E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

MÜLAKAT

KAPAK;

İ. H.H Başkan Yardımcısı

Murat Yaşa ile

“İSLAM COĞRAFYASINDA AKAN KAN”

Üzerine Mülakat

 

Bize Irak’taki genel durumu tasvir eder misiniz?

Irak’taki Amerikan saldırıları sonucu her gün ortalama 15 ile 75 arasında Iraklı hayatını kaybetmektedir. Sözde Irak’a özgürlük ve demokrasi getirme bahanesiyle bölgeye saldıran Amerika, son bir yılda resmi rakamlarla 30 bin, bağımsız kaynaklara göre 100 bini aşkın Iraklı sivili katletti.  Son 15 yılda Batılıların ambargoları ve saldırıları sebebiyle Irak’ta hayatını kaybedenlerin sayısı 2 milyona yaklaştı. Onlarca yıldır Batılıların desteğindeki yerel diktatörlerin zulmü altında inleyen Irak halkı, bu kez doğrudan doğruya bu Batılıların işgali altında olmanın hem maddî hem de manevî acılarını çekmektedir. Irak’ta televizyon ekranlarına taşınmayan, gazete sayfalarına yansımayan binlerce zulüm, cinayet, tecavüz, işkence, dram ve bir o kadar da yıkım yaşanıyor. Tüm değerlerin alt üst edildiği dünyamızda, Irak’ı işgal edenler demokrasi havarisi, direnen halk ise vahşî ve kafa kesen teröristler olarak dünyaya yansıtılmaya çalışılıyor.

 

Amerika Felluce’ye neden bu kadar yükleniyor?

Felluce, Amerika’ya direnişin sembolü olduğu için işgalcileri sürekli rahatsız etmekte ve diğer kentlere moral kaynağı olmaktaydı. Bunun yanı sıra Sünni üçgen dediğimiz bölgede denetimin sağlanması için en güçlü iki direniş yerinden biri Felluce’ye bu kadar yükleniyor

 

Irak’taki direniş grupları ana hatları ile kimler ve bunlar arasında bir koordinasyon var mı?

Irak’ta çok değişik direniş grupları ile ilgili yayınlanan bilgilere bakıldığında çok büyük bir çeşitlilik olduğu gözlenmektedir. Bunlar, İslamî gruplardan baasçı ve hatta Saddamcı gruplara kadar geniş bir yelpazede sıralanmaktadır. Bunlar arasında doğrudan bir ilişki olmamakla birlikte, kimi bölgelerde birlikte olduklarını deklare ettiklerini duyuyoruz. ABD'ye direnen silahlı gruplar, tek çatı altında toplanma gayretinde. Birçoğu 6 Eylül'de Felluce'de buluşarak 'işgale karşı topyekûn savaş' kararı almışlardı. Bunlar arasında Ensarü’s-Sünne, Felluce, Ramadi, Bakuba ve Musul gibi Sünni nüfusun yoğun olduğu bölgelerde etkili. Irak İslamî Direniş Cephesi ise, adından da anlaşılacağı üzere bazı İslamcı grupların ortak çatısı. Bunun yanı sıra Arap ülkelerinden gönüllülerin olduğunu biliyoruz. Irak Milli İslamî Direniş grubu da kendisini deklare edenlerden.  Bunların yanı sıra Irak İslam Ordusu, Irak Kurtuluşu İçin Ulusal Cephe, Saddam Fedaileri ve Halkın Mücadelesi gibi değişik gruplar da bulunmaktadır.

 

Şiilerin direnişe katılımı ne oranda?

Şiilerin şu anda direnişe fiilen katıldıklarını söyleyemeyiz. Başlarda Sadr grubu başta olmak üzere bazı küçük gruplar destek verdiyse de, daha sonra bunlar da savaşı bıraktı.

 

Direniş grupları Şii ve Sünni diye ayrılmış mı yoksa birliktelik var mı?

Ne yazık ki böyle bir ayrım oluşmaya başlamış durumda. Şu an yaşanan bu ayrımın ileriye dönük olarak Irak içinde ciddi bir mezhep kavgasının ilk tohumu olmasından kaygı duymaktayız. Zira 30 Ocak’taki seçimlerden sonra oluşacak Şii-Kürt federasyonunu hedef haline getirecek olan Sünnî grupların bu kavgada mezhebi unsurları ön plana çıkarma ihtimalleri yüksek.

 

Irak geçici hükümetine halkın desteği ne oranda?

Geçici hükümet dediğimiz yapı Kürt ve Şii grupların temsilcilerinden oluşan bir organ. Dolayısı ile kendi gruplarının tam desteğini aldıklarını biliyoruz. Ancak Irak’ın orta kesimindeki Sünnî bölgede ciddi bir tabanları bulunmuyor. Bu da oransal olarak yüzde 25 ile 30 arasında değişiyor.

 

Türkmenlerin durumu ne?

Türkmen halkı, kültürü inancı yaşantısı ile tam bir Anadolu halkıdır. 

Türkmenler Irak’taki savaşan taraflar içinde en riskli gruplardan biri. Zira Saddam döneminden beri hep güçsüz taraf olmuşlar. Geçici hükümette de nüfusları oranında temsil edildiklerini söyleyemeyiz.  30 Ocak’taki seçimlerden sonra Türkmenlerin 20-25 milletvekili çıkarmaları bekleniyor. Ama başta Kerkük kenti olmak üzere birçok kentte Türkmen seçmenlere seçim kağıtlarının gitmediğini ve kayıtlarının yapılmadığını duyuyoruz. Birçok Türkmen’in oy kullanamama gibi bir durumu var. Dolayısıyla bu rakama ulaşamayabilirler.

 

Arafat sonrası Filistin’in nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Arafat sonrasında Filistin davasının iyi bir lider çıkaracağına olan iyimserliğimizi korumakla birlikte, Mahmud Abbas çevresindeki kuşkular giderilmiş değil. Filistin halkı önüne hapisteki Mervan Barguti ve Mahmud Abbas dışında karizmatik bir lider çıkarılmış değil. Nitekim birçok muhalefet grubu seçimleri boykot eğiliminde. Bu nedenle yapılacak seçim ardından başkanlığa geçecek olan kişinin Arafat’ın boşluğunu dolduramayacağı ve Filistin halkı nezdinde meşruiyetini kuramayacağını düşünüyoruz. Arafat, Şeyh Ahmet Yasin ve Abdülaziz Rantisi gibi öncülerini kısa sürelerle kaybeden Filistin davası artık bireyler yerine kollektif liderliklere alışmak zorunda. Bunu da başaracak bir liderlik  oluşacağına inanıyoruz.

 

Hamas ve İslami Cihad gibi grupların Filistin toplumunda desteği ne boyutta?

 

İslami muhalefet gruplarının desteğinin güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu gücün oranı ve sınırları konusunda bir tahminde bulunmak gerekirse Hamas’ın Filistin toplumu içinde yüzde 30-40 arasında değişen bir destekçi kitlesinin olduğunu söyleyebilirim. Bunun Arafat’ın ölümünden sonra bir kaç puan daha artmış olması mümkün.

 

Afganistan’da son durum nasıl?

2001 yılından beri Amerikan işgali altındaki Afganistan, iç savaş ve işgallerle kaybettiği yaklaşık 2 milyon insanının acısına yas bile tutamadan bu kez de yeni bir ifsat dalgasının kurbanı haline getiriliyor. Ülkede işgalcilerin varlığından kaynaklanan kaos ortamı sebebiyle her gün masum siviller hayatını kaybederken, Amerikan kültürel emperyalizmi Afgan halkını Batı medeniyetinin değerleri ile buluşturma adı altında büyük bir ifsat çalışması yürütmektedir. Yapılan göstermelik seçimlerle ülkede demokrasinin hakim kılındığı imajı verilse de, Afganistan’daki kukla Karzai hükümeti Kabil kenti dışındaki hiçbir kentte hakim bulunmamaktadır.

 

Taliban’ın yeniden güçlendiği söyleniyor?

Taban olarak söz konusu grubun kaybolmadığını söyleyebiliriz. Ama giderek güçlendiği konusundaki yorumlar hakkında net konuşmak zor.

 

Diğer gruplar faaliyette mi?

Diğer gruplardan kastınız Rusya’ya karşı direniş sırasında ön planda olan gruplar ise onlar bugünkü siyasi yapı içinde etkin değiller. Gülbeddin Hikmetyar zaten mevcut yönetime karşı savaşıyor. Burhaneddin Rabbani ise, ciddi bir etkinliği ve tabanı olmadığı için siyasette bulunmuyor.

 

Dünyanın diğer bölgelerindeki Müslümanlar ne alemde?

Dünyanın birçok bölgesinde isimlerini bile bilmediğimiz milyonlarca müslüman benzer işgal ve zulümlerin acılarını yaşıyor. Örneğin 1942 yılından beri Burma devletindeki budist cunta idaresinin işgali altında bulunan Arakan Müslümanları, binlerce evladını kurban vermeye devam ediyor. Filipinler’in güneyindeki Moro’da Müslümanlar onlarca yıldır 200 binden fazla insanını Amerika’nın desteğindeki hıristiyan işgal güçlerine kurban verdi. Hindistan işgali altındaki Keşmir, 1947 yılından beri yüz binlerce insanını işgale kurban verdi. 1988 yılından beri süren intifada sırasında da binlerce Keşmirli kadın ve çocuk Hindistan işgalinin katliamına maruz kaldı ve halen kalıyor. Sudan’da 1989 yılından beri yerleştirilmeye çalışılan İslamlaşma sürecini baltalamak isteyen Batılı ülkeler, Güney Sudan’daki ayrılıkçı Hıristiyan teröristleri kışkırtarak bölgeye cehenneme çevirmişler ve savaş ve açlık sebebiyle 2 milyon insanın ölmesine sebep olmuşlardır. Bölgeyi Sudan’dan koparmayı başaran aynı batılılar bu kez benzer bir oyunu Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesi için oynamaktadır. Batılılar çözüm bulmak yerine sorunu derinleştirmeye ve ölüm sayısını arttırmaya çabalamaktadır. 1944 yılından beri Doğu Türkistan’ı işgali altında bulunduran Çin, bölgede 20 milyonu aşkın Müslüman Türk’ü katletmiş, binlercesini sürmüş ve on binlercesini zindanlara atmıştır. Halen Çin zulmü artarak sürmektedir.

 

Büyük Ortadoğu Projesi denilen bir süreç var. Ne diyeceksiniz?

Demokrasi ve medeni değerler getirme bahanesiyle İslam dünyasının birçok bölgesini işgal eden Batılı güçler, yeni bir sömürü dönemi başlatmışlardır. Yeni dönemin nasıl geçeceğini Afganistan’da, Irak’ta, Kosova’da ve dünyanın diğer bölgelerinde acı bir biçimde gördük. Yeni düzende kan var, gözyaşı var, zulüm var, sömürü ve yozlaşma vardır. Yeni dönemde annelerin göz yaşı, yetim yavruların çığlığı, ve Amerikan bombalarının kavurucu sıcaklığı vardır. Amerika’nın bize getireceğini vaad ettiği özgürlük bizi özümüzden koparıp kendisine bağımlı yapacak olan kölelikten başka bir şey değildir. Amerika, fiili işgallerle yapamayacağını anladığı bu sömürü ve işkence düzenini yerleştirmek üzere Büyük Ortadoğu Projesi adıyla yeni bir kandırmaca tezgahlamaktadır. ABD, Irak ve Afganistan’da gördüğü tepkileri hesap ederek bundan sonraki planlarını Büyük Ortadoğu Projesi adı altında ülkeleri işgal etmeden ama aynı sonuçları alacak biçimde yapacaktır. Büyük Ortadoğu Projesi, yeni bir işgal dalgasının resmi adıdır, yeni bir sömürünün altyapı hazırlığıdır. Ama bu işgal tankla, topla olmayacak. Siyasal olarak, ekonomik olarak ve kültürel olarak tüm İslam dünyası işgal edilecek.

 

İslam dünyasının genel olarak çektiği sıkıntıları nelere bağlıyorsunuz?

Bunun bir kendimizden kaynaklanan sebepleri var, bir de dışsal sebepleri. Bizden kaynaklanan sebepler arasında, taassup, cehalet, dostunu ve düşmanını iyi tanımama, dinini iyi bilmeme, yerel çıkarları ümmetin çıkarlarına tercih etme vs. Dışsal sebepler arasında düşmanların haçlı zihniyeti, İslam’dan intikam alma duyguları, sömürme güdüleri ve İslam dünyasının bu sömürü önünde önemli bir engel olarak görülmesi, İslam dünyasındaki hammadde kaynakları, petrol vs.

 

Cemaatler, gruplar ve fertler olarak neler yapabiliriz?

Hep söylense de gerçek anlamda tatbik edilmeyen birlik ruhu yerleşmeli. Öncelikle insanlar grupsal öncelikler yerine ümmetin ve müslümanların önceliklerine göre düşünmeyi öğrenmeli. Kendi görüşleri ne olursa olsun, onu doğrunun bir parçası olarak görmeli ama İslam’a aykırı olmadığı sürece kardeşlerinin görüşlerine saygılı olmayı öğrenmeli. Düşmanlığını kafirlere saklamalı. Moğol istilacıları gelirken basit fıkhî konuları tartışan dönemin alimleri gibi, tali konulara dalıp, asıl önceliklerimizi gözden kaçırmamalıyız. Şu anki önceliğimiz İslam dünyasındaki sömürünün sona erdirilmesidir.

Teşekkür ederiz.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.