E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

SÜMEYYE ÇİFTÇİ

Gönlümüzden Gönlünüze;

ÜMMETİN OLDUĞUMUZ DEVLET YETER

Yüreğim parça parça efendim, yüreğim parça parça..… Bağdatlı kardeşimin kalbine isabet eden her bir kurşunla. Acıları bana kadar uzanıyor, gözyaşı da kan gibi kolayca akıyor, ölülerin üzerinden ağır-aksak geçiyor zaman, ama ben dokunamıyorum onların acılarına -hâlâ-. Kardeşim acının içinden geçiyorken ve acı kardeşimin içinden geçiyorken sadece yüreğim parça parça…. Senin huzurunda insanın dilinde hep aynı dua; “Allah’ım alıştırarak cezalandırma. Tuğlası olduğumuz binayı unutturma. Hz. Ömer’le müslüman olan; Tuğrul Bey’le, Kanuni’yle bize yaklaşan Irak’ı yeniden bizden uzaklaştırma…” Ve ellerimizin ayası, gözlerimizin ucu hep göğe bakmakta…

Biliyorum dönüp dolaşıp aynı sözleri söylüyorum. Anlata anlata ancak anlatamadıklarıma yaklaşıyorum. Biliyorum, marifet yazı yazmakta değil, Hz. İbrahim’e su taşıyan karınca kadar hiç olmazsa devâ olmakta, Münker ve Nekir’e münasip bir cevap hazırlamakta… Ve biliyorum Sen 1400 yıl önce “İman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz” demiştin “Birbirinizi sevmedikçe de gerçekten iman etmiş olmazsınız” diye eklemiştin. Dahası “Mü’min seven ve sevilen dost olan ve dost olunandır, sevmeyen ve sevilmeyende, dost olmayan ve dostluk kurulmayanda hayır yoktur” diye devam etmiştin. Sadece demekle kalmamış, bu sözün nasıl hayata geçirileceğinin en güzel örneklerini vermiştin. Sevgin canlıları aşıp cansızları bile kuşatmıştı. Uhud için; “Uhud, o bir dağ; ama o bizi sever, biz de onu severiz” demiştin. Biz dağı seven ve dağ tarafından sevildiğini fark eden bir yüreğin ümmetiyiz. “Iraklı bizi sever, biz de Iraklıyı severiz”. Konforumuzdan feragat edemesek de yazılarımızda onları tekrar ederiz.

Yüreğim parça parça efendim, ümmetin parça parça…. En çok tamam olması gereken mekanda Kubbe-i Hadra’nın  altında…. Evrensel küfür, evrensel İslam’dan böl-parçala-yık taktiğiyle intikam almakta…. Dünyanın en kıymetsiz oyuncağı bile bize uzvu olduğumuz vücudu unutturup bizi parça parça yapmakta. Gönüllerimizde Senin ışığın öylesine fersiz ki, batıdan gelen en zayıf bir esinti bile o mumun ışığını zayıflatmakta. Ey hüzünlerin peygamberi! Sen, İbrahim (a.s.) gibi şeytanları taşlamayı bize öğretmiştin. Şeytan ve dostları da şimdi; “Hicret gecesi dostunun yatağına canlı bir kurban gibi yatan dostun” diyarını son teknoloji füzelerle “taşlamakta”… Başka cephelerde de şeffaf bombalarla insanı kalbinden, kalbi Rabbinden ayırmakta…. Her yer Kerbela, Hüseyin’in torunları Hülagu’yu, Ebu Mansur’u, Yezid’i aramakta. Herkes bir kez daha anlamakta Seni sevmek Senin dostun olmaya yetmiyor, önemli olan Seni sevmeyenlere de düşman olmakta…. Senin bak dediğin yerden bakarak dostu düşmanı tanımakta. Önce elle, sonra dille, hiç olmazsa kalple kötüye engel olmakta….

Biliyorum dünyanın bir ucunda bir ehl-i dil sana selam gönderse, divan durup o selamı alırmışsın, arzın ta öbür ucunda bir yaprak özlemle kıpırdasa Sen’de kımıldarmışsın. 63 yılın her karesinde ilahî terbiyenin imbiğinden seçme güzellikler sunan insan! Sen yaşadığın ömrü kendin için yaşamadın ki ölümünden sonraki hayatın kendin için olsun. Irak’taki ve diğer esir topraklardaki yangının yüreğindeki yüreğindeki yankısını tahayyül edemiyorum.

Ne mutlu kalbine Sen düşene

Ne mutlu Sen’in kalbine düşene

Aslında onlar mı bize acısın?!

Biliyorum; dünyayı yakamaz içimizdeki ateş, âlemi sele veremez gözyaşlarımız, gecenin karanlığını alamaz içimizdeki ışık ve gündüze çeviremez. Dizlerimizde bir yokuş yorgunluğu, dilimizde şikayetler. Ve biliyorum; 14 asır önce, şimdi esir topraklara Cennet kokusu taşıyan senelerde; günahkâr bir kişiyi lanetleyen Hz. Ömer’i “Ama o Allah ve Rasulünü seviyor” sözlerinle ikaz etmiştin. Biz de Seni susuzluktan dudakları çatlamış toprağın yağmuru sevmesi gibi, ateş böceklerinin kendilerinin ateşe atlamasına engel olan kurtarıcı adamı sevmesi gibi, bir ırmağın denizi sevmesi gibi sevdik. Seni yaşayamadık, havayı solumak gibi özümseyemedik, hayat kadar önemseyemedik, mescidindeki bu hüznü sihirli bir dokunuşla gideremedik ama sevdik.

Ve seni severken öğrendik; Seni sevenin imkanı tükenmez. Sevginin gücü dağlara boyun eğdirir, küçük bir fedakârlık tüm ümmeti doyurabilir. Sevgi varsa eğer, biz değil onlar parçalanır. Senin sevgin eğer gerçekse, gönül lambamızın is tutmuş camını parlatır. Senin sevginle kurulan cümleler cevap olur kurtarır, soru olur kapıları açar.

Yüreğim tamamlandı efendim. Senin bak dediğin yerden şehrindeki o uçsuz bucaksız saf alana baktığımda, kardeşlerin uyandı bir ak sabaha… Bir et parçası değilmiş göğsümüzde bulunan, yük de değilmiş taşıdığımız, kardeşlerin arasında bir köprüymüş, lahûtî bir kapıymış, sonsuzluklara kanat çırpan bir güvercin…Gözdeki bir damla yaş, kalpteki bir burukluk dua yerine geçermiş. Yürekten çekilen “ah”lar saraylar, saltanatlar yıkarmış. Senin adını yaşatmak için seve seve ölmeye hazır olanlar, en çok seni yaşaması gerekenlermiş. Medine kılıçla, parayla değil, Kur'an’la, sevgiyle fetholunmuş. Gönüller, öz kardeşleri taşıyamayacak kadar daraldıysa da Felluce’deki insanın sancısını taşımak, onu yüreğine koymak, yaralarını sarmak, gönlünü yoğurmak, kalbimizin zekatıymış. Gerçekten gülü sevenler dikenine katlananlar değil, dikenini de sevenlermiş. Yörüngeleri farklı da olsa bütün gezegenler güneşin etrafında dönermiş. Tefrika, karanlığa alışan gözlerin ihtirasıymış.

Bir söz ki Sen yoksun, duymakta fayda yokmuş,

Gayrısını istemeyiz, istemeyi de istemeyiz.

Madem ki söz sana ait değil, akılda tutmak ne lazım.

Çünkü insanın dilinde sadece sevdiklerinin ismi olmalıymış, bildiğim az şeylerden biri.  

Şimdi bana yakışan en güzel elbise, bulunduğum yerden 180 derece dönmek ve emin olmak hatalarımın, zaaflarımın, korkak sesimin beni takip etmediğinden. Sonra da yüzümü acıya dönüp konuşmak, “Kışı zorlu geçen yılın baharı gümrah olur, gürbüz doğumları sancısı yeğin olur. İnsan olmanın, öylece kalmaya çalışmanın bedeli ağırdır. Haklı olmak, her zaman kazanacağımız anlamına gelmez. Doğru yerde durarak ayak diremek, sabretmek demektir. Çiçek koparmakla bahar ertelenmez. Her mevsim hükmünü icra eder.”

Konforunu bozmak istemeyen sol tarafım “Ne yapmalı” yerine “Elden ne gelir” anlamında “Ne yapayım” demekte. Aldırmazlık hastalığının pençesinde ömür sürmekte. İslam ahlakını yaşamadan, İslam ahkamının uygulanmayışını şikayet etmekte. Hayallerini Misak-ı Milli sınırlarına gömmekte. Medine hava durumunu, CNN Türk’te “Uzaklar” başlığı altında dinlemekte. Düştüğümüz yerden ayağa kalktığımız o günü, karlı bir Medine fotoğrafının içimizi ısıttığı gün gibi Mescid-i Nebevî’nin avlusunda çocukların kar topu oynaması gibi, uzak görmekte. Taşlaşmış olduğu için hiçbir şey hissetmeyen, küçük hesapların içinde kaybolan kalbimin bu yanını Filistinli çocuklar gibi fırlatıp atmanın zamanıdır şimdi. Bu ağırlığı eşiğinde bırakmanın, küçük ama bir olmanın zamanı. Yüreğim azalıp az oldu efendim. Ama içten içe çoğaldı yüreğim, tamamlandı efendim. Kardeşlerin anladı, çocuklarımıza üçüncü bin yılın İslam önderleri gibi emek verdiğimizde başlar fecr-i sâdıkımız. Hz. Ebubekir (ra)’ın insan sevgisi dolaşır 21. asrın damarlarında. Muhammedî merhameti arı, duru, berrak İslam’ı görmeli bize bakanlar. Bunu başardığımızda büyür -Adriyatik’ten Çin’e- avcumuzdaki harita. Müslüman kimliğiyle tutacağımız her el, alacağımız her gönül, saracağımız her yara İslam’ın istikbali için yapılmış bir yatırım, bunu fark ettiğimizde başlar miladımız. Bize Irak ama ırak olmayanların şehrine dua eder gibi baktığımızda kurtulur Bağdat’ımız. Bir tebessüm Peygamberin güzelliğinden kalma, deryalar gibi gönül genişliği bunlara sahip olduğumuzda kutlu olur bayramımız.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.