılır.
1908 Meşrutiyeti’nin ilan
edilmesi Hasan Basri Çantay’ın hayatında bir bakıma ikinci
dönüm noktası oldu. Basın hayatının da o döneme rastlaması
önemli. Çıkarmaya çalıştığı ilk gazete NASİHAT idi. Uzun ömürlü
olmayan bu gazeteden sonra, BALIKESİR gazetesini çıkardı. Burada
yazdığı ilmî, edebî, tarihî ve içtimaî yazıların yanı sıra
hukukî yazıları da hayli tesirli olmuş, bilahare çıkardığı
YILDIRIM gazetesi de ciddi anlamda tesir bırakmıştır. Tedavi
için gittiği İstanbul’da hayli sıkıntı çekmesine rağmen, geri
döndükten sonra KARESİ diye haftalık bir başka gazete daha
çıkarır. Resmi bir hüviyet kazanan Karesi, vilayet matbaasında
basılmaya başlar. Hasan Basri Beyin çıkardığı tüm dergi ve
gazetelere rağmen son olarak çıkardığı ve büyük tesir bırakan
SES gazetesinin yeri apayrıydı. Bu gazeteyle Hasan Basri
Çantay’ın vatan konusundaki hassasiyeti ön plana çıkmakta.
İstila yıllarında çıkan, tahri muhabirleriyle bütün yurttan
bilgi toplayan Çantay, milletin işgalcilere karşı tavır koyması
gerektiğini ısrarla vurgular.
Devletteki ciddi kaos
sebebiyle, her türlü eşkıya ve karaborsacılığın hüküm sürdüğü o
mütareke yıllarında verdiği korkusuzca mücadele takdire
şayandır. Hatta yakın dostlarının ‘başını belaya sokma’
demelerine rağmen bunu yapmış, haksız olarak kimi gördüyse
-padişah ve sadrazam dahil- eleştiren, haklı olarak kimi
gördüyse destekleyen tavrıyla iyi bir mücadele örneği vermiştir.
Vermiş vermesine de bundan dolayı tutuklanmasına karar
verilmiştir.
ZOR, SIKINTILI GÜNLERİ
Yaklaşık dokuz ay kolluk
görevlilerinin aramasından kurtulmak için köy köy dolaşmış ve
kendini gizlemiş, bu zaman zarfında da köylüleri Milli Mücadele
için örgütlemeye çalışmıştır. Her şeye rağmen zoruna giden bu
durum canına tak etmiş. Gittiği yerlerde ilgi görmesine rağmen
yük oluyorum anlayışıyla hayatına son vermeyi düşünür. Kendisi
bu hali şöyle anlatıyor;
“Bu mülahazalar beni çok
rahatsız eti. Müteessirdim... Kafamın içi ateş gibi yanıyordu.
Üzerimde bir rovelver vardı. Böyle, dostlara bâr (yük) olmak ne
büyük azap idi. İşi adeta kökünden halletmek fikri depreşiyordu.
Hatta ‘Vasiyetname’ bile hazırlamıştım. Refika-i Hayatım (hayat
arkadaşım-hanımım) bir ara karşıma dikildi. ‘Bana acımıyor
musun?’ dedi gözümden kayboldu. Bu rüya değildi, hakikatti.
Ağladım, ağladım... Beni bu akıbetten kurtaran dindarlığımdı,
Allah’ın siyaneti idi.”
Balıkesir de bir grup
arkadaşıyla gizlice toplanarak milli mücadeleye karar verdiler.
İşin silahlı mücadeleye kaldığı kesinleşmişti. Gönlü istiklal ve
vatan sevgisiyle dolu bir mücahid bir köşede sessiz kalamazdı.
Bütün sorumluluğu yüklenerek; daha doğrusu başına gelecekleri
göze alarak, yalın kılıç Balıkesir’de ortaya çıkar, böylece
dokuz ay on günlük gizlilik dönemi sona ermiş olur.
BİR HATIRA
Millet olarak başımıza gelen
bu sıkıntıları biraz da kendimizde bulan Hasan Basri, bir
yazısında şöyle der: “...Bizi can evimizden vuran düşman ne
İngiliz, ne Fransız, ne Moskof, ne de Almandır. Kendimiz, kendi
ahlaksızlığımızdır. Ben maddî düşmandan ziyade manevî düşmandan
korkarım. Manevî düşmanımız ahlaksızlığımızdır. Binaenaleyh adam
olmak istiyorsak her şeyden evvel ahlakımıza bir salah
vermeliyiz.”
Maneviyatı da hayli güçlü
olan Hasan Basri’yle ilgili şöyle bir husus anlatılır.
“ Bir güzel gönül sahibi
hacca gitmiştir. Medine’de abdest almaktadır. Yanına yaklaşan
tanımadığı biri, nereden geldiğini sorar. O da İstanbul’dan
geldiğini söyleyince bu adam:
Hasan Basri Hoca’yı tanır
mısın? der. Evet, cevabını alınca da şöyle devam eder.
Döndüğünde selam söyle ve
onu benim için sarıl öp... Başka bir şey söylemesine vakit
bırakmaksızın ortadan kaybolur. Birgün Fatih Camii şadırvanında
abdest almakta iken, kapıdan hoca görünür. Kolları sıvalı
vaziyette hocaya doğru yönelir. Fakat öylece kalakalır. Çünkü
emanet edilen selam içinde sarılıp öpmek de vardır. Hoca ile göz
göze gelirler. O da durup beklemeye başlar. Bir süre böyle
durduktan sonra mütebessim bir ifade ile eliyle yaklaşmasını
işaret eder. Yanına yaklaşınca da “Hadi bakalım, ne duruyorsun,
sarıl da öp” der. Adamcağız şaşkın vaziyette emre uyar ve selamı
da böylece tebliğ eder.”
MEALİ ve AKİF ile DOSTLUĞU
Hakkında “Akifnâme” diye
müstakil kitap yazdığı Akif’le muazzam bir dostlukları vardır.
Çıkarttığı dergiler zamanında gıyaben, milletvekili olduktan
sonra da vicahen tanıştıkları Akif’le karakterleri de birbirine
benzer. Yazdığı hiçbir yazıdan dolayı telif almayan Hasan Basri,
o paralarla ya öğrenci okutmuş, ya da okul yaptırmış veyahut
kendi adıyla cami yaptırmıştır. Öyle ki öldüğünde cebinde
cenazesini kaldıracak para bulunmaz, karısının bir şekilde
biriktirdiği parayla cenazesi kaldırılır.
Övülmekten hoşlanmayan Hasan
Basri, yaptığı nasihatten dolayı ağlayan Ömer Kirazoğlu’na,
“Oğlum keşke benim bu kadar ilmim olacağına, senin kadar imanım
olsaydı...” diyerek iltifat etmiştir.
Akif’le birlikteliği
Ankara’da olur. Aynı evde kalırlar. Hatta Akif, yazdığı bülbül
şiirini Hasan Basri’ye ithaf eder. M. Akif’in İstiklal Marşı’nı
yazmamadaki ısrarını duyduğunda çok üzülür. Maarif Vekili
Hamdullah Suphi Tanrıöver, gelen şiirlerin hiçbirinin İstiklal
marşı olamayacağını ifade edince, Hasan Basri Bey hemen Akif’in
yanına gider, çıkarttığı kâğıda bir şeyler yazıyormuş gibi
harekette bulunur.
M. Akif: “Ne yapıyorsun?”
dediğinde, “şiir yazıyorum” der. Ardından M. Akif’i “İstiklâl
Marşı” yazmaya ikna eder.
Hasan Basri hayatının geri
kalan kısmını Kuran Meali’ne vakfetmiştir. Yazdığı üç ciltlik
kitap şu ana kadar yazılmış en güzel meal olma özelliğini
korumaktadır.
Yeşilay, Verem Savaşı
Derneği, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Türk Hava Kurumu gibi birçok
derneklerde ve hayır kurumlarında aktif görevler alıp hizmet
eden, öğretmenlik yapıp, talebe yetiştiren, haksızın karşısında,
haklının yanında yer alan Hasan Basri Çantay, 4 Aralık 1964
yılında hakkın rahmetine kavuşmuştur. Vasiyeti üzerine, Edirne
Kapı Şehitliği’ne defnedilmiştir. Allah rahmet eylesin.
YARARLANDIĞIM ESERLER
1- Şamil İslam
Ansiklopedisi
2- Kuran-ı Kerim ve Meali
Kerim, Hasan Basri Çantay
3- Hasan Basri Çantay, Doç.
Dr. Mücteba Uğur, Diyanet vakfı Yay., Ankara, 1994
4- Osmanlıdan Cumhuriyete
İslam Alimleri, Vehbi Vakkasoğlu, Cihan Yay., İst., 1987
5- Yılların İzi, Mahir İz,
İrfan Yay. İst. 1975
6- Bir Kuran Şairi, Mehmet
Akif ve Kuran Meali, Dücane Cündioğlu, Birun Yay. İst. 2000