E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

EMİN ALPER, SÜLEYMAN KONAK

HABER YORUM;

BİR ANEKTOD..

Bosna’nın Bilge Kralı Aliya İzzetbegoviç vefat edeli bir yıl oldu. Gazeteci Ramazan Aydın’ın anlattığı bir anekdotla Aliya’yı bir kez daha analım istedik.

Savaş sonrası Türkiye ziyaretinde, yemekli bir sohbet toplantısında Aliya anlatıyor:

“Savaşın en şiddetli olduğu dönemde, Avrupa ve ABD öncülüğünde savaşan taraflara oldukça şiddetli bir şekilde silah ambargosu uygulanıyordu. Eski Yugoslav ordusunun tüm silahlarına sahip olan Sırp ve Hırvatlara zarar vermeyen bu ambargo, sadece elinde ancak çok hafif silahlar bulunan Boşnaklara uygulanıyor gibiydi. Uluslararası ambargo, her türlü savaş araç gerecinin bölgeye girişini engelliyordu ama paranın ve elektronik ortamdaki silah teknolojilerinin giriş çıkışlarını denetim altına alamıyordu. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın işareti ile harekete geçen birkaç kişi Almanya’daki Milli Görüş Teşkilatı aracılığı ile bize para yardımı yapıyor, gereken teknolojinin transfer edilmesini sağlıyorlardı. Biz bu teknoloji ve parayla, ülkemizdeki birkaç ağır makine fabrikasını hafif ve orta ağır silah ve mühimmat üretecek tesisler haline getirdik.Çok kısa zaman içinde son derece etkili ve kaliteli silah üretmeye başlamıştık. Çünkü zaten bu işi yapabilecek yetişmiş kalifiye kadrolarımız vardı.Sadece paramız ve teknolojimiz eksikti. Eğer bize bu yardım o zaman yapılmamış olsaydı, BM ve NATO harekete geçinceye kadar biz tüm gücümüzü yitirecek ve Sırplara boyun eğmek zorunda bırakılacaktık. Bize kendi silahlarımızı üretme imkanını sağlayan tüm arkadaşlarımıza sonsuz şükranlarımı ifade ediyorum.”

 

FİLİSTİN’ DE KATLİAM

 

İsrail ordusunun Ekim ayı ile birlikte başlattığı Batı Şeria ve Gazze Şeridindeki kanlı operasyonlarda 100’ün üzerinde Filistinli müslüman şehit edildi. Yüzlercesi yaralandı. Onlarca ev yerle bir edildi. Tüm alt yapı tahrip edildi. Filistin Ramazan’a bu şartlarda girerken, İslam ülkelerine karşı aslan kesilen, BM İsrail’e çağrıda bulunmakla yetindi. Türkiye dahil müslüman ülkeler Filistinlilerin feryatlarına kulaklarını tıkadılar. Dünya gündeminde bu gelişmeler artık rutin sayılıyor. Medya için haber değeri taşımıyor ama kardeşlik hukuku gereği bizim en azından kalbî desteğimizi ve buğzumuzu taşımamız gerekiyor.

 

SAVAŞ GERÇEĞİ

 

Irak’a gönderildikten 1 ay sonra ölen mühendis asker olan oğlu Oliver’in cesedini gören ABD’li anne yere yığılarak ölmüş. Bush yönetiminin ABD’li asker cesetlerinin gazete ve televizyonlarda görüntülerinin yayınlanmasını yasaklama nedenini de anlamış olduk. Basında bu haber “ABD halkının savaşın  gerçekleri ile karşı karşıya geldiği” şeklinde yansıdı. Demek ki ölen onbinlerce Iraklı bu gerçeğin anlaşılması için yeterli değilmiş. O halde Iraklılara düşen ABD halkına “savaş gerçeğini” onların anladığı dilden anlatmasıdır.

 

ÇEVREYİ RAHATSIZ ETMEYELİM

 

Diyanet İşleri Başkanlığı kamuoyuna AB’nin hatırı için çıkarıldığı izlenimi veren bir ezan genelgesi yayınladı. Genelge ile cami içerisinde yapılan “vaaz benzeri” etkinliklerin cami dışına hoparlörle verilmesi yasaklanıyor. Galiba amaç “çevrenin” bu tür etkinliklerle rahatsız edilmemelerinin sağlanması.

Ayrıca ölüm nedeniyle verilecek salaların ilgili mahalle camisinden başka camilerde okunması da yasaklanıyor. Böylece salavatlarla “çevrenin” gereksiz yere rahatsız edilmesinin önüne geçiliyor. İnsanın aklına acaba bu “çevre” AB mi? sorusu geliyor.

Bir başka madde de ise cemaatin az olduğu vakitlerde ve camilerde ses cihazlarının kullanılması yasaklanıyor. Aslında cemaatin az olduğu durumlarda camilerin hiç açılmaması tasarruf tedbiri olarak da önerilebilirdi. Artık bu herhalde bir sonraki genelgenin konusudur.

En komik madde ise “çevreye” ezan sesinin, yakın komşular rahatsız edilmeden duyurulması. Görevlilerimiz en çok bu maddeyi uygularken zorlanacaklar galiba.

Sayın Emin Çölaşan bu genelgeyi alkışlıyor ve bir öneride bulunuyor: “Sabah ezanı hoparlörden okunmasın.” Gerekçesi de gayet makul. İnsanlar rahatsız oluyor ve dinlerinden soğuyorlarmış.

Sabah namazını sürekli kılan insanların büyük bir çoğunluğunun bile ezan sesiyle uyanamadıkları için saat benzeri cihazlardan yararlandıkları bilinirken, camiye ancak cesetleri getirilebilen bir takım kimselerin sabah ezanıyla zorla uyandırılarak rahatsız edilmeleri ve bu nedenle de dinlerinden soğumaları oldukça üzücü bir durum. Diyanetin yeni bir genelge ile bu dindaşlarımızın feryatlarına çözüm bulması gerektiğini düşünüyoruz.

 

AB’YE GİRİYOR MUYUZ?

 

ATO Başkanı Sinan Aygün AB müzakere raporunu değerlendirirken, 200 yıllık hayal gerçekleşiyor diyen çevrelere şöyle sesleniyor: “Türkiye’nin değil Avrupa’nın 200 yıllık hayali gerçekleşiyor. Bu paranoya değil tarih okuyun. 100 yılda geldiler topraklarımızı parçaladılar, 30 tane ülke ortaya çıkardılar, ikinci yüzyılda ise hedefleri yine aynı: Bizi yine parçalamak ve birkaç vilayete hapsetmek istiyorlar.”

Müzakere sürecinin iki ucunun da açık olduğunu, tüm şartlar yerine getirilse bile Türk vatandaşlarına serbest dolaşım hakkının verilmemesine dikkat çeken Aygün, tek ülke bile hayır dese AB’ye giremeyeceğimizi dolayısıyla Kıbrıslı Rumlar dahil tüm ülkelerin ayrı ayrı tüm şartlarını yerine getirmek zorunda olduğumuza da belirtiyor.

Aygün ayrıca AB’ye üyelik halinde sadece misyonerlerin daha rahat hareket edeceklerini ifade ediyor ve Fransa örneğini göstererek müslümanların serbestçe ibadet edebilme beklentilerinin de gerçekçi olmadığını öne sürüyor.

Raporun resmen Türkiye’yi Türk, Kürt ve alevi olarak üçe böldüğünü söyleyen Aygün: “Gümrük Birliğine girdiğimizde de aynı şekilde bayraklar asıldı, havai fişek gösterileri düzenlendi, marşlar okundu. Aradan 10 yıl geçti. Şimdi anlaşılan bir 20 yıl daha geçecek ve bu süreç şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye’nin aleyhine işleyecek. Halkımıza bunların anlatılması gerekiyor.”dedi.

ATO Başkanı Sinan Aygün’ün açıklamalarına biz de katılıyor ve uyarılarına dikkat çekiyoruz.Eğer müzakere süreci başlatılırsa bunun ayı ile aynı çuvalda yıllarca didişmeye devam edeceğimiz anlamına geldiğini düşünüyoruz.

 

İKÖ-AB ZİRVESİ

 

İstanbul’da yapılması planlanan ve yetkililerimizin dünya barışına çok büyük katkı sağlayacağını düşündükleri zirve toplantısı AB Dönem Başkanlığının devreye girmesi ile iptal edildi. Türkiye bu forumun “esasa yönelik olmayan bir nedenle” engellenmesinden üzüntü duyduğunu bildirdi.

Bilindiği gibi bu neden, İKÖ üyesi ülkelerin KKTC’yi Annan Planındaki gibi “Kıbrıs Türk Devleti” adıyla benimsemesi, AB ülkelerinin ise kabul edilmesi için çaba gösterdikleri hatta dayatmada bulundukları bu isimle KKTC’nin gözlemci olarak foruma katılacak olmasına razı olmaması.

 

FRANSA’DA BAŞÖRTÜ SORUNU

 

Sayın Başbakanımızın, bu konuda model olarak alabiliriz dediği Fransa’da 2 kız öğrenci daha başlarını açmamakta ısrar ettikleri gerekçesi ile okuldan atıldılar. Fransa Milli Eğitim Bakanlığı, şimdiye kadar en az 6 öğrencinin bu nedenle okullardan atıldığını, halen ülkede 70 kadar kız öğrencinin yasağa direndiğini açıklamış. Bildiğimiz gibi Fransa AB üyesi bir ülke. Türkiye’deki başörtüsü sorununun AB’ye girer girmez hallolacağını düşünenlere hatırlatalım dedik.

 

BİR İDDİA

“Kasım ayı İran’ın nükleer programını yok etmek için

dönüşü olmayan nokta olacak.”

İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı Giora Eiland

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.