E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İBRAHİM COŞKUN

ARAŞTIRMA;

İnsanın Fıtratında  Asıl Olan İman mı,  Yoksa İnkâr mıdır?

Kur’an, varlıkları iki temel sınıfa ayırır. Birincisi her şeyin sahibi ve yaratıcısı olan Allah (cc), ikincisi ise Allah’ın yarattığı varlıkların hepsi. Bu varlıklar, sünnetullah çerçevesinde Allah’ın ilim, irade ve fiilleri ile mevcudiyetini sürdürürler.(1)  Her varlık türünün ayrı, hususî fıtratı, temel özellikleri olduğu gibi, yedi kat semada, arzda ve onların arasında ne kadar varlık varsa, hepsinin bir de genel fıtrî yapısı vardır. Kur’an bu genel yapılanmanın Allah’ı tenzih, tesbih, itaat ve ibadet olduğunu haber veriyor. Bu hususun ayetlerde, geçmiş, gelecek ve hal zaman kipleri ile bildirilmesi, eylemin sürekli olduğunu göstermektedir.(2)   

Kur’an, dağların ve kuşların Hz. Davut’un zikrine ve tesbihine iştirak ettiklerini bildiriyor.

“(Ama sen yine) onların söyledikleri her şeye sabırla katlan ve güçlü bir iradeye sahip bulunan kulumuz Davud’u da hatırla! O, her zaman bize yönelirdi.(Ve bunun için) her sabah ve her akşam sınırsız kudret ve egemenliğimizi anarken dağları o’na eşlik ettirirdik ve (aynı şekilde) bölük bölük kuşları da.. Bunlar (hep birlikte) O’na (kendilerini yaratmış olana) tekrar tekrar yönelirlerdi.”(Sad,17-19). Bu ayetler bütün mahlukatın genel fıtratının Allah’a ibadet üzere yaratıldığını göstermektir.

Cansızlar ve hayvanlar dahi, Allah’ı bilmek O’na ibadet etmek(3), O’nu tenzih ve tesbih etmek üzere yaratılmışsa, cansız varlıklardan ve hayvanlardan çok daha şerefli olan insanın, daha evla bir yol ile, Allah’ı birlemek ve sadece O’na ibadet etmek  üzere bir tabiatla yaratılmış olması gerekmez mi? İnsanların tamamının veya bir kısmının küfür fıtratı üzere yaratıldığını, bunu değiştirmenin mümkün olamayacağını söylemek, Kur’an’ın tanıttığı uluhiyyet inancını, insanın fıtratının nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlayamamaktan kaynaklanmaktadır.

“Hiçbir doğan çocuk yoktur ki, fıtrat üzere doğmuş olmasın. Sonra onu annesi babası yahudileştirir, hıristiyanlaştırır veya mecusileştirir...”(4) 

Eğer yukarıdaki iddia doğru olsaydı, hadis-i şerifin devamında “...veya anne ve babası onu müslüman yapar” ibaresi olması gerekirdi.(5)  Böyle bir ibarenin olmaması salim fıtrat ile İslam’ın özdeş olduğunu, fıtrat saptırılmazsa her insanın ilahî hidayeti bulacağını ifade eder.

“(Rasulüm!) Böylece Sen batıl olan her şeyden uzaklaşarak yüzünü kararlı bir şekilde (hak olan) dine çevir ve Allah’ın insan bünyesine nakşettiğine uygun davran (ki); Allah’ın yarattığında bir bozulma ve çürümeye meydan verilmesin. Bu, sahih (bir) din(in gayesi)dir; ama çoğu insanlar bunu bilmezler.”(Rum 30/30).

Ayetteki “fıtratullah” kelimesi Nesefî, (ö.710/1310) ve İbn Kesir (ö.774/1372)’e göre, Allah’ın insanları kendi bilgisi ve tekliğini, kendinden başka bir ilah bulunmadığını bilme liyakati üzere yaratmış olduğu, anlamına gelmektedir.(6)  Kadı Beydâvî (ö.692/1293)’ye göre “fıtratullah” Hakkı kabul etme ve Onun ruha sinmesidir. Zira Allah mükellefleri tevhid inancı ile inanmak ve O’na itaat edecek bir tabiat üzere yaratmıştır. Ancak o serbest bırakılırsa tevhidde karar kılar.(7)  Ebus-Suud (ö.982/1574) bu kelimenin siyak ve sibakını dikkate alarak İslam dini üzere olmak, özümüzü ve varoluşumuzun kumanda merkezini ve kadrosunu buna tahsis etmek; bunu kesintiye uğratmadan devam ettirmek(8),  şeklinde açıklıyor.

Görüldüğü gibi insanlar için Allah’ı tanıma, O’nun birliğine inanma ve Hakka boyun eğme meselesi, yalnızca bilimsel delillerle elde edilecek sırf nazarî bir bilgi meselesi olmayıp, kendi fıtratında var olan ve iç gözlem (şuhudu’n-nefsi) ile kendini duyma ve kendi benliğini tanıma şuuru ile birlikte, kendi varlığında gerçekleşmiş olan, kesin bir tanımadır. Ancak ulûhiyeti tanıma, kendini tanıma gibi açık seçik değildir. Kişinin kendini tanımasının altında yatan gizli bir şuurdur ki; açık bilinç ile duyulup farkına varılması, dikkatini kendi içinde keskinleştirmeye veya içten ve dıştan gelen bir uyarıcıya muhtaç olan bir farkına varmadır. Başka bir ifadeyle, insanın sezgi yoluyla duyduğu, bilinç yoluyla farkına varamadığı bir takım derin olgular var ki, bir veya mükerrer uyarıcılar sayesinde onun farkına varır. İşte insan fıtratındaki Allah inancının temeli budur.(9)

İnsan, gözünün önünde açılmış bulunan kainat kitabına ibretle bakarak, sahibini aramak ve bulmak fıtratında yaratılmıştır. Büyük küçük sayısız olaylar karşısında etkilenmemek, bu kudretin sahibini arayıp bulmamak, bir insan için kabil değildir. İnsandaki menfaati celbetme, zararı defetme duygusu da Allah’ın rububiyyetinin, insan ruhundaki yansımalarından birisidir. Menfaat ve zarardan birini seçme ile karşı karşıya kalsa, insan fıtratı ona birinciyi tercih ettirir. Bu da sonuç itibarı ile her türlü fayda ve zarara kudreti yeten yaratıcıya iman demektir.(10) 

Çocuk psikolojisi ile ilgili yapılan araştırmalar, korunma, sığınma ve kabul görme gibi duyguların, çocukta erken dönemden itibaren belirdiğini göstermektedir.(11)  Temelde faydaya yönelme, zarardan kaçınma olarak sayabileceğimiz bu duyguların gerisinde de insanın fıtratında mevcut olan, her şeye gücü yeten, yüce bir yaratıcıya inanma ihtiyacı olduğunu görmekteyiz.

İnsanda iki gözün bulunması asıldır. Bununla beraber anadan doğma görme özürlü olanlar da bulunabilir. Fakat bu durum insanların üzerine yaratıldığı asıl fıtrat değil, arazî olarak kabul edilmesi gereken, cüzî ve ferdî bir yaratılıştır. İnsan hakikati, onsuz da gerçekleşir. Kişinin yaratılışındaki bir organında her hangi bir sebeple eksiklik bulunabilirse de asıl fıtrat, sahih ve salimdir. Gözün fıtratı, Allah’ın varlığının delillerini görmektir. İyi göremeyen bir göz, arazî bir sebeple hasta demektir. Bunun gibi, bütün vücut organlarının yaratılışında esas olan bir fıtrat vardır. Ona organın fonksiyonu, fizyolojisi veya garizası denir.

İnsanın maddî yapısında olduğu gibi nefsinin bütün meyillerinde de böyle yaratılış hikmetine doğru esaslı bir gariza vardır. Ona da fıtrat denir. Bu fıtrat da hep Hakka ve hayra yönelik bir istikamet takip eder. İnsanın acıkması, yemeye ve içmeye olan meyli, yaşamak için kendine lazım ve faydalı olanı almak içindir. Yoksa zehir yutmak veya kuru bir zevk için midesini bozmaya yönelik değildir. O zaman fıtrat bozulmuş, dalalete düşülmüş olur. İnsan ruh ve zekasının aslî fıtratı da Hakkı tanımak ve Yaratanından başkasına kul olmamak içindir.(12) 

“Her doğan fıtrat üzere doğar. Öyle iken ebeveyni onu yahudileştirir veya hıristiyanlaştırır veya mecusîleştirir. Nitekim hayvan derli toplu yavrular, sizin develeri ürettiğiniz gibi. Onlarda hiç azası kesik bulur musunuz? Sonra onların azasını siz kesiyorsunuz.”(13) 

Hadis-i şerif, insanın maddî ve manevî yapısının, sahih ve salim olduğunu ifade ediyor. Bedendeki değişiklikler sonradan olduğu gibi, rûhî fonksiyonlar da toplumsal şartlarla oluşan eğitim çerçevesinde, adetlerin cereyanı içinde ya bozulur ya da güzel bir gelişme ile kemâle ulaşır.(14)   Âhirette cennet veya cehenneme varış da bu iki neticeye göre olmaktadır.

Haram kılma, mübah sınırı aşılınca ortaya çıkmaktadır. Yani insan için güzellik ve hayır asıldır; çirkinlik ve şer, güzellik ve hayırdan uzaklaşma durumunda söz konusu olur. Daha da önemlisi, iman söz konusu olunca, tevhide göre Allah’a iman esas, her türlü küfür ise sapmadır. Bir bakıma bu sapmalar, asıl olanların bilinmesi ve anlaşılması için zorunlu sayılabilir. Zira çirkinlik olmasa güzelliğin, şer olmasa hayrın, küfür olmasa imanın kıymeti bilinemezdi.(15)  O halde önemli olan husus cüz’î olanın yaygınlaştırılmaması ve asılları kapatmamasıdır.

* Dicle Üniv., İlahiyat Fak., Öğretim Üyesi

1- Zeydan, Abdu’l-Kerim es-Sünen, s. 21-25.

2- İbn Teymiyye, Takiyyuddin Ahmet, fi’l-Kelâm ale’l-Fıtra, min Mecmuati’r-Resaili’l-Kubra, (Basım yeri belli değil), 1323, s. 323.

3- Bkz. Zariyat, 51/56; İbn Teymiyye, fi’l-Kelâm ala’l-Fıtra, s. 321-324.

4- Müslim, Bab no: 6

5- İbn Teymiyye, fi’l-Kelâm, ale’l-Fıtra, s. 319.

6- Nesefi, Ebu’l-Bereket, Medariku’t-Tenzil ve Hakaiku’l-Tevil, Daru’l-Eda, İst. 1993,  III/ 930; İbn Kesir, İsmail b. Ömer, Tefsiru’l-Kur’an’i’l-Azim, Daru İhya-i Kutubi’l-Arabiyye Mısır , ts., I /  432. 

7- el-Beydavi, Kadı, Nasuriddin, Envaru’t-Tenzil ve Esraru’t-Te’vil,  Der Saadet, İst. 1314,  II/ 246.

8- Ebu’s-Suud Muhammed b.el-Amadi, İrşadu’l-Akli’s-Selim, Beyrut, ts. VII/ 60.

9- Elmalılı, a.g.e.,   IV /  2325.

10- İbn, Ebi’l-İzz Ali İbn Ali İbn Muhammed, Şerhu’l-Akideki’t-Tahaviyye, Tahk., Abdullah İbn Abdi’l-Muhsin-Şuayb el-Arnavut, Müessesetü Risale, Beyrut,1993, s. 35.

11- Yavuz, Kerim, Çocukta Dini Duygu ve Düşüncenin Gelişmesi, Ank., 1987, s 43, 130

12- Elmalılı, ae.,  VI / 3823-3824; Ebu’l-İzz, a.g.e., s. 35.

13- Müslim, Kader Bab no: 6; Ahmed b. Hanbel,  III / 435,  II /  315.

14- Elmalılı, a.g.e., VI / 3824.

15- Abduh, Mustafa, Eseru’l-Akide fi Menheci Fenni’l-İslami, Daru’l-Işrak, Beyrut, 1990, s. 87; Ebu’l-İzz, a.g.e., s. 314; Allah’ın iradesiyle küfrün var olmasının hikmetleri için bkz. Ebu’l-İzz, ae., s. 328-332.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.