E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A.HAMİT ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;

KUR’AN-I KERİM’DE TEŞBİH VE TEMSİL

SANATINA DAİR ÖRNEKLER-1

 

BÂKİRE BİR TOPLUM

İlkadım’ın son adımını atacak olan değerli dostlarım, teşbih, temsil ve tasvir, edebiyat sanatlarıdır. Kendi nev’i nazmına münhasır olan Kur'an’ı Kerim, bir edebiyat şaheseridir. Fatiha ve Nas gibi iki büyük dua arasında yer alan ayetlerde teşbih, temsil ve tasvir sanatına yönelik müthiş örnekler vardır ki; edebiyat ile meşgul tüm kalem ve kelam sahiplerini aciz bırakmıştır. Zaten Kur'an’ın mucize alanlarının en mühimlerinden biri edebiyattır. Zira Cenab-ı Hakk her elçisine kendi döneminde revaç bulan sahalarda mucize ihsan etmiştir.

Arap toplumu o dönemde mabetlerin duvarını bile şiir köşesi olarak kullanırdı. Bu yüzden edebiyat, belagat, fesahat ve şiir, putperest arap toplumunun temel kültür ve değerleri arasında çok önemliydi. Huruf-u Mukatta ile başlayan seçme metinlerin nazımı ve ayetlerin mânâ ve lafızları arasında ritmik ses ahengini görüp duyunca, o münkir toplum Hz. Muhammed’e şair, kahin ve mecnun diyerek iftira ederken Kur'an’a da deli saçması ve evvelkilerin masalları diyerek bühtanda bulunmuştur. Zihinlerinde devrim yapan her ayet ve sure indikçe onun edebî ve fikir yönünü tahlil için gizli gizli dinlemişler, Hıristiyanlığın ve Yahudiliğin etkisinden uzak kalmış böylesi bakire bir toplum Kur'an’a olan hayranlıklarını da gizleyememişlerdir.

İndiği günden bu güne değin tüm tazelik ve canlılığını muhafaza eden kıyamete kadar tüm zaman ve zemine hükmedecek olan bu muciz beyanın daha ikinci suresinde eski Mısır’da Samirî’nin Apis öküzüne tapan ve yaratıcılarından uzaklaştıkları için Amalika kavmi ile terbiye edilen İsrailoğulları kendi elleriyle yaptıkları helvadan putları acıkınca yiyen Mekkeli müşriklere temsilî bir anlatımla telmih edilmiştir. Nasıl ki; eski Mısır halkı(İsrailoğulları) fail-i meçhul bir cinayeti aydınlatmak için, kendilerine elçi olarak gönderilmiş Musa (a.s.) dan yardım etmesini istemeleri üzerine vasıfları tek tek belirtilmiş buzağıyı kesmek zorunda kalmışlar… Nasıl ki; İbrahim (a.s.) kendisine hasta süsü vererek Nemrut ve avanesinin tüm putlarını kırıp döktükten sonra baltayı anaç putun omzuna asmış ve onu mancınıkla Urfa’da ateşe atmışlar. İşte öyle.

TÜNEL GİBİ İNSAN TİPİ

Kur'an Muhammed ümmetine rehberlik yapıp yol gösterecek nice kıssalarla doludur. Kur'an’ın en uzun suresi Bakara’ya bakarsanız, onlarca ayete rastlarsınız teşbih, temsil ve tasvir sanatıyla ilgili. Hepsi birbirinden ilginç benzetmeler işte 17, 18, 19 ve 20. ayetler:

“Münafıkların hâli ateş yakan bir kimsenin hâli gibidir ki; o, çevresindekileri aydınlatınca Allah ışığını giderdi. (Derken) onları karanlıklar içerisinde görmez halde bırakıverdi… Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık dönmezler… Yahut onların hali gökten boşanan yağmura tutulmuş(insan) gibidir ki; o yağmurda karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek vardır. Ölüm korkusuyla yıldırımlardan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kafirleri çepeçevre kuşatandır. (Arapça’da nifak, ikiyüzlülük hastalığı nefak ise; iki gözlü dağ geçidi ve tünel anlamındadır. Zaten münafıklar da tünel gibi insanlardır. İki girişi aydınlık ortası(içi) ise zifiri karanlıktır. Münafığın şeytanı yahudidir.) O esnada şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. (Tünelin ucu ile sonu arasında bocalar kalırlar). Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir çeşit perde gerilmiştir ve onlar için (dünya ve ahirette) büyük bir azap vardır. (Bakara Suresi 17).

Münafıklığın temellerini Medine’de atan yahudilerin “Kalplerimiz perdelidir” sözü basiret gözlerinin körlüğüne teşbih edilmiştir. (Bakara Suresi 88).

Mü’minler abdest silahıyla mushafın başına otururlar. İstiaze zırhına bürünüp huzur-u ilahîden kovulmuş şeytanın şerrinden Allah’a sığınırlar. Besmele ile gök kapıları açılır. Fatiha ile kainat kitabının nazmına giriş yapılır. Sure-i Bakara ile mü’minler uyarılır. Hindi kafalı, ineğe tapanların gaflet ve dalaleti örnek verilerek kendi elleriyle yaptıkları nesnelere tapan küfür ehli kınanır.

Bakara Suresi 26. ayette yeryüzü bir döşeğe benzetilerek inkarcıların yaratılış hikmetini bile bilmedikleri bir sivrisineğin kanadını yaratmaktan aciz oldukları ifade edilmiştir. 35. ayette Allah’ın çizdiği hududullah, Âdem atamız ve Havva anamız için cennette meyvesi yasak bir ölümsüzlük ağacına teşbih edilmiştir. Gerçekten hiçbir hürriyet sınırsız değildir. Yaratıcısı dururken kuluna köle olanlar nasıl hür olabilir ki? Allah’ın yahudiler için cumartesi ava çıkma/tatil yapma yasağını çiğneyenlerin nasıl alçak maymunlar suretine tebdil edildikleri 65. ayette misal verilmiştir.

ÇOBANLAR ve DAVARLAR

İnkarları sebebiyle kalpleri katılaşanların taşa benzetildiği 74. ayette “taşlardan öylesi var ki içinden ırmaklar kaynar. Öylesi de var ki; çatlar da ondan su fışkırır. Taşlardan bir kısmı da Allah korkusuyla yukarıdan aşağıya yuvarlanır” denilmiştir. “Allah’tan başka güzel rengi kim verebilir? sorusunda kastedilen Allah’ın boyası İslam fıtratı, İslam ve iman temizliğidir. Bu boya alınlarda parlayan secdenin nurudur.” (Bakara Suresi 138) İnsanlardan bazılarının Allah’tan başkasını tanrılar edindiği ve onları Allah’ı sever gibi sevdikleri ifade edilen 165. ayetin tahtında, iman edenlerin  Allah’a olan sevgilerinin onlarınkinden çok daha fazla olduğu vurgulanmıştır. 171. ayette hidayet çağrısına kulak vermeyen kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzetilmiştir. 174. ayette Allah’ın indirdiği kitaptan bir şeyi/ bir hükmü veya ahir zaman peygamberinin Tevrat ve İncil’deki vasıflarını gizleyip kelime-i tevhidin temel şartını inkar ederek/ gizleyip onu az bir paha/ dünya menfaati ve maişet ile değişenlerin karınlarına doldurdukları/ tıkındıkları yiyecek ve içecekleri ateş ile ifade edilmiştir. Oruç gecelerinde kadınlara cima ile yaklaşmanın helal kılındığı 187. ayette kadınlar ve erkekler birbirlerinin ayıp ve kusurlarını örten birer elbiseye benzetilmiştir. Aynı ayette imsak vaktinin aydınlığı beyaz ipliğe, sabahın alaca karanlığını da siyah ipliğe benzetilmiştir. 223. ayette kadınlar erkeklere yeni nesillerin yetişmesi için emanet birer tarla olarak sunulmuştur. Tarlanın tapusu üstünde olması şartıyla tabii… Dinde zorlamanın olmadığı doğruluk ve eğriliğin birbirinden ayrıldığı ifade edilen 256. ayette Tağut’u / Allah’tan başka tapılan her şeyi ve şeytanı reddedip Allah’a inananların sağlam bir kulpa yapıştığı belirtilmiştir. Buradaki sağlam kulptan kastın din ve onun kaynağı ilahî kitap olduğu kesindir. 261. ayette Allah yolunda mallarını harcayanların örneği, yedi başak bitiren bir tohuma/dâne’ye benzetilir ki her başakta yüz dâne vardır. Allah dilediğine kat kat fazlasını verir.

264. ayette iman edenlere seslenilerek Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi başa kakmak ve incitmek suretiyle yapılan hayırların başa çıkarılmaması ihtar edilmiştir. Böylesinin durumu üzerinde biraz toprak bulunan düz bir kayaya benzetilerek sağanak bir yağmurun isabet etmesiyle onu çıplak, pürüzsüz, peribacası gibi bir kaya haline getirivereceği hatırlatılmıştır. Öte yandan 265. ayette ise Allah’ın rızasını kazanmak ve ruhlarındaki cömertliği kuvvetlendirmek için mallarını hayra sarf edenlerin durumu da bir tepe üzerinde kurulmuş güzel bir bahçeye benzetilerek üzerine yağan bol yağmurla iki kat ürün vereceği, hatta bol yağmur yağmasa bile çisinti düşmesinin bile yeterli olacağı yine ürünün bereketli olacağı müjdelenmiştir.

Allah’ın hükümlerine karşı adeta savaş ilan ederek toplumun başına bela olan faize meşruiyet kazandırmak için “Alım-satım(da) tıpkı faiz gibidir” diyenlerin kıyamet günü kabirlerinden şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklarının teşbih haberi 275. ayette verilmiştir.

ERKEK GİBİ KIZLAR HA..

Kur'an’ın tertibine göre yapılan tasnifte 3. sırada yer alan Âl-i İmran Suresi’nde, mü’minlere sağlam ve doğru bir Allah inancına sahip dürüst ve namuslu bir aile örneği sunulmuştur. Surenin 13. ayetinde (Bedir Savaşı’nda) karşı karşıya gelen, biri Allah yolunda çarpışan bir grup diğeri ise tağutun yolunda giden şeytanın askerlerinden oluşan ve mü’minleri kendilerinden iki misli (daha güçlü) gören kafir bir grup örnek verilmiştir. Hak batıl mücadelesinin kıyamete kadar süreceği iş’arî olarak anlatılmıştır. Zaten 11. ayette Mekke müşriklerinin takip ettikleri yol Firavn hanedanının ve onlardan öncekilerin tuttuğu yola benzetilmiştir. 39. ayette Cenab-ı Hakk  İsa (a.s.)’nın annesi Meryem (a.s.)’in ağzıyla “erkek kız gibi değildir” demiştir. 59. ayette “Allah katında İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir” denilerek mutlak yaratıcı olan Allah (C.C.) dogmatik fikir sahipleri ve ilmine güvenen bilgi sahiplerine meydan okumuştur. Kaldı ki İsa (a.s.)’nın annesi vardı. Âdem (a.s.)’in annesi de yoktu.

ALLAH’IN İPİNE TUTUNANLAR

Âl-i İmran suresi’nin 103. ayetinde Medine’deki Evs ve Hazrec kabilelerinin arasındaki yahudilerin kışkırtmasıyla geçmişten gelen düşmanlıklarına işaret edilerek “Hep birlikte Allah’ın ipine/İslam’a sımsıkı yapışın, parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayenizde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı.” denilmektedir. Ayette Allah’ın ipi kelimesiyle İslam dini kastedilmiştir. Yaşadıkları cahiliye dönemi de ateş çukurunun tam kenarına benzetilmiştir. 117. ayette Rablerini inkar edenlerin dünya hayatında yapmakta oldukları harcamaların durumu, “kendilerine zulmetmiş olan bir kavmin ekinlerini vurup da mahveden kavurucu bir rüzgarın durumu gibidir” denilerek yapılan harcamanın boşa gideceği anlatılmıştır. 156. ayette  hususi olarak mü’minlere “inkar edenler, yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında “eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezlerdi, öldürülmezlerdi, diyenler gibi olmayın” denilerek Allah’ın bu kanaat (ve düşünceyi) onların kalplerine (kaybettikleri yakınları için onulmaz) bir hasret (yarası) olarak koyduğu, canı verenin de alanın da Allah olduğu gerçeği ifade edilmiştir.

Kadınların sosyal, siyasal, hukuk alanında haklarını ve ödevlerini konu alan Nisa Suresi’nin 10. ayetinde haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenlerin farkında olmadan karınlarına ateş doldurdukları ve alevlenmiş ateşe atılacakları haber verilmiştir. 47. ayette kitap ehli hıristiyan ve yahudilere hususî olarak seslenilerek: “Biz birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lanetlemeden önce (davranarak) size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimiz (kitaba) iman edin.” Çağrısı yapılmaktadır. Şirk ve inkarına rağmen kendilerini temize çıkaranlara hitaben 49. ayette Allah’ın dilediğini temize çıkaracağı ve hiç kimsenin kıl payı kadar haksızlık görmeyeceği beyan edilmiştir.

77. ayette “kendilerine, ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekatı verin, denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca, içlerinden bir grup hemen Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar da “Rabbimiz! Savaşı bize niçin farz kıldın? Bizi yakın bir süreye kadar ertelesen(daha bir süre savaşı farz kılmasan) olmaz mıydı? dediler. Onlara de ki: “Dünya metaı ve menfaati önemsizdir. Allah’tan korkanlar için ahiret daha hayırlıdır ve size kıl payı kadar haksızlık edilmez.” denilmektedir.

PERDE ve MÜHÜR

104. ayette “o (düşman) topluluğunu takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlarda sizin çektiğiniz gibi acı çekmektedir.” denilerek küfür ehli ile sonuna kadar mücadele edilmesi istenmektedir.

129. ayette (yahudi ve Hıristiyanlar) sözlerinden dönmeleri, Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri, haksız yere peygamberleri öldürmeleri ve “kalplerimiz kılıflanmıştır” demeleri sebebiyle (onları lanetledik, türlü belalar verdik, onların kalpleri kılıflı değildir) tam aksine küfürleri sebebiyle Allah o kalpler üzerine mühür vurmuştur, pek azı müstesna iman etmezler” denilerek ehl-i kıblenin ehl-i salibe karşı uyanık olmaları istenmiştir.

Üç kişinin isteği üzerine bir mucize eseri olarak gökten hazır sofra indirilmiştir. Birisi İsrailoğullarının isteği üzerine Musa a.s.’ın duası ile indirilen Maide ki, içerisinde bıldırcın eti ve kudret helvası vardı. İkincisi Zekeriya (a.s.)’ın mabedinde itikaf ve temizlik yapan Meryem (a.s.)’a indirilen hazır bohça. Üçüncüsü de İsa(a.s.)’ın havarilerinin isteği üzerine indirilen Maide ki; içinde kızartılmış balıktan oluşan dürümler vardı. İsrailoğulları mucizeyi inkar ettikleri için alçak maymunlar suretine, havariler ve zenginler de sofraya üşüştüğü için domuz şekline tebdil olunarak azaba uğratılmışlardır. Kur'an’ı Mübin’in dördüncü suresinin adı bu üçüncü sofradan gelmiştir. Kur'an’daki surelerin isimlendirilmesi peygamberimize aittir. Surenin 27. ayetinde Âdem(a.s.)’ın iki oğlunun (Habil ile Kabil’in) Allah’ın hukukuna riayet hususunda takındıkları farklı iki tavır örnek olarak sunulmuştur. Yeryüzünde işlenen bu ilk cinayet yüzünden “kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur” hükmü beyan edilmiştir.

Arap kültüründe koyun, keçi, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade eden sağmal hayvanlara En’am denir. Bu kelime aynı zamanda Kur'an’ı Kerim’in altıncı suresidir. Surenin 38. ayetinde “yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi de ancak sizin gibi topluluklardır” denilerek Allah’ın yaratma hususundaki kudretinin sonsuzluğuna işaret edilmektedir.

Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslam’a açar, kimi de saptırmak isterse göğe çıkıyormuş gibi kalbini iyice daraltır. Allah inanmayanların üstüne işte böylece murdarlık verir


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.