E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

TÜRKAN UÇAR

KADIN-AİLE;

AİLELERDE GÖSTERİŞ MERAKI

Her ebeveyn, çocuğunun en iyi olmasını ister. Aslında bu tabii hatta masum bir beklentidir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da dengeler kuramazsak hem çocuğun hayatını alt üst ederiz, hem de kendi ellerimizle kendimizi yok ederiz. Çocuklarımızdan pek çok isteklerimiz vardır. Aslında kendi adımıza değildir bu istekler. Öncelik onların geleceğidir, ancaaak…

Ne zaman eve misafirlerimiz, komşu akrabalarımız gelse, “Hadi kızım-oğlum, bize bildiğin masalları anlat. Bildiğin bir şiiri oku veya bildiğin harfleri yaz” vb. isteklerimiz aklımıza gelir. Amaçlar aynıdır. Bakın benim çocuğum, ne kadar zeki, başarılı, terbiyeli imajını vermek. İnsanın fıtratında potansiyel bir beğenilme, takdir edilme duygusu zaten vardır. Buna bizim itirazımız yok. İtirazımız, çocuğu taklitçi, birileri için şarkı söyleyen, kitap okuyan, masal anlatan, tabiri caizse “kukla” durumuna getirmek. Çocukta bir takım eğilim, yetenek zinciri varsa zaten zamanla ortaya çıkacaktır. Ona dört yaşında okuma yazma öğretmenin, gösteri yaptırmanın hiçbir anlamı yoktur. (Zorla yüklenen bilgiler zamanla unutulup gidecektir.) Sevilmeden yapılan bir işten hayır da beklemeyin. Çocuk bu yaptıklarından -sizin yaptırdıklarınızdan- sıkılsa bile  sırf insanlardan takdir aldığı için bu oyuna devam edecektir. Hele işin içine bir de akranlarıyla karşılaştırma girerse çocuk bu duruma bir süreliğine göz yumacaktır. Wilhelm Stekel, “Bir Anneye Mektuplar” adlı eserinde şöyle der: “Çocuklar hayat piyangosunun pahalı biletleridir. Bu bilete büyük ikramiye çıkması veya hiçbir şey çıkmaması tamamen sizin elinizdedir.”

Gösteriş merakı içinde büyütülen bir çocuk, büyüse bile kendi “ben”ini bir türlü yakalayamayacaktır. Çünkü o, başkaları için vardır, kendisi için değil. Çocuğun sürekli akranlarıyla veya üst yaşlardakilerle (üst yaşlar diyorum çünkü bu durum da ailenin klasını yükseltecektir) yarıştırılmasının hiçbir anlam ve gereği yoktur. Çocuk her yaşın tadını çıkarmalı, birileri için değil kendisi için çalışmayı, okumayı, bir meslek sahibi olmayı, yaşamayı öğrenmelidir. Çocuk yapacağını önce sevmelidir. Bu hayat ebeveynin değil, çocuğun kendisinindir. “Kendi” olmasının ilk adımı bizim bu tutumdan bir an evvel el çekmemizde yatmaktadır. Kişilik bozukluğu olan insanların aile yaşantısına, çocukluk yıllarına giderseniz bahsettiğimiz tavırlardan biriyle karşılaşacaksınızdır.

- Ben kızım konusunda, onun eğitimi konusunda çok hassasım. Onun eğitimi üzerinde duruyorum.

- Öyle mi, ne yapıyorsunuz?

- Kızım hadi teyzene, en son öğrettiğim şarkıyı söyle. Sonra da birden elliye kadar sayıları yaz.

Raziye Hanım gerçekten çocuğuyla yakından ilgileniyor. Yalnız bu durum çocukta bıkkınlık, usanmışlık meydana getirmiş. Çocuk artık robot gibi olmuş. Biri evlerine gelse, veya birilerine gitseler, hemen son öğrendiklerini tekrarlıyor, annenin ihtarları arasında çocukta “şartlanma” oluşmuş. Adeta ayarlanmış bir saat gibi davranıyor. Vakti gelince meziyetlerini sergiliyor, annesini rahatlatıyor. Gözlemlediğim bu çocuğun yaşı sadece dört. Daha niceleri…

Diğer bir konuda yaşıtının üstündekilerle çocuğu karşılaştırma. “Bahar’ın oğlu 6 yaşında olmasına rağmen, Özgür’ün 4 yaşındaki oğlunun yaptıklarını yapamıyormuş. Doğru düzgün konuşamıyor, sayı sayamıyor” vb. Çocuğu başkaları ile kıyaslamak hem size hem de çocuğunuza zulümdür. Gösterdiğimiz örnekte olduğu gibi Özgür’ün oğlu zamanla her şeyden bıkacak, yorgun düşecektir. Sadece ruhî değil fizikî problemler de beraberinde gelecektir.

Çocuk eğitimini zincir halkaları gibi düşünürsek bu halkaların her biri birbirine bağlı, aynı ölçüde önemlidir. Halkanın birinin kopması veya fazla bir halka olması arasında bizce fark yok. Unutmayın ki, bu zincirin kuvveti en zayıf halkasının kuvveti kadardır. Zayıf halka koptuğunda zincir dağılmıştır.

Bütün bu anlattıklarımızı ister kabul edin, ister etmeyin; ebeveynin kompleksinden kaynaklanır. Anne baba geçmişte: Kendi ebeveyni tarafından çok ezilmiş, hor görülmüş, birileriyle sürekli karşılaştırılmış, istediği makama-mesleğe gelememişse bu arzusunu çocuğu üzerinde gerçekleştirmek ister. Ya da “Bakın, benim oğlum, kızım neler biliyor?” gösteriş merakı vardır. Hangi sebepler olursa olsun hiçbiri bizim haklılığımızı göstermez. Bırakın çocuk okul öncesinde oyuna, boyamaya… doysun. (Ki, şu anda uygulanan ana sınıfı uygulaması bile pedagoglar arasında tartışma konusu. Çocuk altı yaşında oyun, şarkı, boyamaya alışıyor. İlköğretim 1. sınıfa gelince de aynı eğlenceleri, düzeni, programı istiyor. Çocuğun okuma, yazmaya geçmekte zorluk çektiği gözlemlenmektedir. Hele de çocuk 2-3 sene anasınıfı, kreşe gönderilmişse.)

Bu günlerde hangi arkadaşımla görüşsem, şu şikayeti dile getiriyor: “Benim 1. sınıfa giden kızım-oğlum ödevini yapmak istemiyor, hemen sıkılıyor.” Olumsuz tavırlarımızın bizi bu duruma getirmesi kadar doğal bir sonuç düşünebiliyor musunuz? Bu günden yarınımızı, onların yarınlarını zehir etmeye hiçbirimizin hakkı yok. Çocuklarımızı, komplekslerimiz için feda etmeyelim.

Hepimiz iyi niyetlerle başlarız; çocuğun ona, yirmiye kadar sayı saymasını, “Kırmızı Başlıklı Kız”ı noktası virgülüne kadar anlatıp ezberlemesini, son çıkan şarkıları ezberleyip makamınca seslendirmesini!.. Niyetimiz çok samimicedir. Sonuçları hiç de öyle masum olmayabiliyor. Evlerimizde çocuklarımıza kendilerini ifade edecek bir ortam hazırlarsak, emin olun bu durum çocukta kendine güveni oluşturacak, her yerde kendini bir şekilde ifade edebilecektir. Bu sebeplerden, çocukları üç-dört yaşlarından itibaren papağan yapmanın anlamı olmamalı.

“Her çocuğun farklı bir dünya olduğu” düşüncesi hem bizi hem de gözlerimizin nurlarını iyiye, güzele, doğruya sevk edecektir. Onlar başarılı da olsalar, başarısız da olsalar bizim evlatlarımız. Onları kayıtsız, şartsız sonuna kadar sevdiğimizi onlara hissettirip gösterelim. Gereken güven verilen, özgüven oluşturulan çocuklarda başarı kendiliğinden gelir. Kısacası çocuklarımızı birilerine ispatlamamıza hiç gerek yok. Bu anlamsız bir çaba, gayret, gösteriştir.

“Rabbim, bana, ana babama verdiğin nimetine şükretmemi, razı olacağın doğru işleri yapmamı ilham et. Benim için soyumu da ıslah et. Ben, sana tevbe ettim ve sana teslim olanlardanım” (Ahkaf/15)

Selam ve dualarımla…

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.