E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

CEHENNEMİ GİDİŞAT

Bu gidişat nereye, nereye kadar devam edecek. Allahu âlem önü alınmaz, pişman olup geri dönülmez ise cehennemde son bulacağa benzer.

Müslim gayri müslim bütün toplumlarda büyük bir bozulma yaşanmaktadır. Bu bozulma hem itikâdî, hem amelî, hem de ahlâkî yönden çılgınca devam etmektedir.

Biz müslümanlar tarih boyunca imanı güçlü, salih ameller yapmakta yarışan, hep iyilik düşünen, iyilik yapan bir toplumduk.

Kötülüklere karşı çok duyarlı ve tepkili idik. Onun için kötüler, kötülük yapmaya, zalimler zulüm yapmaya cesaret edemezdi. Çünkü karşılarında toptan bir toplumu bulurlardı.

İnancımız ve bu inancımıza paralel olarak gelişen örf ve âdetlerimiz, medeniyetimiz bizlerin rasgele davranmasına, keyfe ma yeşâ hareket etmesine müsaade etmiyordu.

Müslümanlar da bu disiplinli ve fakat külfetsiz yaşantıdan, şikayet etmiyor, severek, isteyerek, beğenip benimseyerek hayatlarını idame ettiriyorlardı.

Aile, akraba, arkadaş, komşular ve bütün müslümanlar arasında karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir diyalog vardı. Birbirlerinin kıymetini bilir, asla ihanet etmez, müslüman kardeşinin namusuna, malına kendi namusu, kendi malı gibi korurdu. Yani müslüman milletler tam bir fazilet toplumu oluşturmuşlardı. Hırsızlık, gasp, adam öldürme, zina, içki ve benzeri kötülükler çok nâdirattan rastlanan işlerdendi ve bu gibi kötülükleri irtikap edenler hemen cezalandırılırlardı. Böylece toplumda kötülere ve kötülüklere asla fırsat verilmezdi.

Müslüman milletler böyle huzur içinde herkes canından malından, namusundan emin bir şekilde yaşarken gayr-i müslim toplumlar tam bir vahşet sergiliyor, gücü gücü yeteni eziyor, behimî bir hayat yaşanıyordu.

Müslüman ülkelere gelen seyyah, tacir ve devlet adamları bu ülkelerdeki asayişe, insanlar arasındaki saygı, sevgi ve yardımlaşmaya hayran olurlardı.

16. asırda İstanbul’da bulunan bir Fransız elçisi Osmanlı ülkesindeki, asayiş hakkında şöyle yazıyor:

“Nizam ve asayiş inanılmaz derecede kuvvetli idi. Geceleri şehirleri muhafaza için elinde bir sopa ve fener ile gezen tek bir kişinin dolaşması kâfi idi. Halbuki Paris’te aynı vazife bir kıta askerin başında bir kumandan ile zorlukla yapılabiliyor.”

17. asırda Osmanlı ülkesi hakkında THEVATON’da şunları yazmaktadır:

“Bir milyonluk büyük İstanbul’da dört yılda dört katil vakası görülmemiştir. Ticârî eşyalarla dolu olan muazzam kervan saraylar bir tek adam tarafından korunuyor.”

Peki bize ne oldu da o fazilet toplumundan böyle bir rezilet toplumu meydana geldi, neredeyse kötülüklerde, ahlâk dışı yaşantılarda gayri müslimlerden hiçbir farkımız kalmadı? İnsanımız çılgınca kötülüklerin içine dalıp gidiyor, haram, helâl hududlarını çiğniyor, bunları yaparken de vicdan azabı çekmiyor, ahiret endişesi duymuyor.

Bu cehennemî gidişe dur diyecek, tepki gösterecek güçlü organizeler de yok.

Toplum olarak:

“Bana değmeyen yılan bin yaşasın.”

“Neme lâzım?”

“Bu iş bana mı kaldı.”

“Başkaları ne yapıyorsa ben de onu yaparım.” gibi tepkilerle tam bir çürümüşlük, tam bir kokuşmuşluk sergiliyoruz.

Halbuki toplumu diri ve ayakta tutmak, bozulmaları önlemek, Müslüman şahsiyetini korumak için İslam dini nice önlemler almış ve esaslar vaz etmiştir.

Müslüman kötülüklere bîgane kalan değil bilakis kötülüklerle mücadele eden insandır. Müslüman, kötülerin yanında kötü, iyilerin yanında iyi olan değil, her zaman iyi olan, iyilik yapan insandır.

Ecdadımızın çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi bir müslüman:

“Müslümanın topuna da Maşallah

Gavurun topuna da Maşallah” anlayışında olamaz.

Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bizleri şöyle uyarmaktadır:

“Sizden hiç biriniz, ben insanlarla berâberim, insanlar iyilik yaparsa ben de iyilik yaparım, insanlar kötülük yaparsa ben de kötülük yaparım. diyen şahsiyetsiz kimselerden olmasın.

Aksine insanlar iyilik yaparsa siz de iyilik yapın, insanlar kötülük yaparlarsa siz haksızlık yapmamak için nefsinizi terbiye edin.”

İşte müslümanın şahsiyeti budur. Böyle olması gerekir. Böyle fertlerden meydana gelen toplumlar da ise kötüler ve kötülükler asla barınamaz.

Atalarımız ne güzel söylemiş:

“Balık baştan kokar” diye.

Elbette bu kötü gidişatın baş müsebbipleri idarecilerdir. Onlar iyilikleri teşvik etseler kötülüklerin önüne geçseler, şu içinde bulunduğumuz din dışı, ahlâk dışı yaşantılar olmazdı. Bu günkü felâketlerde yaşanmazdı. Maalesef bilhassa son yüzyılda İslam ülkelerini yönetenlerin büyük bir çoğunluğu zalim, cahil, fasık, milletten kopuk, gayri müslimlerin güdümünde, hatta bir kısmı İslam’a karşı, müslümana düşman seviyesiz kişilerdir.

Toplumda yapılan kötülükleri burada sayıp dökmeye ne gerek var. Her şey gözler önünde yapılmaktadır. Yöneticiler ise bu kötülüklere karşı tedbir almak şöyle dursun, bir kısmı bu kötülüklerin içinde bulunmaktadır.

Düşünebiliyor musunuz? Müslüman bir ülkenin millet meclisinde zina suç sayılsın mı, sayılmasın mı münakaşaları yapılıyor ve milletvekillerinden bir kısmı zinanın suç olmaktan çıkarılması hususunda çok büyük mücadele yapıyor, bir kısmı nemelazımcı, bir kısmı karşı çıkıyor ve fakat istenilen çabayı gösteremiyorlar.

Zina İslam’da çok büyük bir suç olmasına, Kur’an ve sünnette kesin olarak yasaklanmasına rağmen, Allah’ın hükmünü değiştirmeye çalışıyorlar. Bu hal Allah’a, Allah’ın dinine karşı bir karşı koyuştur, bir savaştır.

Bütün bunlar çağdaşlık adına, batı medeniyeti seviyesine yükselme adına yapılmaktadır. Bilmiyorlar ki bu gidişatları, cehennemî bir gidişattır, sonuçta dünyada da ukbada da rüsvaylık ve helâktir.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, şöyle buyurmaktadır:

“Allahım! Bir kimse ümmetimin işlerinden bir vazife alır da onlara zorluk gösterirse, sen de ona zorluk göster.

Bir kimse ümmetimin işlerinden bir vazife alır da onlara iyi muamele ederse sen de onlara yardım et.” (Müslim)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin bedduasını alan idareciler nasıl olur da huzur bulabilirler.

İdareciler kadar belki onlardan daha da büyük mes’uliyet altında olanlar ilim adamlarıdır.

Onlar Allah Teâlâ’nın emirlerini, nehiylerini eğmeden, bükmeden açık ve net olarak anlatsalar, başta idareciler olmak üzere, insanları uyarsalar, Hakkı savunmaktan asla yılmasalar, dünya makam mevki endişesi duymasalar, toplum böyle bir kötülüğün girdabında boğulmazlardı.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.