E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

Hüsn-i Hâtime-4

Tarih: 26 Ağustos 1071

Malazgirt’te, Bizans ordusu ile Sultan Alparslan komutasındaki Selçuklu ordusu karşı karşıyalar…

Asker, mühimmat bakımından, Bizans ordusu Selçuklu ordusuna karşı çok üstün… Müslümanlar ellidört bin, Bizans ordusu ise ikiyüz elli, üçyüz bin askere sahip. Bu zahirî üstünlük İmparator Diyojen’i şımartmış, daha savaş başlamadan zafer sarhoşu olmuştu.

Öte yandan Allah yolunda cihat etmek, tevhid sancağını bütün gönüllerde dalgalandırmak, sonunda ya şehid ya gazi olmak için iliklerine kadar heyecanla dopdolu, kendilerini Allah’a teslim etmiş İslam erleri…

Bu heyecan dolu dakikalar devam ederken Sultan Alparslan atından indi, secdeye kapandı ve Allah Teâlâ’ya şöyle dua etti:

“Ey Allahım! Seni kendime vekil yapıyor, azametin karşısında yüzümü yere seriyor ve senin yolunda savaşıyorum.

Ey Allahım! Niyetim hâlistir. Bana yardım et. sözlerimde yalan varsa beni kahret.”

Aziz kardeşim!

Konumuz gençlik iken neden bu hadîseyi hatırlamak, hatırlatmak ihtiyacını hissettik. 1071 Malazgirt Zaferi tarihte meydana gelen binlerce hâdiseden biri… Başka bir hâdiseyi de hatırlatabilirdik, maksat şu veya bu hadiseden ziyade o hadiseden alacağımız ibretler ve derslerdir.

Bu hadisede kendimiz adına, toplumumuz adına alacağımız bir çok hisse vardır.

Düşman tarafında kalabalık ordusuna, mühimmat ve teçhizatına mağrur bir imparator, diğer tarafta ise Rabbine teslim olmuş şehid ya da gazi olmak için bir an önce savaşa girmek isteyen yiğitler.

Onlar Rablerine güveniyorlar ve bükülmez bileklerini, kırılmaz kılıçlarını İslam’ın zaferi için çalıştırıyorlar. Gayeleri kuru toprak kazanımları, basit dünya çıkarları değil…

İşte onlar, yerinde duramayan atları üzerinde vakur, şahin bakışlarını düşman askeri üzerine çevirmiş savaş emrini bekliyor.

Nihayet beklenen an geldi ve iki taraf birbirlerine hücum ettiler. Zorlu bir savaştan sonra Bizans ordusu büyük bir hezimete uğradı, İmparator Diyojen esir oldu.

Bizans ordusu niçin yenildi?

Müslümanlar neden galip geldi?

Bu sorular üzerinde tefekkür etmeli, gençliğin ne mühim bir unsur olduğunu anlamaya çalışmalıyız.

Bizans ordusu derme çatma bir orduydu, kimisi parayla, kimisi çeşitli vaatlerle orduya alınmıştı. Müşterek bir gayeleri yoktu. Bizans ordusunun temelini teşkil eden askerler ise sarhoş, gayesiz büyük çoğunluğu serseri takımından kişilerdi.

Selçuklu ordusu ise gayeleri bir, yek vücud, Allah yolunda canlarını fedâ için can atan yiğitlerdi. İşte iki ordu arasındaki fark buydu ve müslümanları zafere götüren fark da bu farktı.

Tarih sahnesinden silinip giden devletlere baktığımız zaman gençliğini ihmal ettiklerini, onları başı boş kendi nefisleriyle, kötü çevreyle baş başa bıraktıklarını görmekteyiz.

İşte Bizans da o zamanlar böyle bir durumdaydı.

Selçuklu Devleti ise genç, dinamik bir toplumdu. Gençler, kulluk, hizmet ve cihat heyecanıyla dopdoluydu. Sonunda adım adım gerileyen Bizans Fatih Sultan Mehmed’in son darbesiyle tarih sahnesinden silinip gitti.

Bunun gibi önümüzde binlerce misal, büyük bir ibret levhası olarak durmaktadır.

Öyleyse yapılacak iş gençliğe sahip çıkmak, onları en iyi şekilde yetiştirmektir.

Şu husus kesin olarak bilinmelidir ki, gençliğine sahip çıkmayan, onları başıboş bırakan milletler başka milletlere muhtaç olmaktan, onların çeşitli istek ve arzularına boyun eğmekten ve hatta devletlerini kaybetmekten kurtulamazlar.

Gençlerimizi:

Dini bütün, imanı güçlü,

Kulluk, hizmet ve cihat heyecanıyla dopdolu,

İslam’a, müslümanlara ve hatta bütün insanlığa faydalı olmak için çalışan,

Ahlaklı, sağlam karakterli insanlar olarak yetiştirmeliyiz.

İmanlı, ahlâklı, dürüst, diri, sevdalı ve sancılı bir toplum vücuda getirmek, gençlerimizi iyi bir insan, iyi bir müslüman genç olarak yetiştirmekten geçer.

Maalesef gençlerimizi aşırı derecede ihmal ediyoruz. Onları kötülüklerin, ahlâksızlıkların kaynaştığı ortamlara terk ediyoruz.

Her gün bu ihmalimizin onlarca kötü sonuçlarına şahit olduğumuz halde ciddi bir tedbir de almıyoruz. Televizyon ekranları, radyo mikrofonları, gazete, dergi sayfaları, gençliği çıldırtan dindışı, ahlâk dışı dizilerle, programlarla dolup taşmaktadır. Bu gidişata dur denilmediği gençliğimiz böylece başı boş bırakıldığı, ciddi tedbirler alınmadığı takdirde, hem gençliğin, hem de toplumun geleceği çok daha kötü olacaktır.

Gençlik dönemi yer yer ifade ettiğimiz gibi çok mühim bir dönemdir. Yeni eğitilen bir binek atına, delice akan bir ırmağa benzer. Yanlış ve aşırı şekilde zapturapt altına almaya çalışmak veya tamamen başıboş bırakmak pek çok zarar tevlid edebilir ve etmektedir. Bu iki ucun yol açtığı zararları çok sık müşahede etmekteyiz.

Elbette eğiticiler de çok mühimdir. İnsanlar ailelerinden sonra, hatta bazen daha fazla olarak, eğitimcilerin elinde şekillenmektedirler. Bu sebeple ehliyetsiz eğitimcilere, yanlış eğitimlere fırsat vermemeliyiz.

Gençliğin yetişmesi, iyi bir insan, iyi bir müslüman olması için eğitimciler, anne-baba ve çevre elbirliği ile gayret etmelidir. Birbirinin hatalarını düzeltmeli, eksikliklerini gidermelidirler.

Gençlerin yapması gereken vazifeleri de vardır. Onlar da aklını kullanacak, kötü çevrelerden uzaklaşacak, salih insanlarla düşüp kalkacak, dinini çok iyi öğrenecek, kötülüklerle mücadele edecek; hülasa kendinin müslüman olduğunu, bir müslüman olarak yapması gerekenler bulunduğunu, Allah’a kulluk yapmak, yalnız O’na ibadet etmek için yaratıldığını bilerek ona göre hareket edecektir.

Müslüman insan, şahsiyetli insandır. Toplumda işlenen kötülüklere, etrafındaki kötü insanlara, kötü ahlâklı kişilere bakarak hareket etmez. Onların kötülüklerine katkıda bulunmaz. Madem toplum böyle, ben de onlar gibi yaşayım diyemez.

Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Hiçbiriniz, ben insanlarla berâberim, insanlar iyilik yaparsa, ben de iyilik yaparım. insanlar kötülük yaparlarsa ben de kötülük yaparım, diyen, şahsiyetsiz kimselerden olmasın.

Aksine insanlar iyilik yaparlarsa iyilik yapmak, insanlar kötülük yaparlarsa haksızlık yapmamak için nefsinizi terbiye ediniz.” (Tirmizî)

Eğer gençlerimiz başta olmak üzere tüm insanlarımız, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bu hayatbahş sözlerine göre hareket etse, yani bir taraftan nefsini terbiye etse, kötülüklerden sakınıp hep iyilik yapmaya çalışsa; bir taraftan da toplumda yapılan kötülüklerle mücadele etse, elbette kötüler kötülük yapmaya cüret edemiyecekler, bu kadar pervasızca davranamayacaklardır.

Çocukluk ve gençlik dönemini çok sağlıklı bir şekilde tamamlayan, yeterli birikim kazanan bir genç, artık kabiliyeti istikametinde başarılı olacağı sahalarda, hem aile içinde, hem de toplumda vazife almaya hazır durumda demektir.

Yetişmiş kişilerin, heyecanlı, birikimli gençlerin sorumluluk yüklenmeleri, iş başına geçmeleri gerekmektedir. Eğer bu gençler önlerindeki güzel örneklerden, tecrübeli şahıslardan da azâmi derecede faydalanırlarsa, hem şahsî işlerinde, hem de devlet işlerinde çok başarılı olurlar.

Hülasa insan bütün hayatı boyunca hiçbir ara vermeden, çok iyi eğitimcilerin eğitiminde sürekli eğitilmek durumundadır.

Çünkü insan nefis taşımaktadır. Şeytanın çeşit çeşit iğvaatı ile karşı karşıyadır. Bir de kötü çevrenin, kötü arkadaşların yaptığı kötü telkinleri düşününüz…

Bütün bunlarla, mücadele etmek ve muvaffak olmak için her şeyden önce:

Allah Teâlâ’ya tam teslim olmak,

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine tam ittiba etmek.

İmanı çok güçlü olmak.

İslam’ın yapın dediğini yapmak, yasakladıklarından şiddetle içtinap etmek hususunda tavizsiz olmak.

Onlarca defa canına kasdetseler asla İslam’ın sağlam yolundan, Allah’a kulluk yolundan sapmama, İslam’a hizmet heyecanından hiçbir şey kaybetmeme, her şartta yoluna devam etme özelliklerine sahip nesiller yetiştirmek her müslümanın, her müslüman toplumun hedefi olmalıdır. Aksi takdirde geleceğimizden emin olamayız.

İnsan, çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık döneminde, yani hayatın bütün safhalarında asla ihmal edilmemesi gereken bir varlıktır. Sadece çocukları ve gençleri takip etmek, onlarla meşgul olmak yetmez. İnsan olgunluk ve yaşlılık döneminde de takip edilmeli, hata ve kusurlarını düzeltmeli, iyilik ve güzelliklere teşvik edilmelidir.

Böylece müslüman olarak yaşamak, müslüman olarak ölmek ve müslüman olarak dirilmek hususunda birbirimize yardımcı olmalıyız.

Çünkü müslüman hodbin değildir. Müslümanlar sadece kendilerini düşünmezler, her zaman birbirlerine yardımcı olurlar. Bundan da çok büyük bir mutluluk duyarlar.

Olgunluk ve yaşlılık döneminde bulunan müslümanlar kötülüklerden hem kendilerini korumak, hem de diğer din kardeşlerini korumak için çok daha büyük mes’uliyet taşımaktadırlar. Uzun bir hayat boyunca kazandıkları tecrübelerden diğer müslümanları, genç insanları faydalandırmak, onlara rehberlik vazifesi yapmakla mükelleftirler. Olgun yaşta olanlarla, yaşlılar toplumun sigortalarıdır. Şayet onlar yoldan çıkarlar, kötülüklere dalıp giderler, nefis ve şeytanın oyuncağı olurlarsa, gençleri nasıl zapturapt altına alacaksınız?

Bu dört dönemde yani çocukluk, gençlik, olgunluk ve yaşlılık dönemlerinde kısaca bütün hayatımız boyunca bir müslüman olarak kulluk vazifemizi en iyi bir şekilde yerine getirirsek biiznillahi teâlâ HÜSN-İ HATİME ile Rabbimize kavuşma mutluluğuna ereriz.

Rabbimiz biz müslümanları her türlü kötülüklerden korusun, genci, olgunu, yaşlısıyla nefsin ve şeytanın, kötü insanların tuzaklarına düşmekten muhafaza buyursun.

Ahir ve âkıbetimizi hayr eylesin. Ecelimiz geldiği zaman da hüsn-i hatime ile huzuruna varmak lutfetsin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.