E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

Hüsn-i Hâtime-3

Elbette çocukluk dönemi böyle güzel bir hatime ile tamamlanmakla her şey bitmiş, her şey yerli yerine oturmuş, artık hayat  güllük gülistanlık, her türlü sıkıntılardan uzak bir şekilde yaşanacak demek değildir. Hayat devam ettikçe, insanın başkaları ile olan ilişkileri de devam edecektir. Dolayısıyla bu ilişkilerle beraber karşılıklı etkilenmeler de olacaktır.

İnsan çoğu kez kendisindeki birikimlerin, kabiliyetlerin ya farkında olamıyor ya farkında olduğu halde bu birikim ve kabiliyetlerinden yararlanamıyor ya da yerinde ve zamanında    kullanamıyor. Bu durumu da göz önüne alınca insanın zaman zaman bir kısım sıkıntılara, bunalımlara düçar olması, sofra başında, çeşme başında oturup da uyuklayan, sonunda aç ve susuz kalan insan misali zarar, ziyan etmesi kaçınılmaz oluyor.

Bu gerçeklerin farkına varınca insan hayatında ikinci dönem olan GENÇLİK DÖNEMİ’nin çok iyi bir şekilde tamamlanması için çaba ve gayretlere hız kesmeden devam etmek gerekmektedir. Çok tabii olarak bu dönemde de en büyük mesuliyet öncelikle anne ve babaya düşmektedir. Sonra gencin yakın çevresine, yani birinci    derecedeki akrabalarına, daha sonra da arkadaş ve okul çevresine, bilhassa hocalarına çok büyük bir mesuliyet terettüp etmektedir.

Bu dönem gençler için çeşit çeşit tehlikelerle doludur. O bakımdan ona her türlü yardım yapılmalı, hiçbir fedakarlıktan kaçınılmamalıdır.

Gençlik dönemi yavrularımızın dış etkilere çok açık bulunduğu her şeyi toz pembe gördüğü, güvercin misali  daha ziyade hislerinin, arzularının, gülüp oynamanın, hevasına göre hareket etmenin hakim olduğu aynı zamanda şahsiyetin şekillenmeye başladığı bir dönemdir.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi zikri geçen çevreler gencimizin çocukluk döneminde elde ettiği kazanımlarından da azami derecede       faydalanarak onu olgunluk çağına en iyi bir şekilde hazırlamalı, gençlik döneminin tehlikelerinden korumak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmamalıdırlar.

Şeyh Sadi der ki:

“Bir baba çocuğunun her halini düşünmezse, o çocuğu yabancılar düşünür ve baştan çıkarırlar. Çocuğunu iyi tut, onu rahat ettir. Sefil bırakma, kimsenin eline göz dikmesin.

Çocuğu iyi hocaya, dinli, diyanetli, namuslu ustaya ver. Eğer hoca, usta     dinsiz, yaramaz, kötü ise çocuğu da     kendisi gibi yapar.”

Şeyh Sadi’nin gençlere öğütlerinden bir demet de şöyle:

“Ey genç! Taat, ibadet yolunu bugün tut. Çünkü yarın ihtiyar olursun. İhtiyarlıkta ise genç gibi olunmaz.

Gönlün rahat, gücün kuvvetin yerinde,     meydan geniş, haydi şu hayat topunu evirip çevir.

Ben gençlik günlerimin kıymetini bilemedim. Şimdi anladım amma elden çıkmış bulunuyor.

Felek öyle günlerimi çaldı ki, her birisi Kadir Gecesi’nden daha kıymetli idi.

Yük altındaki yaşlı merkep ne yapabilir ki? Sen yürü, ilerle, geç git ki, yel ayaklı bir ata binmişsin.

Kırık kadehi ne kadar   dikkatle derleseler de eski sağlam hâli kadar değeri olmaz. Şu kadar var ki, bir kadeh düşüp kırılacak olsa iyi kötü onu derleyip toparlamak lazımdır.

Sana, kendini Ceyhun ırmağına at diye kim söyledi. Şayet öyle bir şey olursa,  kendini bırakma, ümitsizliğe düşme, kurtulmak için çırpınmağa bak.

Elinde temiz bir su varken onu gafletle elinden çıkarmışsın. Şimdi abdest alman lazım, su yok.

-Çare ne?

-Temiz toprakla teyemmüm etmektir.

Koşu yarışına girdin, koşuda birincilik kazanmasan da, düşe kalka da olsa yürümeye, koşuya devam et.

Yel ayaklılar uçup gitseler de, elsiz ayaksız gibi oturup kalma.”

Çocukluk döneminde sorulu cevaplı olarak öğretilen itikadî, amelî ve ahlâkî dini bilgiler gençlik döneminde artık      kitaplardan, ilmi sohbetlerden öğretilmeye özen gösterilmelidir.

Gençlik dönemi, itikat, amel ve ahlâkın bir bütün olarak yaşandığı, inancın dışa vurduğu, yaşantımıza yansıdığı bir dönemdir. O bakımdan gençlik döneminde gençlerimizin doğru davranmaları, bir müslümana yakışır vaziyette hareket etmelerini sağlayacak iyi bir eğitim verilmelidir.

Bu dönemde itikadî, amelî ve ahlâkî zarurî bilgiler mutlaka tamamlanmalıdır. Bilhassa itikadî yönden hiçbir bilgi eksikliği bırakılmamalıdır.

Çünkü bu dönemde pek çok din dışı ahlâk dışı, ideolojik saçma sapan fikirlerin yayılmaya çalışıldığı, gençleri dinden uzaklaştırma çabalarının bulunduğu bir dönemdir. Bir kısım Bektaşî yakıştırmaları ile özellikle okumakta olan   gençlerimiz üzerinde etkili olmaya çalışmaktadırlar. Böyle bir dönemde dinini bilmeyen, dininin temel esaslarından habersiz olan kişilerin daha kolay yanıltılması, daha kolay kandırılması mümkün olmaktadır. En azından içine bazı şüpheler düşürülmektedir.

Ümmî olanlar ise bu konuda dinini bilmeyen okumuşlardan çok daha şanslıdır. Çünkü o, inandığı İslam gerçeğinden hiçbir taviz vermez. İnandığını inandığı şekilde kabul eder ve inandığı şekilde amel eder.

Dikkat edilirse sapık fikirler, din dışı davranışlar ümmî gençlerimiz arasında değil okumuş cahillerin yani dinini bilmeyen ya da yeterli bilmeyen   gençlerimiz arasında yayılmaktadır.

Şu kısa izahtan maksadım şudur ki çocuklarını okutan, yüksek tahsil yaptıran anne ve babalar çok daha dikkatli olmalıdırlar. Gerek çocukluk çağında ve gerekse gençlik çağında yavrularına yeterli ve sağlam dini bilgileri öğretmemişlerse bunun vebali çok büyüktür. Bu durumda olan anne ve babalar hiç vakit geçirmeden çocuklarının bu mevzudaki eksikliklerini gidermek için hızlı bir eğitim yapmak durumundadırlar.

Ancak bu bilgiler verilirken sindirerek, benimseterek, kabullenerek, önemseterek verilmelidir.

İşte o zaman karşısına çıkacak zıt fikirlere, din dışı, ahlâk dışı cereyanlara karşı hem dinini, hem de kendini bilinçli bir şekilde savunacak, belki de bir çok kişinin kurtuluşuna vesile olacaktır.

İtikadî, ameli ve ahlâki     bilgilerle donanmış bir genç, inancının gereği olan amelleri yapar, o güzel İslam ahlâkını bütün güzelliğiyle üzerinde taşıyınca artık böyle bir genç her türlü teçhizatı ile donanmış bir süvari, Allah yolunda eyerlenmiş bir küheylan olarak  cihada hazır beklemektedir.

Gerek çocukluk ve gerekse gençlik döneminde marifetullah yani Allah Teâlâ’yı bilme ve tanıma, ahirete ve ahirette vukû bulacak hadiselere iman hususunda çok kuvvetli bir imana sahip olmak gerekir. Çünkü imanın bu iki rüknü İslam inancının temel rüknüdür. Bu iki husustaki zâfiyet iman binasını kökünden sarsar. Dikkat edilirse canımız, efendimiz Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir çok hadis-i şeriflerinde, bir çok hitaplarında:

“Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız.” diye söze başlamaktadır.

Düşünün bir kere: Allah Teâlâ’nın varlık ve birliğine iman eden, her şeyi yoktan var eden, her şeye gücü yeten, her şeyin rızkını veren, eşi benzeri olmayan, ezelî, ebedî hülasa Allah Teâlâ’yı  bütün esma ve sıfatları ile tanıyan sonra da Yüce Yaratıcı’nın karşısında eğilip teslim olan bir insandan kötülük sadır olabilir mi? Elbette hayır.

Sonra:

“Nerede olursanız olunuz Allah sizinle beraberdir.”

“Biz insana şah damarından daha yakınız.” ayet-i kerimelerini okuyan bir mü’min Rabbinin huzurunda, O görüp dururken, O’nun haram kıldığı, şiddetle yasakladığı kötü bir fiili, irtikap edebilir mi? Elbette hayır.

Ahirete iman eden, ahiretteki hesaplaşmaya inanan, mizan, hesap, sırat, cennet ve cehennemin varlığına iman eden bir insanın haramlara dalması, Allah Teâlâ’nın yasak ettiği    fiilleri irtikap etmesi düşünülebilir mi? Elbette hayır.

Durum böyle olunca bilhassa bu iki dönemde yani çocukluk ve gençlik döneminde    gençlerimizin itikadını çok kuvvetlendirmeli, muhkem bir kale hâline getirmeliyiz.

Elbette iman bir müslüman için her dönemde mühimdir. İmanımızı son nefesimize kadar muhafaza etmek ve son    nefesimizde de o mübarek kelime: “Lâilahe İllallah Muhammedürrasûlullah” kelime-i tevhidini söyleyerek can vermek gerekir. Hülasa:

Müslüman olarak yaşamak,

Müslüman olarak ölmek,

Müslüman olarak dirilmek

gerekir. Onun için müslüman, hayatının bütün safhalarını ve sahalarını    İslamlaştırmakla mükelleftir.

Gençlik döneminde ve sonraki dönemlerde amelî yönden NAMAZ’a çok önem   vermeliyiz. Elbette bütün ibadetler önemlidir. Ancak namaz bütün ibadetlerin en büyüğüdür. Hatta cihattan da büyüktür. Namaz mü’minin şiarıdır. Nasıl ki bir insanın lisanen “Lâilahe illallah Muhammedür rasûlullah”  demesi onun imanına delil ise ona müslümandır diye hükmedilirse, bir kimseyi namaz kılarken görmek de onun müslüman olduğuna dair yeterli delildir.

O bakımdan çocuklarımıza, gençlerimize namazın ehemmiyeti çok iyi bir şekilde anlatılmalıdır. Namazsız bir müslümanın salih bir müslüman, iyi bir müslüman        olamayacağı çok iyi bir şekilde izah edilmeli, benimsetilmeli, sevdirilmelidir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.