E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AYHAN BİLGEN*

KAPAK;

Savaşın Bedeli

Barışında Bir Bedeli Vardır Ama Savaşın Bedeli Çok Daha Ağırdır

Barış sadece sıcak çatışmaların durdurulması (ateşkes) hali değildir. Kalıcı ve kabul edilebilir bir barış halinin dünya ölçeğinde tesis edilebilmesi ise elbette kolay olmayacaktır. Böyle bir ortamın sağlanabilmesi için de gösterilmesi gereken bir çaba, ödenmesi gereken bir bedel vardır. Bu yazının asıl konusu olmadığından barışın ne anlama geldiği, nasıl gerçekleştirilebileceği, uğrunda nasıl bir bedel ödenmesi gerektiğini ele almayacağız.

 

Savaş ve Çatışmaları Besleyen Sebepler

Öncelikle ifade etmeliyiz ki gerek geçtiğimiz yüzyıla damgasını vuran 2. Dünya Savaşı gerekse günümüze kadar uzanan bölgesel işgal ve çatışmalar egemen bir dünya görüşü ve ideolojilerin eseridir. Sınırsız bir kazanma ve tüketme kültürünün beslediği dünyayı ele geçirme, kontrol etme politikaları savaşları bir sonuç olarak ortaya çıkarmıştır. Savaş ve çatışmaların devam etmesinden medet uman başta silah olmak üzere bazı sektörler  devlet politikaları üzerinde besleyici bir role sahip bulunmaktadır. Toplumların değil lobilerin çıkarlarının belirleyici olması temsili demokrasinin önemli handikaplarından biridir. Vietnam, Afganistan ya da Irak’a müdahale etmek Amerikan halkının çıkarları için mi yoksa ülkeyi kontrol eden çevrelerin çıkarları için mi gerçekleşmiştir?

Başta enerji olmak üzere kaynakları paylaşma amacı ile Ortadoğu ve Kafkasya ‘ya gösterilen ilgi bu coğrafyanın bazen işgal bazen de bölgesel çatışmalara mahkum edilmesi üzerinde düşünülmeye değer bir durumdur.

 

En Ağır Bedeli Başta Kadın ve Çocuklar Olmak Üzere Siviller Ödüyor

Savaşlar genellikle erkeklerin daha aktif rol oynadığı ama kurbanı  kadın ve çocuklardan oluşan bir oyun haline gelmiştir. Savaşan tarafların kullandığı profesyonel silahlar masum sivilleri hedef kılmıştır.

Bunu önlemek için geliştirilen uluslararası hukuk ve ulusalüstü mekanizmalar da yeterince etkin olmamaktadır. Savaş halinde bile korunması gereken temel haklar olduğuna vurgu yapan “insancıl hukuk” sivillerin, hastanelerin, sağlık ve eğitim kurumlarının vurulmamasını söyler ama gerçekte yaşananın böyle olmadığını sadece Irak, Filistin, Çeçenistan örneklerinde bile kolayca görebiliriz. İşkencenin savaşta düşmana bile yapılamayacağı ifade edilirken Irak cezaevlerinde yaşanan vahşet, Guantanamo’da esirlerin uğradığı hukuksuzluk dünyanın gözleri önünde gerçekleşmektedir.

1980’li yıllarda şekillenen “insancıl hukuk”un  temel kriterlerinin İslam hukukçuları tarafından 1400 yıl öncesinde ortaya konulmuş olması ayrıca dikkate değer bir durumdur.

 

Savaşlar ve Din

Dünyanın yaşanmaz hale getirilmesinde “din” nerede durmaktadır? Bu günahın ne derece ortağıdır? Yoksa panzehiri olabilir mi?

Medeniyetler çatışması tezinde dine biçilen rol 11 Eylül bahanesi ile uygulamaya taşınmak istenmektedir. Tekbir sesleri eşliğinde kafası kesilen rehinelerin görüntüleri, dünya kamuoyunda “din budur” yaklaşımını bilinç altına yerleştirmektedir.

BOP merkezli yaklaşımlarda dine biçilen rol ise dini ılımlılaştırma, ehlileştirme çerçevesinde seyretmektedir.

Dinin, sömürü ve işgale direnişin bayrağı olmaktan çıkarılacağı bir operasyona tabi tutulması ihtiyacı zaman zaman din adına(!)  konuşan çevrelerce de yüksek sesle dile getirilmektedir.

 

İyi Terörist ve Devlet Terörü

Başta yaşama hakkı olmak üzere insanların haklarını koruması beklenen devletlerin doğrudan ihlalci konumuna girmesi yeni bir durum değildir. Örgütler eli ile yürütülen muhalif şiddeti kınayan ama devlet eliyle yürütülen terörü kutsallaştıran yaklaşımlara sıkça rastlamaktayız. Bu konudaki çifte standardı en kolay görebileceğimiz hadiselerden birisi terör örgütleri listesidir. Ortadoğu’da istenmeyen rejimlere karşı mücadele eden “halkın mücahitleri” gibi örgütleri kınamakta tereddüt gösteren hatta zaman zaman destekleyen devletler bu defa iyi terör, kötü terör ayrımı yapmaya çalışmaktadır. Kirli savaşlarını bazı örgütler eliyle yürütmek isteyen devletler, doğrudan savaş kararını verene kadar birilerine ihale edilmiş bombalama eylemlerini tercih etmektedirler. Daha az maliyeti olan bu modern savaş tekniği gittikçe yaygınlaştırılmaktadır. Başta savaşın bedelini en ağır ödeyen Ortadoğu halkları olmak üzere kamuoyu vicdanının bu gerçeği görerek terör ve işgalin her türlüsüne karşı tepki göstermeyi bilmesi gerekmektedir. Direnme hakkının üzerine oturması gereken ahlakî kriterler barbarların savaş makinası haline gelen mekanizmalarından elbette farklı olacaktır. Amaca ulaşmak için savaş dahil her türlü aracı meşru gören anlayışlarla mücadele etmenin yolu önce onların kurguladığı senaryolara dublör olmamaktan geçmektedir. Barış gibi yüce değerler ancak yine meşru araçlarla savunulabilir.

 

* Mazlumder Genel Başkanı

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.