E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

NİÇİN OLMASIN?

İslam tevhid dinidir.

İslam cemaat dinidir.

Tefrikayı şiddetle yasaklar.

Ümmetin birliğini bozacak bölgecilik, kabilecilik, ırkçılık gibi her türlü sakîm akımları men eder.

Allah indinde üstün olanın takva sahipleri olduğunu beyan ederek müslümanların birbirleri ile hangi güzergahta yarış edeceklerini gösterir.

Sonra:

“Ben cinleri ve insanları ancak beni tanısınlar bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56) beyanıyla yaratılış gayemiz açıklanır. Böylece tevhidi bozacak sapmalardan sakındırılır.

İslam bir nizamdır. Müslümanların dünyevî ve uhrevî bütün işlerinde uymaları gereken bir sistemdir.

Kıyamete kadar hiçbir hükmü değişmeyen bir ilâhi nizamdır, bir şeriattır.

Dolayısıyla müslümanlar İslam’dan başka hiçbir sisteme tâbi olamazlar. Hiçbir düzene rağbet edemezler.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Sonra seni din mevzuunda bir şeriat sahibi kıldık. Sen ona uy. Bilmeyenlerin isteklerine uyma.” (Câsiye 18)

Böylece müslümanlar:

Tek bir Allah inancına sahip,

Değişmeyen, değiştirilemeyen bir şeriata, ilâhî bir nizama uymakla mükellef, birbirlerinin din kardeşi olan güçlü bir cemaat oluşturmaktır.

Müslümanlar olarak, inancımızın gereklerini yaşadığımız devirlerde dünyanın efendisi olmuş, hem bizler hem idaremiz altında bulunan gayr-i müslim milletler müreffeh bir hayat yaşamışızdır.

Çünkü o devirlerde:

“İş ehlinin gayrine verildiği zaman kıyameti bekle” (Buhari) hadis-i şerifinden kastedilen mana çok iyi anlaşılmış, millet işleri ehil insanlara tevdi edilmiştir.

Ayrıca İslam’ın iyi anlaşıldığı, iyi yaşanıldığı devirlerde hiç kimse kötü düşüncelere kapılmamış İslam için ne yapabileceğini, müslümanlara nasıl faydalı olabileceğini teemmül etmiştir.

İdarecilerle müslim, gayri müslim tebaa birbirleri ile kucaklaşmış, kaynaşmıştır.

Peygamberimiz, efendimiz şöyle buyurmaktadır:

“Sizin amirleriniz en hayırlılarınız, zenginleriniz cömertleriniz olunca, işlerinizde aranızda istişare ile yapılınca sizin için yerin üstü yerin altından daha hayırlıdır.

Fakat idarecileriniz en kötüleriniz, zenginleriniz de cimrileriniz olunca, işleriniz de kadınlarınızın emir ve idaresinde bulununca o zaman sizin için yerin altı yerin üstünden daha hayırlıdır.” (Tâc)

Hadis-i şeriften de  anlaşılacağı üzere dünyanın kıvamı, toplumun refah ve huzuru:

İdarecilerin hayırlı,

Zenginlerin cömert olması

Ve ümmetin işlerinin istişare ile yapılmasındadır.

Aksi takdirde yani:

İdarecilerin toplumun en kötüleri,

Zenginler de cimrileri,

Kadınlar da yönetimde söz sahibi olunca böyle bir toplum insanca ve İslamca yaşanılacak bir toplum olmaktan çıkar; keyfi icraatlar, zulüm ve haksızlıklar toplumu yaşanılmaz bir hale getirir.

Bir eve ya da bağa, bahçeye sahip olmak için sürekli kavga halinde olan, birbiriyle sürekli çekişen kişilerden her iki taraf da sahip olmak istedikleri şeyden istifade edemezler. Halbuki bir araya gelip anlaşsalar, birbirinin hak ve hukukuna riayet etseler, her iki taraf da ellerindeki bu imkanlardan faydalanırlar. Hem de huzur içinde yaşarlar.

Birbirini seven, saygıda kusur etmeyen, birlik ve berâberlik içinde bulunan aile ve toplumlarda her türlü güzelliğe, her türlü iyiliğe her zaman şahit olabilirsiniz.

Birbirini sevmeyen, birbirine saygı göstermeyen birbiri ile kavgalı olan aile ve toplumlarda ise huzursuzluk, çeşit çeşit kötülükler kısa bir zaman içinde o aile yuvasının dağılmasına, o toplumun tefessüh etmesine sebep olur.

Bir zamanlar biz müslümanlar din kardeşliğini dorukta yaşıyor, birbirimizi seviyor, birbirimizi sayıyor, birlik ve berâberlik içinde yaşıyorduk. Şimdi niçin olmasın? Çünkü dinimiz bizden böyle olmamızı, asla tefrikaya düşmememizi istiyordu. Aksi takdirde dağılıp parçalanacağımızı, devletimizi kaybedeceğimizi haber veriyordu.

 “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a, Kur'an’a) sımsıkı yapışın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetlerini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O kalplerinizi birleştirmiş ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken sizi oradan da O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Âl-i İmran-103)

Ayet-i kerimeden de anlaşılacağı üzere birlik ve berâberlik toptan Kur'an’a, İslam’a sarılmakla mümkündür, gerçek birlik ve berâberlik ancak o zaman tahakkuk etmiş olur. Onun dışındaki birliktelikler, gerçek bir birlik ve berâberlik değildir. Çıkarların, şahsî düşüncelerin, nefsî davranışların hakim olduğu kalabalıklardır.

Müslümanlar olarak Kur’an  ve sünnete sarılıp Allah Teâlâ’ya güvenip dayanarak yeniden İslam birliğini tesis etmekle mükellefiz. Aksi takdirde içinde bulunduğumuz zillet ve meskenetten kurtulmak asla mümkün değildir.

Ayrıca içimizden, sâlih, muttaki, ilim ehli kişiler bu işin üzerinde çok ciddi olarak durmalı, ümmeti bu husus da hem bilgilendirmeli hem bilinçlendirmelidirler. Bu hususta çok ciddi çalışmalar yapılmalı, engellere, tasallutlara, tehditlere asla boyun eğmemelidirler.

Bu hususta Allah Teâlâ söyle buyurmaktadır.

“Sizin içinizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için çok büyük azap vardır.” (Âl-i İmran 104-105)

Parçalanıp dağılan, sürekli birbirleri ile kavgalı halde bulunan müslümanlar hem dünyada, hem de ahirette azaba duçar olurlar.

İçimizdeki beyinsizlerin, içerde ve dışarıdaki din düşmanlarının asırlardır yaptıkları açık ve gizli tahribat çalışmaları neticesinde koskoca İslam âlemi bugünkü perişan hale düştü.

Bir çok İslam ülkesinin kâfirlerin tahakküm ve tasallutuna maruz kalması, can, mal ve namus emniyetinin kalmaması bir azap değil de nedir? Tevbe edip Rabbimize yönelmez, dinimize dönmez, Kur’an ve sünnete sarılmazsak ahirette ki azabımız daha da büyük olacaktır. Allahümmahfazna.

Şayet müslümanlar olarak Allah Teâlâ’nın:

“Allah ve Rasûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin! Sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle berâberdir.” (Enfal-46) kelamına kulak versek, Allah ve Rasûlüne itaat edip, birbirimizle çekişmesek birlik, berâberlik içinde olsaydık bu hallerde, bu zillet ve meskenet içinde olur muyduk?

Demek oluyor ki İslam birliğinin yeniden tesisi için temelin çok sağlam olması gerekmektedir.

Öncelikle imanımızı kemale erdireceğiz.

Allah ve Rasûlüne tam itaat edeceğiz.

Kur’an ve sünnete yapışacağız.

Aramızdaki İslam kardeşliğini pekiştireceğiz.

İçimizde emri bil maruf, nehyi anil münker yapacak, müslümanları İslam birliği hakkında bilgilendirecek ve bilinçlendirecek ehil, sâlih, muttaki, ilim adamları bulunacak.

Tefrika ve fitneden şiddetle sakınılacak, tefrika çıkarmak temayülünde olanlara asla fırsat verilmeyecek.

Zaten hiçbir müslümanın:

“Sizden hiç biriniz kendi nefsi için istediğini din kardeşi içinde istemedikçe kâmil bir müslüman olamaz.” (Buhari) Peygamber buyruğunu bilip de din kardeşi için kötü düşünmesi, müslümanların birlik ve berâberliğini bozacak tefrika çıkarması mümkün mü?

Demek ki asıl mesele tam inanmak, tam teslim olmaktır. Bilelim ki:

KALBLERDE TEVHİD       OLMADAN, FİİLLERDE TEVHİD OLMAZ.

Bugün müslümanların darmadağınık oluşunun sebebi kalplerindeki tevhidin zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Niyetler bozulmuş, muhabbet, şefkat, muavenet, af ve müsamaha ve benzeri asil hasletler hastalanmıştır.

Öyleyse öncelikle yapılması gereken kalbi amellerimizi sağlamlaştırmak, sıhhate kavuşturmak, olması gereken duruma getirmektir.

Müslümanlar, Abbasî, Selçukî ve Osmanlı dönemlerinde olduğu gibi yeniden İslam birliğini tesis etmelidirler.

Bu nasıl gerçekleşecek, nasıl hayata geçirilecektir? Elbette bu çala kalem yazılacak bir husus değildir.

Bu konuda ehliyet sahibi, İslam birliğinin her şeye rağmen gerçekleşebileceğine samimiyetle inanmış gerçek alimler bir araya gelecek, uzun mütalaalar, tetebbular, görüş alış verişleri neticesinde bir karara varacaklardır. Çok tabii olarak bu konu kolay bir mesele değil bilakis çok zorlu bir iştir. Ancak inanan insan için zorluklar kolaylaşır, uzaklar yakınlaşır. Mesele ileride dağılıp parçalanacağı şimdiden belli olan AB ye bir sığıntı olarak girmek mi yoksa İslam birliği içinde şerefli bir yer edinmek mi?

Elbette müslümanların bulunması gereken yer İslam birliğidir.

Bu hususta Türkiye’ye ve yöneticilerine çok büyük mes’uliyetler terettüp etmektedir. Şu andaki geçici durumlar idarecileri korkutmamalıdır. Amerika ve batı yıkılmaya mahkumdur. Çünkü hiçbir düzen zulümle payidar olmamıştır. Bundan sonra da olmayacaktır.

İslam birliğinin tesisi için bir çok zorluklar, bir çok engeller vardır. Bu hususta en büyük engellerden biri ve en mühimi İslam ülkelerinin başında bulunan idarecilerdir. Bu idarecilerin çok azı hariç ya dine karşı, ya fasık-facir, ya da batı hayranı kimselerdir. Böyle idarecilerden İslam birliği konusunda faaliyet beklemek ham hayal olur.

Durum böyle olunca İslam birliğinin tahakkuku için bütün iş, samimi İslam âlimlerine düşmektedir. Bu meseleyi sürekli gündemde tutmak,  müslümanları bilgilendirmek ve bilinçlendirmek gerekmektedir.

Olmayacak bir şey mi?

Niçin olmasın!

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.