E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ALİ KÜÇÜK

TEFSİR;

ALLAH’IN ELÇİSİ

“Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun beraberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar. İşte bu, onların Tevrat’ta anlatılan vasıflarıdır. İncil’de de şöyle vasıflandırılmışlardı: Filizini çıkarmış, kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ekincilerin hoşuna giden ekin gibidirler. Allah böylece bunları çoğaltıp kuvvetlendirmekle inkârcıları öfkelendirir. Allah, inanıp yararlı işler işleyenlere, bağışlama ve büyük ecir vaad etmiştir.” (Fetih 29)

Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem, Allah’ın peygamberidir, Allah’ın elçisidir. Onunla beraber olan, onun safında yer alan müslümanlar kâfirlere karşı çok şiddetli ve serttirler ama kendi aralarında ise birbirlerine karşı çok merhametlidirler. Birbirlerine karşı, müslüman kardeşlerine karşı boyunları kıldan incedir onların. Sen onları Rabblerine rüku ve secde ederken görürsün. Sen onları Rabblerinin önünde eğilirken görürsün. Rükuları ve secdeleri vardır onların. Allah’a kullukları vardır onların. Namazları vardır. Onlar Rabblerine rüku ve secde ederken, sadece Rabblerinden bir rıza, bir fazl, bir üstünlük arzusundadırlar. Tüm hedefleri Rabblerinin hatırını kazanmak, Rabblerinin rızasına ermek ve Allah’ın fazlına ve lütuflarına ulaşmaktır.

Onların simalarında, onların yüzlerinde secde eserini, secde izlerini görürsün. Rabblerine karşı sürekli secde halleri onların ayırıcı özellikleridir. Hiçbir toplumda görülmeyen, hiçbir dinde görülmeyen bu kulluk özellikleriyle onlar şereflenirler. İşte onlar böyle bir özelliğe sahiptirler.

Tevbe sûresinde Rabbimiz bunun bir benzerini şöyle diyordu:

“Onlar mü’minlere karşı alabildiğine merhametli, alabildiğine zelil, mütevazıdırlar. Mü’min kardeşlerine karşı boyunları bükük, boyunları kıldan incedir onların, ama kâfirlere karşı son derece onurlu, izzetli, aziz ve şerefli bir konumları vardır. Eğer sizler Allah ve Rasûlü’ne imandan, Allah ve Rasûlü’ne itaatten, Allah ve Rasûlü’nün gösterdiği bir dini, bir hayat programını yaşamaktan vazgeçerseniz, kesinlikle bilesiniz ki Allah sizi giderir, sizin yerinize mü’minlere karşı zelil, kâfirlere karşı da aziz ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkup çekinmeyen, Allah yolunda cihad eden kimseleri getirir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.”

İşte bu özellikleri içinde Rasulullah Efendimizin etrafındaki yiğit müslümanlar Allah ve Rasûlü’ne karşı en içten, en samimi duygularla bağlanırlarken, kendi aralarında da birbirlerine karşı çok merhametli, çok fedâkar bir hayat yaşarlarken, kendilerinin dışındaki kâfirlere karşı da son derece onurlu, izzetli, şerefli bir tavırla, ezilmeden, şahsiyetli bir anlayışla dimdik ayakta kalabiliyorlardı. Müslümanlıklarının izzet ve şerefini kimseye çiğnetmiyorlardı. İşte Rabbimiz de onlardan bunu istiyordu. Eğer bu özelliklerini bırakıp kâfirlere karşı boyunları bükük, kâfirlere karşı izzetsiz ve şahsiyetsiz, onursuz, müslümanlara karşı da sert, merhametsiz olacak olurlarsa, Rabbimiz onların izzet ve şerefini alacak bir başka topluma verecekti. Onun içindir ki dünya üzerindeki hiçbir müslüman topluluk bu din bizim tekelimizdedir, bu din bize muhtaçtır, biz olmasaydık bu din yok olup giderdi demeye hakkının olmadığını iyi bilmelidir.

Rabbimiz diyor ki, “Allah ve Rasûlü’nün egemenliğini kabul eden müslümanlar ancak alınlarında secde izi olan kimselerdir.” Allah karşısında secde eden, Allah’ın emirleri karşısında hemen hiç beklemeden, hiç savsaklamadan teslimiyet gösterip, boyun büküp uygulamaya koyan kimselerdir onlar. Allah karşısında şeytan gibi ukalalık etmeyen kimselerdir onlar. Yine onlar kâfirler karşısında onurlu, şahsiyetli, izzet ve şerefli, ama müslümanlar karşısında da son derece merhametli, şefkatli bir özelliğe sahip kimselerdir. İşte müslümana yakışan tavır budur. Allah’ın biz kullarında görmek istediği tavır budur. Hem de müslümanların bu özellikleri sadece bu kitapta değil, daha önceki peygamberlere indirilmiş olan kitaplarda da gündeme getirilmişti. İşte onların örneği Tevrat’ta da böyleydi.

İncil’deki özellikleri de şöyleydi: Filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kuvvetlenip kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, çiftçilerin hoşlarına giden bir ekin gibidirler onlar. Allah böyle yiğit kullarını çoğaltıp ayağa kaldırdıkça kâfirlerin bunlara karşı öfkesi artıyor, kabarıyor. Böylece kâfirler çatlasınlar patlasınlar, öfke ve gayz içine girsinler ve böylece helâk olup gitsinler diye Rabbimiz mü’minlere böyle bir güç, böyle bir fırsat ve imkân veriyor. Düşünün, bir bitki önce filizini, başını çıkarmış, sonra kuvvetlenmeye başlamış. Yavaş yavaş büyümeye, kuvvetlenmeye başlamış. Kalınlaşıp kuvvetlenmiş ve gövdesi üzerinde dimdik durabilir bir hale gelmiş. Gökyüzüne yükselen hurmalar gibi. Kökü ta yerin altlarına kadar inen büyük çınarlar, ulu çınarlar gibi. Kim ekmişse, kim dikmişse onu, onun hoşuna gitmiş. Ama kâfirlerin de hoşuna gitmemiş. Şaşırıp kalmış kâfirler. Bu nasıl bir şey? Bu nasıl bir büyüme? Birden bire bu nasıl bir gelişme? Biz bunun bu kadar kısa bir zamanda bu kadar büyüyeceğini hiç hesap etmemiştik. Mekke’de diyorduk, Medine’de diyorduk. Mutlaka biz bunun başını ezeriz hesap ediyorduk. Çöller arasında susuz kurur gider diyorduk. Ama işte büyüdü, işte  yüceldi, işte kök saldı, işte gövdesi üzerinde duracak duruma geldi ve işte tüm Arabistan Yarımadasında yayılmaya başladı bile. İşte müslümanların İncil’deki özellikleri de, misâlleri de böyledir.

Gerçekten müslüman toprağa atılan bir tohum gibidir. Tohum filiz çıkarır, filiz gövdeye doğru yürür, güçlenir, kuvvetlenir de bir anda tüm dünya bakar görür ki o gövde sağlam bir hayatın, Allah dininin egemenliği altına giriverir. Hüküm Allah’ındır, yetki O’nundur, dilediklerini böylece yücelten sadece O’dur. Kim ki Allah’ın istediği gibi iman eder, kim ki bu imanını salih amellerle pratiğe dökerse, iman kaynaklı bir hayat yaşarsa, hayatını bu imanıyla düzenleme kavgası içine girerse Allah onlara bir mağfiret, bir bağış, bir merhamet ve büyük bir ücret vaad etmiştir. Allah’ın vaadi her zaman haktır. O günkü müslümanlar için de, günümüz müslümanları için de Rabbimizin vaadi haktır.

O günkü müslümanlara bir Hudeybiye gerçekleştiren Allah’tır, Hudeybiye’den sonra Hayber’in fethini gerçekleştiren O’dur. Daha sonra Mekke’nin fethini müyesser kılan O’dur. Daha sonra tüm Arabistan yarımadasının fethini, daha sonra bütün dünya şehirlerinin, Anadolu’nun fethini gerçekleştiren yine Allah’tır. Kıyâmete kadar böyle olan müslümanlara vaadini gerçekleştirecek olan yine Allah’tır. Hüküm O’nundur, yetki O’nundur, irade O’nundur. Allah ve Rasûlü yolunda yürüdükleri sürece dünyada daha nice nice fetihler mü’minlerin olacaktır, öteler âleminde de cennetler, nîmetler yine secdeli, rükûlu, kâfirlere karşı onurlu, müslümanlara karşı merhametli olan müslümanları beklemektedir. Her zaman ve her yerde hamd Allah’a aittir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.