E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;

ÇANAKKALE’Yİ DÜŞÜNÜRKEN

Türkiye’deki eğitimi görmek için ziyarette bulunan Japon yetkililerinden biri Türk yetkililere:

“Biz çocuklarımızı atom bombasının atıldığı Nagazaki ve Hiroşima’ya götürerek:

— “Bakınız eğer çalışmazsanız ülkemiz bu hale gelir. Yok, eğer çalışırsanız mevcut durumumuzdan daha iyi oluruz.” diyerek gençlerimize hem tarih şuuru hem de ideal veririz der, Türk idareci

“Bizim Nagazaki ve Hiroşima’mız yok ki” diye karşılık verince, Japon yetkili:

 “Sizin de Çanakkale’niz var ya” der.

Evet, bizim Çanakkale'miz var. Hem de öyle ki, tarihte ender rastlanan bir savaş, nadir görülen bir kahramanlık.

Batılıların “hasta adam” diye nitelendirdikleri Osmanlı devleti birçok yönden zayıf durumda. Kısa süre önce yapılan Balkan harplerinden yenilgiyle çıkmış, iktidardaki bir avuç ittihatçı ülkeyi bir dünya savaşına girdirmiş. Ülke siyasî bir değişim içerisinde. Osmanlı bu durumda iken yüzyıllardır Osmanlı’ya diş bileyen Batı için intikamın tam zamanı. Özellikle İngilizler, hile ve desisesiyle Fransa’yı da yanına alarak, Çanakkale’yi geçip İstanbul’u işgal etmek ve dolayısıyla “insanlığın son adası Osmanlı devletini” ortadan kaldırmak ve Osmanlı ülkesini paylaşmak istiyordu.

Düşüncesi bu olan Batılılar haçlı seferlerini yeniden canlandırırlar. Özellikle İngilizler ve Fransızlar ülkelerinden ve sömürgelerinden, Akif’in deyimiyle “kimi hindu, kimi yamyam” binlerce askeri Çanakkale’ye yığmış; hatta, “halifeye yardıma gittikleri” yalanıyla müslüman insanları dahi Osmanlı’nın karşısına getirmişlerdi.(1)

Çanakkale savaşında büyük çoğunluğu üniversite mezunu ve kültürlü gençlerden oluşan yaklaşık 253 bin şehit veren(2) Osmanlı, Çanakkale’nin geçişini önledi ama ülkenin inşasında onarılması güç yaralar aldı.

Malum ve bilinen kahramanlıkların aksine farklı bazı örnekler arz etmek istiyorum. Özellikle meşhur okullarımızdan (Mekteb-i Sultanî Galatasaray Lisesi, İstanbul Lisesi, Vefa Lisesi) örnekler vermek istiyorum.

 

İSTANBUL LİSESİ

47 yıl öğretmenlik yapan Esat Lami Akman’ın oğlu Toygar Akman anlatıyor:

— Birgün,“Neden bizden bilim adamı çıkmamış? Diğer ülkelerden ne farkımız var? Bizden hiç mi aydın yetişmemiş?” şeklinde ileri geri laf ettiğimizde babam gözlüklerini yavaşça çıkararak…

— Aydın kaldı mı ki? demiş ve anlatmaya başlamıştı.

— Babam anlattı, anlattıkça ağladı ve gözyaşlarını silerek:

— O günlerin birinde İstanbul lisesinde, dokuzuncu sınıf(lise 1) talebelerine ders veriyordum. Sınıfın kapısı iki kez tıklatıldıktan sonra açılmıştı. İçeriye müdür muavini ile kalpaklı bir binbaşı girmiş ve sert bir asker selamı çakmıştı. Ben de ayağa kalkarak kendisini selamlamıştım. Daha ziyaret sebebini sormadan, binbaşı bana bakmış ve tok bir sesle:

— “Muallim bey! Memleket, evlad-ı vatandan hizmet bekler” dedikten sonra sınıfa dönmüş ve arka sıralarda oturan uzun boylu öğrencilere:

— “Sen gel, sen de gel. Köşede oturan, sen de gel.” diye seslenerek öğrencileri toplamaya başlamıştı. Ön sırada oturanlar, kendilerinin de alınması için oturdukları sırada dik oturmaya ya da ayaklarının ucuna basarak ayağa kalkmaya çalışıyorlardı. Binbaşı bu öğrencilere acı acı gülümseyerek bakmış ve sırtlarını okşamıştı… Topladıkları öğrencileri Selimiye kışlasında üç aylık eğitimden sonra Çanakkale’ye götürüyorlar ve bir daha gelmiyorlardı… Rahmetli babam sözlerinin burasında durmuş, dopdolu gözleriyle bana bakarak:

— Gidenlerin hiçbiri geri gelmedi. Hepsi de 9. sınıfa kadar gelmiş evlatlarını şehit verdiler. Daha ne vereceklerdi ki? Memlekette aydın mı kaldı ki oğlum?(3) demişti.

Anlatılan bu olayla ilgili bilmem yorum yapmak gerekir mi?

 

VEFA LİSESİ

İstanbul’da düşmanın Çanakkale’yi geçtiği söylentisinin ayyuka çıktığı bir dönemde İstanbul münevveri, okumuşu, akın akın Çanakkale’ye gönüllü gitmenin yollarını arıyorlar; üniversiteler boşalmış, yaşlı hocalar sınıflarda okutacak öğrenci bulamıyorlardı. Liselerin son sınıfları, öğretmenleri bölük bölük askerlik şubelerinin önünde sabahın erken saatlerinde sıraya giriyorlar; bir an evvel Çanakkale’ye gitmenin heyecanını yaşıyorlardı.

Tam böyle bir durumda Vefa Lisesi’nde Fransızca muallimliği yapan, annesinden başkası olmayan 30 yaşındaki Ahmet Rıfkı Bey, 1915 Mayıs ayında her zamanki gibi hazırlığını yapıp, çantası elinde, mektep kapısından içeri girdi. Dersi lise 1. sınıftaydı… Sınıfta herkes başını önlerine eğmiş ne bakıyorlar ne de selamını alıyorlardı.

Ahmet Rıfkı Bey, “rica ediyorum lütfen biriniz konuşsun” dedi… Arka sırada oturan Ömer ayağa kalktı:

—“Muallim bey, mektebimizde ve mahallemizde eli ayağı tutan ağabeylerimiz Çanakkale’ye gönüllü gittiler. Siz ise hâlâ buradasınız! Biz de gitmek isteriz ama yaşımız tutmuyor” dedi…

— “Sevgili yavrularım, insanlığın her döneminde olduğu gibi bu devirde de ziyadesiyle sizlerin eğitim ve öğretime muhtaç olduğunuz bu günde, milli ve medenî terbiyeyi veremiyor muyum?” Bu sözler muallim beyin ağzından düğüm düğüm, boğuk boğuk dökülüyordu.

Ön sırada oturmakta olan Avni:

— “Muallim bey, sevgili İstanbul elden giderse sizin verdiğiniz eğitim ne işe yarar, söyler misiniz?”

Konuşacak hali kalmayan Ahmet Rıfkı Bey gerekli hazırlıkları yapar ve Çanakkale’nin yolunu tutar…  Ve şehit olur…(4)

 

MEKTEB-İ SULTANÎ

(GALATASARAY LİSESİ)

İmparatorluk devrinde derslerin tamamı Türkçe ve Fransızca olan tek mektep Galatasaray Lisesi idi. Talebesinin yekûnu 650 olup, bunun yarısına yakını da Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Sırp, Karadağ gibi gayri müslim ekalliyet çocuklarıydılar(5). Bu durum okulun ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

45 şehit, 150 gazisi ile Çanakkale’de çok ciddi rol oynayan Galatasaray talebelerinin gördüğü iş takdire şayandır. Bunlardan bir tanesini sizlere arz edeyim.

Mehmet Muzaffer Çanakkale’ye vardığında savaş durumuydu… Çanakkale’deki birliklerin büyük kısmı Kafkas, Irak, Filistin cephelerine sevk edileceklerdi. Hazırlanma ve noksanlarını ikmal emri aldılar.

Karargâhta görevli olan Mehmet Muzaffer İstanbul’u çok iyi bilen uyanık ve açıkgöz biriydi. Otomobil lastiği ve bazı malzemelere ihtiyaç olduğundan bunu en iyisi ile ancak o yapabilirdi. Erkân-ı Harbiye Riyaseti’ne hitaben yazılı bir tezkere ile İstanbul’a gönderildi.

O yıllarda otomobil az olduğundan, lastik bulmakta zor olmasının ötesinde kara borsada ancak bulunabilirdi. Uzun arama sonunda Karaköy’de bir yahudide aradığını bulmuştu. Fiyatlar çok fahişti. Ama anlaşma sağlandı. Oradan ayrılıp doğru Erkan-ı Harbiye’ye gitti. Elindeki tezkereyi tediye merciine havale ettiler. Az sonra yaşlı Kaymakam(yarbay)’ın huzuruna çıktı. Kaymakam baktı baktı ne kadar para istediğini sormadan:

— “Ne alınacak” dedi.

—    “Oto ve kamyon lastiği” cevabı verilince bir an durdu. Sonra Muzaffere dik dik baktı:                       

—    “Bana bak oğlum! Ben askerin ayağına postal, sırtına kaput alacak parayı bulamıyorum. Sen otomobil lastiğinden bahsediyorsun! Haydi, yürü git. İnsanı günaha sokma… Para mara yok!”

Selam çakıp dışarı çıkan Muzaffer kara kara düşünür. Zira kendine güvenilmişti.  Düşünceli düşünceli yürürken birden durur, aradığı çareyi bulmuştu.

Doğru tüccar Yahudi’ye gider:

—“Paranın tediye muamelesi akşamüstü bitecek. Ezandan sonra gelip malları alamam, gece kaldıracak yerim yok. Yarın öğleden evvel vapurum Çanakkale’ye kalkıyor, yetiştirmem lazım. Onun için, sabah ezanında geleceğim. Malları mutlaka hazır edin…” Tüccar “peki” dedi. Muzaffer tam ayrılırken ilave etti:

— “Altın para vermiyorlar, kâğıt para verecekler.”

Ertesi gün ezan vakti tüccarın kapısındaydı. Mal yüklendi ve Çanakkale’nin yolunu tuttu. Tüccar kendisine verilen parayı üç gün sonra Osmanlı bankasına götürdü. Bozmadılar… Zira elindeki para sahteydi.

O gece Mehmet Muzaffer, temin ettiği evrakla sabaha kadar sahte para yapmıştı. Paranın arkasında “Bedeli Çanakkale’de altın olarak tesviye olunacaktır.”(6) diye yazıyordu.

Paranın akıbeti ve daha birçok hadise ismini zikrettiğim kitapta mevcut.

Görüldüğü gibi Çanakkale gerçekten gurur kaynağımız, alınacak çok dersler ve ibretler vardır. Genç kuşağın özellikle bunu anlaması gerekirken, büyükler de bunu öğrenip, öğretmelidir.

Mazisini bilmeyen, hâlini değerlendiremez ve geleceğe ümitle bakamaz.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.