E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;

ABDULLAH MAHİR İZ

28 Ocak 1895’te İstanbul’da Doğdu. Babası Külahîzâdeler diye anılan bir ilmiye ailesinden, Medine ve Ankara kadılıklarında bulunmuş Seyyid İsmail Abdülhalim Efendi, annesi, kadılar, şeyhülislamlar yetiştirmiş bir aileden gelen Raife Hanımdır.

Babası devlet görevinde bulunmasından dolayı tahsili muhtelif yerlerde geçmiştir. Babası özel ders alması için Saraybosnalı Müderris Mahmut Necî Efendi’yi getirmiştir. Medine’den döndüklerinde Vefa İdadi’sinde talebelik yaparken; tekrar babasının tayini Ankara’ya çıkınca, Ankara’da Sultânî’den mezun oldu. Aynı okulda 1916 yılında Türkçe öğretmeni olarak göreve başladı.

59 yıl sürecek olan öğretmenlik hayatı ülkenin muhtelif okullarında sürmüştür.

Ankara’da muallimlik yaparken, aynı zamanda Büyük Millet Meclisi’nde zabıt katibi, zabıt mümeyyiz ve ikinci grup şefi sıfatıyla dört yıl görev yaptı. Bu süre içerisinde vazifeli olarak Ankara’ya gelen Mehmet Akif Ersoy ve Ömer Ferit Kam’dan ziyadesiyle faydalandı.

Nihayet  1924 yılında Ankara’dan ayrılarak İstanbul’daki İmam Hatip Mektebinin tarih hocalığına tayin edildi. Bu arada Üniversite’de tahsil hayatını sürdürmek için önce eczacı mektebine, ardından Kimya ve Hukuk Fakültelerine yazılıp bir süre davam ettiyse de yarım bırakarak Edebiyat Fakültesine kaydoldu. Nihayet 1938 yılında buradan mezun olmuştur.(1)

 

Yazar Olarak Mahir İz

Mahir İz’in öğretmenlik hayatının son devirlerinden biri Haydar Paşa Lisesi’ndeki Edebiyat öğretmenliği ile İstanbul İmam Hatip Müdürlüğü oldu. Nitekim Çamlıca Kız Lisesi Edebiyat öğretmeni iken emekliye ayrılmıştır.

İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde İslamî Edebiyat dersini okutmak üzere mesleğe tekrar geri döndü. Burada ayrıca tasavvuf tarihi, hitabet ve irşad derslerine girdi. Özellikle, talebesi ve asistanı olan Selçuk Eraydın Bey’in tuttuğu  tasavvuf notunu kendisinin de ilavelerle yeniden gözden geçirerek bastırması büyük bir kazanç  olmuştur.

1960 ihtilalinden sonra Kur’an-ı Kerim’ Latin harfleriyle basılması konusunda danışmanlık üzere Diyanet  İşleri Bakanlığı tarafından davet edildiği Ankara’daki bir toplantıda bunun yanlış olduğunu söyleyerek vazgeçilmesini sağladı. Aynı yıl Diyanet İşleri Başkanlığınca hazırlanan Kur’an-ı  Kerim ve Türkçe anlamı adlı eserin redaksiyon heyetine başkanlık yaptı.

Maksud Kamran takma  adıyla şiir yazan İz Hoca, edebî yazılarını Namık Yaz, ilmi yazılarını da Abdullah Söğüt müstear ismiyle yazmıştır. Bu yazılarını; Diyanet gazetesi, Sa’y mecmuası, Sebilürreşad, İslam düşüncesi, Tohum, Oku, Hilal, Yeni istiklal, Bugün, Yeni Asya gibi gazete ve mecmualarda neşretmiştir.

Şiir, makale ve ilmî  yazıların yanı sıra “Din ve Cemiyet”, “Tasavvuf” ve bir de “Yılların İzi” diye hatıra ve anılarının mevcut olduğu eseri mevcuttur.

   

Cemiyet Adamı Olarak Mahir İz

Toplumun şuurlanması, değerlerine sahip çıkması ve bozulmaması için büyük çaba sarfeden Mahir Hoca; özel Fatih Kolejini kurarak, kurucu müdürlüğünü yapmıştır(1965-1968). Sosyal faaliyetleriyle de dikkat çeken İz Hoca birçok cemiyet ve vakfın kuruluşuna katılmış,  buralarda aktif hizmetlerde bulunmuştur. Başlıcaları;

-Azm-i Millî Cemiyeti

-Muallimler Cemiyeti

-İlim Yayma Cemiyeti

-İslamî İlimler Araştırma Vakfı

-Milli Kültür Vakfı gibi kuruluşlartir.

Bir ara siyasete de giren Mahir İz Hoca; Erzurum’dan 1961 ve 1965 yıllarında Senato seçimlerine katılır, fakat kazanamaz. Milli Nizam Partisi’nin kurulmasında veciz bir konuşma yapar, bu partiyi destekler; kendisine milletvekilliği  teklifi yapılır lakin hasta olduğundan kabul etmez.(2)

Çok sevilen ve sayılan Mahir İz Hoca’nın fahrî olarak yaptığı ev sohbetleri, birçok güzide insanın yetişmesine vesile olmuştur. Sevenlerin hayırla yâd ettiği Hocaefendi 9 Temmuz 1974 yılında vefat etmiştir. Sahra-yı Cedit Mezarlığına defnedilen Mahir İz Hoca’ya Allah’tan rahmet dilerken böyle bir insanı, daha iyi tanımak için Mustafa Özdamar’ın yazdığı “Mahir İz Hoca”yı tavsiye ediyorum.

      

Sevenlerin Kaleminden Mahir İz Hoca

“Allah’ın ve Rasulünün istediği müslüman cami içinde anlaşılmaz. Cami cemaati veya Arafat’taki cemaat, Allah’ın bin bir emrinden ancak ikisini yerine getiren kimse demektir. Müslümanın hakiki ölçüsü cami dışındaki muamelatından, işlerinden meydana çıkar...” diyen Mahir Hoca’nın  çok sayıda seveni vardır.

Onlardan bazıları, biz İlahiyat Fakültesinde okurken dersimize girdi. Mesela Mustafa Uzun Bey anlatıyor;

“İlk maaşımı aldım Hoca’nın önüne koydum:

- Hesap et bakalım, maaşın yüzde iki buçuğu ne ediyor? dedi. Hesap ettim ayırdım.

- Hah dedi, şimdi oldu işte! Bu yüzde iki buçuk senin maaşının zekatıdır! Her ay maaşını alır almaz yüzde iki buçuğunu hesapla ve fazla beklemeden bir fakire ver, dedi.”

Merhum Mahir İz Bey’in hayatı boyunca büyük bir aşk  ve azim ile devam ettiği asıl hizmet yolu, kendisine has bir ihlas ve kemal ile irade ettiği inanılmaz sohbetleri idi. Her yaş ve tabakadan insanla, derin bir tevazu ve samimiyet içinde konuşur, incitmeden ve hissettirmeden onları, iman ve hayat hakkında irşad ederdi.(3)

Mahir Hoca sosyal bir insandı. Bir cemiyet adamı idi. Emekli olduktan sonra bile insan yetiştirme gayreti içinde oldu. Davranışları çok ölçülüydü. Ne ifrat ne tefrit, aşırıya kaçmazdı, orta yolu takip ederdi hep.(4)

“Zor be! Mahir Hocayı anlamak epey  zor.” diyen Selçuk Eraydın anlatıyor:

“Bazen beni bir yere gönderirdi, falan yerden şunu al gel diye:

- Al şu harcırahını!.. der elime ayrıca bir para tutuştururdu, oraya gidip gelme ücreti.

- Hocam ben zaten oradan geçiyorum, yolumun üzeri! Filan diye itiraz etmeye çalışırdım ama yooo! Mahir Hoca bu:

- Evladım al şu harcırahını! Tarikat-ı Furkaniyyenin, Kur’an yolunun, esası bu evladım! Ben bu iş için oraya gitmek zorunda mıyım? Zorundayım! Oraya kadar gidip bu masrafı edecek miyim? Edeceğim! Eee sen yolunun üzerinde de olsa, beni oraya gidip gelme zahmetimden kurtarıyorsun evladım! Al şu parayı! der, bir de teşekkür ederdi.

Mümkün değil, belli bir harçlık vermeden hiç kimseyi hiçbir yere göndermezdi.”

Nezaketi, nezafeti, alicenaplığı ile hayran olunan kıymetli bir insan. Böylesine ölçülü, birikimli insana ne kadar ihtiyaç var. Onun gibi olanlara da...

Yılların İz’i  isimli hatıratından bir hatıra ile yazıma son vereyim.

 

Ethem Feyzi Bey ve Rüyaları

Beykoz Ortaokulu’nda bir hadise dikkat nazarımı çekmişti. Bir gün Ethem Feyzi Bey namında orta yaşlı bir zat odama girdi. Eski Ticaret Mekteb-i Âli’sinden mezun olduğunu, sonra Paris’e gittiğini, Sorbon’da tahsil ettiğini, vaktiyle Hariciye Vekaleti’nde bulunan Yusuf Kemal Tengirşenk ile ve Kırım Cumhurbaşkanı Cafer Kırımer ile mektep arkadaşı olduğunu söyledikten sonra vesikalarını çıkartıp gösterdi ve Fransızca derslerine talip oldu. Bizde onüç saat açık ders vardı.

- Hemen sizi inhâ edelim, dedim. Memnun oldu.

- Kaç gün sonra  uğrayayım? dedi.

- Şimdiye kadar yazdığım yazılarımın cevabını onsekiz günde almaktayız. Bu da öyle gelir, dedim. Veda edip ayrıldı. Hafta dolmadan tekrar geldi. Beykoz’da bir işi olduğunu için uğradığını söyledi. Görüştük gitti.

Ondan sonra yine bir gün uğradı ve cevabın gelip gelmediğini sordu. Kendisine:

- Daha zaman dolmadı; beş on gün daha bekleyeceğiz, demem üzerine, bana:

- Bizim iş oldu, fakat eksik gelecek; onüç saat olmayacak, dedi.

- Eksik olmasına ihtimal vermem, fakat kararnamenin  çıktığını kimden öğrendiniz? dedim.

- Manevî posta geldi, dedi.

- Anlayamadım, deyince güldü.

- Dün akşam rüyamda  müdirin odasında oturuyordum. Hademe kahve getirdi. Önce müdire, sonra bana verdi. Fakat fincanı bana uzatırken tabağa döküldü. Ondan dolayı eksik gelecektir, dedi. Ben de cevap olarak:

- Rüyalar daima aksine yorulurlar, eksik görünen şey fazla gelir, dedim.

Tabii, bu bir teselli sözü idi, muteber değildi. Ayrıldık. Beş gün sonra kararnâme geldi. Bir de kararnâmeye baktık, dokuz saat. Üç saatlik  sınıfın birini Osmanbey’de hususi bir okulu olan Madam Gabriyel’in kızı Leyla Hanıma vermişler. Rüya aynen çıktı. Benim rüyadan ziyade Ethem Feyzi Bey’in rüyaya olan tam olan  itimatı  dikkatimi çekmişti.

Tebliğat yaptık, geldi. Vazifeye başladı. Mektep bittikten sonra onunla vapur yolculuğu yapıp, sohbet etmek için İstanbul’a kadar giderdim. O zaman biz Kanlıca’da oturuyorduk. Bütün hayatını zaman zaman sıra ile  anlattı. Paris’te iken serbest bir hayat geçirmişler. Rus ihtilali sırasında  Dağıstan Maarif Nazırlığı yapmış, Ruslar sonra birçok mültecilerle beraber bunu Sibirya’ya sürmüşler, Orada dört sene kalmış iyiden iyiye  sıkılmış ve Hakka  teveccüh etmiş.

Bir gece rüyasında, “yarın yağmur yağacak” demişler. Sabahleyin kalkınca arkadaşlarına söylemiş, hava günlük güneşlik olduğu için arkadaşları, “keramet satıyor, peygamberliğe başladı” demişler. İkindiye kadar hava güneşli olarak geçtikten sonra birden bire kararmış, çok şiddetli yağmur yağmaya başlamış. Bunu gören arkadaşları: “Evliyanın dediği çıktı” diye kendisine yaklaşmışlar. O gece yatmış, rüyasında kendisine  Rusça olarak (Rusça imlasını bilmediğim için telaffuzunu aynen yazıyorum) “Nöpraçiteta” demişler. O da korkmuş. Bu  “Peygamberlik taslama!” manasına geliyormuş. (5)

Birbirinden ilginç kişi ve olayları öğrenmek için yazarın bu eserini okumanızı tavsiye ederim.

 

1- Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi: c. 23.

2- Mahir  İz Hoca- Belgesel-Mustafa Özdamar: Marifet Yay. 1994, s.152

3- M. Ertuğrul Düzdağ

4- M. Niyazi Özdemir

5- Yılların İzi, Mahir İz, İrfan Yayınları, s. 255-256


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.