E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

SELİM ARMAĞAN

KAPAK;

FELAKETLERİMİZ VE AYETLER

Kıyamet yaklaştı mı, yaklaşmadı mı? Kopacak mı, kopmayacak mı? Kıyametin büyük ve küçük alametleri nelerdir?... türünden sorularla bu günlerde sıkça karşılaşır olduk. Yaşlanmak ve yıpranmak kaçınılmaz gerçek ve ölüm de mukadderdir. "Her canlı ölümü tadacaktır." bizim fertler olarak kıyametimiz de çok yakındır. Her yüz yılda dünya yeni yüzlerle karşılaşır. Bir önceki yüz yıldan hemen hiç kimse kalmamıştır. Bu gerçeklerden yola çıkarak evrendeki bozulmanın nedenleri mutlaka araştırılmalıdır.

1- İnsanın beden ve ruh sağlığının bozulma nedenleri nelerdir? Ne gibi tedbirler alınarak bozulma önlenir ve insanın mutluluğu nasıl sağlanabilir?

2- Sosyolojik bozulmaların, ihtişamlı medeniyetlerin tefessüh etme ve yok olmalarının nedenleri nelerdir? Ne gibi tedbirler alınarak bozulma önlenebilir? Dünyanın huzur ve mutluluğu nasıl daim olur?..

İnsan yaratılmışların merkezidir. Diğer varlıklar onun etrafındaki hâleler gibidir. Kainatta imar ve yıkım adına ne yapılıyorsa genel sorumlusu insandır, çünkü onun nefsine "takva" da "fücur" da ilham edilmiştir. Bu iki kelime insanın bütün güzelliklerinin ve çirkinliklerinin de özetidir. Diğer canlı ve cansızlarla ilgili olarak Kur'an-ı Kerim, onların Allah'ın birer ayeti olduğunu, yüce kudretinin eseri olarak verilen görevleri harfiyen yerine getirdiklerini ve baş döndürücü bir ahenk içinde hareket ettiklerini birçok ayette uzun uzun anlatır.

“Gerçek şu ki, göklerin ve yerin yaratılmasında gece ile gündüzün artarda gelişinde, insanlara yararlı şeylerle denizde yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle ölümünden sonra yeryüzünü dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.” (Bakara 164)

Kur'an insandan da bu ayetleri tahrif etmemesini onların dengelerini bozmamasını önemle ister.

"Güneş ve ay (belli) bir hesap iledir. Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler. Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) yerleştirip koydu. Sakın mizanda haksızlık ve taşkınlık yapmayın. Tartıyı adaletle tutup doğrultun ve tartıyı noksan tutmayın." (Rahman 5-9)

Bu gibi ayetler göstermektedir ki insan, Yüce Yaratan’ın ifadesiyle, saymaktan dahi aciz olduğu nimetlerin içindedir.

"İman edip salih amellerde bulunanlar için Firdevs cennetleri bir konaklama yeridir. Onda ebedi olarak kalıcıdırlar, ondan ayrılmak istemezler. De ki:

“Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa ve yardım için bir benzerini (bir o kadarını) dahi getirsek, Rabbimin sözleri tükenmeden önce, elbette deniz tükeniverirdi.” (Kehf 107-109)

İnsan olarak bu hayatta da ahirette de eşsiz bir sanat eserinin, muhteşem bir teknolojinin, harika bir organizasyonun konuğu hatta başrol oyuncusuyuz. Bu sahne bu dekorlar hep bizim için hazırlanmıştır. Bizim başarımız hem bu sahneyi (dünyayı) hem de ikinci sahneyi (ahireti) aydınlatacak ve şenlendirecektir. Bizim hüsranımız hem bu dünyamızı hem de ahiretimizi felaket edecektir.

Bu muazzam sistemin konuğu olan bizler de maksatsız, başı boş ve mihmandarsız bir ziyaretçi değiliz. Ziyaret sebebimiz gayet açık ve nettir.

“Ben, cinleri de, insanları da, yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.

Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve ben, onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum. Hiç şüphesiz, rızık veren, O, metin kuvvet sahibi olan Allah'tır.”(Zariyat  56-58)

İnsanın görevi Allah celle celaluhun rızasını kazanmak, en güzel isim ve sıfatların gerçek sahibi yüce Rabbe layık bir Abd olmaktır.

Depremleri, tsunamileri, tayfunları,vb. olayları değerlendirirken olayları hemen maddî ya da manevî bir boyuta taşıyıp konuyu mecrasından çıkartmak ülkemizde genel reaksiyon haline gelmiştir. Madde gözlüğünün numarası yüksek olanlar her şeyin nedenlerini tabiatın dizaynında ya da maddelerinin özelliklerinde ararlar. Bir kısım ise, "Allah belâlarını verdi zaten onlar şöyle, şöyle yapıyormuş... v.s." şeklinde çözümden uzak ithamlar içerisine girerler. Bu sistemin bir yaratıcısı olduğu asla unutulmamalıdır. Unutanlara hatırlatınız ki en az sizin yaptığınız yorumlar ve ilmî(!) değerlendirmeleriniz kadar Allah'ın da açıklamalarına, öğütlerine ve ayetlerine ihtiyacımız vardır. Bütün kainat ve kainattaki olaylar Allah'ın isimlerinin kelimeler halinde ortaya çıkmış şekilleri, yani ayetleridir. Bu ayetler bazen kayadan devenin çıkması olur, bazen 300 yıldan fazla mağarada kalmak olur, bazen iki ordunun karşılaşması olur, bazen yerler ve gökler olur, bazen gözümüzün önün de canlanıp çiçekler açan ölü toprak olur, bazen tsunami olur, bazen de bizzat kendimiz ayet oluruz.

"İlahınız tek bir ilahtır, O'ndan başka ilah yoktur. O, Rahman ve Rahim'dir. Hiç şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbirini kovalamasında, insanlara yararlı şeyler ile denizde yüzen vapurlarda, Allah'ın gökten su indirip onun aracılığı ile ölü yeri dirilterek üzerine her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde, düşünen bir topluluk için birçok ayetler, deliller vardır.

İnsanlar arasında Allah'a çeşitli eşler koşanlar ve bu koştukları eşleri Allah'ı sever gibi sevenler vardır. Oysa müminler en çok Allah'ı severler. Zulmedenler, azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'ta olduğunu ve Allah'ın azabının ağır olduğunu anlayacaklarını keşke şimdiden bilselerdi!" (Bakara 163-165)

Etrafa hayvan gibi bakmayan, gözleri önünde gece gündüz işleyip duran büyük kainat sistemini akıllıca bir gözleme tabi tutan, önyargılarla, inatçılıkla körelmemiş bir kalbe sahip kimse gözünü açınca hakikate işaret eden birçok ayetler görebilir. Böyle bir kimse, kainatın Mutlak Kadir ve Mutlak Hakim olan tek bir Varlık tarafından yönetildiğini görecektir. Bu bakış açısı da onu Kur'an'a götürecektir. Kur'an'ın da ele aldığı temel konunun, "insan" olduğunu görecektir. O, insanı felaha veya helake götüren hayat tarzlarını anlatır. Kur'an'ın tamamında vurgulanan ana fikir, Hakk'ın açıklanması ve buna dayanan Doğru Yol'a davettir. Kur'an, gerçeğin(Hakk'ın), Allah'ın, Hz. Âdem'i (a.s) halife tayin ettiğinde kendisine vahyettiği ve diğer bütün peygamberlere bildirdiği İslam olduğunu ve bütün peygamberlerin aynı Yol'u öğrettiklerini bildirir. İnsanlar tarafından bu Hakk'a aykırı olarak, Allah’ın yarattıkları ile ilişkisi hakkında icat edilen tüm teoriler yanlıştır. Bunlar üzerine kurulan hayat tarzları da sonuçta insanlığı hüsrana götürmüştür.

Vahyin hedef ve gayesi ise, insanı Doğru Yol'a çağırmak ve cahilliği nedeniyle kaybettiği veya günahkârlığı nedeniyle yüz çevirdiği Hidayet'i onlara sunmaktır.

Kur'an, göklerin, yerin ve insanın yaratılışını anlatırken olsun, evrendeki yaratıklara değinirken veya insanlık tarihinden olaylar aktarırken olsun hep aynı hedefi gözetir. Allah'ın ayetleri tahrif edilmesin, hem kitap korunsun hem de kevnî ayetler korunsun. Ancak uyarıcılara kulak vermeyen fesatçılar yüzünden karalar ve denizler bozuldu. Âdem (A.S.)dan itibaren hepimize Rabbimiz “din olarak İslam’ı seçmiş ve razı olmuşken " bu şerefi ve izzeti bırakan ya da hiç önemsemeyen, kendinin bir hayvan türü olduğunu iddia edenler elbetteki behîmî bir tabloyla karşılaşacaklar, karanlıklardan karanlıklara saplanacaklardır.

Bu genelleme çok abartılı değildir. Kur'an-ı Kerim imanı işlerken hep amel-i salihle yani doğru hareket tarzı ile birlikte ifade eder. "İman ettim" demek yeterli değildir. Sonra istikamet gerekir. Allah'a hakkıyla iman eden bir mümin olarak artık bütün duyu organları ve hareket organları O’nun isteklerine göre hareket etmelidir. Kişinin imanının ışığı ve görüntüsü aksiyonudur yani harekettir. Atalet ve durgunluk zamanla kokuşmayı getirir. Sadece adı müslüman olan, hareketleri İslamî olmayan, İslamca hissetme duyularını kaybetmiş kişi ve toplumlar kokuşmanın ve bozulmanın temelini oluştururlar. Yüce Rahman’ın kudretinden çıkan bu kainat, fiziksel ya da sosyolojik bozulma ve kokuşmanın hiçbirini kabul etmez. Sistem koruyucu devrelerini açıverir. Allah’ın ayetlerini değiştirtmez. Çünkü sünnetullahta bir değişiklik görülmez.

İşte bu ayetler

"Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, onlar ona sırtlarını çevirip giderler." (Yusuf 105)

"Şehir halkı birbirlerine müjdeler vererek geldi. (Lut onlara) "Bunlar benim konuğumdur, beni utandırıp-dillere düşürmeyin" dedi. "Allah'tan korkup-sakının ve beni küçük düşürmeyin." Dediler ki: "Biz seni 'herkes(in işin)e karışmaktan' alıkoymamış mıydık?" Dedi ki: (Niyetli olduğunuz şeyi) ille yapacaksınız (öyle mi?) İşte (benim ve kavmin) kızları(onlarla nikahlanıp, helal ilişkide bulunun.)

(Melekler dediler ki, ey Lut!) Ömrüne and olsun ki, onlar, sarhoşlukları içinde kör-sersemdirler. Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde onları (o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi. Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık. Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır. (Hicr  67-75)

"O’dur, sizin için gökten su indiren. Öyle ki, hem siz içersiniz o sudan, hem de hayvanlarınızı otlattığınız çayır-çimen.

Onunla Allah sizin için ekin, zeytin ve hurma ağaçları, üzümler ve her türden (daha) nice ürünler bitirmektedir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.

Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.

 Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayet vardır.

Denizi ve sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyalar çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.''(Nahl  10-14)

"Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet vardır.

Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından, içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.

Hurmalıkların ve asmaların meyvelerinden hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz aklını kullanabilen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.

Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl  65-69)

Konuyla ilgili ayetlerin tamamını serdetmeye gerek yok, Kur'an-ı Kerim bütün ayetlerin özü ve özetidir. Eşsiz kitabımızdan örnek olarak sunduğumuz bu ayet-i kerimeler dikkatlice okunursa konumuza giriş yaparken sunduğumuz soruların cevapları açıktır. Ancak bu anlayışa sahip olacak kişide; öğüt alma, aklını kullanma, düşünebilme ve derin bir kavrayış özellikleri olmalıdır. Kur'anî tabirle behîmî bir yaşantıda ve heveste olanlar için bu anlayışın yolu kapalıdır.

“Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar, ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha da şaşkın (ve aşağı)dırlar." (Furkan 43, 44)

"İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik." derler; oysa onlar inanmış değildirler.

(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatmaktadırlar da şuurunda değildirler. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acıklı bir azap vardır. Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz yalnızca ıslah edicileriz" derler. Haberiniz olsun; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.

Ve (yine) kendilerine: "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin" denildiğinde: Düşük akıllılar(beyinsizler)ın iman ettiği gibi mi iman edelim?" derler. Bilin ki, gerçekten asıl düşük-akıllılar kendileridir, ama bilmezler. (Bakara 8-13)

"İnsanlardan öylesi de vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır. O, iş başına geçti mi yeryüzünde fesat çıkartmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu ve kışkırtıcılığı sevmez. (Bakara 204, 205)

Bu muhteşem sistemin de denizleri kirletilir, canlılarının yaşam biçimleri ve görüntüleri bozulup değiştirilirse, nükleer, kimyasal v.b. atıkların çöplüğü yapılırsa, atom denemeleri yapılırsa.... Havası kirletilir, oksijen tabakasının delinmesine katkıda bulunulur ve umursamaz davranılırsa, uzayda neler yaptıklarını bilmediğimiz uzay teknolojisine sahip olan ülkelerin (dünyada yaptıklarını biliyoruz!) hareketleri kontrol edilmezse... Karaları kirletilir, toprağının içerikleri değişirse, dağların yerleri oynatılıp nehirlerin mecraları değiştirilirse, hayvanlarının ve bitkilerinin genleri ile oynanırsa... İnsanları Rablerinden uzaklaşıp maymunun peşine takılırsa, hiçbir kural tanımaz kendini ilah edinirse... Haksızlıklar, adam kayırmalar, rüşvetler, yolsuzluklar yaygınlaşırsa; fakir, fukara, yetim, yoksul, güçsüz tanınmazsa; anne -baba, büyük - küçük bilinmezse... İşte o zaman insanların da dengeleri bozulur. Duyulmadık bilinmedik hastalıklar türer, savaşlar artar, cinayetler artar, faylar kırılır. Depremler, tsunamiler olur. Havanın, suyun tadı kaçar. Bu durum kendi ellerimizle kendi başımıza ördüğümüz insanlığın ortak çorabıdır. Kur'anî tabirle "Ellerimizle kazandıklarımız sebebiyle karada ve denizde fesat çıktı."

Kınanacak kimse yoktur. Kendimizi, insanlığı kınamalı, diğer canlılardan özür dilemeliyiz. Allah'ın cennet misali bu mekanına layık kul olamadığımızı kabul etmeli ve hemen imanımızı tazelemeli yeniden salih amellere sarılmalıyız. Unutmamalıyız ki inançlar doğru olsa da hareketler yanlış olursa felaketler gelir, inanan ve inanmayan diye de ayrılmaz. Yanlış herkes için yanlıştır ve yüce adalette hiç kimse torpilli değildir. Hemen Allah’ın belâsıdır deyip geçivermek maneviyata hakaret olur. Allah kullarına kendilerinden daha merhametlidir, onları üzmek istemez ve onlara zulmetmez. Bir mazlum müminin feryadından arşı titrer. Önce kendimize, insanlığımıza bakmalı yapmamız gerekenleri yapıp yapmadığımızı tekrar gözden geçirip sorunlu değil sorumlu bir kul olmalıyız. Helak olan kavimler incelendiğinde görülecektir ki helak sebepleri kişilerin isimlerinin ya da sıfatlarının Nemrut, Firavun, Haman ve Karun v.b. olmaları değildir. İnkarcılar imansızlık, ahlaksızlık, inananlara karşı baskı ve zulüm uygulama sebebiyle; şayet içlerinde inananlar varsa onlar da kötülüklere karşı koymamaları, hakkı söylemek ve yapmadaki korkaklıkları,tembellik ve nemelazımcılıkları nedeniyle helak olmuşlardır.

Hülasa helak olan kavimler, yanlışlarda ısrar etmek ve uyarıcılara kulak asmamak, Allah'a başkaldırmak, O'na ortak koşmak, yeryüzünde haksız yere büyüklenmek, insanların mallarını haksızlıkla yemek, cinsel sapmalara ve azgınlığa yönelmek gibi yüz kızartıcı ve utanç verici suçlara dalmaları sebebiyle helak olmuş kendi sonlarını getirmişler; içlerinde bulunan bir kısım müslümanlar da bu kötülüklere güçleri yettiği ölçüde elleri, dilleri ile müdahele etmedikleri veya bunları yapamıyorlarsa kalpleri ile bile buğz etmedikleri için onlarla beraber helak olmuşlardır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.