E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

VAHŞİ BATI

 Tarih okumayanlar, geçmişte meydana gelen olaylara “Adam sende” deyip aldırış etmeyenler, önemsemeyenler, ibret almayanlar, acaba şu son Irak, Filistin, Çeçenistan, Bosna gibi İslam ülkelerinde batılı vahşîlerin işledikleri cinayetlere şahit olduktan sonra, hâlâ batı medeniyetinden, batılı insanların hoşgörüsünden bahsedecekler mi? Ya da hâla batılı olma hevesleri devam edecek mi?

Bugünkü batı toplumları, sistemlerini, müesseselerini, kurum ve kuruluşlarını, kurdukları sömürü düzenlerini, vahşet ve terörlerini devam ettirebilmek esası üzerine bina etmişlerdir.

Onların varlıklarını devam ettirebilmeleri için bu mekanizmayı çalıştırmaları gerekmektedir.

Onun içindir ki, bir zamanlar Afrika’nın zavallı insanlarını yük gemilerine doldurarak Amerika’ya taşımışlar, yolda hastalananları veya çalışamayacak kadar güçsüz olanları canlı canlı denize atmışlardır. Amerika’ya ulaşanları da en kötü şartlar altında, karın tokluğuna çalıştırmışlardır.

Bu arada Amerika’nın yerlileri olan kızılderilileri de insan yerine koymamıştır. Zencilere yaptıklarını onlara da uygulamışlardır.

Zenci ve yerlileri insan saymadıkları için:

Aynı lokantada yemek yememişler,

Aynı okulda okumamışlar,

Aynı otobüste yolculuk yapmamışlar,

Hülasa onları toplumdan tamamen tecrit etmişler ve insan muamelesi yapmamışlardır.

Avustralya ve Güney Asya ülkelerinde de aynı cinayetleri işlemişler, bu ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarını talan etmişler, ülkelerine taşımışlar, kendi ülkelerinin, kendi insanlarının refahı için işgal ettikleri ülkeleri iliklerine kadar sömürmüşler, o ülke insanlarına hayvan muamelesi yapmışlardır.

Müslümanlar olarak geçmişte yaşanan bütün bu olayları bilmeliyiz, bu olayları çok iyi bir şekilde tahlil etmeliyiz, yorumlamalıyız, gençliğimize, geçmişi, yaşadığı asrı tanıtmalıyız. Tanıtmalıyız ki bu batılı canilerin Irak, Filistin ve diğer İslam ülkelerinde yaptıkları insanlık dışı cinayetlerin gelip geçici şeyler olmadığını, bu yapılanların, bu vahşetin asırlardan beri planlanıp programlanan bir imha hareketinin uygulanması, devam ettirilmesi olduğunu anlasınlar, idrak etsinler. Ona göre stratejiler geliştirsinler.

Geçmişten ibret almayan, hâlen yaşanan olayları iyi okumayan, iyi yorumlamayan geleceğe ait plan ve programları bulunmayan millet ve devletler güçlü millet, güçlü devlet olma şansını kaybederler.

Görünen o ki, bugünkü İslam ülkeleri ve bu ülkeleri idare edenler yukarıda zikredilen özelliklerden mahrum oldukları, kendi köklerinden kopup batılı olmaya heves ettikleri için zillet ve meskenete dûçar olmuşlardır.

Bugün Filistin ve Irak’ta oluk oluk müslüman kanı akıyor, tarihî eserler, camiler, medreseler, İslam medeniyetinin göz kamaştıran şaheserleri yok ediliyor. Maalesef bunca vahşet karşısında İslam ülkelerinden güçlü bir ses yükselmiyor, İslam ülkelerini yönetenler ise yüzlerini bile buruşturmuyorlar. Hatta bu vahşîlerle olan ilişkilerinde sanki hiçbir şey olmamış gibi davranıyorlar.

Hani mü’minler birbirinin kardeşi idi.

Müslüman, müslüman kardeşini düşmana terk etmezdi.

Müslüman, müslüman kardeşinin ihtiyaçlarını yerine getirecekti.

Müslüman kardeşini, kendi nefsine tercih edecekti.

Hani müslümanlar bir vücut gibi idiler, o vücuttan bir uzuv rahatsız olunca, vücudun diğer uzuvları da rahatsız olurdu.

Birbirimize buğz etmeyecek, haset etmeyecek birbirimize sırt çevirmeyecek, bölünüp parçalanmayacaktık.

Müslüman, müslüman kardeşinin yardımına koşacaktı.

Müslüman, müslüman kardeşinin canını, malını, ırz ve namusunu, kendi malı, kendi canı ve kendi ırz ve namusu gibi koruyacaktı.

Canımız efendimiz Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem müslümanların bu güzelliklerle donanmasını istiyordu.

Peki kendimizi bir sîgaya çekelim ve bakalım, Allah Teâlâ’nın ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin, bir müslümanda olmasını istedikleri güzelliklerden bizde ne kadarı mevcut?

Allah Teâlâ’nın istediği bir kul, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin istediği bir ümmet olma yolunda ne yapıyoruz? Yoksa böyle bir mesele gündemimizde bile yok mu?

Hz. Ali kerremallahu veche şöyle der:

“Kimde altı haslet bulunursa o cennet için bir yol bulmuş, cehennemden de uzaklaşmış olur:

1. Allah’ı tanır, O’na itaat eder,

2. Şeytanı tanır, ona isyan eder,

3. Ahireti tanır, ona talip olur,

4. Dünyayı tanır onun sevgisini kalbine sokmaz.

5. Hakkı tanır ona tabi olur.

6. Batılı tanır ondan sakınır.”

Aziz kardeşim!

Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp bir daha düşünelim, tefekkür edelim. Cehennemden kurtulmak için yapmamız gereken şu altı hususta ne yapıyoruz?

Allah’a mı, yoksa şeytana mı itaat ediyoruz?

Ahirete mi talip oluyor ve onun için mi amel ediyoruz, yoksa dünya sevgisi ile sarhoş muyuz?

Hakkı tanıyıp ona mı tabi oluyoruz, yoksa batıl yollarda, şeytanın adamları ardınca ömür mü tüketiyoruz?

Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Peki bizler kardeşlik vazifemizi yerine getiriyor muyuz?

Müslüman müslüman kardeşini düşmana teslim etmez.

Peki koskoca bir İslam âlemi Filistin ve Irak’taki müslüman kardeşlerini kan içici vahşi Amerika ve ortakları İngiltere, Fransa ve Yahudi kâfirlerine nasıl teslim eder? Bu olanlar karşısında nasıl bîgâne kalır?

Binlerce kilometre uzaklıktan gelip İslam âleminin tam kalbine çöreklenen Amerika haydutlarına, mazisi kan ve kıtalle dolu bu canilere nasıl müsamaha ile bakılabilir?

Yahudilerin Filistin de yaptıkları vahşet nasıl görmezlikten gelinir?

Ey ümmet! Daha ne zaman uyanacağız? Daha ne zaman meselelerimize, birbirimize sahip çıkacağız?

Daha ne zaman öncelikli meselemiz İslam olacak, müslümanların birlik ve berâberliği olacak?

Daha ne zaman gayr-ı müslimlerin kapısında beklemekten, onlara kul ve köle olmaktan kurtulacak, Allah’a güvenip dayanarak, sadece Allah’a kulluk yaparak geçmişteki izzet ve şerefimize kavuşacağız?

Ecdadımız:

“Gavurdan dost, domuzdan post olmaz.” demişlerdir.

Onun için müslümanlar olarak dost ve düşmanımızı çok iyi tanımalıyız.

Avrupa Birliğ’ine girmek ya da girmemek bizim için hayatî bir mesele değildir.

Avrupalılar hiçbir zaman bizimle dost olmazlar, Avrupa birliğine tam üye olsak bile bize karşı ayrıcalıklı davranacaklardır.

AB devletleri tarih belirlemek için yapılan zirvede daha önce yazılı metinlerde olmayan bir çok şartlar ileri sürerek, Kıbrıs’ı gündeme getirerek, yeni tavizler koparmak için yapmadıkları oyun, iki yüzlülük kalmamıştır. Ve 3 Ekim 2005 de başlayacak müzakere sürecinde çok daha büyük tavizler isteyeceklerdir. Avrupalı on almadan bir vermez. Esas mücadele 3 Ekim 2005’ten itibaren başlayacaktır.

Yıllarca sürecek sonu ve sonucu belirsiz bu müzakereler çok zorlu olacaktır.

İşte Amerika…

Yıllardan beri dost olduğumuzu söylediğimiz dış politikamızı tamamen onların dış politikalarına paralel olarak tanzim ettiğimiz Amerika bizi arkamızdan vurmakta, aba altından sopa göstermekte, Türkiye’yi bölmek için yapmadıkları iki yüzlülük kalmamaktadır.

Şunu bir daha vurgulayalım ki,

Müslümanın dostu müslümandır.

Müslümanların dışındakilerle dost olmak zehirli bir yılanla aynı çuvala girmektir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.