KADININ İMAMETİ
Kadınlardan imam olur mu?
İslam’da bunun yeri nedir? Açıklarsanız sevinirim.
Ahmet Cihan, Ankara
Hanefilere göre teravih
namazı da olsa, erkekler olmaksızın, kadınların yalnız başına
cemaatle namaz kılmaları mekruhtur. Kadınların cenaze namazı
kılmaları ise mekruh değildir. Çünkü cenaze namazı
tekrarlanmayan bir farzdır. Eğer kadınlar cenaze namazı
kılarlarsa imam, ortalarında durur. Kadınların tek başına
cemaatle namaz kılmalarının mekruh olmasının delili
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemden rivayet edilen şu
hadis-i şeriftir:
“Kadının namazını evinde
kılması dışarıda kılmasından daha faziletlidir, iç odasında
kılması da evin diğer kısımlarında kılınmasından daha
faziletlidir.”
İç odadan kasıt büyük bir
odadan girilerek geçilen genellikle ayrı bir kapısı olmayan,
mücevherat gibi evin kıymetli eşyalarının da muhafaza edildiği
küçük bir odadır.
Şafilere göre kadınların
cemaatle namaz kılmaları mekruh değil, belki müstehaptır. Bu
durumda imam olan kadın cemaatin ortasında durur.
İmam Ahmet b. Hanbel’den bu
hususta iki rivayet nakledilmiştir. Bir rivayete göre kadınların
da cemaat olması müstehaptır. Bir rivayete göre ise müstehap
değildir. (İslam Fıkhı, Prof. Dr. Vehbi Zühaylî2/293)
İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam
Şâfi gibi müçtehitler ile cumhur fukaha ise kadının erkeklere
imamlığını caiz görmemişlerdir.
İslam dininde her şeyin bir
ölçüsü olduğu gibi namazla ilgili erkeklerin ve kadınların saf
düzeninde, beş vakit namazda, cuma ve bayram namazlarında,
cenaze namazlarında şartlar ve usuller bellidir. Muteber fıkıh
kitaplarında ayrı ayrı izahlar mevcuttur.
Geçmişte olduğu gibi
günümüzde de bazı garip fetvalar, nassa uymayan, İslamî hiç
değeri olmayan nice izah ve uygulamalar olmaktadır. Bunlardan
biri de Amerika’da bir kadının cuma namazı kıldırmasıdır. Bunlar
rasgele, düşünmeden yapılan hadiseler değildir. Planlı,
programlı, müslümanların kafasını karıştırmak için uygulamaya
konmuş faaliyetlerdir.
Gayeleri, kıyamete kadar
geçerli olan İslam’ın değişmeyen ve değişmeyecek olan nice emir
ve nehiylerini tahrif etmektir. Arkalarına müslüman bazı gafil
fetvacıları alarak İslam’ın güvenilirliğine gölge düşürmek
istiyorlar. Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Allah’ın nurunu ağızlarıyla
söndürmek istiyorlar.”
Kelimetullahı kaldırmak,
din-i tevhidin intişarına mani olmak, Ahkâm-ı ilahiyyenin
cereyanını durdurmak.
Allah’ın kitabını,
Rasulullah’ın risaletini iptal eylemek, Allah’ın kullarını laf
ile kendilerine kul edip haksızlık zulmetlerinde boğmak
istiyorlar. Allah ise öyle istemiyor, her halde nurunu
tamamlamak istiyor, kâfirler hoşlanmasalar da. (Tevbe 32,
Elmalılı tefsiri)
NEDEN NAMAZ?
Amerika’da kılınan namaz
samimiyetten uzaktır. Namazı bir kilisede kılıyorlar. Cemaat
tertibi, kadınlı erkekli saf düzeni İslamî değil. Kadınların
çoğunun başı açık, farz olan setr-i avrete bile uygun değildir.
Erkeklerin bir kısmı namaz kılmayı dahi bilmiyordu. Namaz
kıldıran Prof. Dr. Âmine Vedud Amerika’da dinlerarası diyalog
çalışmalarında en ön safta bulunan bir kişi. Gerek Virginia
üniversitesinde, gerek üniversite dışında sürekli olarak diyalog
çalışmalarını organize ediyor, İslam ülkeleri aleyhine plan
program yapan belli odakların elemanı konumunda. Müslümanların
ittifakla uyguladığı farzlardan olan Cuma namazını, kadın da
kıldırabilir diye başlayıp ardından, çok gülünç bir iddia ile
Cuma namazını Pazar gününe alma teklifi getirdiler. Bütün
bunların amacı bellidir. Hıristiyanlığı önce papazlar bozmuştu.
Ardından reform diyerek bir daha bozdular. Hatta o da yetmedi
yeni yeni tahrifler yaptılar. Kendi sömürülerine, dünya
düzenlerine uygun olmayan sadece İslam Dini kaldı. İşte bütün bu
çabaların amacı bozulmadan kalmış son din İslam’ı bozarak kendi
sömürülerine engel bırakmamaktır. Bunun için de satılmış,
devşirilmiş veya kendine müslüman süsü veren insanları
kullanıyorlar. Bunlara karşı uyanık olmalıyız.
Allah Teala Kur’an-ı
Kerim’inde şöyle buyuruyor.
“İnsanların bazıları da var
ki inanmadıkları halde Allah’a ve ahiret gününe inandık derler.
Onlar kendi akıllarınca güya Allah’ı ve müminleri aldatırlar.
Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında
değiller.
Onlara yeryüzünde fesat
çıkarmayın denildiği zaman. Biz ancak ıslah edicileriz derler.
Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir.” (Bakara
8–12)
Biz Kur’an’ı gerçekten
anlamış olsak bunları anlamada güçlük çekmeyiz. Bizleri ve
nesillerimizi Kur’an okumaktan, tefsirden, hadisten
uzaklaştıranların da gayri müslimlere zemin hazırladıklarını
insan düşünmeden edemiyor. Korkarım biz gerçekleri ölünce
anlayacağız. Öldükten sonra şöyle dersek şaşmayın: “Yarab bizi
dünyaya çıkar ki dünyada Kur’an ve hadis üniversitesi açalım,
hatta her okula Kur’an dersi imkanı verelim ve arzı mescit
haline getirelim.”
Allah da şöyle der:
“Sana ömür vermedim mi? Seni
hakikatleri anlayacak kadar yaşatmadım mı? Sana doğruları
anlatan elçilerim ve kitaplarım gelmedi mi? Artık dönüş yok!”
Aman Allahım! O günün
hesabı, azabı, pek, şiddetlidir. Ya Rabbi, ölmeden önce bize
gerçekleri anlama şuuru ver. Âmin.
NASIL BİR TUZAK
Bu insanlar, namaz gibi
müminleri ilgilendiren amelleri ön planda tutup, batıl amel ve
inançlarla yola çıkarak menfur emellerine ulaşmak
istemektedirler. Allahu Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor.
“Allah ve peygamberleri
inkar edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberini
birbirinden ayırmak isteyip (bir kısmına iman ederiz ama bir
kısmına inanmayız) diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında
bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçekten kafirler
bunlardır.” (Nisa 150–151)
İman bir bütündür bölünmeyi
kabul etmez Kur’an’da bahsolunan peygamberlerin sadece birini
bile inkar küfürdür. Farzlardan veya haramlardan birini inkar
küfürdür. İman, inanılması gerekenlerin hepsini dil ile ikrar,
kalp ile tasdik etmektir.
Müminlerin imanını Allahu
Teâlâ şöyle beyan ediyor:
“Peygamber Rabbi tarafından
kendine indirilene iman etti. Müminler de (iman ettiler). Her
biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman
ettiler. Allah’ın peygamberlerinden hiçbirinin arasında ayrım
yapmayız, dediler.” (Bakara 285)
Hiçbir kınayıcının
kınamasına aldırış etmeden, Kur’an ve sünnetin çizdiği yolda
yürümek, kendisine tuzak kursalar da o tuzakları Muhammedi
üslupla geçmek müminlerin şiarı olmalıdır.
BİZİM İÇİN OLMASI GEREKEN
İnsanların farklı görüşleri,
farklı yaklaşımları, farklı yolları olabilir. Allah’ın emri
vardır, bizim için hiç eğrisi ve yanlışı olmayan sırat-ı
müstakim denilen yolu vardır. İşte Allahu Teâlâ şöyle buyuruyor:
“Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur. Buna uyun başka yollara
uymayın.” Muhtelif dinler, mezhepler, bidat ve dalalet olan
türlü yollar arkasında dolaşmayın ki sizi fırka fırka yapıp
Allah yolundan dağıtmasınlar. Müsned-i Darimi’de tahriç edildiği
üzere İbni Mesud hazretleri demiştir ki:
“Rasulullah bize doğru bir
çizgi çizdi, bu rüşd yoludur, dedi. Sonra bunun sağından ve
solundan birçok hudut çizgiler çizdi. Bunlar da bir takım eğri
çizgilerdir, bunların başında birer şeytan vardır, dedi.”
Bize düşen sırat-ı
müstakimden ayrılmamaktır. Ancak zaman zaman din adına, Kur’an
adına dinde olmayan fetvalar kulaklarımıza gelmekte ve dînî
duyarlığı bulunan müminlerin zihinlerini bulandırmaktalar.
Amerika’daki bu gelişmeleri
de bu zâviyeden değerlendirmek daha uygundur. Ancak bunların
hepsi de âkim kalacak teşebbüslerdir.
Allah’ım ümmet-i Muhammedi
ve insanlığı Kur’an’a mahkûm et. ÂMİN