E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

Gönlümüzden Gönlünüze;

DÜNYA GÜNLERİ

Dünya misafirhanesinde hepimiz Cenâb-ı Hakk’ın misafirleriyiz. Bir ağaç gölgesinde gölgelenen, biraz sonra kalkıp yoluna devam edecek olan yolcuya benziyoruz. Beşik kapısından bu konağa ağlaya ağlaya girdik, bizi kundaklara sardılar, gün gelecek kefenlere saracaklar ve mezar kapısından çıkarak uzun uykumuza dalacağız, mahşer sabahına dek sürecek olan uykumuza.

·        Bu konağa kendi irademizle gelmedik ama, kendi irade ve tercihimizle yaşayacağız. Kimin izini süreceğiz, nasıl bir iz bırakacağız? Gül olup hayata güzellikler mi sunacağız, diken olup acılar mı? Bu, büyük ölçüde bizim seçimimize bırakılmış. Ölümlü dünyada iz sürüp iz bırakmak zorundayız. Bu iz peygamber izi de olabilir, tâğut izi de. Hayata sıhhat de kazandırabiliriz fesat da.

·        Halife Hz. Ömer şöyle buyuruyor: “Biz; Rasûlullah (S.A.V.), Hz. Ebubekir ve ben peşpeşe giden üç süvariye benzeriz. Bu süvarilerden ikisi varacağı yere vardı. Üçüncüsü de onların vardığı yere varmak istiyor. Şu halde onların izinden ayrılmamalıdır.”

·        Beşikle mezar arasında sayısız yollar var. Hangi yolun sonu selamettir, hangisinin felakettir? Hangi yol bizi menzil-i maksûda götürüp sevdiklerimize komşu eyler, hangisi can yangınlarına vardırır? İşte biz, endişe içinde yolların sonunu sorarken Kelâm-ı Kadim istikametimizi belirleyip endişemizi gideriyor: “Sonsuzluk kervanının peşine düşünüz, altın zincirin son halkasına tutununuz” (Âl-i İmran, 31).

·        Şu ilahî beyan bizi Kitap ve Sünnet’e çıkarmıştır. Kitap ve sünnet bir bakıma yol haritası, gönül ve akıl gözünün ışığıdır. Yolcular ışığı önüne almalı, haritayı elden bırakmamalıdır. Müstakim yolun işaretlerine dikkat etmelidir. Aksi takdirde “enaniyet kumsalları” daha çok adam yutabilir, nice yüksek kabiliyetler şehvet ve şöhret batağında boğulabilir.

·        Evet, ölümlü dünyada misafir olduğumuzun şuurundayız. Misafir, günün birinde, barındığı bu mekanı terk etmek zorunda olduğunun farkındadır. Bu evde emanetçiyiz. Günün birinde emaneti sahibine bırakıp çeker gideriz. Şu halde bu evin sahibi kim? Neden böyle bir konak kurmuş? Bu konakta barınmanın bedeli ne? Yolcular nereden gelip nereye gidiyorlar? Bu soruların cevabı hayatî önem arz ediyor.

·        Bizim olmayan eve neden gönül bağlayalım. Gelimli gidimli mekanda gönül bağlayacak ne var? Yolcular gideceği yeri düşünür olmalı. Kalıbımız konakta, kalbimiz sahibinde olmalı. Çalışıp çabalamak nasıl bir kanunsa, sarayın sultanı ile gönül bağını kesmemek de bir kanundur.

·        Bu gelimli gidimli sarayda bizden sonra da misafirler ağırlanacaktır. Biz ne ilk ne de son kafileyiz? Bu sebeple içinde barındığımız sarayın maddî ve manevî imkanlarını korumak, bir hukuk geliştirmek bir fazilet meselesidir. Hukuka riayet, fazilete ulaşma gayretleri hem haneye, hem sahibine, hem de gelecek nesillere saygının gereğidir.

·        Mülkünden istifade ettiğimiz, cümle varlığımızı borçlu olduğumuz Zât’ın irade ve isteklerini gönül huzuruyla kabullenmek durumundayız. Dindarlık Allah Teâla’ya borçlu olduğumuzu hissede hissede yaşamaktır. Aksine bir tutum nankörlük olacaktır. Dünya hem bir Mescid, hem bir dershânedir; hem bir imtihan salonu, hem bir düğün salonudur; hem bir güzel sanatlar galerisi, hem bir mutfak ve yatakhânedir. Dünyanın hangi yönünü zarûreten yaşıyoruz, hangi yönüne mest-ü hayranız? Hayatımızda ehem-mühim sıralaması diye bir meselemiz var mı? Dengeye riayet ediyor muyuz? Tesadüfen güzellik, rasgele başarı olmaz. Hayat, kuralına göre oynanırsa yüksek evsaflı hazlar verir.

·        “Dünya, ahiret, Allah, insan” birlikte düşünülmelidir. Dünya ahiretin tarlası, insan Allah’ın vekilidir. Allah’ın eklediğini insanlar koparmamalıdır. Aksine bir tutum, hayatı beygir gücü olarak yaşamaktır. Bu yaşayış telafisi imkansız zararlara yol açacaktır. Hayatımızı yaşarken sahih bilgiye, isabetli kararlara yaslanmak zorundayız.

·        Dünyada insanlığını ve müslümanlığını bilmekten, insanca ve müslümanca yaşamaktan daha güzel ve bereketli bir şey yoktur. Bu, dünyamızı da ahiretimizi de Cennet’e çevirmektir. Ne ki bu, dikkat ve disiplin isteyen bir iştir. Dikkat ve disipline de herkes riayet edemez. İnsanların çoğunun “hayatı doğru yaşamak” diye bir meselesi yoktur. Onlar “uydum kalabalığa” mantığıyla yaşarlar. Kalabalıkların kime uyduğunu, kimler tarafından yönlendirildiğini hiç düşünmezler. Bu gidiş “riya ve şehvet” kumsallarına çıkar ve insanlık biter. Bu insanları metafizikten soyutlanmış bir eğitim, gönül ve ruh kirlenmelerine yol açan medyanın sürüp giden melanetleri bitirmiştir. Artık onların ne gülmeleri gerçek bir gülme, ne ağlamaları gerçek bir ağlamadır. Onlar hep rol yaparlar, kendilerini/fıtratlarını yaşamazlar. Artık onlara ne kelâmî ayetler sıcak bir mesaj verir ne kevnî ayetler. Ne Kur'an seslerinden, ne kuş seslerinden bir şey anlarlar. Onlar için ne çiçeğin açışı, ne çocuğun gülüşü ne de tabutun esrarı bir mânâ ifade eder.

·        Metafizikle göbek bağını kesmiş bir hayatı yaşamak mı zor, ölmek mi emmim loo? Kendimizi idare etmesini bilmiyorsak, bizden ne hayır gelecektir loo

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.