E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

Gönlümüzden Gönlünüze;

 SUALLER BAŞKALDIRDIĞI ZAMAN

Bir kişi, sadece bir kişi ölüler arasından başını kaldırıp, etrafına bakınarak neler olup bittiğini kavramaya çalışıyor. İşe nereden başlamak gerektiğini düşünüyor. Olanla olması gereken arasındaki farkı kavrama gayretine soyunuyor. Gidişin gidiş olmadığını, istenilenin çok farklı bir muhteva olduğunun idrakine varıyor. Yaşadığımız hayatın Zât-ı Kibriyâ katında ne ifade ettiğini düşünüyor.

Bir kişi, sadece bir kişi varoluşunun maksadını, dünyadaki asıl misyonunu merak ediyor. Başıboşluktan bunalıyor. “Bu hayatı doğru mu yaşıyoruz?” diye kendi kendine soruyor. “Doğduk, niçin? Ölüyoruz, gidişimiz nereye? suallerini soruyor. Bu dünyanın önü-sonu nedir? Dünya ötesi nedir? Bunların birbirine nisbeti nedir? Sular-seller gibi bu insanlar nereye akıp gidiyorlar?” diye kendi kendine sorup duruyor. Zamanın değerine denk düşecek “değeri” düşünüyor. Ömrü hangi değerlere sarfetmeli, “ân’ın, zamanın ve çağın vâcibi nedir?” suallerini soruyor. Gündelik hayat, herkesin yaşadığı hayat ona mânâsız geliyor. Hayâtın hedefi ne olmalı suâlini tekrarlayıp duruyor.

Bir kişi, sadece bir kişi, anlı-şanlı insanların ihtirasların, zehirli duyguların kulu kurbânı olduklarını; yüksek makamların, bilmem hangi kademedeki “bilim derecesi”nin, insanlık derecesine bir katkı sağlamadığını görüyor.

Bir anne çocuğunu “Yâsin sütüyle” büyütüyor, bir baba çocuğunun Kur'an ve sünnetle bağlantısını kurmaya çalışıyor. Kardeş kardeşin elinden tutuyor. Torun dedesinin önünde “Sübhânekâllâhümme” okuyor.

Toros Dağları’nda bir babaanne, sapanla kuşa nişan alan çocuğu durduruyor, hayvanın canını yakmaması gerektiğini söylüyor, “küçük veya büyük, can candır, acı acıdır” diyor. Bu kadına bu güzel duygular nereden geliyor?

Bir hoca konuşuyor, murâd-ı ilâhiyi göz önünde bulundura bulundura, hasbeten lillâh içten konuşuyor: “Câmiler Allah’ın evi, cemâat misafiridir. Camiye geleni, kerim olan Allah c.c. ikramsız bırakmaz, diyor. Bu bir peygamber müjdesidir” buyuruyor.

Bir genç, vicdânıyla yaşamaya karar veriyor. Her türlü ahvâlini Allah’a arzediyor. Yüce Kudretin sonsuz bir imkân olduğunu biliyor. Yüzünü Allah’tan yana çevirdiğinde sükûnete erdiğini, gayrilere teveccüh ettiğinde kaygılara gark olduğunu hissediyor.

İnanın büyük şeyler oluyor.

Yunusvârî bir genç. Toprakla, tabiatla, kalemle, kelâmla meşgul… insanlar âsârında avunamıyor. Sosyal atmosfer ona yetmiyor. Mahzun kartallar gibi, Büyük Yalnız’a doğru kanat çırpmak istiyor. Derinliksiz ortamlarda kalbinin kanadığını hissediyor. İnsanları olduğu gibi kabul edip, esmâ-i hüsnânın yansımalarıyla mest-ü hayran, metafizik ummanlarda kulaç atmak istiyor. Zaman zaman gözlerini kapatıp “bu’d-u mutlak”ların çınlamalarını dinliyor.

Bir kişi derinden ve hüzünlü Kur'an okuyor. Kendisine, yeni nâzil oluyormuş gibi okuyor. Sanki serin rahmetlerle rûhunu ve gönül dünyâsını yıkıyor. Mânâsının güzelliklerine eğiliyor. “Yol kesenleri, yol gösteren” hâle getiren sırrı arıyor. Hüsn-ü ânlar ve hüsn-ü zamanlar yaşıyor. Kur'an güzelliğini insanlara taşımanın usûlünü soruyor.

Bir türkü dinliyor derinden ve inceden. Türkü, alıp-götüren cinsten. Lekesiz sevdalardan söz ediyor.

Bir kişi, sadece bir kişi, kendi çalışmasının bereketine, yaslandığı hakikatin kuvvetine güvenerek şer güçlere kafa tutuyor. Gönlünün taa derinliklerinden dua ediyor. Dua onu mutlak kudrete bağlıyor. Ömrünün tamamını duâ haline getiriyor: “Ya Rabbi gelecek nesilleri Kur'an sağanaklarından mahrum eyleme. Etkili tebliğler gıdaları olsun. Ta’lim, terbiye ve tezkiyelerini dâim eyle. Hakim ve hikmet zenginlikleri, saâdet ve selametler nasib eyle” diyor. Çocuk ve çiçeklerini toplayıp soruyor: “Ben’den sonra kime kulluk edeceksiniz. Yaşama ekseniniz ne olarak? Sizi hayata hangi duygular bağlayacak? Vazgeçilmez ilkeleriniz neler olacak? Hangi izleri sürüp nasıl bir etki bırakacaksınız? “Ol ulu Hazret’e” varan yollar tutacak mısınız?”

Bir genç yiğit, nefsin kördüğümlerini bir kılıç darbesiyle ikiye ayırıyor. Şehvet ve şöhret tuzaklarından âzâde oluyor. Zât-ı Kibriyâ’ya isyanın başladığı yerde her istekten vazgeçileceğini biliyor. Zindanları zehirli duygulara, günahlı zevklere tercih ediyor. Akrabânın akrepliklerini umursamaz bir tavırla geçiştirip, mürüvvet ve fütüvvet ilkelerinin canlı mümessili kesiliyor.

“Ya Allah tevhid ve adaleti hâkim kılar, ya da ben bu uğurda cehd-ü cihâd ede ede ömrümü tamamlarım, ötesi yok” diyor. Ayrılık, ateş ve can imtihanlarına pazarlıksız “evet” diyor. Ölümsüz sevdaların sabırlı talebesi oluyor.

İnanın büyük şeyler oluyor.

Bir kişi sâdece bir kişi dağda bayırda, derede tepede dolaşıyor. Yıllar yılı bu böyle sürüp gidiyor. Gül-Güneş, bulut-umut, rüzgar-kar, aydınlık-karanlık… Esmâ-i ilâhi’nin binbir tecellîsi…. Olup bitenlere bakıyor, düşünüyor, düşünüyor. “Yâ Rabbi” diyor. “Sen çok büyüksün. Bu yaptıklarından, yarattıklarından belli, gün gibi açık. Biz senin zavallı kullarınız. “Bizi zavallı yarattın demek istemiyorum. Demek istediğim şu ki; biz göz, kulak, akıl gönül nimetlerini yerli yerinde ve kâfî yoğunlukta kullanamıyoruz, dikkatimizi teksif edemiyoruz. Gönül ve ruh dünyamıza ne olduysa oldu. Bizim teessürümüz Senin yarattığın hadiselerin büyüklüğüyle orantılı değil. Olup bitenler karşısında bu teessür çok az Rabbim. Ayan-beyan ortadaki, Sen çok büyüksün. Lâkin bu büyüklüğe ma’kes saf aynalar yok, fırtınalı denizler gibi çırpınan engin gönüller yok. Sabah aydınlığı gibi berrak, şavkı dağlara vuran derûnî dünyâlarımız yok.”

Yıllar yılı bu böyle devam ediyor

İnanın büyük şeyler oluyor.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.