DEĞİŞİK AÇIDAN KADIN
Kadın bir ansiklopedi de
şöyle tarif edilmiş: “İnsanın dişisi. Erkeğin eşi. Dişinin
erişkin olanı. Erkek ve kadın bir bütünün parçalarıdır. Biri
diğeri için vazgeçilmez hayat arkadaşlarıdır.” (1)
Bütünün parçası olan kadın,
merakı biraz fazla olandır. Bunu bir kadın yazarımız Havva
validemizi anlatırken şöyle ifade ediyor:
“İnsanoğlu bir kadının
merakı yüzünden yeryüzündedir. Yaygın inanca göre ilk yasak
meyveyi tadan Havva’dır. Kur’an bu konuda haber vermiyor dahi
olsa “bu ağaçtan yemeyeceksek neden burada duruyor?” gibi
sorular soran ve meyveyi yediği zaman ne olacağını merak eden
bir Havva anlayışı mevcuttur kolektif şuurda... Havva (kadın)
bütün işletim sistemlerimizi çökertebilecek bir virüs. Kadın,
masum bir dosya sanıp download(2) etmekte sakınca görmediğiniz,
ama bir anda bütün dünyanızı cehenneme çeviren; sizi işten
attıran, müşteri portföyünüzü kaybettiren, sizi bir anda “hiç”
yapan gizli tehlike...”(3)
Nihal Bengisu Karaca,
kadınla ilgili bu nitelemede bulunurken; yaşananlardan hareketle
-ne yalan söyleyeyim- ne kadar da doğru ifade etmiş dedim.
Ben de bazı kaynaklardan
alıntılar yaparak farklı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.
KADINLA ERKEK ELMANIN YARISI
MI?
“Boşanmış kadınlar,
evlenmeksizin(4) üç ay hali boyunca bekleyeceklerdir. Çünkü
Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde
yarattıklarını gizlemeleri meşru değildir. (5) Ve bu süre
zarfında barışmak isterlerse, kocalarının onları kabul etmeye
öncelikle hakları vardır. Kadınların (kocaları üzerindeki)
hakları, (kocaların) onlar üzerindeki haklarına eşittir. Ancak
erkekler (bu konuda) onlar üzerinde öncelik sahibidirler.(6) Ve
Allah kudret ve hikmet sahibidir.” (2/Bakara 228; ayrıca bkz:
65/1; 4/34)
Yukarıdaki mealleri,
kadın-erkek boşanmasını anlatmak için değil, kadın ve erkeğin
farkını belirtmek için aldım. Öncelikle şunu belirteyim ki,
insanlık tarihi kadar eski bu olay öyle çok dile getirildi ki,
haliyle bu denli işlenen bir konuda ifrat ve tefritin olmaması
mümkün değil.
Güya hâdiselere eşitlik
ilkesinden bakıyorlar ve kadın ile erkeğin mutlak eşitliği gibi
bir düşünceyle garip yorumlar yapıyorlar. Oysa meseleye
yaratıcının koyduğu ölçülerle bakılıp, ilâhî taksimata razı
olmak gerekir. Nasıl bazı erkeklerin (!) kadını erkeğin
hizmetçisi veya kendisinin sadist duygularını tatmin edecek
birisi olarak görmesi yanlışsa, kadınların da yaratılışlarına
aykırı olarak ‘erkeğin yaptığını ben de yaparım, giydiğini
giyerim, gittiği yere giderim’ diyerek erkekleşmeye çalışmaları
da o kadar yanlıştır.
“HUDUDULLAH”
Allah’ın koyduğu sınırlar
olarak tercüme edilen bu ıstılah son derece önemli. Yukarıdaki
ayetin izahına bakalım:
“İslam, insan ve kul olmaya
bağlı haklar ve ödevlerde kadınları ve erkekleri eşit kılmıştır.
Kadınların insanlık ve kullukta erkeklerden aşağı derecede veya
geri olduklarını ifade eden bütün söylemler ya dînî kaynakları
bakımından sahih değildir ya da yanlış anlaşılmış ve
yorumlanmıştır.”(7)
Bir şeyin önemini anlamak
için, onun önceki durumunu iyi bilmek gerekir. Kadın meselesi de
bu yönüyle ele alınacak olursa İslam’ın kadına verdiği değer
daha iyi anlaşılacaktır.
Hz. Ömer radıyallahu anh
anlatıyor:
“Biz Kureyşliler
kadınlarımıza hâkim bir topluluk idik. Medine’ye gelince orada
kadınların erkeklerine egemen olduğu bir toplum yapısı bulduk,
bizim kadınlarımız da onlarınkilerinden bunu öğrenmeye
koyuldular... Bir gün eşime kızdım. Baktım bana karşılık verip
itiraz ediyor, ben buna tepki gösterince eşim: ‘Sana karşı
çıkmamı niçin yadırgıyorsun? Vallahi Hz. Peygamberin eşleri de
ona itiraz ediyorlar. Hatta bazıları sabahtan akşama kadar ona
küs bile oluyorlar” dedi.
Derhal durumu, gidip kızım
Hafsa’ya(8) sordum, o da bunu doğruladı... Hz. Ömer konuyu bir
de Ümmü Seleme’ye (9) sormuş; o da “Ömer, sana şaşıyorum! Her
şeye karışıyorsun. Şimdi de Rasulullah ile eşlerinin arasına mı
giriyorsun?” diyerek ona sitemde bulunmuştur.(10)
Bu ve buna benzer birçok
örnek bulmak mümkün fakat bu durum bize epeyce bir açıklık
sağlamakta.
İslam’dan önceki toplumlarda
kadının hiç ama hiç esamisi okunmazken; İslam’la beraber
yaratılışlarına uygun statülerini elde etmişlerdir.
Çok mânidar bir örnek daha
vermek istiyorum: “Bir defasında umumi açık bir toplantıda,
düğünlerde yapılan masrafları dikkate alan bir konuşma yaparken
Hz. Ömer özellikle mehirler(11) konusunda azaltmaya
gidilmesini söylediğinde, orada bulunan Kureyşli bir kadın:
“Ya Ömer! Sana ne oluyor;
Allah Kur’an’ında (12) yığınlarla eşyanın verilmesinden
bahsederken bunu hangi hakla kısıtlıyorsun” diye itirazda
bulunmuş bunun üzerine Hz. Ömer:
“Kureyşli kadın doğru
söylüyor” diye onu tasdik etmiştir.
Görülüyor ki, hakkını
hukukunu bilen bir toplum olur; insanlar usulüne uygun bir
şekilde haklarını müdafaa ederlerse işler gayet güzel olur.
İslam toplumunda bu durum en güzel şekliyle uygulanmıştır.
Eğer, geçmişte ve günümüzde İslam toplumlarında bazı
yanlışlıklar göze çarpıyorsa bu hal İslam’dan değil,
müslümanlardan kaynaklanmaktadır.
Kadın ve erkek bazı
noktalarda aynı olsa da pek çok noktada farklıdırlar. Öyle ki,
irade gücü dâhil olmak üzere kadın ve erkeğin psikolojilerinde
farkların bulunduğu inkar edilmemektedir. İki cinsin fizyolojik
ve biyolojik yapıları da birbirinden farklıdır. İstisnaları
bulunmakla beraber genellikle evin geçimini sağlamada ağır yük
ve temel rol de erkeğe aittir. İşte bu temel ve değişmez
farklılıklara dayalı olarak erkeklere bir derece fazla hak
verilmiştir. (4/34)
Peygamberimizin oğlu
İbrahim’in bakıcısı Sellame Peygamber Efendimize:
“Sen bütün iyilikleri
erkeklere getirdin” dedi. Peygamberimiz:
“Sizden biriniz kocasından
hamile kalınca, Allah rızası için oruç tutan ve ibadet edenin
sevabını alacak olmaktan memnun olmaz mı? Doğum sancısı
geldiğinde yerde ve gökte hiç kimse, karnında onu memnun edecek
neyin gizli olduğunu bilir mi? Ve doğum yaptığında ve bir ağız
dolusu süt ve her emzirişi için bir iyi amelin sevabını
alacağını bilir mi? Ve çocuk tarafından geceleri uykusuz kalınca
Allah rızası için yetmiş köleyi hür bırakmanın sevabını
alacaktır.”(13)
KADINLAR ERKEKLERE BENZERSE
VEYA TERSİ OLURSA NE OLUR?
İnsanlığın yaratılışı ve
çoğalmasıyla, ruh nefis ilişkisini anlatan Nisa suresinin 1.
ayeti çerçevesinde şu tarz bir yorum dikkatimi çekti: “Peygamber
Efendimiz Buhari’de geçen bir hadiste: ‘Kadın kaburga kemiği
gibidir.’ buyurmuştur. Havva’nın eğri kaburga kemiğinden
yaratıldığını ifade eden bu ve benzeri hadisler kadının fitrî
özelliklerini anlatmak için yapılmış bir benzetmedir. Burada
hakiki değil mecazî bir anlatım vardır. Nitekim hadislere göre
kadınları erkeklere benzetmeye, tabii özelliklerini yok etmeye
çalışmak, eğimli yaratılmış kaburga kemiğini düz hale getirmeye
uğraşmak gibidir. Onu düzeltmeye çalışmak bozmaya ve kırmaya
çalışmak gibidir.”
Nisa 34. ayet bağlamında
yani “kavvam”(14) kelimesinden hareketle izah yapmak gerekirse,
şunları söyleyebiliriz: İnkarı mümkün olmayan bir gerçek ki,
genel olarak erkeklerde akıl ve mantık, kadınlarda ise duygu ön
plandadır. Bundan hareketle koruma ve yönetme bakımından
erkekler kadınlardan daha uygun özelliklerle donatılmıştır.
İslam hukuk kurallarına göre erkek hem -geniş manada- ailenin
geçiminden tek başına sorumludur, hem de mehir, diyet, cihad
gibi mâlî tarafı olan yükümlülükleri vardır.
Yukarıdan beri yapılan
izahlar göstermektedir ki gerek şeklen gerekse vazife olarak
kendilerine biçilen role, tevdi edilen misyona razı olmayıp
aksini yapanlar taksimat-ı ilahiyeye razı olmamışlardır. Bu
kimseler hududullahı değiştirmek istemekte, haddi aşmaktadırlar.
Bütün bunlar ise toplumda telafisi mümkün olmayan hasarlara yol
açmakta, toplumu ifsat etmektedir.
Kadın-erkek kavramını
inceleyen M. İslamoğlu şöyle bir yorumda bulunur. Lisanü’l-
Arab’da zevc maddesine: “zevca, nâlin ayakkabının iki eşi”
denmiştir. Kadın ve erkekten oluşan eşleri bir çift ayakkabı
örneğinde tahlil edecek olursak; “kadın mı üstün, yoksa erkek
mi?” gibi bir soru anlamını yitirir. Bu tıpkı şu tarz bir soru
sorma gibidir: “Ayakkabının sağ teki mi solundan üstün, sol teki
mi sağından” böyle bir soruya cevap aramak ise abesle
iştigaldir.
İsterseniz deneyin, sol
ayakkabıyı sağa, sağ ayakkabıyı sola giyiniz. Bu durumda hem
ayağa hem de ayakkabıya zulmetmiş olursunuz. Bu durumda
birbirine üstünlük iddiası, sadece anlamsız değil, aynı zaman da
komik kaçar.
Tıpkı ayakkabı örneğinde
olduğu gibi, erkek ve kadın da birbirinin yerini tutmayan,
birbirini tamamlayan “eş” ve “eşit”lerdir. Kadını
erkekleştirmeye çalışırsanız, tıpkı sağ ayakkabıyı sol ayağa
giymek gibi hem kadına hem de erkeğe zulmetmiş olursunuz. Erkeği
kadınlaştırırsanız da öyle.(15)
Acaba bugün zulmediyor veya
zulmetmeye mi çalışıyoruz?
SONUÇ OLARAK DERİZ Kİ
Bir din, bir nizam ancak
getirdiği ahkâma (hükümlere) bakılarak tenkit edilebilir. Yoksa
kendisine intisap eden (bağlanan) kişilerin ve kavimlerin
itibarlarına, bidatlerine bakarak dini tenkide kalkışmak hiçbir
zaman doğru ve mantıkî bir yaklaşım olmaz.(16)
İslam, kadın ve erkeği insan
olmak haysiyetiyle birbirinden ayırmamıştır. Allah indinde her
iki cins de aynı kıymettedir. İslam, kadın ve erkeğin fıtratına
göre rollerini belirlemiş, her cinsin kendi rolünü ifa etmesini
istemiştir. İslam’ın getirdiği hükümler nasıl zamanının en ileri
ve güzel hükümleri ise zamanımızda da öyledir. Hiçbir beşeri
nizam buna ulaşamamıştır. Kendince kadına çeşitli roller biçen
Batı medeniyetinin kadını ve toplumu ne hale getirdiği apaçık
ortadadır.
1- Şamil İslam
Ansiklopedisi, C. 3.
2- download: yükleme işlemi.
3- Karaca, Nihal Bengisu,
Kadın Oradaydı-Vahiy Sürecinde Kadın: Elest Yay. İstanbul 2004
s. 19
4- Kendi başlarına, yalnız
5- Bu bekleme süresinin asıl
amacı, muhtemel hamileliğin ve bu surette henüz doğmamış çocuğun
ebeveyninin belirlemesidir. Ayrıca, bu yolla karı-koca kararını
yeniden gözden geçirme fırsatı ve böylece evliliği devam
ettirebilme imkanı verilmiş olmaktadır.
6- Bekleme süresinin (iddet)
bitiminden önce, koca, bu geçici boşanmadan vazgeçme arzusunu
beyan etse, boşanmış kadın, evlilik ilişkisini yeniden
kurulmasını reddetme hakkına sahip değildir.
7- Kur’an Yolu Türkçe meal
ve Tefsir C. 1. s. 249
8- Hz. Peygamberin Hanımı
(Ümmül–Mü’minin)
9- Hz. Peygamberin Hanımı
(Ümmül–Mü’minin)
10- Age, s. 249–250
11-Mehir: Evlenme esnasında
erkeğin kadına verdiği-vermeyi taahhüt ettiği aynî ve nakdî
(para ve mala) denir
12- Nisa (4/20), Şamil İslam
Ansiklopedisi
13- Kavvam: Bir şeyin
üzerinde duran, hâkim olan, özen gösteren. Onunla yakından
ilgilenen; reislik, yöneticilik, eğitim, koruma, savunma, ıslah,
kazanma, üretme manasına gelir; günümüz itibariyle “aile
reisliği”dir. (Kur’an Yolu: 2/44)
14- Karaca, age, s.131
15- Mustafa İslamoğlu:
Ayetlerin Işığında: s–47, Denge Yay. İstanbul 2004
16- İlahiyat Fakültesi
Dergisi: Türk Tarih Kurumu Basımevi: Ankara: 1961
AYRICA YARARLANIAN KAYNAKLAR
1- İslam Ansiklopedisi,
Türkiye Diyanet Vakfı C. 24
2- Bir başka Açıdan Kadın,
Abdurrahman Dilipak, Risale, İstanbul 1988
3- Kadının Değeri Ölçüsü
Örtüsü, Nejdet Kutsal, İstanbul 1987